• Hoşgeldin ziyaretçi ÜYE OLARAK Özgün Haber ve Makalelerinizi kaynak göstererek uygun olan katogoriye ekleyebilirsiniz.

Asya'da Sovyet Sömürgeciliği

ORTA ASYA

Orta Asya, batıda Hazar Denizi, kuzeyde Kırgız Bozkırları ve Altay Dağları, doğuda Moğolistan ve Doğu Türkistan (Sincan) Özerk Bölgesi’nin batısı ve güneyde ise Tibet Platosu, Karakurum-Hindikuş-Kopet Dağları ile sınırlanmış olarak Asya Kıtası’nın orta kesminde yer alır . Orta Asya adından da anlaşılacağı gibi anakara Asya'nın merkezinde yer alır. Bu bölge, bir çok halkının Türk kökenli olmasından dolayı eski zamanlarda Türk toprakları anl***** gelen “Türkistan” olarak bilinirdi .

TÜRKİSTAN’IN RUSLAR TARAFINDAN ELE GEÇİRİLİŞİ

Ruslar’ın Türkistan ile ilgilenmeleri XIX. yüzyıldan çok daha öncesine gitmektedir. Ruslar üç yüzyıla yakın Altın Orda Devleti’nin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Bu devletin 1480 yılında tamamen parçalanması ile öncelikle istiklallerine kavuşmuşlar ve sonra da Altın Orda’dan sonra kurulmuş olan hanlıkları bir bir yenerek, Orta Asya’ya doğru ilerlemeye başlamışlardır. Ruslar, ilk büyük başarılarını 1552 yılında, Kazan Hanlığı’nı işgal ederek göstermişlerdir . Bu başarı Ruslar’a Asya’nın kapılarını açmıştır . Bu başarının ardından Hazar Denizi’ne kadar olan tüm İtil Vadisi Ruslar’ın hakimiyeti altına girmiştir. 1556 yılında Astarhan’ı işgal ederek Orta Asya Müslümanları ile Osmanlı Devleti arasındaki bağlantıyı kesmişlerdir. Bu işgalin neticesi bu bölgede daha rahat hareket olanağı bulmuşlardır .

Bu sıralarda, Kossakların Rus hakimiyetine alınması ile Ruslar, Türkistan’ı kuzeyden tehdit eder bi duruma geldiler. Ruslar bundan sonra ülkelerini işgal edecekleri Kazaklar’ın, Tatarlar’ın ve Başkurtlar’ın durumunu öğrenmek için bir dizi keşif hareketi yapmışlardır. Bu keşif hareketleri sırasında gördükleri iki şey vardı; ilki bu insanlar zamanına göre çok ilkel denebilecek silahlar kullanmaktaydılar ve ikincisi ise aralarında bir birlik bulunmamaktaydı .

Bundan sonra Ruslar çeşitli savaş bahaneleri üreterek önce Tatarlar’ın sonra da Başkurtlar’ın topraklarını işgal ettiler. Başkurtlar’ın topraklarının işgalinden sonra ise sıra Kazak topraklarına gelmişti. Zamanla birlikte hareket etmeye çalışan bu Türkler arasında Rus politikaları etkili olmaya başladı ve onların birlikte hareket etmelerini engelledi. Bu politika tahmin edilebileceği gibi: pek çok kere çeşitli zamanlarda ve çeşitli devletler tarafından Türkler’e karşı uygulanmış olan “Böl ve Yönet” politikası idi. Bu politika sonucu birlik dağılmıştı. Hatta birbirine düşen bu gruplardan bazıları yardım için Ruslar’a başvurmuşlardı. Bundan kısa bir süre sonra da Tatarlar ve Başkurtlar Rus hakimiyetine girmişlerdi. Rus hakimiyetinden kısa bir süre sonra da bu bölgeler Rus göçmenlerinin akınına uğramaktaydı. Türkler’in bunlara karşı isyan etmedikleri sanılmamalı, fakat bu isyanlar Ruslar tarafından sert bir şekilde bastırılıyordu .

