Efsane f1 Pilotlar

Ayrton Senna

Doğum Tarihi: 21.03.1960
Doğum Yeri: Sao Paulo
Milliyeti: Brezilya
Katıldığı Yarış: 162
Pole Pozisyonu: 65
Zafer: 41
Podyum: 80
Toplam Puan: 614

Ayrton Senna (BRA) World Champion - 1988, 1990, 1991

Senna spor dünyasına düşmüş bir kuyrukluyıldız, başka bir dünyadan gelmiş bir süperstar gibiydi. Yaydığı ışıltı, parlak zekası, Formula 1'de bir daha ortaya çıkmayacak karizmasıyla efsane oldu. Sürekli kendisiyle yarışan, limitlerini aşmayı deneyen, hırslı bir pilottu. Sürüş dehasının ötesinde spor dünyasının en zor, en ihtiraslı, en etkileyici kişiliklerinden biriydi. Yaptığı her şeye ruhunu ve bedenini koyması herkeste hayranlık uyandırırdı. Hem hayranlık uyandırırdı hem de geleceği için tedirginlik yaratırdı.

Ayrton Senna da Silva 21 Mart 1960'da Brezilya'nın Sao Paulo şehrinde doğdu. İyi bir eğitim aldı. Yarışlara katılmasının para ile ilgisi yoktu. 81'de girdiği 18 Formula Ford yarışından 13'ünü kazandı. 1982'de Formula Ford 2000 ve 1983'te İngiliz Formula yarışlarında birinci gelerek 84'te Toleman takımıyla Formula 1'e geçti. Monako'da McLaren takımından Alain Prost'un ardından kazandığı sansasyonel ikincilik, spor dünyasına fırtına gibi giren bir yeteneği müjdeliyordu. Toleman'ın sınırlı kaynakları Senna'nın tırmanan hırsını karşılamaya yetmeyince 1985'te Lotus'la anlaşma imzaladı. Lotus'la 3 sezonda toplam 16 kez pol pozisyonundan yarışa başladı ve 6 zafer kazandı.

1988'de McLaren'e geçti ve bu takımda 35 yarış kazandı, 3 dünya şampiyonluğu aldı ve 6 sezon geçirdi. 88'de McLaren-Honda 16 yarışın 15ini aldı. Senna takım arkadaşı Prost'tan daha fazla yarış kazanarak (Senna 8, Prost 7 yarış kazandı) 1988 şampiyonu oldu. Böylece iki büyük pilot, aralarındaki rekabet yüzünden, çok çirkin bir mücadelenin iki kahramanı oldular. 1990 yılında Senna ikinci şampiyonluğunu ilan etti. Üçüncü şampiyonlukla birlikte Senna'nın pilot olarak çok baskın ve saplantılı bir çizgide olduğu iyice belli oldu. 1994'teki talihsiz sezona kadar hayranlarını çok sevindiren başarılara imza attı.

Senna büyük bir ihtirasla delirmiş gibi araba kullanırdı. Acımasız hırsı sürekli eleştirilirdi. McLaren'deki takım arkadaşı Prost onu yaşamaktan çok kazanmayı umursamakla, tehlikeli bir deli olmakla suçlamıştı. Prost'a ve pek çok pilota göre Senna kendisine Tanrı'nın yardımcı pilotluk yaptığını düşünüyordu. Martin Brundle şöyle demişti: "Senna bir dahi. Dengesizliğin doğru tarafında durduğunu ama çok çok uçlarda gezindiğini söyleyebilirim. Her defasında paçasını bu işten çok zor sıyırıyor ve bu da beni korkutuyor."

Senna bazen çok ileri gittiğini de itiraf ediyordu. 1988'deki Monako GP'sinde o kadar hızlanmıştı ki Prost'tan 2 saniye daha önde yarışı bitirdiğinde bilincini yitirdiğini ve çok korktuğunu söylemişti.
Ölümlü olduğunun tamamıyla farkında olduğunu ve sınırlarının ne olduğunu görmek için kendisini zorladığında korktuğunu söylüyordu. Yarışları hayat için metafor gibi görüyordu. Yarışlar kendisini keşfetmesi için bir araçtı: "Bu araştırma beni büyülüyor. Ne kadar ileri gidersem kendimle ilgili o kadar çok yeni şey keşfediyorum. Fakat bir çelişki var. Aracı daha hızlı kullandığım her sefer daha kırılgan olduğumu fark ediyorum. Bu iki uç sınır kendimi çok çok derin anlamda bilmemi sağlıyor."

İçe dönük yaşıyormuş gibi görünmesi insanlık için faydalı şeyler yapmasına engel olmadı. Çocukları çok seviyordu ve servetini (öldüğünde yaklaşık 400 milyon dolar servete sahipti) Brezilyada yoksul semtlerde yaşayan çocukların geleceği için harcadı. Kendi geleceği ile ilgili ise şöyle demişti: "Gerçek anlamda dolu dolu yaşamak istiyorum. Ara vererek, bir hastalıkla savaşarak ya da yaralanıp sakatlanarak yaşamayı asla istemiyorum. Hayatıma mal olacak bir kaza geçireceksem, umarım bir anda her şey olur biter."

Kötü son Mayıs 1994'te geldi. San Marino GP'sinde beton duvara çakılarak hayatını kaybetti. Milyonlarca insan kazaya televizyondan tanık oldu ve ağladı. Sao Paulo'daki cenazesine, aralarında Alain Prost da olmak üzere, pek çok pilot katıldı.

Nigel Mansell

Doğum Tarihi: 08.08.1953
Toplam Puan: 482
Doğum Yeri: Birmingham
Katıldığı Yarış: 191
Milliyeti: ingiltere
Pole Pozisyonu: 31
Zafer: 31
Podyum: 59

Nigel Mansell (GBR) 1992 Dünya Şampiyonu
Formula 1 dünyasına girdikten sonra bile mücadeleyi asla bırakmamış çok az pilottan biridir. Son derece kararlı, aşırı derecede saldırgan ve şaşırtıcı derecede risk alan Mansell, seyretmesi en heyecan verici pilotlardan biriydi. Ya kazan ya kaybet yaklaşımıyla -31 birincilik ve 32 kaza- en başarılı İngiliz pilot oldu ve dünya sıralamasında en hızlı turlarda üçüncü, yarış kazanmada dördüncü ve pol pozisyonu sıralamasında beşinci adam oldu. Garip kişiliğiyle pek çok düşman edinmesine rağmen pistte gösterdiği kahramanca performans ile milyonlarca hayran kazandı.

İlk arabasını 7 yaşında kullanan Nigel 8 Ağustos 1953'te Birmingham yakınlarında doğdu. Aynı sene Lotus
kullanan Jim Clark'ın 1962 Britanya Grand Prix performansını seyrettikten sonra büyük İskoç pilotun yolundan gitmeye karar verdi. Bu fikir yaşıtları tarafından alay konusu olsa da pek azı Mansell'in başına gelen talihsiz olaylardan sağ çıkabilirdi.

Kart yarışlarındaki başarılarından sonra, test sürüşlerinde boynunun kırılmasıyla sonuçlanan bir kazaya rağmen 1977 Britanya Formula Ford şampiyonasını kazandı. Doktorların 6 ay boyunca yataktan çıkmaması ve bir daha otomobil kullanmaması gerektiğini söylemelerine rağmen Mansell hasteneden gizlice kaçıp yarışmaya devam etti. Bu kazadan 3 hafta önce Mansell uçak mühendisi olarak çalıştığı işinden istifa etmişti. Bundan önce ise Formula Ford yarışlarına katılabilmek için kişisel birikimlerinin tümünü harcamıştı. Formula 3 kariyerine başlayabilmesi içinse Mansell ve eşi Rosanne sahip oldukları evi sattılar. 1979'da meydana gelen ve bir başka otomobil ile çarpışıp takla atmasına sebep olan kazadan kırık bir omur ile kurtulabilmesi ise şanstı. Bu olaydan kısa bir süre sonra ağrı kesiciler ile tıka basa dolu olmasına rağmen Lotus ile yaptığı deneme sürüşünde Formula 1 takımı için test pilotu olmayı başardı. Formula 1'de katıldığı ilk yarışı olan 1980 Avusturya Grand Prix'sinde kokpitte meydana gelen yakıt sızıntısı vücudunun alt tarafında birinci ve ikinci derece yanıkların meydana gelmesine sebep oldu.

Lotus patronu Colin Chapman ile çok yakın bir ilişkisi olan Mansell, Colin'in 1982'deki ani ölümüyle yıkıldı. Lotus takımında 2 sene daha kalıp 1985'te Williams'a transfer oldu. Katıldığı 71 Grand Prix yarışında hiçbir birincik elde edemeyen Mansell, 85 Avrupa Grand Prix'sinde aniden parladı ve birincilik kazandı. Sevinçten podyumda gözyaşı döken Mansell kazandığı Avrupa GP'sini takip eden 18 ay boyunca 11 yarış kazandı. Fakat kazanması beklenen 2
dünya şampiyonluğunu kaçırdı. 1986'da Adelaide'de patlayan lastiği çok başarılı geçecek sezonu son anda mahvetti. 1987'de Suzuka'da sıralama turlarında geçirdiği ciddi bir kaza sırtını tekrar incitmesine neden oldu. Kazadan dolayı çekilmek zorunda kaldığı yarışı, nefret ettiği Brezilyalı Nelson Piquet (Williams Honda'dan takım arkadaşı) kazandı ve şampiyonluğunu ilan etti. Mansell için 87'nin en önemli anı hiç hoşlanmadığı Piquet'in Silverstone pistinde kendisini geçtiği andır.

