Sizin fikriniz ne?

Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz günlerde Emin Çölaşan'ın görevine muhalif yazıları nedeniyle son verilmişti.
Şimdi ise gündemi başka bir haber çalkalıyor. bu kez gözler Bekir Coşkun'da.
Aşağıdaki yazılar, Kanaltürk'ün sitesinden alıntıdır...

Başbakan Tayyip Erdoğan, 15 Ağustos'taki köşe yazısında Abdullah Gül için "O benim cumhurbaşkanım olmayacak" diye yazan Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun'a beklenmeyen bir çıkış yaptı.

Erdoğan, dün gece Kanal D'de yayınlanan Arena programında Uğur Dündar'ın sorularını yanıtlarken, Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği anda AK Parti'yle bir ilgisinin kalmayacağını, ülkenin ve milletin cumhurbaşkanı olacağını söyledi. "Ben buradan bir ilan yapıyorum, bundaki samimiyeti samimiyetsizliği uygulamada göreceksiniz" diyen Erdoğan, ardından da şu sürpriz çıkışı yaptı:

GİT KİMİ SEÇERSEN SEÇ
"Bazıları çıkıp 'benim cumhurbaşkanım olamaz' diye ifadeler kullanıyor. Maalesef edep adap bilmeyenler de var. Bunu diyenler önce TC vatandaşlığından çıkmalı. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun hepimizin cumhurbaşkanı. Senin değilse çık vatandaşlıktan, git kimi seçersen seç.

KENDİ ÇALIP SÖYLEYENLER
"Sayın Gül'ün öyle olmadığını kim iddia ediyor, kim söylüyor. Kendi çalıp söyleyenler varsa beni ilgilendirmez. Benim tanıdığım bir Abdullah Gül var. CHP ve Baykal böyle söylüyor diye bunu kabul etmemiz mümkün değil."

BEKİR COŞKUN NE DEMİŞTİ?
Gazeteci Bekir Coşkun, 15 Ağustos'taki köşe yazısında "O benim 'cumhurbaşkanım' olmayacak" başlıklı yazısında bölümler şöyle:

"Siyasi İslam" bir adım daha attı.
Devleti tesettür temsil edecek.

Bundan böyle bir gecede çıkartılacak ve Çankaya'da yirmi dakikada imzalanacak yasalarla, neler olacak göreceksiniz.

Doğrusunu isterseniz "Göbeğini kaşıyan adam"ın zaferidir bu.
Taa genel seçimlerde kararı o verdi.
Çocukları için aydınlık Türkiye isteyenler meydanlara dökülürken, o uzakta bıyık altından güldü, göbeğini kaşıdı ve dinci devletin yolunu açtı...

Abdullah Gül tam ona göredir.
Zaten onun cumhurbaşkanı olacaktır.
Benim değil...

Bekir coşkundan gelen yanıtsa şöyle;

Gidecek yerim yok!
Hürriyet Gazetesi Yazarı Bekir Coşkun, “O benim cumhurbaşkanım olmayacak'' yazısına Erdoğan'dan gelen sert tepkiye, Gidecek yerim yok! diyerek yanıt verdi..

NTVMSNBC'ye konuşan Bekir Coşkun, "Elinizi vicdanınıza koyun, bir başbakana bu söz yakışıyor mu" dedi. Bekir Coşkun, Başbakan'ın yazısıyla ilgili "adap dışı" ifadesine de üzüldüğünü belirtti; "Ben bu ülkede bir tek dal kesildiği için kıyametler kopardım, kuruyan göller için oturup ağladığım günler oldu benim" dedi. Coşkun'un yarınki yazısının başlığı da şöyle: Gidecek yerim yok!

Suç varsa mahkemelere gidilir

Bu ülkede eğer kötü bir şey yapılıyorsa buna tepki duymak bir gazetecinin en doğal hakkıdır. Ama kendi üslubuna göre öyle, böyle bir şekilde bunu ifade eder. Suç varsa mahkemelere gidilir, yargılanır. Ha eğer başbakan buna cevap verecekse -elimizi vicdanımıza koyarak söyleyelim- bir başbakanın vereceği cevap mıdır bu!..

