Türkiye'de Güzel Sanatlar

Güzel sanatlar, güzellik ve zevkle ilgilenen sanatlar için kullanılır. Bu terim ilk defa Fransızcada beaux arts olarak, resim, heykel, baskı gibi görsel sanatları tanımlamak için kullanılmıştır. Günümüzde daha çok, klasik veya akademik sanatla bağlantılı olan geleneksel görsel sanatlar anl***** gelir.

Güzel sanatlar teriminin ortaya çıkışındaki motivasyon, resim, heykel gibi görsel sanat dallarını; tekstil, seramik gibi zanaat ve uygulamalı sanatlardan ayırmaktı. Buradaki "güzel", sanat eserinin niteliğini değil, disiplinin estetikle bağlantısını vurgulamak için kullanılmıştır. Günümüzde icra edilen ve sadece resim, heykel ve baskıyla kısıtlı olmayan modern ve çağdaş sanat eserleri için açıklayıcı ve kapsayıcı olmadığından, buna alternatif olarak görsel sanatlar tabiri kullanılmaktadır.

Güzel Sanatlar

Türkiye’de güzel sanatlara ilişkin faaliyetlerin koordinasyonu Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Başta fonetik ve plastik sanatlar olmak üzere, güzel sanatlar alanında ulusal ve uluslararası faaliyetleri bizzat gerçek-leştiren ya da organize eden Genel Müdürlük bünyesinde 24’ü profesyonel, 4’ü amatör toplam 28 sanat kurumu yanında Devlet Resim Heykel müzeleri ve Devlet Güzel Sanatlar galerileri bulunmaktadır.

Resim​

1910’larda sanat eğitimi için Avrupa’ya giden İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail, Avni Lifij ve Feyhaman Duran gibi ressamlar, Cormon Atölyesi’nde öğrenim görmelerine karşın izlenimcilik akımının ilkelerini ya da sembolist yorumları Türk resmine kazandırmışlardır. “1914 Kuşağı” olarak anılan bu sanatçılar, Güzel Sanatlar Akademisi’nin öğretim üyeleri olarak, Cumhuriyet döneminin ressamlarını da yetiştirmişlerdir. Türk resmine modern yorumları kazandıran ilk ressamlar olan Ali Avni Çelebi ve Zeki Kocamemi, Hoffman Okulu’nun etkilerini ve dışavurumcu görüşün öncülüğünü, arkadaşları Şeref Akdik, Mahmut Cuda, Hale Asaf, Muhittin Sebati, Refik Epikman, Cevat Dereli ve heykeltıraş Ratip Aşir Acudoğlu ile paylaşırlar. “Müstakiller” adı altında toplanan bu ressamlar, Zonguldak, Samsun, Bursa, İzmit gibi illerde Anadolu sergileri düzenleyerek Modern Türk resminin yaygınlaşmasına da önayak olmuşlardır. Bu atılımı yeni ufuklara taşıyan Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino, Sabri Berkel ve heykeltıraş Zühtü Müridoğlu, “D Grubu” adı altında birleşerek kübizm kaynaklı analitik çözümlemelere ve soyutlamalara yönelmişlerdir.

Sahil”, Hikmet Onat
“Sanayi-i Nefise Mektebi” 1936 Üniversite Reformu ile Gü-zel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürülmüş, Yüksek Resim Bölümü Başkanlığı’na Fransız ressam ve gravür sanatçısı Léopold Levy getirilmiştir.

Levy, akademi kadrolarını D Grubu ressamları ile birlikte yeni bir sisteme sokmuştur. Levy’nin öğrencileri tarafından kurulan “Yeniler Grubu” sanatçılarından Turgut Atalay ve Mümtaz Yener sosyal gerçeklere yönelirken, Nuri İyem soyuttan yola çıkarak Anadolu kadınının, gecekonduların, grevlerin ve göçlerin ressamı olmuştur.

“Ana ve Çocuk”, Neşet Günal
“Yeniler”in yarattığı Non-Figüratif resim 1950’lerde Mübin Orhon, Fahrünnisa Zeyd, Nejat Devrim, Adnan Çoker, Lütfü Günay, Devrim Erbil, Özdemir Altan, Adnan Turani, Güngör Taner ve Mustafa Ata gibi ressamlar tarafından geliştirilirken, sosyal gerçekçi resim, Duran Karaca’nın Çukurova görünümlerinde, Cihat Aral’ın tuvallerinde ve Neşet Günal, Neşe Erdok atölyesinde yetişen sanatçılar arasında yaygınlaşmıştır.