Mansell başına gelen tüm olumsuzlukları büyütüyor, kötü giden bir şeyler olmasa bile yaratıyordu. "Bütün dünya bana karşı" zihniyeti pek çok kişiyle büyük sürtüşmelere girmesine neden oldu. Medya Mansell'in kronikleşen şikayetlerinden bıkmıştı. Fakat hayranları yarışlardaki saldırganlığını seviyordu. 1989'da Ferrari ile çıktığı Rio'da zafer kazandı. 1990 yılında eldivenlerini seyircilerin üzerine doğru fırlatarak yarışları bıraktığını ilan etti. 2 ay sonra Williams'a geri döndüğünü açıkladı. 1991'de Williams-Renault'da 5, bir sonraki sene 9 yarış kazandı. 1992'de dünya şampiyonu olduktan kısa bir süre sonra tekrar yarışları bıraktığını açıkladı. 1994 yılında Williams Avusturalya'daki 4 final yarışı için Mansell'i pistlere geri döndürmeyi başardı. 15 sezonda toplam 187 start alan 41 yaşındaki pilot, bir sonraki sene McLaren için iki defa yarıştıktan sonra F1'i bıraktı

Alain Prost

Doğum Tarihi: 24.02.1955
Toplam Puan: 798
Doğum Yeri: Saint Chamond
Katıldığı Yarış: 202
Milliyeti: Fransa
Pole Pozisyonu: 33
Zafer: 51
Podyum: 106

Alain Prost (FRA) 1985-1986, 1989, 1993 Dünya Şampiyonu
Kariyeri, başarılarını gölgede bırakan kavga ve gürültülerle dolu olsa da, spor dünyasının en büyük pilotlarından biri olarak Formula 1 tarihinde önemli bir yeri vardır. 4 defa dünya şampiyonu oldu. Kazandığı 51 zafer diğer pilotlarla her zaman savaş halinde olduğu için politik anlamda başarısızlık olarak görülebilir. Ayrton Sena ile kavgalı olmaları her ikisine de kötü ün kazandırdı. Ama yine de şampiyon pilotlar arasında sadece Michael Schumacher ve Juan Manuel Fangio, Prost'tan daha fazla zafer kazanmıştır.

Prost 24 Şubat 1955'te doğdu. 1974'te tüm zamanını yarışlara ayırmak için okuldan ayrıldı. 1978 ve 1979'da hem Fransa hem de Avrupa F3 şampiyonluğunu kazandı. 1980'de McLaren'le anlaştı. İlk Formula 1 sezonunda 4 yarıştan puan almayı başardı fakat çok kaza yaptı. Birinde bileğini kırdı, diğerinde şiddetli çarpışmadan dolayı beyin sarsıntısı geçirdi. Tüm bu teknik başarısızlıklar karşısında Prost McLaren'in başarısız bir takım olduğunu ve kendisinin yanlış yolda olduğunu düşündü. 2 sene sonra McLaren'le anlaşmayı bozdu ve Renault ile anlaştı. Renault'da 3 sezonunda toplam 9 zafer kazandı. Takım arkadaşı Rene Arnoux ile arası bozuldu ve 1984'te tekrar McLaren'e döndü. McLaren'le 6 sezonda 30 yarış kazandı. 1985'te Fransa'nın ilk dünya şampiyonu oldu.

1986'da Jack Brabham'dan sonra arka arkaya şampiyonluk kazanan ilk pilot oldu. 1988'de Prost'un takımı toplamda 16 yarışın 15'ini kazandı. Parlak bir geleceğe sahip yeni takım arkadaşı Senna 8 yarış kazandı ve pilot şampiyonu oldu. Böylece spor dünyasının bu 2 büyük yarışçısının arasında başarı grafiklerini yükselten ama aynı zamanda çetin mücadelelere sahne olan duygusal bir rekabet başladı. Profesör lakaplı Prost'un sürüşü sisteme ve tekniğe dayalıydı, hesaplı ve ılımlıydı. Senna bayrağı görür görmez fırlama eğilimindeyken Prost yağmurda sürmekten nefret ederdi. Senna'nın ihtiraslı kişiliği toplumun daha çok ilgisini çekince aralarındaki kavga Formula 1 tarihinin en büyük ve en meşhur mücadelesi haline geldi. Prost takım arkadaşını tehlikeli sürmekle suçladı ve sonunda da Ferrari'ye geçti. 1991'de 10 yıl sonunda ilk defa Alain Prost bir yarışı kazanamadı. 1992'de kısa bir süre için TV yorumculuğu yaptıktan sonra 1993'te Williams takımına girdi. Burada 51. zaferini kazandı ve en çok yarış kazanan pilot oldu, ardından yarışları bıraktığını açıkladı

Juan Manuel Fangio

Doğum Tarihi: 24.06.1911
Doğum Yeri: Balcarce
Milliyeti: Arjantin
Katıldığı Yarış: 51
Pole Pozisyonu: 27
Zafer: 23 Podyum: 32
Toplam Puan: 270

Juan Manuel Fangio (ARG) 1951, 1954, 1955, 1956, 1957 Dünya Şampiyonu

Fangio tüm zamanların en iyi pilotu kabul edilir. 24 Haziran 1911 Balcarce, Arjantin doğumlu Juan Manuel Fangio kariyerine 38 yaşında başladı ve oğlu olacak yaşta pilotlarla yarıştı.
5 kez Formula 1 Dünya şampiyonluğunu kazanan tek pilot ünvanına sahip Fangio katıldığı yarışların 24'ünde zafer kazandı. 8 yıllık kariyerinde 4 farklı takımda 5 kez şampiyon olan Fangio 51 GP şampiyonasında 48 kez en önde başladı, 23 defa en hızlı tur derecesi yaptı, 35 kez podyuma çıktı.

Fangio 11 yaşındayken teknisyen olarak çalışmaya başladı ve yaklaşık 40 senesini bu işe adadı. Bu süre içerisinde daha sonra çok önemli başarılara imza atmasına sebep olacak pek çok zorlukla karşılaştı, bunların üstesinden geldi ve pek çok anlamda kendini donattı, üstünlük kazandı. 38 yaşında Avrupa'da ilk kez yarıştığında teknik anlamda rakipsiz bir konumdaydı. Rekabet kabiliyeti ve yarış sanatı ile ilgili ustalığı çok üstündü. Formula 1 yarışlarında araçların teknik açıdan karmaşık hale gelmesi Fangio'nun yüksek dereceler alarak yeteneklerini daha iyi göstermesine neden oldu. Azmi, sabrı, konsantrasyonu, zihinsel dayanıklılığı Fangio'nun gücüne güç kattı.

Çok az kaza yaptı. Usta sürüş tekniği karizmatik kişiliği ile birleştiğinde tüm dünyanın hayran olduğu bir Fangio figürü ortaya çıktı. Kadınların çok çekici bulduğu Fangio'nun 20 yıllık bir ilişkisi vardı ve hiç bozulmadı. Centilmen, cömert, nazik, saygılı, alçakgönüllü, dürüst kişiliği tüm dünyada, özellikle de diğer pilotlar tarafından çok beğenildi.

Fangio, kariyeri boyunca otuzdan fazla arkadaşını kazalarda kaybetmenin üzüntüsüyle, arkasında şampiyonluk rekoru bırakarak yarışlardan çekildi ve bir efsane olarak kaldı. 17 Temmuz 1995 tarihinde 84 yaşındayken, evinde, Balcarce Argentina'da öldü

Jim Clark

Doğum Tarihi: 04.03.1936
Doğum Yeri: Kilmany
Milliyeti: iskocya
Zafer: 25 Podyum: 32
Toplam Puan: 274
Katıldığı Yarış: 72
Pole Pozisyonu: 32

Jim Clark (GBR) 1963, 1965 Dünya Şampiyonu

Jim Clark 2 şampiyonluk kazandı ve kariyerinde 25 kez GP zaferi elde etti. 32 yaşında kariyerinin doruklarındayken Hockenheim'deki F2 yarışlarında yağmurlu bir günde lastiğindeki bir arıza nedeniyle kaza yaparak hayatını kaybetti. Aracın içindeyken asla yenilmez bir hale bürünen Clark aracın dışındayken zayıf ve savunmasız ve çelimsiz görünürdü, bu yüzden daima gönülsüz bir kahraman oldu. Yarışları asla bir yaşam biçimi haline getirmedi.

Jim Clark 4 Mart 1936 yılında İskoçya, Kilmany'de çiftçi bir ailenin tek erkek çocuğu ve 5 kız kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen Jim Clark 1950'lerin sonlarında küçük rallilerde yarıştı ve başarılar kazanmaya başladı. Bir yarış sırasında Colin Chapman kendisini izledi ve yeteneğinden çok etkilendi. 1959 yılında Chapman'ın Lotus takımıyla Formula 2 anlaşmasına imza attı. Formula 2'de başarısını gösteren Jim, kısa sürede Lotus ile Formula 1'de yarışmaya başladı.

19 Haziran 1960'da Formula 1, Belçika'da, tarihinin en kötü haftasonlarından birine şahit oldu. Spa'daki yarışın başında Chris Bristow ölümcül bir kaza yaptı. Clark pistin üzerinde yatan Bristow'un yaralı bedenini ezmemek için manevra yapabildi fakat aracına kan sıçramıştı. Birkaç tur sonra Clark'ın arkadaşı ve Lotus'un diğer pilotu Alan Stacey bir kuş çarptığı için aracın kontrolünü kaybetti ve kaza yaparak hayatını kaybetti. Bu ürkütücü kazalar Clark'a yarışları sonsuza kadar terk etmesi gerektiğini söylüyordu. 61 yılında Monza'daki yarışta Ferrari pilotu Wolfgang von Trips ile çarpıştı. Clark'a hiçbir şey olmadı. Suçsuz olsa da von Trpis'in ve 14 seyircinin ölümü onu emekli olmaya daha da mecbur etti. Colin Chapman sürekli onu bu histen vazgeçiriyordu. Clark ile Chapman artık çok iyi dost olmuşlardı. Chapman Clark'ın samimiyetine, dürüstlüğüne, alçak gönüllüğüne büyük saygı duyuyor, sadece pilot olarak değil insan olarak da kişiliğinin çok etkileyici olduğunu söylüyordu.

1960 yılında başladığı kariyerini 1963 ve 1965 yıllarında olmak üzere 2 kez Formula 1 Dünya Şampiyonluğu ile süsledi. Basın önünde açıklama yapmaktan ve görünmekten rahatsız oluyordu. Herkesin hatta diğer pilotların hayranlık beslediği biri olsa da hiç kimse onu iyi tanımazdı. Aracın içinde otururken sakin ve kontrollü bir saldırganlığa sahipti ama aracın dışında tırnaklarını kemirir, kararsız bir insan haline dönüşür, hangi restoranda yemek yiyeceğini seçerken bile problem yaşardı. 8 yıllık kariyeri boyunca 73 yarışta start alan Clark'ın 25 Grand Prix galibiyeti bulunuyor. 7 Nisan 1968'de Hockenheim, Almanya'daki Formula 2 sırasında lastiğindeki bir arıza nedeniyle kaza yaptı ve yaşamını yitirdi.

