Samuray nedir

Savaş, Japon kültüründe önemli bir yer işgal eder. Ülkenin önemli klanları birbirleriyle pek çok kez karşı karşıya gelmiştir. Japon topraklarının sadece %20’si tarıma elverişli oluşu, toprak kavgasını doğuruyordu. Toprak savaşları da hem tinsel, hem de fiziksel gelişim ve mücadele yöntemlerini doğurdu. Samuraylar da bu olgular içinde ortaya çıktı. M.Ö. 660'da Ölümsüz Savaşçı adıyla bilinen Jimmu Tenno, bir kabilenin başına geçti. Tenno ve kabilesi Yamato bölgesine yerleştiler. Yamato klanı Asya’ya çeşitli seferler düzenledi. Kore ve Çin’in kültürel zenginliklerinden, teknolojilerinden ve savaş sanatlarından etkilendiler. İmparator Keiko, tarihte "Shogun" ünvanını taşıyan ilk kişi oldu. Bir nevi generallik rütbesi gibi de anlaşılabilecek Shogun ünvanı, Keiko’nun savaş sanatlarında geldiği üst noktayı da belirliyordu. Onun oğlu Prens Yamato da savaş sanatları konusunda çok yetenekliydi. Korkusuz, güçlü, gözüpek bir genç olarak tanındı ve Samuraylık anlayışında bir örnek teşkil etti.
Samuraylar "bushido" anlayışını temel alıyordu. Bushido, "Savaşçının Yolu" anl***** geliyordu. Bushido felsefesinde korkunun yeri yoktur. Samuray, ölüm korkusunu yenmiş kişidir. Bu, dinginlik kazandırır ve efendiye sadakat sağlardı.
9-12 yüzyılları arasında samuraylar bir sınıf haline geldi. İki adla anılırlardı: Samuray (şövalye), Buşi (savaşçılar). Bu insanların bir kısmı yönetici sınıflara bağlıydılar. Bir kısmı ise para karşılığı savaşabilirdi. Samuraylar, feodal derebeylerine (Daimyo) bütünüyle bağlıydılar. Hizmetlerinin karşılığında mevki ve arazi alırlardı. Daimyo’lar, Samurayları daha fazla arazi kazanmak ve gücünü arttırmak için kullanırlardı.
Samuraylar, at üstünde, yaya, silahlı, silahsız dövüş konusunda eğitilmişlerdi. Ok da kullanırlardı. Ancak, 13. yüzyılda Moğol savaşları yaşandıktan sonra, Samurayların kılıç kullanımı ağırlık kazandı. Hatta mızrak ve naginata denen ucu kılıç şekilli mızraklar kullanmaya başladılar.

Samurayların iki kılıcı olurdu. Uzun kılıç daito-katana, kısa kılıç shoto-wakizashi’ydi. Samuraylar çoğunlukla kılıçlarına isim (mei) verirler ve onların ruhuna inanırlardı. Çift kılıç taşıma ve kullanmaya daisho denirdi.
1605 yılında Japonya’nın gelmiş geçmiş en ünlü samurayı Miyamoto Musashi, savaşçı yetiştirmek için bir okul açtı. 30 yaşına gelmeden 60’ın üzerinde kılıç dövüşünden galip çıkmayı başaran bu usta, yıllarca kendi okulunda dersler verdi. 1615 yılında bir başka tanınmış Samuray, Tokugawa Ieyasu, samuraylık hakkında bir kitap yazdı ve Samurayların barış zamanı yaşam biçimleri konusunda çeşitli bilgiler verdi.
Samuray geleneği,1876 yılında İmparator Meiji tarafından ortadan kaldırıldı. Kılıç taşıma kanunlarını değiştiren Meiji, Samuraylığı tarihe karıştırdı. Ancak ve ancak imparatorluk ordusunda bazı rütbeli subaylar tören amaçlı kılıçlar taşırdı. 20 yüzyılda kılıç tekrar serbestleşti ancak askeri kullanım dışında sportif gelişim için kullanılmayha başlandı. 2. Dünya savaşından da hatırlayacağınız gibi tüm rütbeliler, hatta kamikaze pilotları özellikle de kılıçlıydı. Bushi öğretisinde, hece olarak geçen shi ibaresinin aynı zamanda ölüm demek olduğunu hatırlatalım. Yani, bir nevi bushidoka ölüm korkusunu yenmiş kişidir.
Bu dönem öncesinde efendisiz kalan samuraylar, yani roninler zamanla ya isyan ederek öldürüldü ya da kılıçlarıyla seppuku/harakiri yaparak intihar ettiler.
Kaynak Minikjaponya
 
Katana
180px-Katana-Dresden.jpg

16. veya 17. yüzyılda katana ve saya.

Katana (刀), ya da (taçinin kullanımını takiben) 1400'lerden sonraki ismiyle (大刀 dayito), tek-yönlü, uzun Japon kılıcıdır. Çoğu Japon, katana kelimesini genel anlamda kılıcın karşılığı olarak kullanmaktadır.
Japon samurayı tarafından kullanılan; geleneksel, tek-yönlü, kıvrık kılıç çeşididir. Vakizaşi veya şoto ile ya da tanto ile eş olarak bilinen katana, buşi sınıfı savaşçılar olan buke'ler tarafından kullanılırdı. İki silah beraber olduğunda büyük-küçük anl***** gelen dayişo olarak adlandırılırdı ve samurayların kişisel onur ve sosyal gücünü temsil ederdi. Uzun kılıç açık alanda yapılan dövüşlerde kullanılırken kısa kılıç yan silah olarak taşınır ve saplama amacıyla ya da yakın dövüşlerde (ör: içeride) ve sepuku için kullanılırdı.

Kın (鞘 saya) ve el siperi (鍔 suba ) , özellikle edo döneminin son yıllarında özel olarak tasarlanan sanat eserleriydi ve karmaşık bir dizayna sahipti.
Asıl olarak kesmek için kullanılmasına rağmen hafif eğriliği sayesinde etkili bir saplama silahı olarak da kullanılabiliyordu. Çift elle tutulacak şekilde tasarlanmış olsa da bazı eski Japon dövüş teknikleri en azından bir ya da iki tek-el tekniği içermekteydi.

Japon toplumunda kılıç

Kılıcın, samurayın ruhu olduğu düşünülürdü. Diğer silahlar zamanla popülerliğini yitirirken kılıç sabit olarak kalmıştır. Japonlar kılıca olağanüstü değer vermekteydiler. Bir çok Japon tarihçisine göre Edo döneminde sadece samurayların kılıç taşımasına izin verilirdi. Öyle ki, kılıç taşımak bile bir köylüyü öldürmek için yeterli bir sebep teşkil ediyordu. Paraya ihtiyacı olan Roninlerin (efendisiz kalmış samurayların) kılıçlarını satmaları Japon toplumundaki onursuz durumlarını daha da kötü hale getirirdi. Bunu yapanlar samurayın gözünde "ruhsuz" olurdu.

Eski Japon kültürünün çoğu kılıçlar etrafında dönüyordu. Özenle belirlenen kılıç taşıma, temizleme, muhafaza etme, keskinleştirme (ya da keskinleştirmeme) ve tutma metodları dönemden döneme gelişmiştir.