Türkistan’ın işgal edilmesi politikaları daha Çar Deli Petro (salt. 1682-1725) zamanında uygulanmaya başlanmıştır. Bozkırı ve bu bölgenin haklarını iyi tanıyan iki kişi bu konuda Petro’ya yardım etmekteydiler. Bunlardan biri XVII. yüzyılda Urallarda Petro tarafından kurulmuş olan endüstiri tesislerinin başında olan Devlet Konseyi Üyesi İvan Kirillov, bir diğeri ise Ruslar’ın hizmetine giren Ufalı Başkurt Prensi Aleksey İvanoviç Tevkelev (Kutlu Mehmed Tevkelev) idi. Petro, 1711 yılında Prut Savaşı’nda Osmanlı Devleti karşısında yenilince, artık Orta Asya yönüne doğru ilerlemeyi hedeflemiştir. Gönderdiği ordular yenilince, 1723 yılında, Tevkelev’e şu emri veriyordu: “Her ne kadar Kazaklar ile Kırgızlara güvenmek mümkün değilse de, onların memleketini mutlaka himayemiz altına sokmak zorundayız. Zira, Kazak ve Kırgız bozkırları, bütün Asya’ya açılan en önemli kapılardır.” demektedir .

Daha sonra Ruslar Kazakistan’ın bölünmüş durumundan istifade ederek, Küçük Orda Hanı Ebu’l-Hayr ikna edip 1734-1735 yıllarında, Or ile Ural nehirlerinin birleştikleri yerde bir tahkim elde etmeyi başardılar. Tabii ki bu konuda Tevkelev ve Kirillov’un büyük katkısı olmuştu. Bu kalenin inşası çok önemli bir olaydır. Böylece, Ruslar Kazakistan ve Türkistan’ı işgal etmek için çok önemli bir bölgede bir tahkim kurmuş oldular. Artık bölgeye yapılacak olan tüm harekatlar bu merkezden yönlendirilecek idi. Bir dizi olay sonunda 1734 yılında, Küçük Orda Rus hakimiyeti altına girmiştir. Bunu da 1740-1742 yılları arasında Orta Orda’nın, 1847 yılında da Büyük Orda’nın Rus hakimiyeti altına alınması takip etmiştir . Bu bölgelerin hakimiyet altına alınması neticesi Ruslar 1854 yılında, Almata Nehri üzerinde Vernoye adında bir tahkim kurdular. Bu tahkim onların Yedisu Bölgesinde hakimiyet kurmalarını sağladı. 1867 yılında burada bir Rus idaresi kurularak ‘Yedisu (Semireçye) Eyaleti’ adını verildi . Sonuç olarak XIX. yüzyılın ortalarında Issık Göl’den Sir-Derya’ya kadar olan bölge Rus hakimiyeti altına girmiş oldu. Artık Ruslar bundan sonra Türkistan’ın içlerine doğru ilerleyeceklerdi.

Türkistan Hanlıkları Ruslar tarafından 30 yıl gibi kısa sürede işgal etmişlerdir. Bunun bu kadar hızlı olmasının sebeblerinden biri Türkistan’ın güney kısmları ile İngilizler’in alakadar olması idi. İngilizler 1838 yılında Pamir’e kadar ilerleyip, 1839 yılında da Kandahar ve Kabil şehirlerini işgal etmişlerdi. İngilizler’in Türkistan’a yaklaşmaları üzerine 1839 yılında Ruslar da Hive’yi ele geçirmek için bir hamlede bulundular. Fakat başarılı olamadılar. Ruslar 1847 yılında Sir-Derya’nın aşağı kısmında Raim’e bir tahkim kurdular. Bundan sonra bölge ile Ruslar’ın ilişkileri oldukça gerildi .

