Büyüklere bir masal uydurdum

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde , develerin tellal pirelerin berber olduğu dönemlerin birinde , çok da uzakta olmayan ve hatta biltk diyarların birinde bir krallık varmış . Tüm canlıların mutluluk ve refah içinde yaşadığı , her canlının bir eşinin olduğu , bolluk ve huzur hanedanlığıymış burası . Elbette , her krallıkta olduğu gibi burada da kral ve kraliçe varmış . Adaletli , affedici , koruyucu kral çok sevilir ve herkes onun ve eşinin başlarından eksik olmaması için dua ederlermiş . Ancak her masalda olduğu gibi bu masalda da bir olumsuzluk varmış . Maalesef bu çiftin çocukları olmuyormuş . Tüm halk onların bu acısını unutturmak için onlara ellerinden gelen herşeyin en güzelini yapıyorlarmış. Halkını düşünen ve onların mutluluğunu herşeyin önünde tutan kral ve kraliçeye periliçe acımış ve tüm periler heyetini toplayarak onlara bir çocuk verip sevinçlerinin çoğalmasını sağlamayı teklif etmiş . Tahmin edeceğiniz gibi kraliçe hamile kalmış ve dokuz ay on gün sonra prenses anatoliya doğmuş . Yalnız , kral ve kraliçe o sevinç içinde iken , bebeğin doğumu şerefine verdikleri baloya TERÖR perisini davet etmeyi unutmuşlar . Peri buna çok ama çok sinirlenmiş ve baloya gece saat tam onikide kara bir gölge gibi davetsizce gelmiş . Tüm halk ve kraliyetteki bütün canlılar korku ve merak ile Terör perisine bakmışlar . Peri adeta bir aslant gibi kükremiş ve şöyle demiş :

- Ben bugüne kadar sizin adil tutumunuz ve sevecenliğiniz için hep sakin durdum , kimseye karışmadım , kimsenin canını yakmadım ama siz evladınız olunca beni unuttunuz. Ne zamanki kızınız büyüyüp evlenecek işte o zaman benim gerçek yüzümü görecek ve hatanızı anlayacaksınız . BU laneti yine sadece gerçek sevgi çözecek demiş ve gözden kaybolmuş .

Günler ayları aylar yılları kovalamaya başlamış . Doğan çocukları prenses Anatolya ile ilgilenmekten devleti , milleti unutan kral ve kraliçe , kendi üç kişilik dünyalarında saltanat içinde yaşamaya başlamışlar . Ancak bu sırada halk hergün daha da fakirleşiyor , yoksulluktan halk hastalanıyor ve çocuklar ile yaşlılar sefalete dayanamayıp ölüyorlarmış . Hanedanlıktaki tüm ahali isyan halinde imiş ama tüm bu olanların farkında olmayan kral ve kraliçe adeta büyülenmiş gibi sadece kızları ile ilgileniyorlarmış . Çünkü kızlarında inanılmaz bir güç varmış ; güzelmiş , güçlüymüş , farklıymış , görenin gözü kalacak kadar da görünmez bir sihiri varmış . Civar krallıkların hemen hemen hepsinin gözü de Prenses Anatolyada imiş. Ancak kral , topraklarını daha da büyütmek ve kendi rahatını ikiye katlamak için o zamanın en zengin kralının oğlu olan Prens Avrupaya kızını vermek istiyormuş . Günlerce , aylarca süren gelip gitmelerden sonra Avrupa ile Anatolyanın evlilik tariheleri belirlenmiş. Fakat Anatolyayı çok ama çok seven biri daha varmış . Doğu hanedanlığının prensi prens muslim her gün rüyasında prensesi görüyor ve eğer onunla evlenirse çok çok güçlü ve yenilmez olacaklarına inanıyormuş .

Düğün günü gelmiş çatmış Kral ve kraliçe kızları Prenses Anatolyayı büyük bir özenle süsledikten sonra Prens Avrupanın koluna takmışlar . Çok gönüllü bir evlilik olmasa da , aileler öyle istediği için iki genç mecburen evlenmişler . fakat gelin görün ki , doğu hanedanlığını prensi muslim , bunu hazmedememiş . Ve düğün günü , krallığa gelerek bütün halkı kral ve kraliçeye karşı kışkırtmaya başlamış . Hiç durmadan bağırıyr ve şöyle diyormuş ;

- Ey bu güzel yurdun insanları , kralınız sizi unuttu . Onun tüm amacı Avrupadan torun sahibi olmak ve Avrupa soyundan insanlar yetiştirmek . Buna göz mü yumacaksınız ? Durmayın savaşın , koruyun kendinizi

Açlıktan ve yoksulluktan gözü donen halk büyük bir sinirle düğün alanına doğru yürümeye başlamışlar . Kılıçlar çekilmiş , güçlüler yarışmış , filler teipişmiş arada çimenler ezilmiş

Terör perisi ise olanları sadece izliyormuş .

O sırada , halktan bir kişi öfkesine hakim olamayıp Prenses Anatolyayı da öldürmüş ve işte tam o anda zaman durmuş . Yerlerde ölüler , her yer kan ve yerde cansız yatan prensesin olduğu bu diyarda herşey bir anda zamanla beraber donmuş .

