Paskalya Adası

Orada, bir ada var çok uzakta;

Paskalya Adası´nın sırrı çözüldü mü?

Eastern Adası ya Paskalya Adası veya özgün adıyla "Rapa Nui", uzun yıllardan beri bir merak konusu. Adanın dünyaca ünlü dev heykellerinin taştan nasıl oyulduklara, hangi yöntemle taşındıklara ve neden adanın kıyılarına yerleştirildiğine hala kesin açıklama getirilemiyor. Heykeller hangi kültürün ürünüdür ve onların mitlerinden neler öğrenebiliriz? Bir araştırmacı ve arkeo-tarihçi olan Alan Malford yeni bir kuram geliştirerek, dev heykelleri yapanların Güney Amerika´dan sürülen isyancıların olduklarını ileri sürdü ve kanıtlar gösteriyordu. Heykeller özür dilemek içindi ve çok uzaklardan görülmeleri için çok büyüktüler...

Paskalya Adası´na en yakın yerleşim merkezleri 2.000 milin ötesinde bulunan Tahiti ve Şili´dir. Ada, dünyanın en izole yerlerinden birisinde bulunur. Güney Pasifik´de, üçgen biçiminde volkanik bir kayalıktır, "Moai" adı verilen dev taş monolitler, adanın kıyılarını işaretler. Paskalya Adası´na ilk gelen beyaz yerleşimciler adaya "Te Pito O Te Henua" yani "Dünyanın Göbeği" adını vermişlerdi. Bugün ada, ada halkı ve dilleri yöresel olarak Rapa Nui adını taşırlar. Adalıların kökeni hakkında sürdürülen ilgi o kadar büyüktür ki, tartışmalar neredeyse kavga boyutlarına ulaşır. "Kon Tiki"nin babası gezgin Thor Heyerdahl, heykelleri yapanların Peru´den kaçanlar olduğunu ileri sürerken, Rapa Nui ile İnka sanatı arasında ilişki olduğu görüşündedir. Bazılarına göre ada, batık bir kıtanın son kalıntısıdır veya dünyadışı bir zeka ile mitolojik bir ilişki içindedir. Arkeolojik olarak. adanın Polinezyalılar tarafından keşfi M.S. 400 civarlarındadır. Hotu Matua´nın mitolojisine göre, ondan sonra adada etkin ama bulmaca bir kültür gelişmeye başladı. Heykellere bakılırsa, adalılar Okyanusya´nın tek yazısı olan "Rongorongo" yazısını biliyorlardı. Aynı yazıya, petroglph´larda (mağara duvar yazıları), geleneksel ağaç oymacılığında, tapa´larda (ağaç kabuğu kumaşlar), el aletlerinde, dövmelerde raslanır. Ayrıca ada halkının geleneksel ip bebekleri, müziği ve dansları da özgündür.

Motu_Nui.jpg

Moai_Rano_raraku.jpg

Ahu_Tongariki.jpg

Beyazların ahmaklığı;