Nelson Piquet

Doğum Tarihi: 07.08.1952
Doğum Yeri: Rio de Janerio
Milliyeti: Brezilya
Zafer: 23
Toplam Puan: 485
Katıldığı Yarış: 207
Pole Pozisyonu: 24
Podyum: 60

Nelson Piquet (BRA) 1981, 1983, 1987 Dünya Şampiyonu

17 Agustos 1952'de Rio de Janerio, Brezilya'da dünyaya gelen Nelson Sautomaior, 14 yaşında karting yarışları ile tanıştı. Ailesi izin vermediği için yarışlara annesinin soyadı Piquet ile katılıyordu. 1971 ve 1972 yıllarında Brezilya Kart Şampiyonu olduğunda, ailesi onun kart yarışcısı oldugunun farkında bile değildi. 1976 yılında Formula Super Vee yarışlarında Brezilya Şampiyonu olduktan sonra 1978 yılında İngiltere F3 yarışlarında boy gösterdi ve 26 yarışın 13'ünde elde ettiği zaferle B F3 şampiyonu oldu.

79'da Brabham'ın patronu Bernie Ecclestone tarafından Niki Lauda'nın yanına yardımcı pilot olarak kiralandı. Sezon sonunda tecrübeli pilot Lauda F1'den uzaklaşınca Piquet takımın pilotu oldu. 1980 yılında US Grand Prix'inde ilk zaferini kazandı ve ardından 1981'de dünya şampiyonu oldu. 82 sezonundaki Kanada ayağını kariyerindeki en önemli başarı saysa da, bu sezon sadece bir zafer kazandı. 1983'te ikinci dünya şampiyonluğunu elde eden pilot, aynı zamanda turbo motor kullanan ilk şampiyondu. Renault pilotu Alain Prost ile uzun süren tartışmalar yaşayınca duygusal anlamda çok yıprandı. Seyahat etmekten de çok yorulduğunu öne sürüp yarışlardan çekilmeyi düşündü. Bu düşüncesinden onu Niki Lauda'nın tavsiyesi vazgeçirdi: küçük kişisel bir jet özel hayatını kolaylaştırabilirdi. Gerçekten de öyle oldu.

Hayatı kolaylaşmıştı ama masraflı yaşam stili daha fazla para kazanmasını gerektiriyordu. Daha fazla şampiyon olması bunu sağlayabilirdi ancak ne 84'te ne de 85'te Brabham takımı pek başarı kazanamadı.

Piquet uzun sure boyunca pistlerin en etkili pilotlarından biri oldu, 1987 yılında üçüncü kez dünya şampiyonluğunu kazandı. 40 yaşında Formula 1 yarışlarından çekildi. 1991 yılına kadar devam eden kariyeri boyunca 205 Grand Prix'de 23 kez birincilik yaşayan ve 1981,1983 ve 1987 yıllarında Dünya Şampiyonluğu'na ulaşan Piquet, Formula 1 tarihinin efsane pilotları arasında yer almaktadır.

Jackie Stewart

Doğum Tarihi: 11.06.1939
Doğum Yeri: Dumbartonshire
Milliyeti: iskocya
Zafer: 27
Katıldığı Yarış: 100
Pole Pozisyonu: 17
Podyum: 43
Toplam Puan: 360

Jackie Stewart (GBR) 1969, 1971, 1973 Dünya Şampiyonu

Kırdığı rekorlar hala en başarılı şampiyonlar listesinde üst sıralarda kalmasını sağlar. Kariyeri boyunca 99 Grand Prix'de 27 kez birincilik yaşamış, 1969,1971 ve 1973 yıllarında Dünya Şampiyonluğu'na ulaşmıştır. İnsanlarla etkili iletişim kurması her zaman popüler olmasını sağladı. Pilot profesyonelliğine yeni standartlar getirdi ve F1 yarışlarından reklam geliri sağlayan ilk pilot oldu.

11 Haziran 1939'da Dumbartonshire, İskoçya'da dünyaya geldi. Jackie'nin arabalarla tanışması küçük yaşlarda oldu çünkü babasının bir oto tamirhanesi vardı. Kardeşi annesinin karşı çıkmasına rağmen yerel yarışlara katılıyordu. Jackie okuma güçlüğü çektiğinden okulda başarısız oldu ve 15 yaşında okulu bıraktı. Kariyeri 1963 yılında Ingiltere F3 yarışları ile başladı. Üst üste 7 yarış kazanan ve bir anda dikkatleri üzerine çeken Jackie, 1965'te BRM takımı ile F1 dünyasina adım attı, 2 GP zaferi aldı ve 3 sezon BRM'de kaldı. 1968'de F1 yarışlarına katılan Ken Tyrrell, Stewart'ın en uyumlu takım arkadaşı oldu ve 6 sezon boyunca yarışlara birlikte katıldılar. Stewart 1973'te 34 yaşında yarışları bırakana kadar Tyrrell'la daima başarılı bir grafik çizdi. Kazandığı 27 yarış ve aldığı 3 şampiyonluk Manuel Fangio'dan bu yana en başarılı pilot olmasını sağladı. Ama spor dünyasına bıraktığı miras rekor kitaplarına bıraktıklarından daha değerliydi.

Pek çok insanın karşı çıkmasına rağmen Stewart'ın güvenliği artırılmış araçlar geliştirme mücadelesi, ölümlerin fazla olduğu bu spor dalında sayılmayacak kadar çok hayat kurtarmıştır. 1970'de yakın arkadaşları Piers Courage ve Jochen Rindth, 1973'te katıldığı son yarışta arkadaşı Francois Cevert öldüğünde yıkılmıştı. Stewart bu olaylardan sonra araç güvenliği ile ilgili çalışmalarının hızını iki katına çıkardı.

Stewart'ın ölümle kendi randevusu 1966 Belçika GP'sindeydi. Birinci turun sonunda yağmur atıştırmaya başlamıştı. Steward'ın aracı pistte spin attı ve su dolu bir çukura girerek devrildi ve araçtan yakıt sızmaya başladı. Yakında pist görevlisi yoktu ve 2 pilot hurdaya dönmüş aracın içinden kendi imkanlarıyla çıkmayı başardılar. Steward oldukça eski bir ambulansa yerleştirildi. Yolda ambulans hastanenin yolunu kaybetmişti. Stewart o günü şöyle anımsıyor: "Sadece köprücük kemiğim kırılmıştı, fakat yine de her şey çok komikti. Burada ciddi, sonu ölümle bitebilecek yaralanmalara sebep olan bir spor dalından bahsediyoruz ama ne bu sporu destekleyecek altyapı var ne de bu kazaların olmasını engelleyebilecek araç güvenliği var. Bu yüzden bişeyler yapmak zorunda olduğumu hisediyorum."

Katkıdabulunduğu önemli işler arasında tüm yüzü saran kaskları, emniyet kemerini ve pistte dolaşan GP sağlık ekibini sayabiliriz. Hem pilotların hem de seyircilerin emniyeti için pist kenarlarına güvenlik bariyerleri yerleştirilmesi ve tehlikeli dönemeçlere büyük boşluklar bırakılması konularında başarılı kampanyalar yürüttü. Ancak hem medyadan hem de pek çok pilottan, yarışlara romantik yaklaştığıyla ilgili tepki aldı. Güvenlik tedbirlerinin gösteri amaçlı yapılmış hareketlere engel olduğu söyleniyor ve Stewart cesur olmamakla suçlanıyordu. Fakat o son derece tehlikeli şartlarda yarışlara katılmaya devam ediyor ve büyük başarılara imza atıyordu. Mesela dünyanın en tehlikeli pisti olan Almanya'daki Nurburgring'de 4 kez zafer kazanmış fakat yine de bu pistten korktuğunu açıklamıştı.

Stewart uzun saçlarıyla bir rock yıldızlarını andırıyordu. Çok popüler olmuştu. Evine bağlı bir aile babası olsa da, film yıldızlarıyla, politikacılarla, müzisyenlerle birarada, riskli ama cazibeli bir hayatı vardı. TV yorumlarına katılıyor ve kampanyalar organize ediyordu. Dünya çapında reklam turlarına katılıyor, basın açıklamaları yapıyordu. F1 yarışları dünya çapında bir TV gösterisi haline geldiğinde büyük sponsorlar yarışlara destek vermeye başladı ve Stewart çok para kazandı. Aslında her anlamda kazanan biriydi; yeni kurduğu Stewart GP takımını 1999'da zafer kazandıktan sonra Ford'a sattı, Ford Ford-Stewart takımını daha sonra "Jaguar" olarak tekrar marka haline getirdi. 2001'de şovalye ünvanı da alan Stewart dünyanın en iyi bildiği F1 şampiyonudur

Niki Lauda

Doğum Tarihi: 22.02.1949
Doğum Yeri: Viyana
Milliyeti: Avusturya
Zafer: 25
Toplam Puan: 420
Katıldığı Yarış: 173
Pole Pozisyonu: 24
Podyum: 54

Niki Lauda (AUT) 1975, 1977, 1984 Dünya Şampiyonu

Formula 1 yarışlarına canı pahasına baş koymuş, doktorların tamemen "irade gücü" diye nitelendirdiği bir iyileşme sürecinden sonra, yarış dünyasına benzerine zor rastlanabilecek bir şekilde geri dönmüştür. Olağanüstü yarış kariyerinde kendisine hem kahraman hem de kötü adam gözüyle bakılmış olan Lauda, kazandığı iki şampiyonluktan sonra yarışmaktan sıkılmış ve pistlere veda etmişti. Fakat bu ayrılık 3. kez şampiyon olmak için pistlere geri dönmesine kadar sürdü. Şansa ve geleneksele her zaman kafa tutan, vücudunun büyük kısmı savaş yaraları ile kaplı şampiyon yaşayan bir efsane haline dönüşmüştür.