Tophane”, Bedri Rahmi Eyüboğlu
1950’lerde Bedri Rahmi Eyüboğlu ve atölyesinde yetişen sanatçıların birleştiği “Onlar Grubu” ise Türk resim sanatında geleneksel kaynakları, minyatür, hat ve kilim, halı ve mozaiklerin esinlerini çağdaş yorumlarla birleştirdiler. Mehmet Pesen ve Nedim Günsür geleneklere yönelirken Orhan Peker, Leyla Gamsız, Turan Erol renk ve leke soyutlamalarının anlatım gücünü resimlerine kattılar. Resim sanatının 1980 ve 1990’larda önemli bir atılım dönemi geçirmesiyle, “fantastik gerçekçilik” başta olmak üzere tuval resmine yeni eğilimler katılmış, Fikret Mualla, Avni Arbaş, Komet, Burhan Uygur, Ergin İnan, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Utku Varlık gibi sanatçılar uluslararası başarılar elde etmişlerdir. Gökhan Anlağan, Hüsamettin Koçan, Mehmet Gün, Mahir Güven, Alp Tamer Ulukılıç, İsmet Doğan, Canan Tolon, Murat Morova, İnci Eviner, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Mehmet Uygun, Altan Çelem, Hakan Akçura, Mehmet Güleryüz, Selda Asal ve Serhat Kiraz gibi sanatçılar, tuval resimleri ya da kavramsal uygulamalarla Türk sanatına yeni boyutlar kazandırmışlardır. Öncü ve deneysel çalışmalar, ilki 1977’de düzen-lenen İstanbul Sanat Bayramı çerçevesinde yer alan “Yeni Eğilimler” sergileriyle desteklenmiştir. 1980 sonrası yıllarda ve günümüzde geleneksel tuval resminin yanı sıra kavramsal sanat çalışmaları da yaygınlaşmıştır. Murat Morova, Zahit Büyükişleyen, İsmet Doğan, Serhat Kiraz, Zafer Gençaydın, Şenol Yokozlu, Bedri Baykam, Tomur Atagök, Habip Aydoğdu, Vural Yurdakul, Mustafa Ata, Güngör Taner ünlü ressamlardan bazılarıdır.

Heykeltıraşlık​

Osgan Efendi’nin atölyesi ve Nijat Sirel, Mahir Tomruk heykel sanatının ilk öğrenimli sanatçılarıdır. Heykel sanatı Cumhuriyet döneminde iki farklı alanda ilerleme göstermiştir. Canonica’nın İstanbul-Taksim Özgürlük Anıtı, Hanak ve Thorak’ın Ankara-Güven Park Anıtı, Krippel’in İstanbul-Sarayburnu Atatürk Anıtı, Ankara-Ulus İyigün Anıtı bu dönem özelliklerini yansıtır.

“Adsız”, Tamer Başoğlu
Türk heykelcileri de anıt yapımında çalışmışlardır. Nitekim yabancı sanatçıların da katıldığı “Erzurum Anıtı” yarışmasında Ali Hadi Bara birincilik ve Zühtü Müridoğlu ikincilik ödülünü almışlar, “Manisa Anıtı” yarışmasını ise Nijat Sirel kazanmıştır. Heykel sanatının anıtlarına Hakkı Atamulu, Yavuz Görey, Kamil Sonad, İlhan Koman, Hüseyin Gezer, Turgut Pura gibi sanatçılar imza atmışlardır. Heykel sanatında toplumsal gelişmeleri anımsatacak anıtların ilk örneklerini Ratip Aşir Acudoğlu üretmiş, Menemen Anıtı ile Erzincan Deprem Anıtı Almanya ve Fransa’da 11 yıl heykel öğrenimi gören sanatçı tarafından yapılmıştır.

1937 yılında Alman Heykel sanatçısı Rudolf Belling, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nün başına ge-tirilmiş, 1954 yılına kadar akademide öğretim üyeliğini sür-dürerek çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, aynı zamanda heykel çalışmalarını sürdürmüştür. İstanbul Taşlık Parkı’ndaki ve Ankara Ziraat Fakültesi bahçesindeki İnönü heykelleri Belling’e aittir.

Daha çok figüratif bir anlayışla ürünler veren bu heykeltıraşlar figüratif-soyut ve non-figüratif denemeler yapmış; Hadi Bara, İlhan Koman, Mehmet Şadi Çalık ve Turgut Pura gibi sanatçılar ise özellikle soyut uygulamalara öncelik tanımışlardır.

1950’lerde Akademi’nin heykel bölümünde Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu’nun etkili olduğu görülür. Soyut çalışmalar ile çeşitli araç ve tekniklerin kullanımı bu döneme özgü bir gelişmedir. Ali Teoman Germaner, Tamer Başoğlu, Gürdal Duyar, Namık Denizhan, Metin Deniz, Meriç Hızal, Rahmi Aksungur gibi heykeltıraşlar, bu okulun öğretim kadrosunda yer almışlardır.