Örneğin; bir başkasının evine giren bir samuray, diz çöktüğünde kılıcını nasıl yerleştirmesi gerektiğini bilmelidir. Kılıcı kolay çekebilecek şekilde yerleştirmek şüphe ya da saldırı hissi uyandırabilir; bu sebeple, kılıcın sağda ya da solda olması ve uzağa ya da bir kişiye doğru tutulmuş olması etik açıdan önemli bir noktadır. Ev sahibinin uzun kılıcı, katana-kake adı verilen bir rafta vakizaşinin üzerine yukarı doğru bükülmüş şekilde konur; omote (suka ya da kabzanın solu göstermesi) geleneklere göre bir uyarıdır. Diğer taraftan, taçi, kuşanıldığı gibi bir duruşa sahiptir, suka tabandaki bir oluğa yerleştirilmiştir ve yukarıyı göstermekte olan saya, keskin kısım aşağıda olacak şekilde bir girintiye yerleştirilmiştir.

Buna rağmen, çoğu samuray kılıcını öncelikli silah olarak kullanmaz; önce yay, sonra mızrak, ve en son olarak da kılıç kullanılır. Kılıç çekmek, son hadde gelindiğinde ruhun serbestçe alev almasına izin vermek gibidir. Teslim olmaktan başka çare kalmayana dek savaşmak olarak açıklanan "Ken ore, ya mo suki" (tam çevirisi : kılıcı kırılmış ve oku da yok) bir deyim olarak kullanılmıştır.

Japon kılıcının tarihçesi

20. yy. öncesi

6.yy'da efsanevi imparator Jimmu, Japonya'nın büyük bir kesimini fethetti. Bu dönemde Japonlar kılıç yapma sanatını Çinli demircilerden öğrendiler. Eski kılıçlar Çin tarzında, düz, tek ya da çift taraflı idi. Bilinen en eski kenjutsuKofun dönemine tekabul eder (3.yy ve 4.yy). Kaşima no Taçi (鹿島の太刀) adı verilen stil, Kaşima Tapınağı'nda ortaya çıkmıştır. Hiyan (8.-11. yy) döneminde Aynu bölgesinde, Rusya ve Japonya'nın kuzeyde yer alan Hokaydo bölgesinden alınmış tekniklerle kılıç yapımının geliştiği görülür. Aynuvarabati-tu (蕨手刀)- varabati

Efsaneye göre Japon kılıcı, Amakuni isimli demirci tarafından katlı çelik işlemiyle icat edilmiştir. Değişim sürecinde kat*****n tek yüzlü olması ve biçme için daha uygun hale gelmesi, bu dönemde ortaya çıkan kenjutsu stillerine de yansımıştır.

12. yy.da uzun bir çöküş döneminden sonra iç savaş patlak verdi. Beş asır boyunca Japonya kendi karanlık çağlarına damgasını vuran şiddetli savaşlar yaşadı. Onin Savaşı, Japon zırhında devrim yarattı.

Muromaçi döneminde kanlı savaşlar artık gelenek halini almıştı ama tembel şogun generallerinin kültür ve sanata değer vermesi adaların barbarlığa düşmesini engelledi. Bu dönemde bir çok iyi kılıç imal edildi. Kılıçlara olan yoğun ihtiyaç demircilerin imalat tekniklerini değiştirmelerine sebep oldu. Bunun yanında, savaşmanın getirdiği barbarlık kılıç imalatının altın dönemi olarak da bilinen Kamakura döneminin hayli sanatsal tekniklerinin terk edilmesine, işlevsel ve tek kullanımlık silahlara yönelime sebep oldu. Muromaçi döneminde, Ming hanedanına yasal ticaret yoluyla en az 200.000 katana ihraç edildi. Bunun (sonuçta başarısız olan) nedeni, Japon silah üretiminin tamamını piyasadan toplamak ve korsanların silahlanmasını zorlaştırmaktı. Zaman geçtikçe, yukarıdaki sebepler ve ateşli silahların savaş meydanında sonuca ulaştıran güç olarak ortaya çıkması sonucunda kılıç ustalığı unutulmaya yüz tuttu.

Ünlü Moğol İşgali (元寇, Genko), Japon kılıcının gelişimi için dönüm noktası olmuştur. Kokan Nagayama; "Japon savaşçıları daha önce, deri zırhlar giyen ve böylesine kuvvetli bir kılıç – kendi kılıçlarından bariz üstün – kuşanmış, eşsiz bir savaş tekniğine sahip bir düşman ile karşılaşmamışlardı. Kimi Japon demirciler, ‘sırt kısmına doğru geniş hatlara sahip olan kılıçlar daha heybetli görünür fakat kırılmaya meyillidir’ düşüncesine istinaden daha ince ve daha basit hatlara sahip kılıçları benimsemeye başlamışlardır” demektedir[1]. Ne yazık ki Nagayama yararlandığı Japon tarihi kaynaklarında Moğol kılıcının, Japon kılıcına üstünlüklerinden bahsetmemiştir. Diğer Japon alimleri, bu dönemdeki bazı Japon demircilerin Moğol tehtidine karşı daha kalın sırtlı kılıçlar imal etmeye başladıklarının altını çizmişlerdir.

Barış dönemi

Barış zamanlarında demirciler daha rafine ve artistik kılıç tasarımlarına eğilim gösterecek zamanı bulmuşlardır. Monoyoma döneminin başlarında yüksek kaliteli tasarımlar görülmüştür. Önceki savaş döneminde eski demircilerin teknikleri kaybolunca bu kılıçlara; yeni kılıç manasına gelen şinto, daha eski kılıçlara da bariz bir şekilde koto (eski kılıçlar) adı verilmiştir. İ.Ö. 987 civarında kıvrık kılıçlardan sonra ortaya çıkan kılıçlara da jokoto denilmiştir. Edo döneminde, samuray sınıfının bürokrat ve polis sınıfına dönüşmesi gibi bir çok sebepten dolayı tekrar kaliteden vazgeçilmiş ve silahlar için güzel işlemeler ve dekorasyonlar gibi ilgili diğer sanat dalları zaman zaman gelişim göstermiştir. Horimono olarak bilinen bu basit ve zevkli süslemelerin eklenmesi esas olarak dini sebeplere dayanmaktadır. Bir çok şinto kılıcında bulunan daha karmaşık işin, artık güzellik taşımadığı ve özellik arzetmediği düşünülür.