Ruslar’ın Türkistan’a doğru olan ilerleyişlerine asıl engel ise; Hokand Hanlığı’na ait olan Akmescit Kalesi idi. Bu kale Sir-Derya boyundaydı ve Yakub Bey tarafından korunmaktaydı. Fakat bu kale de 1853 yılında düştü. Artık Sovyetler’in bölgeye ilerleyişinde yeni bir dönem açılmaktaydı. Ruslar bundan sonra Türkistan Hanlıkları’nı işgal için hazırlıklar yapmağa başladılar .

Kırım Savaşı’nda Ruslar’ın mağlup olması sonucunda, Balkanlar ve Anadolu yönünde olan Rus yayılması durdurulmuştu. Bunun sonucu olarak, Ruslar’ın seçtikleri yeni yayılma sahası ise Türkistan idi . Bu zamanda Türkistan’ın durumu Ruslar’ın yayılmasına karşı koyacak bir bütünlük arz etmemekteydi. Tarihte çok önemli roller oynamış bölge ve bu bölgenin halkı, ne yazık ki bu dönemde gerek eğitim gerekse teknoloji açısından gelişmekte olan dünyaya ayak uyduramamışlardı. XVIII. Yüzyıldan beri Türkistan’da üç devlet mevcut idi. Bu devletler; Hokand Hanlığı, Buhara Emirliği (Hanlığı) ve Hive Hanlığı idi. Bu üç devlet de pek çok açıdan Rusya’dan geri kalmışlardı .

Ruslar ilk olarak Sir-Derya boyunda işgallere başladılar. 1860 yılında Yedisu’dan hareket eden Rus kuvvetleri, aynı yıl Tokmak ve Pişpek şehirlerini; 1861 yılında Cüğülek ve Yenikurgan Bölgelerini; 1864 yılında Yesa şehrini ve 27 Haziran 1865 tarihinde de Taşkent şehrini ele geçirdiler. Taşkent’in işgali üzerine Buhara Emiri ile Ruslar arasında savaş başladı. Ruslar İrcar ve Yenikurgan bölgelerinde iki zafer kazandılar. Türkistan’ın genel valisi olan Alman asıllı Kaufmann, Türkistan’ın en büyük şehri olan Semerkant’ı 14 Mayıs 1868 yılında ele geçirdi. Bunun sonucunda Zerefşan Ovası’nın önemli bir bölümü Ruslar’ın eline geçmiş oldu. Bunun üzerine 30 Haziran 1868 tarihinde Kaufmann ile Hokand Hanı ve Buhara Emiri arasında bir uzlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya gore Buhara Emiri Rus hakimiyetini kabul ediyordu, Hokand Hanlığı’nda ise Hudayr Han yine tahtında kaldı. Görünüşte bağımsız gözükmesine rağmen, aslında büyük ölçüde Rus nüfuzu altına girmişti .

Buhara ve Hokand Hanlıkları bu şekilde Rus nüfüzu ve hakimiyeti altına girdikten sonra sıra Hive Hanlığı’nda idi. Hive Hanlığı da Kaufmann idaresindeki Rus birlikleri tarafından 24 Ağustos 1873’te kısa süren bir direnişten sonra Ruslar tarafından ele geçirildi . Yapılan anlaşmaya göre Hive de aynı Buhara gibi, Rusya’nın himayesi altına girdi. Çarlık Rusyası, bu tarihten sonra Buhara Emirliği ve Hive hanlığı dışında kalan tüm Türkistan toprakları Türkistan Genel Valiliği (2 Haziran 1886) ve Bozkır Genel Valiliği (25 Mayıs 1891) olmak üzere ikiye ayırdı . Türkistan’da bağımsız devlet olarak sadece Hokand Hanlığı kalmıştı. Hudayr Hanı’ın Ruslara karşı tutumundan rahatsız olan Kırgızlar 1875 yılında isyan ettiler. Ruslar’da bu karışık ortamdan yararlanıp Hokand Hanlığı’nı işgal ettiler. 19 Şubat 1896 tarihinde ise Hokand Hanlığı’nın yerine Ruslar tarafında Fergana Eyaleti teşkil edildi. Bu olayın neticesinde Türkistan’daki son bağımsız Türk Devleti de ortadan kaldırılmış oldu.