1961 Paris Gençler Bienali Heykel Dalı’nda birincilik ödülü alan Kuzgun Acar, soyut çalışmanın en ilginç örneklerini vermiştir. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki “Kuşlar” röliefi Kuzgun Acar’a aittir. Figüratif heykele yeni boyutlar getirmeye çalışan Mehmet Aksoy, maden, taş ve ağaç gibi gereçlerle soyut anlatımlara yönelen Ferit Özşen, Saim Bu**** Meriç Hızal, Remzi Savaş, Eyüp Öz ve Yunus Tonkuş, Yavuz Görey, Zerrin Bölükbaşı, Hüseyin Gezer, Haluk Tezonar uluslararası sergilerde iyi dereceler alarak Türk heykel sanatını tanıtan sanatçılardır.

Seramik Sanatı​

Cumhuriyet’in ilk yıllarında diğer sanat dallarında olduğu gibi, seramik alanında da yurt dışına sanatçılar gönderilmiş, Paris’te eğitim gören ilk seramik sanatçılarından İsmail Hakkı Oygar, Hakkı İzer ve Vedat Ar, yurda döndüklerinde seramiği geleneksel anlayıştan farklı, dekorsüsleme kavramı dışında bir anlayışla ele almışlar ve özgün çalışmalara yönelmişlerdir. İsmail Hakkı Oygar’ın seramik sanatına getirdiği çağdaş yaklaşım, daha sonra gelen sanatçıların çalışmalarıyla önemli gelişmeler göstermiştir. 1929 yılında sanatçıların katkılarıyla Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde seramik atölyesi açılmış ve seramik eğitiminde örgütlenme başlamıştır. İlk özel seramik atölyesi 1950’lerin ortalarında Füreyya Koral tarafından kurulmuş; Füreyya Koral, Sadi Diren, Nasip İyem, Bingül Başarır, Candeğer Fürtun, Atilla Galatalı, Beril Anılanmert, Hamiye Çolakoğlu, Zehra Çobanlı, Jale Yılmabaşar gibi birçok sanatçı, 1949’dan itibaren uluslararası düzeyde ürünler vermişlerdir.
“Tabak”, Zehra Çobanlı

Fotoğraf Sanatı​

Atatürk’ün desteğiyle sanata
ve sanatçıya verilen önemin artması Türk fotoğrafında da etkisini göstermiştir. O döneme kadar Türkiye’de fotoğraf hep gayrimüslim azınlıklar tarafından çekilirken Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türk fotoğrafçıları artmaya ve önem kazanmaya başlamıştır.
“Mor Yağmur”, Mehtap Yıldız
Cemal Işıksel, Nurettin Erkılıç, Selahattin Giz, Limasollu Naci, Şinasi Barutçu, İhsan Erkılıç, Baha Gelenbevi Cumhuriyet döneminin ilk önemli fotoğrafçılarıdır. Türk fotoğrafının gerçek kimliğine kavuşma ve dışa açılma döneminin başlangıcı ise 1960’lı yılların başıdır. Özellikle Ara Güler’in 1961’de İngiltere’de dünyanın yedi yıldız fotoğrafçısından birisi olarak seçilmesi Türk fotoğraf sanatının dünyada bir yer edinmeye başladığının ilk göstergesidir.
60’lı yıllardan sonra Türkiye’nin pek çok yöresini özgün bakışla çeken Ozan Sağdıç; fotoğrafçılığın değişik alanlarında eserler veren Zeynel Yeşilay; yerel motifleri temel alarak çalışmalarını sürdüren Gültekin Çizgen; yeni arayışlarıyla fotoğrafa farklı bakış açıları sunan Şahin Kaygun gibi isimlerle güçlenen ve sesini duyuran Türk fotoğraf sanatı, dikkatleri attığı sağlam adımlarla üzerine toplamıştır. Bunların yanısıra, Atila Torunoğlu, Mustafa Kapkın, Halim Kulaksız, Reha Günay, Fikret Otyam, Şemsi Güner, Sabit Kalfagil, İsa Çelik, İzzet Keribar, Şakir Eczacı başı, Cengiz Karlıova, İsa Özdemir, İbrahim Demirel, Sami Güner, Mehmet Bayhan, İbrahim Göğer, Serpil Yıldız, Çerkes Karadağ, Nuri Bilge Ceylan, Ramazan Öztürk ve Coşkun Aral da başarılı çalışmalarıyla dikkat çeken isimler arasında yer almaktadırlar.

2003 yılında Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun (TFSF) kurulmasıyla fotoğraf sanatı örgütlenme yolunda bir adım daha ileriye gitmiştir.