22 Şubat, 1949'da dünyaya gelen Nicholas Andreas Lauda, finans ve kağıt sektöründeki başarıları ile ün yapmış bir ailenin çocuğudur. Otomobil yarışlarına katılma isteği yüzünden ailesi ile devamlı zıt düşen Niki, babasının kağıt üretiminden elde ettiği servetten uzak bırakıldı. İyi bir otomobil pilotu olabilmek için üniversiteyi bırakıp, Avusturya bankalarından aldığı kredilerle yarış kurslarına kayıt olan Niki, 1968'de Formula Vee ve Formula 3 yarışlarına, 1972'de bir başka banka kredisi ile March Formula 2 ve Formula 1 takımlarına girdi. March takımının rekabetten uzak ortamı Niki'nin başarısını gösterememesine ve aldığı borçları ödeyememesine neden olsa da yarışlara katılmaya ısrarla devam etti.

1973'te BRM takımı ile kazandığı başarıları sayesinde aynı sezon BRM takımı ile yeniden masaya oturdu ve takımda iki sene kalması karşılığında bankalara olan bütün borçlarının silinmesini öngören yeni bir kontrat imzaladı. BRM takımından ayrılmasını sağlayacak tazminatı yeni işvereni Enzo Ferrari'den alan Niki 1974'de Ferrari takımına geçti.

1964 yılında John Surtees'in birinciliğinden beri pistlerde şampiyon çıkaramayan Ferrari, acımasız dürüstlüğü karşısında bocalasa da yeni transfer ettiği zayıf Avusturyalının kendisine aşırı güven duymasından ve aptalca davranışlara izin vermeyen iş ahlakından oldukça etkilenmişti. 1974'te Ferrari 312 ile yaptığı ilk test sürüşünden sonra Enzo'ya verdiği raporda otomobilin "işe yaramayan bir teneke" olduğunu belirten Niki otomobili yarışlara katılabilecek düzeye getireceğine dair söz verdi. Ferrari'yi kurtarabilecek adam olarak görülen Niki'nin soğuk ve ölçülü tavrı kendisine takma isim olarak "bilgisayar" denmesine neden olsa da, 1974 yılında "Bilgisayar"ın yaptığı hatalar Ferrari'ye pahalıya mal oldu. Fakat bu kazalardan birinde basına verdiği demeçte söylediği "gelişmenin en hızlı yolu hatalardan ders çıkartmaktır" sözünü doğrularcasına önce İspanya, sonrasında ise Hollanda yarışlarında birinci oldu.

Niki 1975 yılında Ferrari 312/T'si ile Monaco, Belçika, İsveç, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri yarışlarında birinci olup, Dünya Şampiyonu oldu. Ferrari'nin son 10 yıl içinde kazandığı ilk Pilotlar Şampiyonası birinciliği bütün İtalya'yı sevince boğarken, sayıları artan kupalarını arabasını bedavaya yıkatmak için Avusturya'da bir garaja hibe eden duygusuz şampiyonu pek etkilememişti.

1976 sezonun ortalarında, Niki kazandığı 5 yarışla bir önceki sene olduğu gibi emin adımlarla şampiyonluğa doğru ilerliyordu. Ancak Nurburgring pistinde yapılan Almanya Grand Prix'sinin 2. turunda Niki'nin Ferrari'si kötü bir kaza yaptı ve alevler içinde kaldı. Niki'nin duman tüten bedeni, alevlere dalan 4 cesur pilot ve pist görevlisi tarafından otomobilden çıkarıldı. Vücudundaki ağır yanıkları, kırıkları ve soluduğu zehirli gazlar nedeniyle kavrulmuş ciğerlerini tedavi etmeye çalışan doktorlar Niki'ye hayatta kalma şansı vermiyordu. Niki'nin 6 hafta sonra kafasında bandajıyla İtalya Grand Prix'sinde 4. olması doktorlar tarafından muhteşem bir irade gücü olarak niteledirildi. Jackie Stewart ise aynı olayı spor tarihinin en yürekli geri dönüşü olarak görmüştü. Kazadan sonra yüzünde oluşan yanık izlerini saklamak için - tabii ki dolgun bir ücret karşılığı - kırmızı bir şapka ile dolaşmaya başlayan Niki, kulağının yarısını yitirmenin kendisine telefonla konuşurken büyük kolaylık sağladığını söylemiştir.

1976 sezonununda Niki ve McLaren pilotu James Hunt arasındaki şampiyonluk mücadelesinin galibini Japonya'nın Fuji pistindeki yarış belli edecekti. Ancak şiddetli yağmur altında yarışmayı çok tehlikeli bulan Niki yarıştan çekildi, dolayısıyla şampiyonluğu da Hunt'a kaptırmış oldu. Niki'nin yarıştan çekilmesini cesur bir haraket olarak gören Hunt'a rağmen, İtalya'daki birçok kimse bunun korkaklık olduğunu söylüyordu. Hatta Enzo Ferrari'nin Niki Lauda yerine başka bir pilotla anlaşmak istediği ortaya çıkmıştı. Niki hakkında söylenenlere 1977'de kazandığı Pilotlar Şampiyonası birinciliği ile verilebilecek en iyi cevabı verdi. Şampiyonluğun bitimine iki yarış kala birinciliğini ilan eden Niki, kalan yarışlara katılmayacağını ve Ferrari takımından ayrılma kararını açıkladı. Sonrasında ise Bernie Ecclestone'un Brabham takımına katıldı.

1978 sezonunda Brabham ile iki yarış kazanan Niki, sezonu 4. olarak bitirdi. Sonraki sene ise, zayıf bir araba ile sadece 4 puan kazanabildi. Sezonun sondan bir önceki yarışı olan Kanada Grand Prix'sinin ilk antreman turlarından sonra "bir çemberin etrafında dönmekten sıkıldığını", bundan sonra kendi havayolu şirketini kuracağini söyleyerek Formua 1 yarışlarına veda ettiğini açıkladı.

Lauda Havayollarının büyüyebilmesi için paraya ihtiyacı olan Niki, bu parayı bulabilmek için bildiği tek iş olan yarışlara geri döndu. 1982'de Formula 1 tarihinin en pahalı pilotu olarak, sürücülük hizmetleri karşılığı sadece 1 dolar isteğini geri kalan meblanın "kişisel" olduğunu söyleyerek 5 milyon dolar karşılığı McLaren'e imza attı. Niki Lauda 3. şampiyonluğunu 1984'de McLaren otomobili ile yarışırken, takım arkadaşı ve gelecek vaad eden genç pilot Alain Prost'un 0.5 puan önünde kazandı. Lauda son yarışını 1985'de kazanıp, Formula 1'i bıraktı.

Niki Lauda sonraki yıllarda Ferrari için danışman, Jaguar takım başkanı ve Formula 1 sporunun bütün inceliklerini bilen -bu sporda hayatta kalacak kadar şanslı olup, onu fethedebilecek kadar da zeki biri olarak televizyon yorumcusu olarak çalıştı.

Graham Hill

Doğum Tarihi: 15.02.1929
Doğum Yeri: Londra
Milliyeti: ingiltere
Zafer: 14
Toplam Puan: 289
Katıldığı Yarış: 179
Pole Pozisyonu: 13
Podyum: 36

Graham Hill (GBR) 1962, 1968 Dünya Şampiyonu

Graham Hill son derece kararlı, gururlu ve cesur bir pilottu. Dışa dönük bir kişiliği vardı, sahne ışıklarını seviyordu. F1'in ilk medya starlarından biriydi. Milyonlarca hayranı Hill'in araba kazasında değil de bir uçak kazasında öldüğüne inanamamıştı.

Norman Graham Hill, 15 Şubat 1929'da Londra'da doğdu. Kararlılığını annesinden espri yeteneğini babasından aldığını söylüyordu. Her iki özellik de savaş zamanı Londra'sının tehlikeleriyle ve yoksulluğuyla başedebilmesi için gerekliydi. Motosikletiyle yaptığı bir kaza sonrasında uyluk kemiği kırıldı ve sol bacağı kısa kaldı. Bu durum bundan sonraki hayatını hafif bir toplalıkla geçirmesine neden oldu. Askerliğini denizci olarak yaptıktan sonra kuralları ve askerliği protesto etmek amacıyla bıyık bıraktı. Daha sonra bıyığı Graham Hill dendiğinde akla gelen en büyük özelliklerinden biri oldu.

1953 yılında 34 model Morris marka külüstür bir araba aldı. Araba kullanmayı kendi kendine öğrendi. Çalıştığı işten çıktı ve teknisyen olmak için bir okula başvurdu, o kadar başarılı oldu ki kısa bir süre sonra bu okulda eğitmen olarak ders vermeye başladı. Colin Chapman ile tanıştı ve Chapman'ı ona part time bir iş vermesi konusunda ikna etti. Kısa bir süre sonra da full time bir Lotus çalışanı oldu ve arasıra bir yarışa katılmasına izin verildi. 1958'de Chapman, Graham Hill'in Lotus takımı için F1'de yarışmasının vakti geldiğine karar verdi. Hill'e göre Lotus yavaştı ve güvenilir değildi. 1960 yılında BRM takımına geçti. Bu kariyerinin en kötü hareketiydi çünkü BRM'nin F1'deki etkisi giderek kayboluyordu. Fakat Hill moralsiz takıma dört elle sarıldı, çok çalıştı, her şeye iyimser bakarak takımın moralini yükseltti. 1962'de Hollanda, Almanya, İtalya ve Güney Afrika yarışlarını kazanarak hakettiği bir dünya şampiyonluğu aldı.

Şeytani bıyığı, arsız bakan parıltılı gözleri ve nükteli hazır cevaplılığıyla son derece canlı görünen Hill kötü ün yapmış bir medya kahramanı olma yolunda hızla ilerliyordu. Alışılmamış şeyler yapmasıyla, mesela partileri neşelendirmesiyle, masaların üzerinde dans etmesiyle, aniden striptiz yapmasıyla, havuzun etrafında çırılçıplak görünmesiyle meşhur olmuştu. 3 çocuğunun annesi Bette'yi üzdüğünü bile bile kadınlarla edebe aykırı şekilde flört ediyordu. Yarışların tehlikesi yeterli gelmeyince bir uçak aldı ve Hillarious HavaYollarının hiçbirşeyi dert etmeyen çılgın pilotu oldu.