Ayrıca Ruslar aynı zamanda Hazar Denizi’nin doğu kesimlerini de işgale başlamışlardı. 1846 yılında Mangışlak’ta bir tahkim kurdular. Bunu 1869 yılında Krasnodovsk’un kurulması izledi. Bölgede bulunan Türklerin bir kısmı Rus hakimiyeti altına girmişlerdi. Fakat Teke Türkmenleri Ruslara karşı direndiler. Ruslar’ın asıl amacı Hazar Denizi ile Zerefşan arasındaki bölgeye ele geçirmek idi. Çünkü eğer bu bölgeyi tam olarak ele geçirirseler o zaman Türkistan’da daha sağlam bir şekilde yerleşmiş olacaklardı. Bu amaca yönelik olarak 1877 yılında Türkmenler’e ait olan Kızılovrat Bölgesi ele geçirildi. Bundan sonra Teke Türkmenleri’ne ait olan Gömüktepe’ye 1879 yılında bir hücüm yaptılar. Fakat bu girşimin başarısız olması sonucu hücum 1880-1881 yıllarında devam ettirildi. Sonunda 24 Ocak 1881 tarihinde Göktepe Ruslar tarafından ele geçirildi. Göktepe’nin işgalini, birkaç gün sonra Aşkabad’ın işgali izledi. Bu işgallerin neticesinde Teke, Salır ve Sarık Türkmenleri Rusların hakimiyeti altına girmiş oldu. 18 Mart 1884 tarihinde Merv Bölgesi’ndeki Türkmenler de Rus hakimiyeti altına girdiler. Bu son ele geçirilen yerler ile 1884 yılında Türkistan’ın Ruslar tarafından ele geçirilmesi tamamlanmış oldu . 1 Mayıs 1918’den itibaren Türkistan’ın tamamını içine alan bir ‘Sovyet Federasyonu Türkistan Cumhuriyeti’ oluşturuldu .

SOVYETLERİN TÜRKİSTANA UYGULADIKLARI SÖMÜRGE POLİTİKLARI

Bolşevik İhtilali’nden sonraki ilk yıllarda, Sovyetler Birliği yöneticileri genel kalkınma hedefleriyle, Orta Asya'daki özel amaçlarını belirlediler. Bunlara ulaşmak için, sistemli bir şekilde, acımasızca sert tedbirler uyguladılar. Bu hedef ve statejiler, Sovyetler'in ve uydularının dışındaki toplumlarda uygulanan modernleşme ve kalkınma politikalarından çok farklıydı. Sovyetlerin bu politikalrı uygulamalarında iki temel hedef bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi bu bölgede, uzun yüzyıllar içersinde gelişmiş olan kültürü yok etmekti. Diğeri ise; bu kültürün yerine ‘Sovyet Kültürü’nü getirmekti. Tabii ki bu emellere baktığımız zaman bazı karşıtlıklar göze çarpmaktadır. Bunlardan ilk sözünü ettiğimiz bu kültür, bin yıldan beri bu bölegede gelişmekte olan Müslüman-Türk Kültürü idi. Bu kültürün kökleri çok sağlamdı. Hem Türklüğün geliştiği bölgeyi barındırması, hem de İslamiyet’i bünyesine çok iyi bir şekilde adapte etmesi, onu çok kuvvetli bir hale getirmişti. Bu kadar köklü bir kültürün yerine getirilmek istenen Sovyet Kültürü çok yetersiz kalmaktaydı. Zaten bu nedenle Sovyetler çok katı tedbirlere baş vurmuşlardır.