İzolasyonist Tokugava Şogunluğu döneminde ateşli silahlar ve barut gittikçe yasaklanmış ve dolaşımdan kaldırılmıştır. 18. yy ortalarında çoğu genç Japon bir silahın ateşlendiğini görmeyi bir yana bırakın, ateşli silah bile görmemiştir.
Bu dönemin sonlarına doğru silah imalatı tekrar azaldı ve usta demirci Munetsugu’nun çabaları sayesinde 19. yy başlarında sanata artistik liyakat geri döndü. Munetsugu, şinto sanatı ve tekniklerinin koto bıçaklarına nazaran daha alt seviyede kaldığı ve ülkedeki bütün kılıç yapımcıları tarafından unutulmuş tekniklerin tekrar açığa çıkarılması için çaba sarfedilmesi gerektiği yönündeki düşüncelerini açıkladı. Munetsugu, dinleyen herkese fikirlerini anlatarak ve bildiği herşeyi öğreterek ülkeyi gezdi. Kılıç ustalığı onun yol göstericiliği sayesinde tekrar toparlanmaya başladı ve Japon kılıç imalatında ikinci bir rönesansa öncülük etti. Şinto metodundan vazgeçilmesi ve eski tekniklerin tekrar keşfedilmesi sebebiyle bu dönemin kılıçlarına "yepyeni" manasına gelen şinşinto denilmektedir.

19. yy sonları

Matthew Perry’nin 1853’te gelişine kadar Japonlarda bir değişim olmamıştır. Kanagava Anlaşması, Japonya'yı zorla dış dünya ile tanıştırınca Meji Devriminin takip ettiği hızlı modernleşme süreci başladı.

1876’daki Hayitoreyi döneminde silah taşımanın yasaklanması, samurayların halktan ayırt edilmesini zorlaştırdı. Katana bulundurmanın yasaklanmamış olması sebebiyle bir çok katana saklanmıştır. Bir anda kılıç pazarı ölmüş ,bir çok demirci ticaretten yoksun kalmış ve değerli yetenekler kaybolmuştur.

20. yy. sonrası

Zamanla askerlerin kılıç ile silahlandırılması ihtiyacı ortaya çıkınca, 20. yy başlarında onlarca yıl sonra demirciler tekrar iş sahibi olmuştur. Gunto olarak bilinen bu kılıçlar, genellikle düşük kalitede, bir çoğu yağ ile ısıtılarak ve de keski ile yontulmak yerine damga basılmak suretiyle seri numarası verilerek üretilmiştir.

Katana, bir çok meslek dalında kullanılmaya devam edilmiştir. Polisler sadece suçluları yakalamak için değil, aynı zamanda katana kullanan suçlulara karşı kendilerini savunmak için de katana kullanmak durumunda kalmışlardır. Bu dönemde Kendo, polis eğitim sürecine dahil edilerek polis memurlarının katana kullanmak için asgari eğitimi alması sağlanmıştır.

II. Dünya Savaşı

180px-Sabre-seconde-guerre-mondiale-p1000712.jpg

"Tip 95" .


Savaş döneminde astsubayların kullandığı Tip 95, subayların şin-guntosuna benzer; standart makine çeliğinden metal kabartmalı ve boyanmış saplı geleneksel sukaya benzemezi için tasarlanmıştır.

Bu dönem katana için karanlık olmasına rağmen özellikle imparatorluk sanatçıları olarak istihdam edilen bir takım azınlık tarafından ustalık canlı tutulmuştur. Bu demirciler Gassan Sadakazu ve Gassan Sadakatsu; imparator ve diğer yüksek rütbeli görevliler için eski kılıçlar ile yarışacak kalitede işler çıkartmakla meşgul olmuşlardır. Gassan Sadakatsu’nın öğrencileri; esas olarak Japon kimliği için önemli olan bilgilerin vücut bulduğu, dokunulmaz kültür elçileri ya da daha genel bilindiği şekilde, yaşayan ulusal hazineler olarak düşünülür. 1934 yılında Japon hükümeti ordusunu, şin-gunto – yeni ordu kılıcı – ile donatınca Tip 94 katana ve buna benzer bir çok makine ya da el yapımı geç şinto türleri II. Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrası

Amerikan işgali sırasında tüm silahlı kuvvetler dağıtılmıştır. Belediye ve polis izni dışında keskin kenarlı katana imalatı da yasaklanmıştır. Daha sonra Dr. Homma Junji’nin General Douglas MacArthur’a başvurması üzerine bu yasak kaldırılmıştır. Görüşmeleri sırasında Dr Homma; Japon tarihinin çeşitli dönemlerinden kılıçları göstermiş ve çabuk kavrayan bir öğrenci olması sayesinde General Mac Arthur, hangi kılıçların artistik değeri olduğunu, hangilerinin ise gerçek silah olarak düşünülmesi gerektiğini kolayca tespit edebilecek hale gelmiştir. Bu toplantının sonucunda genel yasak düzenlenmiştir. Böylece gunto sınıfı tamamen imha edilecek ve artistik değere sahip kılıçlara sahip olmak ve muhafaza etmek mümkün olacaktır. Hatta bir çok katana kelepir fiyata Amerikan askerlerine satılmıştır. Bazıları çalınmış, geri kalanlar ise muhafaza edilmiştir.

1958 yılındaki silahsızlanmaya bağlı olarak Amerika’da Japonya’dan daha fazla Japon silahı bulunmaktaydı: Doğudan dönen Amerikan askerleri genellikle taşıyabildikleri kadar kılıcı beraberlerinde getirmişlerdir. Bu kılıçların 1.000.000 hatta daha fazlası gunto iken küçümsenmeyecek bir kısmı da koto, şinto ve şinşinto idi.

Edo dönemi sonrasında demirciler giderek üretimlerini sivil ürünlere doğru çevirirken silahsızlanma ve müteakip düzenlemeler neredeyse katana üretiminin sonunu getirdi. Pek az demirci ticaretini devam ettirdi. Dr Homma, kendilerini eski teknik ve kılıçları korumaya adamış “ Sanatsal Kılıçları Muhafaza Derneği” (Nihon Bijitsu Hozon Token Kayi) kurucu simgesi haline gelmiştir. Aynı fikirde olan diğer bireylerin de çabasıyla katana karanlık günlerinden kurtuldu ve bir çok demirci Mungetsugu’nun başlattığı işi –eski teknikleri ortaya çıkarma ve bugünün kılıçlarını eski kılıçlar kalitesinde üretme- devam ettirdi.

Bazı katanalar modern zamanda silahlı soygunlarda kullanıldı. Ne var ki, bu katanaların çoğu kılıca benzer, esasında düzgün olarak imal edilmiş bir kat*****n fiyatı ucuz bir tabancaya nazaran daha fazladır.
 