İran'da mollaların gelişinden önceki hava

Daha çok İran'da mollaların gelişinden önceki havaya benziyor. Aydınlara "çek git" denmiş ve bütün İran'daki aydınlar ülkelerinden uzaklaşmak zorunda kalmıştı. Bu tür bir benzetmeyi yapmaktan dolayı hem tüylerim diken diken oluyor, hem çok canım sıkılıyor. Fakat gazetecinin yazgısıdır, bir şeyi söylemesi gerekiyorsa söylemek zorundadır. Söylemiyorsa o yaptığı şey gazetecilik değildir. Biz bunu yapmak zorundayız.

Emin gazeteden ben Türkiye'den kavuldum

Enteresan bir şey var. Emin'le biz aslında birbirimize şakayla karışık takılırdık. O Hürriyet'ten kovuldu ben Türkiye'den kovuldum. Emin'in önüne geçmiş oldum. Şu anda ben öndeyim.

Nerey gideceğimi de bilmiyorum. Ayvalık'ta Cundada'yım. Midilli'ye yakın. "Yarım depo mazotla gidilir mi?" diye sordum. "Ağbi, gidilir ama dönülmez" dediler. Ben de onu istiyorum zaten...

Aman dikkat etsinler. Gidecek yer garantilemeden -artık Yunanistan, Bulgaristan, Belçika mı olur- aman ha aman yazı yazmasınlar. Çünkü yazı yazmadan önce gidecek yer bulmak lazım. Ben o hatayı yaptım. Şimdi nereye gitsem diye düşünüyorum.

Yarınki yazımın başlığını işte şimdi birlikte çıkarttık. Yarınki yazımın başlığı şu olacak: Gidecek yerim yok!

Kanunen bakarsak Başbakanın bir vatandaşı ülkeden kovma yetkisi yok. sonuçta bu ülkenin sahibi değil.

Bekir Coşkun, Başbakanın söylediği bu sözü okurlarına da yapılan bir hakaret olarak algılamakta ve Başbakandan okurlarından özür dilemesini istemekte! Bunun yanı sıra muhalif partilerden de destek geldi, "başbakan özür dilemeli" diye. peki sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz? Başbakan özür dilemeli mi?
 
illede özür dilemesi gerekiyorsa bence başbakan bu ve bunun gibi kişilerin bu ülkede gazetecilik adı altında halkın değil kendi fikirlerini yazmasına müsade ettiği için (gerçi kanunlar müsade ediyor:smile::smile: )? halktan özürdilemesi gerekli ?
bende hürriyet gazetesi benim gazetem değil diyiyorum ve şöyle bir eklemede yapmak istiyorum
TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE? TÜRK VATANDAŞI OLAN? kime sorarsanız sorun o makamdaki her kim olursa olsun benim cumhur başkanım diyecektir bence.
 
bir gazeteci fikirlerini istediği söyleyebilmeli. iyi anlamda da eleştiri yapılabilir kötü anlamada da.herkes eleştiriye açık olmalı.ve hepimiz bu ülkenin vatanşıysak kimse kimseye git diyemez.ister başbakan olsun ister cumhurbaşkanı olsun böyle bi hakka sahip değil.bu ülke hepimizin.ve başbakanın özür dilemesi gerekir tabikide
 
öncelikle emin çölaşana çok üzüldüm yaa kitaplarını ve köşe yazılarını zevkle okuyordum
bekir coşkuna gelincee arkasındayım adamın bütün hür ifadesiyle dile getirmiş herkes özgür düşünceye sahip değil mi bu ülkede bu kadar çok çıkışmakta anlamsız doğrusu
 
Bu ülkede her ne oluyorsa bu yüzden oluyor aydın kesimdiye adlandırılan bir topluluk herşeyin doğrusunu söyluyor .Her insan görüşünü gaztesinde yazmakta özgür fakat dikkatlice sen türkiyenin en yüce makamının başına gecen birisini ben seni tanımıyorum sen benim cumhur başkanım değilsin diyosa ozaman gereken cevapta böyle sert olur ve yerinde oldu. şimdi arkadaşlar görüşlerimi paylaşmaya bilirsiniz fakat herkez ifade özgürlüğünü kullanıyor diye gazateye ben pkklı terörist öcalanı isterim veya onu destekleyen yazı yazarsa hepimiz ayağa kaldırır adama demediğinizi bırakmayız. Buda ifade özgürlüğü ozaman. Ülkemin ileri görüşte olan insanlarının çoğu bakıyorum bir savunma mekanizması bir kendi görüşünde olmayana kendi gibi yaşamayana hemen damgalama bu gerici falan filan vs. insanlara karşı görüşlerimizi lütfen yargılamadan mahkum etmeyelim.Başbakan özür dilememelidir.
 