Karikatür: Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Cemal Nadir Güler ve Ramiz Gökçe, Türk karikatürünün iki önemli imzası olmuşlardır. Aynı dönemde Yusuf Ziya Ortaç’ın yayımladığı ve Cumhuriyet döneminin en uzun ömürlü mizah dergisi olan “Akbaba” da, değişik anlayışların sergilendiği, güçlü yazar ve çizer kadrosuyla döneme damgasını vurmuştur.

22. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birincilik ödülünü Almanya’dan Friederike Gross kazandı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası çok partili düzene geçilmesiyle gelen yeni özgürlüklerle birlikte, mizah da nitelikdeğiştirmiştir. Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’in çıkardıkları ve çizerliğini Mustafa Uykusuz’un yaptığı “Marko Paşa” dönemin en önemli mizah dergisidir.

1950’lerde karikatür sanatına yeni bir anlayış getiren 50 kuşağı karikatürcüleri, yazı ve söze dayanmayan bir çizgi mizahı geliştirmişlerdir. Yeni karikatür anlayışlarını, yalnız çizerek değil, toplu sergiler, yazılar, seminerler ve yayımladıkları “41 Buçuk”, “Tef”, “Dolmuş”, “Taş Karikatür” gibi mizah dergileriyle de yaygınlaştırmışlardır. Turhan Selçuk, Nehar Tüblek, Ali Ulvi Ersoy, Eflatun Nuri Koç, Selma Emiroğlu, Semih Balcıoğlu, Bedri Koraman, AltanErbulak, Mustafa Eremektar, Sinan Bıçakçıoğlu, Ferruh Doğan, Tonguç Yaşar, Suat Yalaz, Yalçın Çetin ve Oğuz Aral dönemin tanınmış karikatürcüleridir. 1960-70 arası yetişen Cafer Zorlu, Zeki Beyner, Tan Oral, Nezih Danyal, Ercan Akyol, Erdoğan Bozok, Orhan Özdemir ve Selçuk Demirel de 50 kuşağının oluşturduğu karikatür anlayışını özgün katkılarıyla sürdürmüşlerdir. 1970’li yıllarda Oğuz Aral’ın yönetimindeki “Gırgır” haftalık mizah dergisinde toplanan genç karikatürcüler, Tekin Aral’ın da katkılarıyla daha çok çarpık kentleşmenin yarattığı kişi ve olayları alaya alan, söze dayalı, güncel bir mizah oluşturmuşlardır.
1980 sonrası toplumda beliren değer değişimlerini İsmail Gülgeç, Kamil Masaracı, Salih Memecan, Semih Poroy, Behiç Ak, Piyale Madra, Hasan Kaçan, Ergün Gündüz, Latif Demirci, Haslet Soyöz, Kemal Gökhan Gürses söz ve yazıyı çizgileriyle kaynaştırarak eleştirmekte ve yorumlamaktadırlar.

Türk Süsleme Sanatları. Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan süsleme sanatları, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde büyük önem kazanmış ve yüzyılların birikimi ile Cumhuriyet dönemine ulaşmıştır. 1936 yılında Devlet Güzel SanatlarAkademisi’nde Türk SüslemeSanatları bölümü açılmış; tezhip, hüsni hat, ebru, minyatür ve çini deseni eğitimi verilmeye başlanmıştır. Günümüzde İstanbul ve İzmir’deki üç üniversitede (Mimar Sinan, Marmara, 9 Eylül Üniversiteleri) ana branş olarak süsleme sanatları eğitimi verilmektedir. Bunun yanısıra Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından da geleneksel Türk süsleme sanatlarının yaşatılması amacıyla birçok faaliyet yürütülmektedir. Bu alanda ürün veren sanatçıları, günümüzün sanat anlayışı ve zevkine uygun çağdaş yoruma özendirmek ve sanatçıların son eserlerini sergilemek amacıyla 1986 yılından itibaren “Türk Süsleme Sanatları Sergisi” düzenlenmektedir.

Çinicilik Türk süsleme sanatının önemli bir bölümünü oluşturur.

Türk El Sanatları

Türk el sanatlarının kökleri çok eskilere dayanmaktadır
Anadolu’da yaşamış pek çok uygarlığın kültürü, Türkler’in yerleşmesinden sonra yeni bir sentez içinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu nedenle Türk el sanatlarının kökleri çok eskilere dayanmakta ve sosyokültürel açıdan önem taşımaktadır. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarının, resmi ve özel kuruluşların ve ilgili kişilerin desteği ile günümüze kadar ulaşan başlıca Türk el sanatları şunlardır: dokuma sanatları (kumaş, halı, kilim, cicim, sumak, keçe); işleme sanatları (iğne, sim); örgü işleri (oya ve dantel, boncuk, tığ, mekik); maden sanatı (kuyumculuk, cam sanatı); ağaç işleri sanatı; hammaddesi taş olan el sanatları (Oltu, Mermer, Lületaşı); dekoratif yapma bebek; deri sanatları.
 
Üst