Sınıflandırma
Uzunluğa göre



180px-Katana_blades.jpg

Çeşitli katana ve vakizaşi bıçakları.
Bütün Japon kılıçları bu metoda göre üretilmişlerdir ve görünüşte bir bakıma benzerlerdir. Farklı kılıçları birbirinden ayıran en belirgin özellik uzunluklarıdır. Japon kılıçları şaku birimine göre ölçülürler (1 şaku = yaklaşık 30,3 santimetre ya da 11,93 inç; 1891’den itibaren şaku tam olarak 10/33 metre olarak tanımlanır, ama daha eski bilgiler bu değerden az da olsa sapmalar gösterebilir). Daha kesin ölçümler için, “sun”, “bu”, ve “rin” (sırayla şaku’nun onda biri, yüzde biri ve binde biri) kullanılabilir.
  • Kesici kısmı 1 şakudan (30 cm) kısa olanlar tanto (bıçak) olarak adlandırılır.
  • Kesici kısmı 2 şakudan kısa fakat 1 şakudan uzun olanlar (30-61 cm) şoto (kısa kılıç) olarak adlandırılır, vakizaşi ve kodaçi bunlara dahildir.
  • Kesici kısmı 2 şakudan (61 cm) uzun olanlar dayto ya da uzun kılıç olarak bilinirler. Bu kat*****n dahil olduğu gruptur. Fakat katana terimi sık sık yanlış kullanılmaktadır: bir kılıç eğer obi adı verilen bir kuşak ile yukarıya doğru bakacak şekilde asılmışsa katanadır (bu katanalar bıçak uzunluğu maksimum 65 cm olanlardır). Eğer kemerden bir şeritle bağlı ise buna taçi adı verilir. (bu katanalar bıçak uzunluğu maksimum 75 cm olanlardır).
Katana, vakizaşi ve tanto​
  • Anormal derecede uzun bıçaklar (3 şau ya da 90 cm’den uzun olanlar), genellikle sırta çapraz taşınırlar ve ödaçi ya da nodaçi olarak adlandırılırlar. Ödaçi bazen katana yerine de kullanılır.
Çisa-katana sadece kısa katanadır. Bir katana 2 şakudan uzundur. Ne var ki, çisa-katana; uzunluğu 1 ve 2 şaku arasında olan vakizaşiden uzundur. Genellikle uzun boylular için katana ve daha kısaları için vakizaşi yapılmaya başlandığından beri çisa-katanalar ender görülmeye başlamıştır. Çisa-katanalar için söylenen en bilindik şey, bıçaklar arasında bir benzeri olmayan kısa katanalar olmalarıdır. Genelde Buke-Zukuri yöntemiyle yapılmışlardır.

Okul ve şehirlere göre

Japon kılıçlarının izi, her birinin kendi okulu, gelenekleri ve ticari markaları olan birkaç şehirden birine kadar sürülebilir – örneğin; Mino şehrinden olan kılıçları başından beri keskinlikleriyle ünlüdür. (Kaynak: Kokan Nagayama-Japon Kılıç Uzmanları Rehberi-S:217). Bu gelenekler ve şehirler aşağıdaki gibidir:
Soşu Okulu Yamato Okulu Bizen Okulu Yamaşiro Okulu Mino Okulu (Ör. kanenobu) Vakimono Okulu

Üretim tarihine göre

1987 Öncesi: Bazı düz çokuto veya jokotolar ve sıradışı şekildeki diğerleri. 987 - 1597: Koto: bunlar Japon kılıç sanatının zirvesi olarak kabul edilir. Daha önceki modeller en derin kıvrımlar kabza kısmında olmak üzere eşit olmayan kıvrımlar içeriyordu. Dönem değiştikçe kıvrımın merkezi kılıcın orta kısmına doğru çıktı. 1597 - 1760: Şinto ya da "yeni kılıç". Bunlar kotonun daha basiti olarak bilinir ve genellikle yapılış becerilerinde düşüş vardır. 1761 - 1876: Koto şeklinde yapılmışlarsa, şinşinto ya da "yeniden diriliş kılıçları" olarak adlandırılırlar. (tam çevirisi: "yeni yeni kılıçlar") Bunlar kotolara göre daha kötü fakat çoğu şintoya göre daha üstün kılıçlardır. 1876 Sonrası:Hayitorei Kararnamesi yürürlüğe girdi. Toplu olarak üretilen tüm kılıçlar alaycı bir şekilde gunto olarak adlandırılır. Bunların çoğu genelde şinto ve şinşintopalalarına benzerler.

dönemlerine ait kılıçlardan çok az kısa olan ve toplu üretilen katanalara benzese de, genellikle katanadan çok batıdaki süvarilerin Takma şekline göre

1500 Öncesi: Çoğu kılıç, kemere bağlı ve aşağıya doğru duracak şekilde giyilir. Bu stile jindaçi-zukuri denir ve bu şekilde kuşanılan tüm daytolara taçi adı verilir. 1500 - 1867: Neredeyse tüm kılıçlar küçük bir bıçak ile birlikte bir kuşak yardımıyla takılır. İki bıçak da yukarıya doğrudur. Bu tarza buke-zukuridaytolara katana adı verilir. adı verilir ve bu şekilde takılan tüm 1867+:jindaçi-zukuri tarzında kuşanılmaya başlanmıştır. Yakın geçmişte (1953+ ) buke-zukuri tarzında, sadece gösteri amaçlı kullanılmasına izin verilse de bir canlanma vardır.

Kısıtlamalar ve / veya samuray sınıfının yıpratılmasıyla, çoğu kılıç, batı donanma subaylarının kılıç kuşanma şekline benzeyen Notlar
  • Taçi olması amacıyla özel bir biçimde tasarlanmış olan kılıçlar, şintodan ziyade genelde koto olarak tanımlanır. Bu sebeple daha iyi yapılmış ve daha bir özenle süslenmişlerdir. Buna rağmen bunlar eğer modern buke-zukuri tarzında kuşanılırsa hala birer katanadırlar. Kılıç takıldığında; imza her zaman vücuda bakmayan yüzde olur, böylece demircinin bıçak için düşündüklerini ve tarzını ayırtetmek mümkün olur.
  • Bir çok çeşit tahta antreman kılıcı bulunmaktadır, tahtadan yapılanlar (***ken) ve bambudan yapılanlar (genelde kendo antremanlarında şinayiye alternatif olarak kullanılırlar) bu grubun içindedir.
  • Değişik çeşitteki mızrakların bir çoğu Japon kılıçları ile aynı tarzda yapılmış keskin bıçağa sahiptir. İki başlıca tip şunlardır; kullanımda mızraklı baltalarla aynı olan ‘naginata’lar ve geleneksel mızrağa daha çok benzeyen ‘yari’ler. Batı literatürüne geniş bir şekilde bakılmış olmasına rağmen, mızraklar çoğu köylünün ve herhangi bir samurayın ilk başvurduğu aletti ve samuray mızrakları üzerindeki bıçaklar genelde çok yüksek kalitedeydi. Bütün bunlara rağmen, samurayın ruhu olarak bilinen mızrak yerine kılıç olmuştur.
  • "Samurayın ruhu" konseptinin kökeni Tokugava Şogunluğu döneminin başlarına dayanır. Kılıca her zaman saygı gösterildiği bu dönemde, kılıcın ruhu ifade etmesi resmi olarak; Şogunluğun, soylu ve vekillere çok değerli hediyeler vermek ihtiyacı üzerine başlamıştır. Daha önceki günlerde, bu kıymetli hediyeler bir arazi olabiliyordu, Şogunluk zamanında arazi seyrek olarak verilen bir hediyeydi. Hediye olarak arazi verilmesini büyük onur ifade eden bir hediye ile değiştirmek isteyen güçlü kişilerin kılıca bu bakış açısının kazandırılmasında rol sahibi oldukları düşünülmektedir. Dayimyo, Şogunlar ve onların aile üyeleri için, doğumlar ve evlilikler gibi özel durumlarda ya da bir araya geldiklerinde kılıçlardan oluşan hediyeleri değiş tokuş etmek geleneksel hale gelmiştir. Kanteyi sanatı (dönemine göre kılıcı, ustasını ve kalitesine bilebilmek) gibi sanatlar önem kazanınca, kılıçlara uzmanlarca fiyat biçilmesi ve değerlerine göre bir sıralamaya sokulmalarına izin verilmiştir. Böylece onurlu kişilerce yapılmış olan eski kılıçlar özellikle Şogun ve ailesi için ya da Şogun tarafından özel bir değer verildiğini göstermek için özel hediye olarak muhafaza edilmeye başlanmıştır.
İmalat