Paskalya Adası´nda nüfusun en çok 10.000 kişiye çıkmış olduğu düşünülüyor çünkü bu kadar küçük bir adanın eko-sistemi ve kapasitesi daha fazlası için hiçbir zaman yeterli olmamıştı. Kaynaklar azalırken, bir zamanlar yoğun olan palmiye ormanları tarım ve dev heykellerin geçmesine yol açmak için yok edilmiş. Gelişmiş bir toplumun, kanlı bir iç savaş ve hatta yamyamlık sonucunda çöktüğü biliniyor. Kıyılarda toprakta yatan devrilmiş Moai´ler sanki adalıların kaderini simgeliyorlar zira arkeolojik çalışmalarda tüm heykellerin bir zamanlar ayakta durduğu anlaşılmıştır ve şimdi aynı çalışmaların uzantısında heykellerin yeniden ayağa kaldırılması planlanıyor. Aslında Batı uygarlığı ile bulaşmak, adalılar için daha da büyük bir felaket olmuş, hemen tüm ada halkı köle yapılıp, yok edilmiş. Kendilerini uygar zanneden bir sürü akılsız avrupalı binlerce insanı inanılmaz aptallıktaki nedenlerle soykırıma uğratmışlar. Aynen Güney ve Orta Amerika´da olduğu gibi... 1888´de Rapa Nui Şili tarafından ilhak edilindiğinde, adada sadece 2000 kişi yaşıyormuş, bir o kadarı da Şili, Tahiti ve Kuzey Amerika´ya göç etmişler. Paskalya Adası bugün, dünyada eşi olmayan kalıntıları içeriyor, bir açık hava müzesinde şanssız ve kayıp bir kültürün izleri seyrediliyor. Rapa Nui´liler sevecen, dost insanlar, çok özel bir doğa parçasında, volkanik kraterlerin, donmuş lavların, muhteşem plajların, mavi ötesi denizin yanında bir arkeoloji bulmacası heyacanla yaşanıyor. Bu güzelliğin dışına çıkarak, ada hakkında yeni bir kurama yer verelim.;

Ahu-Tongariki-4-Petroglyph.JPG

Pano_Anakena_beach.jpg

Yeni bir yaklaşım, gerçeğin ışığı mı?

Gizemli Moai heykelleri, adanın kıyılarından öteye sonsuz okyanusa doğru dik dik bakarlar. Sırlarını yüzlerce yıldır, saklıyorlar; Araştırmacı Alan Malford, yıllarca sürdürdüğü dünya çapındaki bir çalışmayı henüz bitirmiş ve eski kültürlerin gizemlerinin ve de arkeolojik bilmecelerin makul çözümlere ulaşabileceğini araştırıyor. Kabul gören bir yaklaşım olarak, Moailer, genel olarak adadaki insan yaşamının en eski evresinde yapılmışlardır ama Malford soruyor; bunu kanıtlayan bir kazı yapıldı mı? Her ne kadar, M.S. 400´ler doğru tarih olarak görünüyorsa da, bunun için de radyokarbon deneyleri yapılmış değil. Üzerlerinde rongorongo yazısı bulunan tahta tabletlerin hala tam***** yakını çözülmüş, anlaşılmış değil. Doğuda, 2.300 mil uzakta bulunan Güney Amerika´daki antik kültürlerin hiçbirisinden adalıların yararlandığını söylemek mümkün değil. Yani Paskalya Adası insanlarının bir başka yerle tarihsel bir ilişki içinde olduklarını kanıtlayacak birşey ortada yoktur. Buna karşın Malford, adanın gizeminin dünyaçapında üretilen antik yerler ve uluslar bilinmeyeni fobisinden kaynaklandığı görüşünde; diyor ki; "Geniş bir açıdan bakıldığında, heykeller ve üzerinde durdukları taş platformlar kusursuz oyulmuştur ve bize yapımcılarının kimlikleri hakkında ipuçları verirler. Adalıların taş işçiliğinin dayanıklılığı, özellikle Bolivya´daki Tiahuanacu ile Peru´daki Ollantaytambo´yu hemen akla getirir. Taşların kesimi ve montajı uslüp olarak aynıdır veya aynı modadır. Yani taşların birleştikleri ek yerlerine bir jilet dahi sokulamaz. Uzmanlara veya bağımsız kültür savunucularına göre bu işçilik bağımsız ve gelişmiş Paskalya insanlarına aittir. İyi ama, iki bağımsız kültür nasıl oldu da, kayaları sıcak bir bıçakla tereyağı keser gibi dilimlemeyi öğrendiler? Bilimden beklenen bilimsel kimliğin güvencesine sığınarak, laf üretmek değil, ciddi kanıtlardır. Buradaki kurala ben "Occam Razor" diyorum. (Occam Razor, felsefedeki uydurmak hipotez gerektirmez, kuralıdır.)"

Kneeled_moai_Easter_Island.jpg

İşlerini bırakıp, birden yok oldular.