1921 Ağustosu’nda Moskova’daki Politbüro tarafından, Türkistan’a gönderilmek için Abromovic Ioffe seçilmişti. Bunla ilgili olarak yapılan toplantının protokolünde alınan kararlardan biri Ruslar’ın hedefini açıkça göstermektedir:
“ Türkistan’ın SSCB sınırları içinde tutulması Sovyet Cumhuriyeti’nin dünya politikası güdebilmesi için coğrafyanın uygunluğu açısından önemlidir. Oynadığı önemli rolü ve doğu vilayetlerindeki Müslüman unsurların sayıları sebebiyle Türkistan’ın elde tutulması SSCB’nin güvenliği açısından zorunludur. Ekonomik açıdan da özellikle pamuk üretim alanı olarak oldukça büyüktür. Türkistan örnek bir Sovyet Cumhuriyeti olmalıdır. Oradaki milletler arasındaki ilişkilerin zorluğudan dolayı kolonyalizme savaş açmalı, fakat Cumhuriyet’in Rus emekçi halkının dayanağı olması durumunu tahrip etmeyecek şekilde bir denge politikası gütmeliyiz. (…..) Bir taraftan Türkistan’ın özerklik prensibine sıkı bir şekilde riayet ederken, aynı zamanda oradaki genel politik gidişat üzerinde kararlı etkinliğimizi, yerel Sovyet yönetimlerini birer oyuncağa dönüştürmeksizin korumalıyız. (…..)”

Sovyetlerin Türkistan’a uyguladığı politikalardan beklentileri şunlardı

1- Ruslar’ın askeri ve politik kontrolü elinde tutması
2- Rusya'ya uzun dönemli iktisadi ve teknolojik bağımlılığın sağlanması.
3- Geleneksel Müslüman-Türk toplum ve kültürlerinin sistemli olarak kaldırılması.
4- Eskisinin yerini alacak yeni alterneatif bir Sovyet-Rus kültür ve toplumun yaratılması .

Bu hedeflerini gerçekleştirmek için, Sovyet yetkililer, halkarı kendi topraklarından sürmek; öz dillerini kullanmalarını önlemek; gelenek, tarih ve diğer kültürel öğelerini yeni nesillere aktarmalarını engellemek gibi çoğunlukla şiddete yönelik önelemler almışlardır .

İDARİ OLARAK SOVYET HAKİMİYETİ

Bolşevik İhtilali ’nin temel amacı, siyasi otoriteyi elde tutmak ve Komünist Parti'nin tam anlamıyla hakimiyeti sağlamaktı . Bu yol ile bölegede istediklerini yapabileceklerdi. Sovyetleştirme başta olmak üzere diğer tüm beklentileri için öncelikle idari Sovyet hakimiyetini kurmaya çalışmışlardır. “Proletarya diktatörlüğü”: sistemin kurulması, üretim faktörlerinin kontrolü ve yönetimi yoluyla diğer ihtilal amaçlarının gerçekleşmesi için kullanılan bir araçtı. Sovyetler zamanında bu muhtar cumhuriyetler idari yönden tamamiyle Moskova’ya bağlı idiler . Zaten Sovyet iktidar yapısı, ulusları kotrol etmede bir numaralı araç idi . Bu muhtar cumhuriyetlerin ayrıca bağımsızlığım simgesi olan kendilerine ait anayasa, bayrak, arma, parlamentoları bulunmamaktaydı. Yine bu cumhuriyetler, başka devletler ile ilişki kuramamaktaydılar .