Japon kılıçları ve diğer sivri uçlu silahlar, Çin yöntemi olan metalin tekrar tekrar ısıtılması, katlanması ve dövülmesi ile yapılır. Bu uygulama, erime esnasında düşük ısının verdiği kazançtan faydalanmadan eritilen karışık metallerin aynı anda kullanımı ile popüler hale gelmiştir. Bunun tersine ve kılıçlardaki karbon içeriğini (bazı kılıçlara karakteristik bir katlanma deseni verir) homojenize etmek amacıyla, katlama geliştirilmiş ve işçilik hassasiyetine rağmen çok etkili olduğu keşfedilmiştir.

Kat*****n tipik kıvrımı farklı daldırma yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Kılıcın arka kısmı, kılıç daldırıldığında uç kısmına göre daha yavaş soğumasını sağlayan yalıtım özelliğine sahip kille kaplıdır. Bu, esnek ve hala keskin uca sahip olmasına imkan veren sert-martensit uç ve yumuşak-perlit arka kısımdan oluşan bir kılıç üretilmesini sağlar.

Bu işlem, kılıcın uç kısmının arka kısmına göre soğurken daha az büzülmesine sebep olur. Bu, demirciye kılıca kıvrımını verirken yarcımcı olan bir özelliktir.
Bazı insanlar katana ve vakizaşinin aynı şekilde yapıldıklarına inansalar da genelde bu şekilde imal edilmezlerdi. Çoğu zaman farklı şekilde dövülürler, farklı kılıç kalınlıklarına sahiptirler ve niku oranlarında farklılıklar vardır. Vakizaşiler ayrıca, sadece basitçe kısa katanalar değildir; çoğunlukla katanalarda nadiren görülen hira-zukuri ya da diğer benzer yöntemlerle dövülürlerdi.

İlgli bir nota göre, dayişolar (kılıç çifti) her zaman birlikte dövülmezdi. Eğer bir samurayın bir dayişo almaya maddi imkanı yetiyorsa, bu genellikle birbirine çok benzer şekilde yapılmış iki kılıçtan oluşan bir sayişo olurdu, bunlar bazen farklı demircilerin elinden çıkmış ve de farklı stillerde yapılmış olurdu. Bir çift kılıç içeren dayişolar aynı demirci tarafından yapılmış olsalar bile her zaman birlikte dövülmüyor ya da bir kalıptan çıkmıyorlardı. Çift olarak yapılmış iki kılıçtan oluşan “gerçek” dayişo, çift olarak kalıplanmıştır, birlikte takılır ve aynı kişiye ait olurlar. Bundan dolayı nadirdirler ve çok değerli kabul edilirler –özellikle de orijinal kalıplarını koruyorlarsa- (daha sonraki kalıplara göre daha değerlidirler, bunlar çift olarak üretilmiş olsa bile).
Japon kılıçları günümüzde oldukça zor bulunur. Yine de güvenilir kaynaklardan ve oldukça yüksek fiyatlara gerçek antikaları bulmak mümkündür. Modern katana ve vakizaşiler günümüzde, hala bu ustalık gerektiren silahları yapmaya çalışan bir kaç lisanslı pratisyen tarafından yapılmaktadır. II.Dünya Savaşından kalma Tip 98 katanalarının çoğunluğu da eski versiyonları gibi günümüzde yok olmuştur.
Üretim işlemleri alt bölümlerde daha detaylı olarak anlatılmıştır.

Bileşim

Geleneksel Japon çeliği, kılıç yapımı için en iyi çeliklerden biri olarak kabul edilir ancak bunun gerçek sebebi gösterişli olmasıdır -çağdaş batı çeliği ve modern çelikler saflık ve sağlamlık konusunda daha üstündür. Çeliğin bileşimi ustaya ve çelik cevherine göre değişim göstermekteydi.

Kılıçta kullanılan çeliğin bileşimi (II. Dünya Savaşı Dönemi):
Mineral Karışımı: %1.54 Manganez %0.11 Demir %98.12 ila %95.22 Karbon %3.00 ila %0.10 BakırVolfram %0.05 Molibden %0.04 Titanyum %0.02 Silikon Değişen Miktarlarda Diğer Bileşenler Az Miktarda Karbon miktarının yüksek olması bıçağa sağlamlık katarken, silikon esnekliği ve dayanma gücünü arttırmaktadır.

Yapılışı

Kılıç Ustası Muneçika (10. yy. sonları), tilki ruhun yardımıyla "Küçük tilki" (ko-kitsune-maru) isimli kılıcı döverken. Ogata Gekko (1859-1920), 1873.​

180px-Scene-de-forge-edo-p1000665.jpg

Edo dönemi kılıç imalatı betimlemeleri.

180px-Scene-de-forge-edo-p1000666.jpg

Japon kılıcının dövülmesi saatler ya da günler alan ve kutsal sanat olarak görülen bir işlemdir. Tek bir zanaatkar işinden ziyade karmaşık hünerler gerektiren farklı sanatçıların yer aldığı bir süreçtir. Bu süreçte; kaba şekli döken bir demirci, katlama işini yapan genellikle ikinci bir demirci (çırak), uzman bir parlatıcı ve hatta kenar için ayrı bir uzman yer alırdı. Genellikle kın, kabza ve el siperi (suba) uzmanları da işin içine dahil olurdu. İmalat aşamasının en ünlü kısmı çeliğin katlanmasıdır. Çelik defalarca katlanır, bükülür ve çekiçle düzleştirilirdi. Bu işlemler aşaıdakileri sağlar:
  • Metal içerisindeki hava kabarcıklarını yok eder.
  • Metalin bütünleşmesinini sağlar, karbon gibi elementlerin yayılmasını sağlayarak efektif dayanıklılığı arttırır ve potansiyel zayıf noktaları azaltır.
  • Oluşturulan katlarda, devamlı olarak yüzeye dekarbonize işlemi uygulanıp üst kısmı bıçağın içine geçirerek bıçağın eşsiz ve güzel damarlı yüzeyi elde edilir. Genel inanışın aksine katlı yapının, çeliğin mekanik özelliklerini arttırdığı tamamen yanlıştır. Katlar kaynak noktası gibi etki ederek sadece kılıcın bütünlüğünü zayıflatır.
  • Saf olmayan maddeleri yakarak Japon çeliğinin düşük kalitesini arttırır, kılıcı saflaştırır ve güçlendirir.
Genel inanışın aksine sürekli katlama “süper-güçlü” bir bıçak yaratmaz. Saf olmayan maddeler yakıldıktan ve karbon içerik homojen hale getirildikten sonra uygulanan katlama işlemi çok az fayda sağlar ve karbonun azar azar yanmasına neden olur. Sonuçta, kenarı daha az tutacak yumuşak bir çelik ortaya çıkar. Kat sayısı kılıçtan kılıca değşiklik gösterir. Bir düzine kattan daha azına nadir rastlanır ve iki düzineden çok kata sahip otantik kılıçlar tamamen meçhuldür. 12 katlı bir bıçak başlangıçta 4.000’den fazla tabakaya sahip olacaktır. 20 kat ise bir milyondan fazla tabakaya sahip bir bıçak oluşturacaktır. Bundan daha fazlası bıçağın moleküler yapısı nedeniyle gereksizdir. Hatta bu noktadan önce, daha fazla kat, daha iyi bir kılıç manasına gelmez. Karbonun kontrol edilmesinin bıçağın fonksiyonelliği üzerinde büyük etkisi vardır. Böylece en iyi sonuçlar genellikle 8-10 kat ile elde edilir.