En çok sorulan sorulardan birisi, niçin sorusudur. Niçin birileri büyük sıkıntılara girerek yüzlerce Maoi heykelini kıyı boyunca diktiler ve heykellerin kafalarına büyük bir dikkatle onar tonluk şapkalar yerleştirdiler? Malford buna da cevap veriyor; "İki cevabım var; birincisi o insanlar uzaklık korkusunu sembolleştirdiler. Veya kurtarılmayı bekleyenlerin geçen gemiye işaret vermesi örneğinde olduğu gibi birilerinin dikkatini çekmek istediler. Asıl soru, heykelcilerin adadan ne zaman kaybolduklarıdır, taş ocaklarını terkederek çalışmalarını yarım bırakıp, aniden gitmişler. Bir senaryo üretelim; yukardaki örnekteki gibi, diyelim ki açık denize işaret verdiler ve kurtarıldılar. Ama bir grup taş ustası, bu kadar uzak bir yerden taa Güney Amerika kıyılarına neyle gittiler? Yani ben klasik arkeolojinin iki ayrı yer arasında bir ilişki var iddialarına katılmıyorum. Sorunun içinde bir paradoks saklıdır; bir tanıma göre, ortada dünya çapında tarih öncesi kültür vardır, buna ´Atlantealılar´ denmekte veya birilerine göre Tanrılar. Adı ne olursa olsun, Bolivya´daki Tiahuanacu, anahtar kenttir; burada kalay işçiliği yapılmış ve maden cevheri değerlendirilerek bronz üretilmiş bir endüstri kültürü yaşanmıştır. (Bronz, % 85 bakır, % 15 kalaydan elde edilir ama bu oluşum çok güç bir işlem gerektirir. Tiahuanacu dünyanın en zengin kalay rezerv kuşaklarının bulunduğu yerdir.) Bir diğer ilginç ama minik varsayım ise, taşların hava yoluyla taşınmış olduğudur. Bunun fiziksel bir kanıtı olduğu da söyleniyor; Lübnan´daki Baalbek Tapınağı´ndaki dev taş platformun Helios adlı tanrı tarafından taşındığına inanılır. Peru, Nazca Düzlüğü´ndeki çizgi şekiller de böyledir ancak havadan görülebilirler. Daha da ilginci, yazar John Reinhard´ın gezilerinde ortaya çıkmıştır, And Dağları halkları arasında yaygın olan bir inanca göre, eskiden dağlarda yaşayan tanrılar vardı ama sonra kayboldular çünkü kendilerini kartallara ve akbabalara dönüştürebiliyorlar, yerlere göklerden bakıyorlardı. Benim araştırmalarım Tiahuanacu efendisinin başka yerlerde Viracocha veya Poseidon-Neptün adıyla bilinen "Fırtına Tanrı" olduğu yönündedir. Simgesi üç dişli çataldı ve bu simge aynen Akdeniz´de olduğu gibi Peru kıyısında Paracas´da tepelere oyulmuştur. Bana göre orjinal Nazca çizimleri Viracocha´nın işidir; çalışmalarım bunların aeronatik teknoloji kullanılarak kölelere yaptırıldığı doğrultusundadır. Bu vahşet olayının olası kanıtları "Ağlayan Tanrı Tiahuanacu" efsanesinde görülebilir. Sadece bu kuram, Nazca gizemini açıklamaya yeterli olabilir. Çizgilerin keşişim noktaları ve şekillerin yapımındaki ustalık mükemmel birer örnek olarak görülebilirler. Bunları ilkel insanların yaptığı düşünülemez.

Hangaroa_Moais.jpg

Ahu-Akivi-1.JPG

Makemake.jpeg

alıntı
 
bu adadaki anormallik ayni yapilarin 4000km uzakta benzerinin olmasi, ve bilinen tarihler boyunca hic erkek sayisi kadinlardan fazla olmamis ve o kadar malzemeyi oraya kim tasimis nasil yapmis belli degil ayrica,o taslar oranin taslari degil
 
Üst