Sömürgeci Rus Çarlık Devleti’nde olduğu gibi, Bolşevik İhtilal Hükümeti de, Türkistan’da hakimiyet kurmak istedi. Türkistan’da, komünist sistemin Ruslar tarafından yönetilmesi için, şehirlere ve kırsal kesimlere Ruslar yerleştirilerek Sovyet otoritesi sağlandı. Bolşevikler’e karşı bir direnme hareketi olan “Basmacılar Hareketi” , iyi organize olmamakla birlikte, halk tarafından geniş bir şekilde desteklenmştir. Ancak, Ruslar 1924 yılında müslümanların yiyeceklerine el koyarak onları aç bırakarak ve askeri güç kullanarak bunu bastırdılar. 1925 yılından itibaren, Türkistanlılar siyasi bağımsızlıklarını tamamen kaybettiler ve Ruslaştırılmış müslümanlar tarafından idare edilmeye başladılar. Örneğin; Kırgızistan Hükümeti Bakanlar Kurulu’nda 5 Rus’a karşılık sadece 2 Kırgız bulunmaktaydı .

Potansiyel ve gerçek liderler tasfiye edilerek ve derhal öldürülerek “temizleme hareketleri” sistemli bir şekilde yürütülüyordu. Bu sebeple, karşı direnme hareketlerinin ortaya çıkması engelleniyordu. Sovyetler Birliği, ezici gücünü Türkistan’da planlı bir tarzda yaymaktaydı. Yüksek mevkilere ya Rus yöneticiler yada Sovyet yanlıları getirilmeteydi .

İKTİSADİ BAĞIMLILIK

Sovyet politikalarının ikinci en önemli amacı, Orta Asya’nın iktisadi kaynaklarına el koymak ve uzun dönemli olarak iktisadi ve teknolojik bağımlılığı yaratmaktı. Türkistan, Sovyetler açısından çok önemli bir bölge özelliğine sahipti. Sovyetler’in Türkistan ile ilgili görüşleri, Lenin ordudaki yoldaşı Ziovniev tarafından Ekim 1920 tarihinde, en açık bir şekilde ifade edildi:
“Biz Azerbaycan petrolü ve Türkistan’ın pamuğu olmadan yapamayız. Bizim için gerekli olan bu ürünleri eski Çarlık Rusya sömürgecileri gibi değil, medeniyet meşalesini taşıyana ağabeyleri olarak alırız” .

Türkistan, petrol ve hidroelektrik enerjide Sovyetler’in en zengin bölgelerinden biridir ve doğal gaz kaynaklarında da Batı Sibirya'dan sonra ikinci gelmektedir. Bu bölgenin zengin kaynakları da Ruslar tarafından kullanılıyordu. Örneğin Sovyet döneminde, Kazakistan’da üretilen yıllık 9,8 milyon ton bakır madeni Sovyetler’in ihtiyacının % 57,4’ünü, kurşun yıllık 2,4 milyon ton ile Sovyetler’in ihtiyacının % 56,3’ünü, çinko yıllık 4,4 milyon ton ile Sovyetler’in ihtiyacının % 49,8’ini, demir yıllık 93,3 milyar ton ile Sovyetler’in ihtiyacının çok önemli bir kısmını karşılamıştır. Ayrıca bunların yanısıra pekçok maden de bulunmaktaydı . Kırgızistan, Kazakistan’da yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden üretilen malın % 93’ü alınarak tarihte görülmemiş bir sömürü yapılmıştır .

Sovyetler Birliği, pamuk ihtiyaçlarını karşılamak için Türkistan'da süper ihtisaslaşma denilen bir uygulamayı başlattı. Pamuk üretimini çoğaltmak için alt yapı yöntemleri arttırıldı. Böylece Sovyetler Birliği’nin toplam üretimi içinde ham pamuk ve pamuk ipliğinin % 95’ini, bitkisel yağların % 15’ini, pamuk üretme teçhizatının ve makinalarının % 100’ünü, pamuk çırçırlarının % 90’dan fazlasını ve sulama için gerekli teçhizatın ve dokuma teçhizatının büyük bir kısımını Türkistan Cumhuriyetleri üretti. Özbekistan’da üretilen pamuğun % 96’sı işlenmek için Rusya Federasyonu’na, Ukrayna’ya, Beyaz Rusya’ya ve diğer Avrupa Cumhuriyetleri’ne götürüldü. Türkistan’da tekstil imalatı kurulamadı, bölgeninin kendi pamuğuna dayalı elbise imalatı bile Rusya’ya bağımlı hale getirildi.