1966'da Indianapolis 500 yarışını kazansa da, kendi F1 kaderinin ancak başladığı yere geri dönerek değişebileceğini düşündü ve 1967'de Lotus takımına geri döndü. O sırada Lotus'ta Jim Clark kariyerinin doruklarındaydı. 1968'in başlarında büyük İskoç pilot bir kazada hayatını kaybedince Hill kendini Lotus takımının pilotu olarak buldu. Chapman, Hill'in tüm saldırılara karşı tek başına meydan okumasına hayret etmişti. Hill azmetmiş, İspanya, Monako ve Meksika'da zafer kazanıp şampiyonluğunu ilan etmişti.

1969'da US GP'sinde Hill büyük bir kaza geçirdi. İyileşti ve yarışlara devam etti ancak hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Rob Walker ile 1 sene ve Brabham ile 2 sene yarıştı. 1972 Le Mans'taki zafer Hill'e motorsporlarının 3 önemli tacını alan (Le Mans, Monako ve Indy 500) tek pilot ünvanı kazandırdı. 1973'te kendi F1 takımını kurdu. 1975'te Monako GP'sinde yarışları bıraktığını açıkladı. Aynı yıl 29 Kasım'da Fransa dönüşü, yoğun sis sebebiyle Elstree'ye inmeye çalışırken çift motorlu uçağı yere çarptı ve alev aldı. Hill bu kazada hayatını kaybetti.

Gilles Villeneuve

Doğum Tarihi: 18.01.1950
Doğum Yeri: Quebec
Milliyeti: Kanada
Zafer: 6
Katıldığı Yarış: 68
Pole Pozisyonu: 2
Podyum: 13
Toplam Puan: 107

Gilles Villeneuve
Gilles Villeneuve pekçok insan tarafından tüm zamanların en hızlı ve en kahraman pilotu olarak kabul edilir. Hırsı ve sadece tekerleklerin üzerindeyken yaşadığını hissettiğini söylemesi Senna'nın yaşadıklarıyla benzerlik gösterir. 18 Ocak 1950de Quebec'de doğdu. İlk F1 yarışı 1977 yılında Silverstone'da McLaren takımıyla oldu. 77 sezonunun sonunda geleceği parlak bir yıldız olarak ünü iyice artmıştı.

1978'de Ferrari'ye transfer oldu. Ferrari'nin Gilles ile ilgilenmesinin asıl sebebi Niki Lauda'nın Ekim ayındaki Kanada ayağında aniden Ferrari'den ayrılma kararıydı. Gilles bu vesileyle kariyerinin en kısa ve en maceralı Ferrari bölümüne başlamış oldu. Mosport yarışında bir araçtan sızan yağ yüzünden pist dışına çıktı, Fuji'deki bir başka yarışta seyircilerin hayatını tehlikeye atmamak için gene yarış dışı kaldı. Daha sonra verdiği demeçte şöyle diyordu: "Eğer biri bana 3 dilek dilemem gerektiğini söylese bunlardan birincisi yarışlara katılmak ikincisi F1'e girebilmek, üçüncüsü Ferrari'de yarışmak olurdu."

Villeneuve bir sonraki yıl ilk defa 6 F1 yarışında birden zafer kazandı. 1979'da Jody Scheckter'ın arkasından pilotlar puan sıralamasında ikinci oldu. Emrindeki araçların hiçbiri dünya fatihi Lotuslar kadar iyi değildi, bu yüzden yeteri kadar başarı gösteremiyordu. 1979 Dijon'daki Fransa GP'sinin son turundaki mücadele F1 tarihinde sonsuza kadar unutulmayacak önemli sahnelerden biridir. Jabouille and Arnoux kalkış sıralamasında Renault'larını en ön sıraya yerleştirmişlerdi. Gilles üçüncü sıradaydı. Yeşil ışık yandığında yerinden roket gibi fırlayan Gilles öne geçti. Ferrari pilotlarının her ikisinin de lastikleriyle başı beladaydı; Scheckter geri düştüğünde Jabouille Villeneuve'ye oldukça yaklaşmıştı. Jabouille sonunda
Ferrari pilotlarından liderliği aldı ama seyirciler çılgına dönmüştü. 10 tur kala Jabouille geri düştüğünde bütün gözler Gilles ve Arnoux'a çevrildi. Yakıtı azalan Arnoux Gilles'in sağ tarafında gerisindeydi. Gilles'in lastikleri limitlerini çoktan aşmıştı. 3 tur daha gittikten sonra Arnoux Gilles ile yanyana geldi. Villeneuve'nin ön lastiklerinden dumanlar çıkmasına rağmen Arnoux'u öne geçirmemek için elinden geleni yaptı. Fakat savaşı kaybetmiş, Arnoux öne geçmişti. Gilles'in sözcük dağarcığında "bırakmak" diye bir kelime yoktu! Bir sonraki turda Gilles düzlüğün sonunda frene basmayı tamamen bıraktığında Gilles ve Arnoux'un lastikleri birbirine kenetlendi. Arnoux içeri girip Gilles'in önüne geçmeyi denediğinde çarpıştılar. Arnoux yolun dışına çıktı ama kısa sürede toparlandı, yine piste çıktı. Gilles frene basmak zorunda kaldığında Arnoux gelip arkadan Gilles'e çarptı ve gaza basıp arayı iyice açtı. Gilles kılpayı ile podyumda ikinciliğe çıktı. Seyirciler asla unutmayacakları bu mücadeleyi nefeslerini tutup seyrettiler.

Diğer büyük pilotlar gibi Villeneuve'ün de uyumsuzluk olarak nitelendirilebilecek türde kişilik bozuklukları vardı. Lauda onu şöyle tanımlıyordu: "Formula 1'de görüp görebileceğiniz en çatlak, en deli pilottur, kazanmak için yapmayacağı şey yoktur ama tüm bunların üzerinde çok hassas ve sevgi doludur." Motorlu kızak yarışları, uçmak, araba yarışları düşünüldüğünde Villeneuve'un klasik anlamda bir risk alıcı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat arkadaşları aracın içindeyken onun son derece adil ve vicdanlı olduğunu ve kendisinin zararına da olsa kimsenin hayatını tehlikeye atmayacağını söylüyorlardı. Bu özellikler birleşince Villeneuve sadece hayranları için değil diğer pilotlar ve hatta düşmanları için bile son derece sevilen bir kişi oluyordu.

1982 yılında Imola'daki en son turda Pironi, nasıl olsa yarışı kazandıklarını düşünen ve bu sebeple yavaşlayan takım arkadaşı Gilles'in aniden önüne geçti. Gilles takım arkadaşına oldukça öfkelendi ve hırslandı. 2 hafta sonra Zolder pistindeki Belçika GP'sinde aracını oldukça zorladı ve daha yavaş giden March takımından Jochen Mass'ın -aracını yoldan çekmeye çalışsa da başarılı olamadı- aracına arkadan hızla çarptı. Çarpmanın şiddetiyle araç paramparça oldu. Gilles'e hemen acil müdahale yapıldı ancak aldığı yaralar ölümcüldü, o akşam hastanede hayatını kaybetti. Dijon efsanesindeki rakibi Arnoux bile Gilles'in öldüğü gün ağladığını itiraf ediyor. Temmuz 1997'de Kanada, favori pilotları Gilles anısına bir pul bastırdı. Şu anda oğul Villeneuve'ün baba Villeneuve'den daha çok hayranı var fakat Jacques'ın pek çok huyunu babasından aldığını söylememiz ve o şekilde karşılaştırma yapmamız daha doğru olur.
 
  • Beğendim
Tepkiler: SMN

Michael SCHUMACHER

Doğum Tarihi: 3 Ocak 1969
Doğum Yeri :Hürth-Hermülheim (Almanya)
Katıldığı Yarış: 250
Podyum: 150
Toplam Puan: 1354
Pol Pozisyonu: 67
Zafer: 91

Michael Schumacher 7 defa dünya şampiyonu olmuş Alman Formula 1 pilotudur. Yarışmaya babasının 6 yaşında çim biçme makinesinden yaptığı karting aracıyla başladı ve formula 1'e girene kadar birçok karting şampiyonluğu ve diğer formula serilerinde şampiyonluklar elde etti.

Michael Schumacher ilk Formula 1 yarışına, Bertrand Gachot adlı bir pilotun Londra' da bir taksi sürücüsüyle kavga etmesi ve bu kavga sonucu hapsedilmesi nedeniyle boşalan Jordan GP koltuğunda 1991 Belçika Gp' nde çıktı. Sürücülük yeteneklerini ön plana çıkaran bir pist olarak tanınan Spa-Franchorchamps adlı pistte yapılan bu yarışa daha önce burada hiç yarışmamış deneyimsiz bir pilot olarak geldi. Yarış öncesinde pisti tanımak için bir bisikletle pist üzerinde sadece 1 tur atmasına rağmen, sıralama turları esnasında 11 yıllık Formula 1 deneyimine sahip takım arkadaşı Andrea de Cesaris' i de geride bırakarak 7. en iyi zamanı elde etti. Ancak yarışın daha ilk turunda bir mekanik arıza nedeniyle yarışı terk etmek zorunda kaldı.

1991 Belçika Gp'nde gösterdiği bu muhteşem başarının ardından tüm dikkatleri üzerine çekti ve yarışın hemen ardından Ford motoruyla yarışan Benetton takımıyla bir anlaşma imzaladı.

1992 yılında geçirdiği ilk tam Formula 1 sezonunda kariyerinin ilk yarışını yine Belçika Gp ' nde kazandı. Bu yıl aynı zamanda sürücüler klasmanında da 3. oldu.

1993 yılında Portekiz Gp'sini kazanmasına rağmen aracının yetersizliği nedeniyle, teknik anlamda çok daha üstün Williams takımına karşı şampiyona için mücadele edemedi.

Şampiyonada rekabet etmesi beklenen ve Williams adına yarışan Ayrton Senna' nın, San Marino Gp ' nde Roland Ratzenberger ile birlikte hayatını kaybetmesi sonucu, bir başka Williams pilotu olan Damon Hill ile sezon sonuna kadar mücadele etti.

Sezonun ilk 7 yarışından 6 altısını kazanarak sezona iyi bir başlangıç yapan ve büyük bir puan farkı oluşturan Schumacher, sezon ortasında bir takım cezalar alması nedeniyle bu avantajını kaybetti. Britanya Gp ' nde, ısınma turunda önündeki pilotu geçerek siyah bayrak ile yarıştan çıkartıldı. Ancak bunu umursamayıp yarışa başlamak isteyen Schumacher, bir sonraki yarış için de ceza aldı. Belçika Gp ' ni kazanmasına rağmen, yarış sonrasında aracında yapılan inceleme sonucunda, aracının alt kısmında bulunan tahta parçanın kurallara aykırı olduğu anlaşıldı ve birinciliği iptal edildi.