Bir ifadeyi demokrasi içerisinde dillendirmek başka birşey bir makama hakaret edercesine saldırmak başka.
Biz değilmiyiz her yerde " Ya sev ya terket " diyen.
Bu durumda nasıl olur da bir makama gelen ve bunu Meclisin idaresi ile yapan bir insanı tanımıyorum diyebilirsin.
Yani bende çıkıp bilmem kimi tanımıyorum desem bu ne kadar yakışık alır.
Ve bunu söyleyen adam koskoca birisi. Benim gibi genç birisi değil ki gaza geldi de söyledi diyeyim.

Dikkat edelim görüşünü söylemek başka bir kurumu tanımamak başka.
 
Şimdi madem sizin fikriniz ne dediniz, fikrimi söyleyim.
1.- Emin ÇÖLAŞAN: Ben Emin ÇÖLAŞAN'nın ilk yazılarını 1 yıl kadar okudum. Ama 1 yıldan sonra sıkıldım. Neden mi? Adam gazeteci değil Melih GÖKÇEK uzmanı. Hemen hemen her gun onunla olan kişisel kinini ve davasını köşesinden sürdürdü. Bu gazetecilik değil sadece egosu çok gelişmiş bir kişinin şahsi kinini okuyucularına dayatmasıdır. Bunca sene GÖKÇEK hakkında attı, tuttu ama Emin beyin o çok sevdiği ülkesi için, bir kez olsun adalet için GÖKÇEK'i mahkemeye vermedi. Oysa karısı hakim. Madem bu kadar doğruluk dürsütlük peşindesin. Madem ki bu ülke için paralıyorsun kendini ve madem bu adam hakkında bir istihabrat örgütü gibi bilgi ve belgeye sahipsin, o zaman bir kez olsun bu halk için elini taşın altına koy ve dava aç. Açtı mı ? Hayır açılmış tek bir dava yada tek bir suç duyusu yok. ( Gökçek-Çölaşan TV programında kendi sözleridir "Tek bir dava açamadım" dedi). Bu adam samimi değil. Tam bir provakatör gibi davranıp sürekli iddalar ortaya atıyor ve gerisini getirmiyor. Bu bir boyutu, Emin ÇÖLAŞAN'ı okumaktan vaz geçmemin bir diğer önemli noktası ise şu: Hatırlarsınız bu ülkede bir Leyla ZANA ve arkadaşları davasını. Peki onu hatırlarsınızda o PKK lıları TBMM çatısı altına sokan kimdi onu hatırlarmısınz ? Hatırlatayım: Murat KARAYALÇIN'nın SHP'si. Diyeceksiniz nerden çıktı bu. Emin beyin ve sözde tarasfız hakim eşinin en yakın dostlarıdır KARAYALÇIN. Peki bu vatanperver şahsiyet, ülkesi ve milleti çin yıllardır çırpınan bu zatı şahane Leyla Zana olayından sonra ne tepki koymuştur ? Demem oki. Emin bey gazeteci değil halktan gerçek yüzünü gizleyen profesyonel bir provakatör.

Gelelim Bekir Beye: Bir savcı yada hakim değilim ama olsaydım bekir ÇOŞKUN beye git demek yerine Anayasanın 28. maddesine göre mahkemeye verirdim. Elinizde bir kalem ve o kalemi kullanacağınız bir köşeniz var diye her aklınıza geleni yazarsanız geleceği nokta budur. Bir gazetecinin rehberi birine yada bir düşünceye olan kini ve nefreti değil mesleğine olan saygısı ve halkın haber alma hakkına olan bağlılı olmalıdır. Eğer amaç bunun dışına çıkıp siyasi bir amaç taşıyorsa o zaman siyasi çizgini ortaya koyar ve siyasi bir bültende istediğin partizanlığı yaparsın, ama insanalara aydın kisvesi altına kin ve nefret aşılayamazssın.

Ben onu bunu bilmem. Bu ülkede yeterince düşmanlık yaşandı ve bu düşmanlığı körükleyen herkes benim gözümde hayindir. Devir düşmanlıkları körükleme, insanları bir birine düşman etme devri değil, devir akli selim olma ve ayrılıkları ortadan kaldırma devridir.

Sabrınıza teşekkür ederim...
 
Üst