Genellikle kılıçlar, tahta kalastaki gibi damarlar (hada) görünecek şekilde imal edilirdi. Düz damarlara masame-hada, tahtaya benzer damarlara itame, budağa benzer damarlara mokume ve eşmerkezli dalgalı damarlara ayasugi-hada denilirdi. Üç normal damar (masame, itame ve mokume) arasındaki fark; ağacın büyüme yönüne kesit (mokume), açılı kesit (itame) ve damar boyunca kesit (masame) şeklindedir. En güçlü, güvenilir ve en yüksek kaliteye sahip kılıçlar Mino, özellikle de Magoroku KanemotoBizen geleneği mokume üzerinde uzmanlaşmıştı. Yamato geleneğindeki bazı okullar ise güçlü savaşçıların silahları üzerinde uzmanlaşmış olarak bilinirdi.

Japon kılıcının en temel felsefesi tek bir keskin yüze sahip olmasıdır. Bu, bıçağın sırtının, keskin kenarı desteklemek için kullanılabileceği anl***** gelir ve Japonlar bu gerçeğin avantajlarını tüm yönleriyle kullanmıştır. Metal Avrupa metodunda soğutulmaz. Çeliğin esnekliği ve sağlamlığı ısı derecesine, ne kadar ısıtıldığına ve ne kadar sürede soğutulduğuna bağlı olarak değişir. Çelik yüksek bir sıcaklıktan hızlı bir şekilde soğutulursa daha sert ve kırılgan olan martensit halini alır. Daha düşük bir sıcaklıktan yavaş yavaş soğutulursa daha yumuşak ve esnek olan perlit halini alır. Soğumayı kontrol altına almak için kılıç ısıtılır ve yapışkan kil ile kaplanır. Kenar kısmındaki ince bir tabakanın hızlı ancak çeliği çatlatmayacak kadar da yavaş soğuması sağlanır (kılıcın kenarının son derece sert martensit olmasını sağlar). Kılıcın geri kalan kısmındaki kalın kil tabakası ise kılıcın yeteri kadar esnek olmasına izin veren daha yumuşak bir çelik için yavaş soğumayı sağlar (sırt ve orta kısmın perlit olmasını sağlar). Uygulama bittiğinde kılıç soğur ve doğru sertliğe sahip olur.
Zamanla Japonlar değişik tip çelikleri kılıcın değişik kısımlarında kullanmaya başlamışlardır. Örnekler aşağıda gösterilmiştir:

geleneğine göre yapılanlardı.
700px-Imalat_teknik_katana.JPG
  • Maru: En ucuz imalat, nadiren tanto veya ko-vakizaşi imalatında kullanılırdı. Bu basit bıçakların sertlikleri yüzey boyunca farklılık göstermezdi.
  • Kobuse: Basit bıçak imalatı, ucuzluğu nedeniyle büyük askeri çatışmalardaki yüksek malzeme gereksinimlerinin maliyetini düşürmek amacıyla II. Dünya Savaşı'na kadar kullanıldı.
  • Honsanmayi: En genel imalat çeşididir. Bıçağın kenarları kabuk demir tarafından korunmaktadır. Bıçağın arka kısmının ayrıca sertleştirilmemiş olması sebebiyle kırılmaya karşı dayanıklıdır. Bazı eski bıçak örnekleri hala dövüş izlerini taşımaktadır.
  • Şihozume: Honsanmayiyi andırır ama arka destek eklenmiştir.Sadece bıçağın arka kısmını sert demir korumaktadır. Oldukça ender rastalanan bir çeşittir.
  • Makuri: Sert çelik gövde ile çevrelenmiş demir iç çekirdekten oluşan basit bir tasarımdır. İki tip çelik kullanarak imal edilir. Bir tanesi diğerine göre daha fazla katlanır ya da daha az karbon içeriğe sahiptir. İki kısım da layıkıyla katlandığında “U” şeklinde bükülür ve yumuşak kısım sert parçanın içine yerleştirilir. Uzun kılıç şekline gelene kadar çekiçle dövülür. Bu işlem bittiğinde iki ayrı çelik parçası bir bütün haline gelir fakat sertlik farklılıklarını hala korumaktadırlar.
  • Variha Tetsu: Esneklik sağlayan basit bir tasarım. İyi katana ve vakizaşilerin büyük çoğunluğu bu tiptedir.
  • Orikayeşi Sanmayi Honsanmayi metodunun basitçe geliştirilmiş halidir.
  • Gomayi: Sert demir çekirdeği kaplayan demir katmana sahip sıradışı bir tasarım çeşididir. Son olarak yüksek karbon çelik ile kaplanır.
  • Soşu Kitaye: 7 çeşit çelik alaşımı kullanılan sıradışı metodlardan birisidir. Bu imalat tekniği demirci Masamune tarafından kullanılırdı ve üstün iş olarak kabul edilirdi.
 
Anatomisi

Her bıçağın kendine özgü bir profili vardır. Bu görünüş yapımcısına, imalat yöntemine ve biraz da şansa bağlı olarak değişir. En belirgin fark bıçağın orta sırtında, şinogide görülür. Bununla beraber, kılıçlar şinogiye doğru daralabilir, sonrasında keskin kısma doğru da daralabilir ya da şinogiye doğru genişleyip bıçak kısmında büzülebilir (ikizkenar yamuk şeklinde). Düz ya da daralan şinogiye şinogi-hikuşi denilirken, şişman görünümlü olanlara da şinogi-takuşi

Şinogi, bıçağın arka tarafına yakın olacak şekilde konumlanırıldığında uzun, keskin ve kırılgan bir kılıç tipi oluşur. Şinogi, bıçağın ortasına yakın bir yerde olursa daha makul olacaktır.

Katana, diğer kılıçlardan farklı, net bir uç şekline sahiptir. Uç kısmı uzun (ö-kissaki), orta (çü-kissaki), kısa (ko-kissaki) ve hatta geriye doğru çengel şeklinde (ikuri-ö-kissaki) olabilir. Uç kısmının kavisli (fukura-suku) ya da nispeten düz (fukura-kareru) oluşu ayrıca önem arz etmektedir.