Şimdi siz , sevginin gelmesini ve halkın kurtulmasını bekliyorsunuz değil mi? Ben de bekliyorum Ama o diyarda hala her yer kan ve hala yüreklerde acı var . Onlar eremedi muradına belki dinleyenler çıkar keremetine :Triste:
 

Eftelya

Büyüklere masallar

Masaldır yasamak ama ülke tarihleri......

Bir ülke düşünelim.Bir gün düşünelim tabii ki birde gelişi olası olan geceyi düşünelim.

Ülkede yönetimde söz sahibi olan demokrasiye aşık olan kral,kraliçe ve baş vezirleri var.

Kral coşkulu halkını çook seven,kraliçe her şeye bağlı eşine, çocuklarına, yaradana,halka

Vsvsvsvs.
Baş vezir güller içinde yaşamayı çok seven, adaleti bilen, demokrasi aşığı,halkı kucaklamayı çok seven bir zad.

Günlerden gündüz vakti’Kralım ben bir üst kademeye

Geçiyim yinede beni sen yönet ,seni yöneten karar merci sinede ayıp olmasın ülkemizi zamanla kendisine devir edelim’der Gün içinde zaman ilerlerken halkın düşünmeyi bildiğini iddia eden kısmı,’doğru verelim hatta ülkeyi verirken parada kazanalım’ der .

Halkın düşünmeyen bölücü olduğu var sayılan kısmı ‘Hayır ülkemi size sattırmam dahası satılan kısmına razı değilken birde size yazılı metinlerle devir ettirmem diye sözlerine devam ederken;ülkenin kapısına ‘Ben demokrasiyim’gelir.Kral demokrasiyi ayakta karşılar ‘Buyurun

Demokrasi sizi ne zamandır bekliyorduk sizin için çalışıyorduk şimdi alın size bir kalem buda benim mühürlü kağıdım ee hadi yazında uygulayalım ‘der.

Ülkenin isyancı kısmı ‘hayır asla benim 177 maddelik demokrasim var 84 ü değişti geri kalan maddeleri mide yeniden gözden geçirelim düzeltelim’der.

Gün devam eder …..Beylikler çalışır,kral çook çalışır ,kral karar verir,vezir uygular.Kralı yöneten karar merci ülkeyi yakından izler.Kara merci diğer krallıkları emir beyi haline getirmek için vuru kırar hatta bunu tüm krallılara ulaklarla bildirir.Bizim demokrasi aşığı olan kralda durmaz askerleri toplayıp karar merci emrine vermek ister.

Ülkenin isyancı kısmı ‘hayır asla o benim ülkemin askeri hiçbir ülkeye kasti zarar vermek için varolamaz benim ülkemin kurucusu YURDDA SULH CİHANDA SULH diyerek bu ülkeyi bize teslim etti böylesi bir tutumla ölmek ve öldürmede yok benim askerim’dedi.Ülkenin düşünen kısmı ‘Hayır ülkede kaos yaratıyorsunuz’der.Kral ve vezir susarlar ama beklerler.

Kral ülkesinde yaşayan yetmiş milyon insana fazla gelen toprakları ve öz kaynaklarını başvezirle satma kararları alır.ülkenin düşünen kısmı alkış tutar, ulaklar satın alınmanın o garip rehavetiyle ülkeye “ doğrudur yapılanlar gerçektir.olması gerekendir” diyerek haberleri yayarlar. Ülkenin bölücü isyankar kısmı toprak satılmaz, öz kaynak paylaşılmaz diye söylenirken ülkenin satın alınan ulakları uzaktan güler haberlerini yaymaya devam ederler. Haberlerini yayarak düşünen insanların takdirini alırlar.

Zaman akıp geçer ve gelişi olası gece gelir. Artık ülkede isyancı susmuş,yılmış, düşünenler de düşünmez olmuş kral çoktan çıplak kalmış özverili eşiyle ülkeyi terk ederek biricik çocuklarının yanına kaçmış. Vezir emir komutanın görünen kısmı olarak karar mercinin kuklası olmaya devam etmiş. Ülkede yaşayan yetmiş milyon artık uşak olmuş. Ulaklar çoktan yükünü tutmuş ve karar merci ülkesine yerleşmişlerdir…

Masal burada bitti derken… gün doğmaya başladı…

Düşünenlerin ulakları gitmiş. Bezen, susan isyancıların ulakları gelincikler gibi açmaya başlamış. Yazmışlar, çizmişler unutulan değerleri hatırlatmışlar. Dağ, bayır düz ova tüm ülkeyi toplamışlar. Ülke sevdasını ekmişler, ülkeyi kuran önderlerini anlatmışlar ve düşünen insanlara “tamam” dedirtmişler.” Biz düşünmemişiz, görmemişiz aymamışız ülkem ve gerçek kralımı artık görebiliyorum” dedirtmişler.

Unutmayın, ülke tarihleri masal değildir,masal kahramanları kötü karakterlerden çıkmaz, hiçbir masal kötü sonuçla bitmez. Her nerede bize masal okuyan varsa masal bitmez dileğiyle…
solbirlik.net
 
Üst