Sezonun son yarışı olan Avusturalya Gp ' nde rakibi Damon Hill' in arkadan yaptığı atağı görmeyerek virajda içeriye kırması sonucu rakibine çarptı ve takla atarak yarış dışı kaldı. Ancak bu kazada aracı hasar alan Damon Hill yarışa devam edemedi ve böylelikle Schumacher, 1 puan fark ile kariyerinin ilk şampiyonluğunu kazandı.

1995 yılında, Benetton takımı Renault motoruna geçiş yaptı.

1995 yılı, yine Renault motoruyla yarışan Williams pilotu Damon Hill ile daha çekişmeli bir mücadeleye sahne oldu. Britanya ve İtalya Gp ' nde Damon Hill' in geçiş hamlesi esnasında yaptığı arkadan çarpma sonucunda iki pilot da yarış dışı kaldı.

Belçika Gp' nde sıralama turlarında 4. olmasına rağmen aldığı ceza nedeniyle yarışa 16. sıradan başladı. Yağmur altında yapılan yarışta, ıslak zemin lastiği kullanan rakiplerine karşı kuru zemin lastikleriyle mücadele ederek Sezon sonunda en yakın rakibi Damon Hill ile arasında 33 puan fark oluşturarak şampiyonluğu elde etti. Bu yıl aynı zamanda 9 yarış kazanarak Nigel Mansell' a ait olan "bir sezonda en fazla yarış kazanma rekoru" na da ortak oldu.

Bu iki sezon boyunca Schumacher 31 yarışın 17'sini kazanmış ve 21 kere podyumda yarış tamamlamıştı. Sadece bir kez,1995 Belçika Gp' nde, 4.lükten kötü bir sıralama turu derecesi (16. sıra) elde etti, ancak o yarışta da birinci gelmeyi başardı.

Schumacher, 1996 yılında Ferrari takımıyla bir kontrat imzaladı. Bu Ferrari takımının o dönemki durumuna bakılırsa riskli bir karardı. Ferrari takımı 1979 yılından beri şampiyonluk kazanamamıştı.

1996'da Ferrari, Schumi ile toparlanma dönemine girdi ve bu sezona dek yarıştığı 12 silindirli motordan vazgeçerek 3 litre 10 silindirli motora geçti. Bu sezonu Williams Renault pilotu Damon Hill kazanırken Schumi ise sezonu 59 puanla 3. bitirirken 3 yarış (Belçika, İtalya ve yağışlı İspanya yarışları) kazandı. F1 otoriteleri kazanılan yarışların Ferrari’ nin sorunlarına rağmen Schumi’ nin tamamen ferdi basarısı olduğunu söylerler.

1997'de Sezonun son yarışına sampiyonada lider olarak girdi. Ancak son yarışta o yılların en iyi ekibi Williams Renault pilotu Villeneuve’ e kasıtlı çarpinca sampiyonluktan oldu ve FIA tarafindan ceza alarak sezon içi tüm puanlari silindi. Schumi sezonu 5 zaferle kapatırken Villeneuve ise sezonu Schumi’ nin sadece 1 puan önünde şampiyon bitirdi.

1998 yılında sezonu 86 puanla 2. sırada kapatırken 6 yarış kazandı. Bu sezon yaklaştığı şampiyonluğu Hakkinen’ e kaybetmesinde en önemli dönüm noktası Belçika’ da Coulthard’ a tur bindirirken çarpışmasıydı ki Coulthard yıllar sonra hatalı olduğunu kabul ederek Schumi’ den özür dileyecekti. Ama nafile zira sezon sonunda takım arkadaşı Hakkinen 100 puanla sampiyon oldu.

1999'da sezon başında İngiltere GP’ sinde geçirdiği kaza nedeniyle tam 7 yarışa katılamadı ve muhtemel dünya şampiyonluğunu bu sebeple kaybetti. F1 otoriteleri o sezon için şayet yarışabilmiş olsaydı Schumi’ nin dünya şampiyonu olacağını dile getirirler. İyileşip pistlere geri döndüğünde 2 yarış kazanarak sezonu 44 puanla 5. sırada tamamladı. Bu sezonun şampiyonluğunu ise Mika Hakkinen 86 puanla kazanırken son yarışa kadar sürpriz biçimde lider olan Ferrari’ nin diğer pilotu Eddie Irvine, Suzuka’ da Hakkinen’ den geride kalınca şampiyonluğu da son yarışta rakibine teslim etti ve 84 puan toplarken 2 puanla hayatının ödülünü kaybetti.

2001'de sezonu 123 puanla ve 9 zaferle 4. kez dünya şampiyonu olarak kapatırken Coulthard 67 puanla 2. geldi. Mika Hakkinen ise bu sezon 37 puanla ancak 5. olurken sezon sonu F1’ e veda etti.

2002 yılında ise formula 1 in kurallarının değişmesine sebep olan ve tarihin en hızlı F1 aracı olan F2002 ile sezona fırtına ile girdi.17 yarışlık sezon boyunca hep kürsüde oldu.Monaco Gp' nde monaca nun dar sokaklarında yapılan yarışta coulthard ı geçemediği için muhtemel birinciliği kaçırmış oldu.Özellikle bu sezonda Barrichello' nun Schumacher e son metrelerde birinciliği hediye etmiş olması büyük tartışma yaratmış, FIA' nın takım emirleri konusunda kural çıkarmasına neden olmuştu. Sezonu 144 puanla ve 11 zaferle 5. kez dünya şampiyonu olarak kapatırken artik iyice rakipsizdi. Şampiyonluğu kazandığında ise 17 yarışlık sezonun bitimine daha 7 yarış vardı.

2003'te Sezonu 93 puan ve 6 zaferle 6. kez dünya şampiyonu olarak kapatırken en yakın rakibi 91 puanla Raikkonen’ di. Bu sezon yeni puan sistemiyle ve sıralama formatıyla da tanışıldı.

2004'te ise sezonu 148 puan ve 13 zaferle 7. kez dünya şampiyonu olarak kapatırken yine rakipsizdi. Kazandığı 13 zaferle de en fazla zafer kazanan ve en fazla puan toplayan pilot oldu.

2005 yılında ise sadece bir yarış kazandı ve sezonu 62 puanla 3. sırada bitirdi. Kazandığı yarış sadece 6 otomobilin katıldığı olaylı İndianapolis Gp'siydi.

2006 yılında ise sezonun son yarışına kadar şampiyonluğu kovaladı ancak kazanamadı ve 2006 Brezilya Gp'sinin ardından Formula 1'den ayrıldı. Bu yıla Damgasını vuran bir diğer olay ise Schumi'nin Monaco'daki sıralama turlarında otomobilini yolun ortasına park etmesiydi. Schumi 90. birinciliğini kazandığı İtalya Gp'sinde emeklilik kararını açıkladı ve Brezilya Gp'sinin ardından yarışmayı bırakarak, Ferrari'de Takım patronu Jean Todt'un asistanlığını yapmaya başladı.
 

MİKA HAKKINEN

İlk olarak 1991 yılında Phoenix’te bir Lotus 102B ile yarışan Mika, yeteneklerini gösterme imkanını iyi kullandı. Mika Hakkinen, karting ve Opel Lotus Euroseries’in ardından British F3 şampiyonluğunu aldı. Hakkinen 1992’de yeni Lotus 107 ile göze batan sonuçlara imzasını koydu ve sezon sonunda Ron Dennis tarafından McLaren’e getirildi. Ancak 1993 boş bir yıl olacaktı. McLaren Ayrton Senna ve Michael Andretti ile yarışıyordu ve Mika için yarış koltuğu yoktu. Andretti’nin Eylül ayındaki İtalya GP’si sonrası F1’den ayrılmasına dek test sürüşlerinde direksiyon başındaydı.

Hakkinen yarış koltuğuna geçtiğinde Portekiz GP’sinde sıralamalarda Senna’yı geçti ve bu Senna için bir motivasyon kaynağı oldu. McLaren’in yeterince mücadeleci olmaması Senna için hayalkırıklığıydı. Mika, Senna’yı bir daha hiç yenemedi ancak potansiyelini kanıtlayacak derecede iyi sonuçları elde etmeyi başardı. Senna, 1993 yılında Williams ile anlaştıktan sonra 1994 ve 1995 yıllarındatakıma liderlik etme görevi Mika’nın oldu. Ancak bu yıllar McLaren için çok iyi yıllar değildi. Peugeot motoru ilk once Ford ile daha sonra Ford motoru Mercedes-Benz ile değiştirildi.1994 yılındaki sorunların ardından 1995 yılında, Suzuka’da en iyi sonuçlarını elde etti. Bir yarış sonra Adelaide’da yapılan son Avustralya GP’sinin practice turlarında bir lastiğini kaybetmesi sonucu büyük bir kaza yaptı ve ölümden döndü.

Hakkinen kış süresinde toparlandı ve geri geldi.Geri döndüğünde hakkındaki şüpheleri kırması gerekiyordu ve ilerleme kaydettikçe takımdaki yeri yeniden sağlamlaştı. 1997 yılında McLaren ve Mercedes kazanma potansiyeline sahip bir araba oluşturdu. Avustralya’daki sezon açılışında Coulthard galip gelirken, Hakkinen galibiyeti biraz daha beklemek zorunda kaldı ve kimsenin beklemediği bir anda kariyerinin ilk galibiyetini aldı. Schumacher ve Villeneuve’ün tartışmalı biçimde çarpıştığı 1997 Jerez GP’sinde galip geldi. Bu tarihi andan itibaren bir daha asla arkasına bakmadı. 1998 yılında ilk Dünya Şampiyonluğu’nu kazanırken 16 yarıştan 8 tanesini kazamıştı. 1999 daha zorlu bir yıl oldu, İtalya’da yaptığı hatalar galibiyetine mal oldu, ancak son yarışta tacını korumayı başardı. Michael Schumacher ile mücadele edebilme potansiyeline sahip olan tek pilot olduğunu kanıtladı.