Kissaki ne keskiye ne de batı bıçaklarının tanto ucu yorumuna benzer. Batı bıçaklarının, bilemesi kolay, düz, çizgisel bir eğimi vardır ve Japon kissakiye üstünkörü bir benzerlik taşır. Kissaki kıvrık bir profildedir, kenara doğru olan yüzey boyunca yumuşak, üç boyutlu bir kavise sahiptir – buna rağmen sınır çizgisi (yokote) nettir.

Bıçağın kabzaya denk gelen metal (nagako) kısmına mekugi –ana adı verilen bir delik açılır. Kabzada (suka) yer alan boşluk ile bu delik içerisine yerleştirilen bambudan yapılmış pin (meguki), bıçak kısmı ile kabzayı sabitlemek için kullanılır. Sukayı çıkartabilmek için öncelikle megukiyi çıkartmak gerekir. Ayrıca kılıcı imal eden ustanın imzası (mei), nagako
denilmekteydi. üzerinde yer alır.
180px-Tsuka-p1000660.jpg

19. yy katana'nın kabzası (suka).

180px-Tachi-p1000626.jpg

Kat*****n uç kısmı (Kissaki)

180px-Tanka-tsuba-p1010068.jpg

Emniyet (tanka)​

Dekorasyon

180px-Soie-wakisashi-p1000658.jpg

Vakizaşinin pırazvana kısmı (Nagako).
Bütün kılıçlarda süslemeler mevcuttur ama pek azının görünmeyen kısımlarına süsleme yapılır. Kılıç soğuduktan ve kirden arındırıldıktan sonra üzerinde çeşitli motifler ve oluklar işlenir. Kılıcın üzerideki en önemli işaretlerden olan seri numarası, sonradan kabzanın altında kalacak olan pırazvana üzerine işlenir. Pırazvana asla temizlenmez, bu kısmı temizlemek kılıcın değerini yarıya indirecektir. Amaç, bıçak çeliğinin eskimesini görmektir. Yatay, yana yatık, kareli, gibi çeşitli numaralandırma teknikleri kullanılır. Bu numaralandırma teknikleri; içi-monji, kosuji-çigayi, suji-çigayi, o-suji-çigayi, katte-agari, şinogi-kiri-suji-çigayi, taka-no-ha ve gyaku-taka-no-ha olarak bilinir. Numarayı pırazvana boyunca çapraz bir şekilde işlemeye higaki denir. Eğer bıçak çok eski ise törpülemek yerine tıraşlama (sensuki) uygulanır. Süslemenin dışında, bu işlemelerin pürüzlü bir yüzey oluşturması sebebiyle kabza ve pırazv*****n daha sıkı tutunmasını sağlar. Böylece pin (meguki) ikinci bir güvenlik sağlamış olur.

180px-Katana-p1000630.jpg


Soşu Ju Yasuharu tarafından imzalanmış katana, Muromaşi dönemi, (16.yy)​

Kılıç üzerinde bulunan diğer işaretler estetik amaçlıdır. Kanji ile yazılmış ifadeler ve imzalar, tanrıları betimleyen oymalar, ejderhalar ve kabul edilebilir diğer varlıklara horimono adı verilir. Fazladan esneklik ve hafiflik sağlaması amacıyla açılan oluklara ise taçikaze adı verilir. Bu oluk, kılıç kuvvetli bir biçimde savrulduğunda ürkütücü bir ses çıkartır. Oluklar çok farklı biçimlerde olabilir; geniş (bo-hi), dar çift (futasuji-hi), geniş ve dar çift (bo-hi ni sure-hi), kısa (koşi-hi), kısa çift (gomabuşi), birleşik uçlu uzun çift (şobu-hi), düzensiz kesiklere sahip uzun çift (kuyiçigayi-hi), balta tarzı (naginata-hi). Genel inanışın aksine, bu oluklar düşmanın kanını akıtmayı arttırma etkisine sahip değildi.

Parlatma


180px-Katana-no-kissagi-brute-p1000653.jpg


Parlatma öncesi kissaki​

Pürüzlü bıçak tamamlandığında, demirci bıçağı togişi adı verilen parlatıcıya verir. Parlatıcının görevi çeliği parlatmak ve bıçağı savaş için bilemektir. Bu bıçağın her bir santimi için farklı taşlar ve azami dikkat gerektiren, saatler süren bir işlemdir. Eski cilacılar üç, yeni cilacılar ise yedi çeşit taş kullanırdı. Parlatma, neredeyse bıçak imalatından daha uzun sürer ve hüner gerektirir. İyi bir parlatma kılıcın daha iyi görünmesini sağlarken, kötü bir parlatma en iyi kılıçların bile gunto gibi görünmesine sebep olur. Hepsinden önemlisi, eğitimsiz bir parlatıcı kılıcın işlevine, tarihine, sanatsal ve maddi değerine kalıcı şekilde hasar verebilir, kılıcın geometrisini bozabilir ya da çeliğin çekirdek kısmına kadar yıpranmasına sebep olabilir.

Hadori ve saşikomi olarak adlandırılan iki genel parlatma çeşidi vardır. Hadorihamonu (sert kısım ile yumuşak kısmı ayıran desenli hat) içeren pürüzlü asıl hamon ve koyulaştırılmış gövdeyi takip eden beyazlatılmış hamonun göze çarpmasını sağlayan modern metoddur. Yüz güzelliğini ortaya çıkartan makyaja benzetilir. Saşikomi ise eski yöntemlere daha yakındır ve hamonun hatlarını belli etmek yerine asıl hamonun ayrıntılarını daha rahat bir şekilde açığa çıkarır ve hadori ile kıyaslandığında ortaya daha parlak bir sonuç çıkar.
Kılıçlar parlatmaya göre incelendiğinde; kılıcın parlak yapısı ve hamon, kılıcın eşsiz doğasını gösterir. Her bıçak kendi hamonu ve hadasına (dövülme izleri) göre kıyaslandığında farklıdır. Kilin uygulama şekline bağlı olarak oluşan hamon, genel olarak demircinin kendi imzasının da ötesinde ve üstünde bir imza gibi kullanılırdı. Her demirci geleneğinin tercih ettiği yöntem diğerlerinden farklıydı. Hamon; düz, dalgalı veya zikzaklı olabilir ve amacı dışında olsa da bıçak hakkında çok önemli gerçekleri ortaya koyar. İyi bir parlatma, kenarın hangi dereceden, ne kadar sürede soğutulduğunu ve çeliğin karbon alaşımını gösterir. Bunu nayoyiyi ya da nayiyi baskın bir şekilde ortaya çıkartarak yapar.

( son 100 yıl içerisinde keşfedilmiştir), beyazlatılmış Donanım


180px-Tsuba_2.jpg

Edo dönemi ince işlemeli suba​

Bu aşamada kılıç, kabza yapımcısına devredilir. Kabzaların yapısı, kullanılan parçalar ve sarma stiline göre dönemden döneme değişim gösterir ancak genellikle aynı temel mantığa dayanmaktadır. En belirgin parça suka adı verilen metal ya da tahta saptır. El siperliği (suba) ise küçük, yuvarlak bir metalden yapılır ve süslemelere sahiptir.