2000 yılında Ferrari yıllardır hiç olmadığı kadar iyiydi ve Hakkinen İspanya, Fransa, Avusturya, Macaristan ve Belçika’da kazanmasına rağmen şampiyonluk Michael Schumacher’in oldu. 2001’in açılışında Avustralya’da büyük bir kaza geçirdikten sonra, sezon sonunda F1’e bir yıl ara verme kararını açıkladı ve İngiltere ve A.B.D.’de birincilik aldı. Ara verdiği dönemde F1’e geri dönecekmiş gibi bir görüntü çizmedi. Ve McLaren, 2002 Monaco GP’sinden sonra Mika için bir koltuk ayırabilecek durumda değildi. Mika emekliye ayrıldığını ilan etti ve 2003 ile 2004 yıllarında yarışmadı. Ancak 2005 yılında Mercedes-Benz ile DTM’de yarışmak için anlaştı.
 

DAMON HİLL

Damon Hill, aynı babası Graham gibi geç bir başlangıç yaptı. İlk yıllarda motor yarışlarına katılan Damon, 1983 yılında arabalara geçti. Yirmili yaşlarının ortasındaydı ve bu dönemdeki performansları pek parlak değildi. Ancak bir anda kendini Formula Ford’da buldu ve 1986 yılından F3 serisine geçti. 1987’de iyi işler yapmasına karşın ilerleyen yıllar pek iyi geçmedi ve F3000 serisine geçti. Damon her zaman mali sorunlar yaşadı.

Ancak 1990’da gerçek potansiyelini gösterebildi. 1991’de çok hızlıydı ama mekanik sorunlar Hill’i engelledi. Hill’in performansları Frank Williams’ın kendisine test pilotluğu için öneride bulunmasına yetecek derecede iyiydi. 1992 yılında F1’de yarışmaya başladı. Nigel Mansell’in şampiyon olduğu sezonda Brabham ekibi ile yarıştı. BT60B iyi bir araba değildi ama Hill yine de iyi işler yaptı.

Mansell’in Williams’tan ayrılıp Indycar serisine gittiği 1992 sonu Hill için yeni bir başlangıç oldu. Frank Williams ve Patrick Head, Alain Prost’un takım arkadaşı olarak Damon Hill’i takıma getirdi. Bu imkanı iyi kullanan Damon, lider götürdüğü Britanya ve Almanya GP’lerinde teknik arızalar sebebiyle damalı bayrağı göremedi. Ancak ilk galibiyetini Macaristan’da almayı başardı. Ve bu galibiyeti Belçika ve İtalya’daki galibiyetler izledi. Sezonu üçüncü sırada kapattı.

Prost emekliye ayrıldıktan sonra Ayrton Senna ile takım arkadaşı oldular ancak bu arkadaşlık fazla uzun sürmedi ve Senna Imola’da yaşamını yitirdi. Bir anda takıma liderlik etme görevi Hill’in olmuştu. Michael Schumacher ile son yarışa dek mücadelesini sürdürdü ve Adelaide’da Schumacher’in kendisini yolun dışına itmesi sonucu şampiyonluğu kazanamadı. Hill 1995 yılında favoriydi ve sezona iyi başlamıştı ama Schumacher, Hill’in sezon içinde yaşadığı sorunları çok iyi değerlendirdi. Hill’in kontratı 1996 sonunda bitiyordu ve Williams takımı Heinz-Harald Frentzen ile anlaşmıştı.

Hill bu andan itibaren performansının zirvesine çıktı ve 1996 sezonunda sekiz yarış kazanarak şampiyonluğunu ilan etti. Ancak Willams’ta kalmak için artık çok geç olmuştu ve Arrows takımına katıldı. Felaket bir sezon geçirdi. Sadece Macaristan’da gerçek hızını gösterebildi.

F1’deki son iki sezonunu Jordan’da geçirdi. 1998 yılında takımın tarihindeki ilk birinciliği Spa’da kazandı. 1999 yılında motivasyonunu tamamen yitirmişti ve emekliye ayrılacağını çok defalar dile getirdi. Takımın sponsorlarından Benson&Hedges, Hill’in devam etmesini istiyordu ve Hill sezon sonuna dek yarışmayı sürdürdü. Suzuka’da üç yıl öncesinde şampiyon olan Hill’den çok uzakta bir görüntü çizerek emekliye ayrıldı.

MIKE HAWTHORN

Mike Hawthorn 1950’lerin başında Stirling Moss ve Peter Collins ile birlikte motorsporlarındaki en ünlü İngiliz sürücülerden biriydi. Mike herkes için dikkat çekici bir rakipti ancak bazen istikrarsız sürüşleri oluyordu. İşler iyi gittiğinde “yenilmesi zor” bir pilot oluyordu. 1953’te Fransa GP’sinde Ferrari ile birinci olduğunda Juan-Manuel Fangio’yu uzun süre ardında tutmayı başarmıştı. İlerleyen dönemlerde Hawthron İngiliz gazetelerine “asker kaçağı” başlığı altında konu oldu. Gerçekte ise 1954 Syracuse GP’sinde yaşadığı kaza nedeniyle göreve “yetersiz” bulunmuştu. 1957 ve 1958’de Ferrari’de, yakın arkadaşı Peter Collins ile takım arkadaşı olmaktan çok mutluydu. Ancak Collins’in 1958 Almanya GP’sindeki ölümü Hawthron’un da kariyerini noktalamasına yol açtı. Sezon sonunda şampiyon oldu ve hemen emekliye ayrıldı. 1959 yılının başlarında Guildford geçişinde yaptığı kazada yaşamını yitirdi.

PHIL HILL

Direksiyon başında destansı konsantrasyonu ve kokpit dışında alçakgönüllü tavırları ile tanınan Phil Hill, 1950’lerin başında Avrupa’ya geldi ve 1955 Le Mans yarışında Ferrari adına yarıştı.
Bu ünlü dayanıklılık yarışını üç defa kazandı ve 1958’de Ferrari F1 takımına geldi. Mike Hawthorn’un şampiyonluğunda kilit rollerden birini üstlendi. Fas GP’sinde arkasındaki rakiplerini yavaşlatarak Hawthorn’un Vanwall sürücüsü Stirling Moss’un ardında ikinci olmasına yardım etti.

1961’de Ferrari yeni kurallara en iyi şekilde hazırlanan takımdı ve Phil bundan epey yarar sağladı. Belçika ve İtalya’da zafer elde eden Phil bu sezonu şampiyon bitirdi.

JAMES HUNT

James, hayattan keyif alan biriydi ve asla kibirli davranışlarda bulunmak hatasına düşmedi. James, “Hunt the Shunt” -F3’teki korkunç kazalar dizisi yüzünden kendisine takılan- lakabını üzerinden attığında Grand Prix arenasına çıkmaya imkan buldu. Hemen ardından Lord Hesketh’in bağımsız F1 takımına katıldı ve Zandvoort’taki Hollanda GP’sini Lauda’nın önünde lider bitirdi.
1976’da McLaren takımına geçti ve Emerson Fittipaldi’nin mirasçısı olarak iyi bir sezon geçirdi. Britanya GP’sinde diskalifiye olmasının ardından şampiyonluk mücadelesini bırakmadı. Lauda’nın Nurburgring’deki kazası sebebi yokluğundan yararlanan Hunt, Fuji’deki son yarışa kadar şansını korudu. Yarışı üçüncü sırada bitirdi ve Lauda’yı bir puanla geride bırakarak şampiyon oldu.
Bu James’in yarış kariyerinin zirvesiydi ancak 1979 yılında emekliye ayrıldı. Kariyerini televizyon yorumcusu olarak sürdürdüğü dönemde kalp krizi geçirerek 45 yaşında yaşamını yitirdi.
 
İlk FIA Formula 1 Dünya Şampiyonu Giuseppe Farina döneminin popular sürücülerinden biri değildi. Siyaset bilimleri dalında doktora yapan Farina zengin bir gençlik geçirdi ve 1932’de yarışmaya karar verdi. Aşırı derecede cesur olmasıyla tanındı. Ancak bu durum birçok kaza yapmasına ve kariyeri boyunca hastaneleri düzenli olarak ziyaret etmesine neden oldu. Birçok sürücünün kazalarda öldüğü bir dönemde çok sayıda kazadan sağ olarak kurtuldu ve “yokedilemez” bir görüntü çizdi.
Farina’nın iki rakibinin ölümüne de sebebiyet verdiği çeşitli kazalar yaptığı konuşuldu. Enzo Ferrari’nin 1983 yılında yazdığı “Piloti, che gente…” isimli kitabında Farina’nın suçluluğunu reddettiğine dair söylentiler mevcut. İtalyan amatör sürücüleri arasında çabuk yükselen Farina 1930’larda Maserati ile yarıştı. 1938 ve 1939 sezonlarında Alfa Romeo’da yarıştı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Farina kendi Maserati arabası ile yarıştı ve daha sonra Alfa Romeo’ya tekrar davet edildi. Jean-Pierre Wimille’nin 1949 başında ölmesi ile takıma liderlik etti. 1950’de Dünya Şampiyonu olduğunda çok büyük üstünlük kurdu. Ancak mücadele 1951’de kızıştı ve Juan-Manuel Fangio sezonu şampiyon olarak kapattı. Bunun üstüne Farina, Ferrari takımına geçti. Fakat bu takımda kendisini Alberto Ascari’nin gölgesi altında buldu. 1955 sonuna dek yarıştı ve emekliye ayrıldı. Birçok büyük kazadan kurtulan Farina, 1966 Fransa GP’sini izlemeye giderken geçirdiği kazada yaşamını yitirdi.

ALBERTO ASCARI

1920’lerde Alfa Romeo takımının yıldızı olan ve 1925’te Montihery’de ölen Antonio Ascari’nin oğlu olan Alberto, bir gün babasını geçebilmek isteğini içinde taşıyordu. Yarış kariyerine motorsiklet yarışları ile başladı ve 22 yaşında arabalara geçti. 1940’ta ilk defa Millie Miglia’da yarıştı. Ancak patlak veren İkinci Dünya Savaşı sebebiyle kariyerine ara vermek zorunda kaldı ve 30 yaşına kadar hiç yarışmadı.

Gigi Villoresi’nin desteği ile 1948’de babasının eski takımı Alfa Romeo’ya katıldı. 1949’da Maserati’ye gitti ve daha sonra Villoresi ile beraber Ferrari’ye katıldı. Alfa Romeo’nun iki yıllık hakimiyetinin ardından Ferrari F500 esas önemsenmesi gereken güç haline geldi. 1952 ve 1953’de Ascari rüzgarı vardı. 1952’de katıldığı tüm yarışları kazandı ve dokuz yarışlık galibiyet serisi rekoru halen kırılamadı.

İki Dünya Şampiyonluğunun ardından Ascari için işler çok iyi gitmedi. Lancia takımına katıldı ve tek galibiyet Mille Miglia’da geldi. Takımın F1 için hazır olmadığı belli oldu. Ascari bir Maserati arabası ile birkaç başarısız yarış daha çıkarmak zorunda kaldı. Sezon sonuna doğru Lancia D50 geldi ve Ascari bu araba ile ilk yarışında İspanya’da pole pozisyonu elde etti ancak lider götürdüğü yarışı teknik arızalar sebebiyle kazanamadı.

Lancia 1955 yılında iyi bir noktadaydı. Ascari’nin en büyük rakibi Juan-Manuel Fangio sezonun ilk üç yarışını, Mercedes-Benz ile kazanmıştı. Monaco’da Ascari yaptığı hata sonucu limana çarptı ancak bir zarar görmedi. Bu olaydan bir hafta sonra, Monza’da Ferrari’nin bir spor arabası için test sürüşü yaparken şimdi ismini taşıyan virajda yaptığı kazada öldü. Kazanın hiçbir görgü tanığı yoktu ve hiçbir zaman kesin olarak açıklığa kavuşturulamadı.

JODY SCHECKTER

22 yaşında McLaren kokpitine geçen Jody yüksek araba kontrol yeteneği ve cesareti ile döneminin gelecek vaadeden genç yarışçılarındandı. Ancak Jody, F1 kariyerine 1973 Britanya GP’nin ilk turundaki kazası sebebiyle bir süre ara vermek zorunda kaldı.

1974 yılında Tyrrell takımına geçiş yaptı. Jackie Stewart’ın emekliye ayrıldığı dönemdi ve bir önceki sezonun sonunda Francois Cevert’in ölümü gerçekleşmişti.

1976 sonuna kadar Tyrrell takımında kaldı ve bu süre zarfında 6 tekerlekli P34’ü kullandı. Bu ilginç araba tek galibiyetini İsveç GP’nde kazandı ve Jody 1976’da şampiyonada üçüncü oldu.

Ardından Wolf takımına geçti ve 1977 sezonunu Niki Lauda’nın ardında ikinci olarak bitirdi. 1979 yılında Ferrari ile şampiyonluğa ulaştı. 1980’de emekliye ayrıldıktan sonra ABD’ye giden Jody, FATS isimli bir sektöre girdi, ateşli silahlar için eğitim simülasyonu üretimi yaptı. Daha sonra şirketi büyük bir paraya sattı ve dikkatini iki oğlunun yarış kariyerlerine yöneltti.

JOCHEN RINDT

Jochen Rindt 1964’te F2 arabaları için Crystal Palace’da yapılan London Trophy yarışındaki zaferiyle uluslararası yarış sahnesine çıktı. Graham Hill, Jim Clark ve Danny Hulme gibi yarışçıları geride bıraktığı bu yarış Rindt’e Grand Prix yolunu açtı.

1965’te Cooper ile anlaştı. Üç yıl boyunca iyi sürüşler göstermesine karşın hiç galibiyet alamadı. 1968’de Rindt, Brabham-Repco takımına geçti. Ancak sezon teknik arızalarla gölgelendi. Sonuç olarak 1969’da Colin Chapman’ın Lotus takımına geçti. Rindt ilk GP galibiyetini 1969 sezonunun sonlarında ABD’de kazandı.

Ardından 1970 sezonunda Monaco’da son virajda kazandığı yarışla atağa geçti, kullanmakta olduğu Lotus 72 iyi bir arabaydı ve bu sezonda dört yarış daha kazandı. Rindt Monza’daki İtalya GP’sinin antrenman turlarında yaşamını yitirdi ve o sezon Motorsporları tarihine “öldükten sonra” şampiyon olan ilk pilot olarak adını yazdırdı.
 

KEKE ROSBERG

Keke ilk yarış deneyimini Formula Vee serisinde yaşadı. Ardından Formula 2’ye geçti ve 1978’deki yağmurlu Silverstone International Trophy yarışında Theodore-Ford ile galibiyete ulaştı.

1980 ve 1981’de Fittipaldi takımı adına yarıştı ancak ikinci sezonun ortalarında ayrılmaya karar verdi. Paul Ricard’da Williams testlerine katılmaya yetecek kadar dikkat çekmeyi başarmıştı.

Alan Jones'un emekliye ayrıldığı bu dönemde Rosberg direksiyonu kaptı. Carlos Reutemann ile takım arkadaşıydı ve ikinci pilot rolünü üstlenmesi bekleniyordu ama Arjantinli pilot iki yarış sonra sporu bırakınca takım liderliği görevi Keke’nin oldu. 1982 sezonunda Cosworth motorlu Williams FW08 ile şampiyonluğa uzandı. Bu sezonda sadece bir yarış kazanabildi. Sıradışı bir sezondu, çünkü hiçbir yarışçı iki yarıştan fazla kazanma başarısı gösteremedi.

1986 sonunda emekli oldu ve birkaç yıl Mika Hakkinen’in kariyerine yol gösterdi. Sonraki yıllarda Almaya’daki yarış takımlarına katıldı. 2002’de Gary Paffett ile Almanya F3 şampiyonluğunu kazandı. Şu dönemde, Formula BMW serisini kazandıktan sonra Williams adına yarışan oğlu Nico Rosberg’in kariyeri ile ilgileniyor.

EMERSON FITTIPALDI

Popüler Brezilyalı’nın Avrupa’ya ilk gelişi 1969 yılında Formula Ford yarışları ile gerçekleşti. Jochen Rindt’in Monza antrenman turlarında yaptığı kazada yaşamını yitirmesinin ardından Team Lotus’un bir numaralı koltuğunda 1970 İtalya Grand Prix’inde yarıştı.

Bu zamandan 1980’de F1 pistlerinden emekli olana dek 144 yarışa katılan Fittipaldi bunların 14’ünde zafere ulaştı. 1972’de Lotus takımıyla ve 1974’te McLaren takımıyla şampiyonluk yaşadı. Hassasiyeti ve yaklaşımları ile kendine özel bir yer edindi.

1975’in sonunda McLaren’den ayrılan Emerson, büyük kardeşi Wilson’ın yeni kurduğu ve Brezilya merkezli şeker ve alkol üreticisi Copersucar tarafından sponsorluğu üstlenilen F1 takımı Fittipaldi Automotive takımına katıldı. Bu acele karar onun F1’deki pilotluk kariyerini çok çabuk bitirmesine neden oldu. 1978 Brezilya GP’sindeki ikincilik Fittipaldi takımının parlak anlarından birisiydi ama takım 1982 yılında faaliyeti durdurdu. 1980lerin ortasında Emerson Amerika’ya gitti ve burada WIT Indycar takımı adına yarıştı. Sakatlanan Chip Ganassi’nin yerine Patrick Racing ekibine katıldı ve 1980lerin sonu ile 1990ların başında bu takımda kaldı. 1989 ve 1993’te Indianapolis 500 yarışını kazandı ve 1989 yılında CART şampiyonu oldu. 1990 yılında Penske takımına katılan Fittipaldi 1995 yılına dek bu takımla yarışlar kazandı. Yıl sonunda Roger Penske ve Carl Hogan yeni bir takım olan Penske Hogan Racing takımını kurdu ve Fittipaldi bu yeni takıma geçti. Sezon ortasında Michigan International Speedway’de kötü bir kaza geçirdi ve omurlarından biri kırıldı.

Emerson 1997 sonbaharında bir ciddi sakatlık daha yaşadı. Araraquara, Brezilya’da kendisinin sahip olduğu mevye tarlasının yakınlarında sürüş yaparken bir hafif uçağa çarptı ve bunun sonunda Fittipaldi’nin yarış kariyeri tamamen son buldu. Fittipaldi sporla bağlantısını koparmadı ve Brezilya’daki CART televizyon haklarını aldı. 2003 yılında spora dönüşünü açıkladı ve CART serisinde mücadele edecek olan Fittipaldi-Dingman Racing takımında 29 yaşındaki iş adamı James Dingman ile ortaklık yaptı.

MARIO ANDRETTI

Mario Andretti’nin hayat hikayesi, klasik Amerikan Rüyası’nın tüm niteliklerine sahipti. İkinci Dünya Savaşı’nın ilk aylarında Trieste yakınlarında doğan Andretti, 1955’te Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmeden önce, hayatının ilk yedi yılını, savaş nedeniyle ülkesini terkeden ailesi ile birlikte mülteci kamplarında geçirdi.

Çocukluğu Mille Miglia’da Alberto Ascari’yi izleyerek geçen Andretti’nin yarışma isteği de bu şekilde ateşlendi. Andretti, 1965’te ilk olarak Indianapolis 500 yarışına katıldı ve dört yıl sonra bu yarışı kazandı. 1968’de Lotus 49B ile Watkins Glen’deki US Grand Prix’inde pole pozisyon kazanan Andretti, ilk Grand Prix zaferini 1971’de Güney Afrika’da bir Ferrari’nin direksiyonunda elde etti.
Tüm zamanların en yetenekli ve çok yönlü pilotlarından biriydi. Düzenli olarak F1, Champcars zaferleri kazandı. 1978’de Lotus 79 ile Dünya Şampiyonluğu’nu kazandı ve 1982 yılının sonuna dek aralıklarla F1’de yarışmaya devam etti. 1993 yılında son Champcar yarışını Phoenix, Arizona’da kazandı. 60’ıncı yaşını kutladığı 2000 yılında halen Le Mans’ta viraj alıyordu.

Andretti pistlerde bulunmayı sürdürdü ve oğlu Michael’in takımı için 2003 yılında testlere katıldı ama büyük bir kaza, O’nu artık durması gerektiğine ikna etti yine de bu durum O'nu yarış dünyasından uzaklaştırmadı. Şu anda, Aralık 2006’da Honda için testlere katılan torunu Marco Andretti’nin kariyerine yön vermesine yardımcı oluyor.
 
Üst