En son kısımda kaşira olarak bilinen bir topuz yer alır. Çapraz sargının altında menuki adı verilen bir süsleme bulunur. Bambudan yapılmış bir pim (meguki), suka ve pırazvana (nagako) üzerinde yer alan mekugiyana adı verilen deliğe takılır. Bu pim kılıcın kabzaya sabitlenmesini sağlar. Kılıcın tıngırdamasını engellemek için sap ile bıçak kısmının birleştiği noktaya habaki denilen bir kemer takılır.

Kılıcın kınını yapma görevi hiç de kolay değildir. Her ikisi de güç ve yorucu bir emek isteyen iki kın (saya) çeşidi mevcuttur. Bir tanesi; genellikle tahtadan yapılan ve dinlenme kabı olarak düşünülen ve muhafaza amaçlı kullanılan şira-saya, diğeri ise daha süslü ve savaş için tasarlanmış olan; kayışla obiden dışarı sarkacak şekilde bağlanarak Taçi-Koşiraye olarak kuşanılacak ise jindaçi-zukuri veya obinin içerisine yerleştirilmek suretiyle katana-koşiraebuke-zukuri. 20.yy ordusunda kiyu-gunto, şin-gunto ve kayi-gunto gibi kuşanma şekilleri de mevcuttur ama bu alt sınıf kılıçlar genellikle toplu şekilde üretilmişlerdir ve pek az gerçek Japon kılıcı bu şekilde kuşanılır.

Katana genel olarak, saplamaktan ziyade kesmek için tasarlanmış bir silahtır. Bu tarz silahlarla girişilen çatışmalar son derece pragmatik çatışmalardır, fazlaca riske girmeden, rakibi en kısa ve etkili yoldan öldürmek esastır. Dolayısıyla darbeler kol ve bacak gibi uzuvlara değil, tümüyle gövdeye yönelir.

Dikey savurmalarda hedeflenecek bölge, esas olarak köprücük kemiği bölgesidir. Rakibe bu ölçüde yaklaşılamıyorsa göğüs kafesinde derin bir yarma hedeflenir. Yatay savurmalarda ise hedef bölgesi boyun ya da bel bölgesidir.
Yukarıdan aşağı darbelerde, uygun yapılmışsa köprücük kemiğinden bele kadar biçilmiş olunur, yatay darbelerde ise, yine uygun yapılmışsa vücut bel bölgesinden ikiye ayrılır. Kurban, ilk anda acı hissetmeyecektir, ilk bir kaç saniye içinde vücuttaki kanın yaklaşık yarısı boşalacağı için bilincini yitirir.
Kat*****n sapının iki elle tutulması esastır. Eğer kişi sağ elini kullanıyorsa, sağ el daha yukarıdan, sol el ise aşağıdan kavramalıdır. Kat*****n kabzasını kavramada esas kuvvet bu durumda sağ elde olmalı, sol el, hareketler arasındaki hızlı geçişi sağlamada kullanılmalıdır. Sol el kabzayı, her an bırakacakmış gibi gevşekçe sarmalıdır.

Eller arasındaki boşluk ve kavrama; kesmek veya bir silahı karşılamak için yapılacak manevraya izin verecek şekilde ayarlanır. Kesme sırasında birbirine daha yakın, karşılama -blok- hareketlerinde ise daha ayrık olmalıdır.
Buna rağmen katana tek elle de kullanılabilir. Tek elle kullanımda her parmağın kılıcın kabzasına uyguladığı kuvvet farklı olmalıdır. Kabzayı en sıkı tutan küçük parmaktır. Yüzük parmağı kabzaya biraz daha az bir kuvvet uygular; orta parmak biraz daha az, işaret parmağı ise belli belirsiz kavramalıdır.

En kısa ve en güçsüz parmak olan serçe parmağının kavramada bu denli önemli bir rol üstlenmesi, uzun ekzersizleri gerektirir. Katana kullanım eğitimine başlamış bir kişinin, ilk bir kaç hafta, tüm günü mümkünse elde kılıçla geçirmesi uygun olur. Böylece kol sinirleri, kılıcı iyice benimseyecektir; kılıç, kolunuzun bir parçası olmalıdır.

Kılıcın keskinliğini denemek veya kesme tekniği üzerinde pratik yapmak için çok çeşitli materyaller (insanlar dahil) üzerinde test yapmaya tameşigiri adı verilir. Japon kılıçlarının çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, kılıç tekniğinin zaman geçtikçe değişim gösterdiği görülür.
Gerek tek elle, gerek çift elle kullanımda, birbirini izleyen hareketler arasında bir geçiş bölümü olur. Kılıcın ve vücudun pozisyonu, bir hareketden diğerine geçiş yapacaktır. Bu geçiş hareketlerinde kol eklemleri önemli bir pozisyon değişikliği yapmak zorundadır. Özellikle tek elle kullanımlarda, hızlı hareketin kaslarda hasara yol açmaması için -hareketin momentumunu karşılamak için ters yönde çalışacaklardır- tüm kolun, omuz ekleminden döndürülmesi uygun olur. Ancak, harekete başlandığı andan itibaren bilek ekleminin kilitlenmesi gerekir. Kılıcın kolla yaptığı açı hiç bir zaman 180 derece olmamalıdır, en uygun biçme hareketi daha kapalı bir bilek pozisyonunda, örneğin 160 derecelik bir açıda sağlanır. Bu açı, savurma hareketinin başından sonuna kadar sabit kalabilmelidir. Savurma hareketi, omuz ekleminden yapılmalıdır, dirsek eklemi de, aynı bilek eklemi gibi kilitlenmelidir. Ancak dirsek eklemi 180 derecelik açıda olmalıdır. Omuz eklemiyle yapılan hareket, bel kemiği eklemleri, kalça eklemleri (kalça kemiği ile uyluk kemiği arasındaki eklem), diz ve ayak bileği eklemleriyle desteklenmeli, kuvvetlendirilmelidir.
Belli dönemlerde kılıcın boyunun uzadığı ve at üzerinde kullanıldığı görülür. Aynı zamanda yaya askerler süvarilere eşlik eder ve daha kısa olan katate-uçi kuşanmışlardır. Bu, daha kısa boylu ve daha kısa saplı, sadece tek el ile kullanılmak üzere tasarlanmış bir katanadır. Aynı zamanda vakizaşi ve kodaçi olarak da bilinir.

Zaman içerisinde zırhlar ve düşmanlar değiştikçe kılıçlarda ağır profilden hafif profile doğru, dövüş sırasında farklı kullanım amaçlarına uygun olarak değişim göstermiştir. Ağır olan kılıçlar; ağır, yavaş ve daha güçlü savaşlar için uygunken, hafif kılıçlar ise hız ve keskinlik için uygundur.
Kılıç çoğunlukla; ok, mızrak ve olası uzun silahlardan sonra kullanılabilecek son silah olarak düşünülürdü. Buna rağmen Edo döneminde Japon samurayı dayişo kuşanmışken kullanacağı ilk silah katanaydı.
kaynak:minikjaponya
 
Üst