Türkistan’ın en verimli topraklarının % 70’den fazlasının pamuk ekiminde kullanılması, gıda ürünlerinde Rusya'ya bağımlılığa sebep oldu. 1980’lerin sonlarında Ruslar’ın “Tarımsal Sömürgeci” yaklaşımlarının ezici etkileriyle; çevre ve Türkistan halkı üzerindeki trajedik sonuçları Sovyet standartlarına göre bile utanç verici boyutlara ulaştı. Moskova'da haftalık yayınlanan “Litraturnaya Gazeta”, Özbekistan’daki süper ihtisaslaşmanın sebep olduğu problemleri şöyle belirtmektedir:
“İhtisaslaşma mantıklı olmalıdır: Özbekistan’da ihtisaslaşma, pamuğun hakimiyetiyle yozlaştı. Bölgenin bütün ihtiyaçları Moskova’da a1ınan kararlarla tesbit edildiği için, ilk anda monokültüre yol açtı. Tarlalara sadece pamuğun ekilmesi ve diğer ürünlere izin verilmemesi ülkeyi bir pamuk tarlasına dönüştürdü. Özbekistan’da ki bu uygulama sadece tarımı değil, eğitimi, kamu ahlakını (resmi kurumlardaki bozulma ve rüşvet gibi) çürüttü.”

Doğal kaynakların işlenmeden bölgeden çıkarılması ve diğer bölgelerde sanayi tesisleri kurulması Türkistan’ı Ruslara bağımlı hale getirmiştir. Bölgeye bütün ekipman, makine Rusya’dan getirildi ve Slav uzmanlar ve idareciler tarafından işletildi. 70 yıl süren Sovyet hakimiyeti boyunca bu politika devam ettirildi .

KÜLTÜRSÜZLEŞTİRME POLİTİKALARI

Eski Sovyetler Birliği’nin iki temel gayesi kültürel ve ideolojik dönüşümle bölgedeki hakimiyeti sağlamaktı. Bunda tasarlanan, öncelikle Türkistan Halkı’nın milli benliğini yok etmek, daha sonra da bu boşluktan istifade ederek Sovyet-Rus kültürünü bölgeye yaymak idi.

Sovyetler, Türkistanlılar’ın kültürlerinin şahsi ve müşterek kimliklerinin kendi hedefleriyle uyum sağlamayacağını anladılar. Bunun için de İslami değerlerin, kurumların ve hanedana mensup olanların yok edilmesi ve yerine yeni Sovyet-Rus değer ve hükümlerinin yerleştirilmesi gerektiğini düşündüler. Türkistan’ın geleneksel sosyo-kültürel sistemine bu amaçla üç açıdan saldırdılar. i) Türkistan’ın parçalanması ii) Türkistan’ın diğer Müslümanlandan ve Türkçe, Farsça konuşan ülkelerden olduğu kadar, tarihi geçmişinden tecrid edilmesi iii) Dini inanç ve değerlerin bilhassa İslamiyet’in tahrip edilmesi ve İslami kurumların bozulması.

Türkistan’ın Parçalanması

Sovyet politikalarının en bariz başarılarından biri, Türkistan’ın sürekli ve radikal bir şekilde topraklarının ve siyasi bütünlüğünün parçalanmasıdır. Bolşevik İthilali’nden önce bölgede kültürel bir bütünlük mevcut idi. Ruslar için Müslüman veya Türkler tehlikeydi. Bu nedenle Ruslar bunları birbirlerinden ayırıp, farklılaştırıp yönetmek gayesinde idiler . Çünkü birleşik bir Türkistan, Sovyet hükümetinin işine gelmemekteydi. Burası tek parça halinde Sovyetlere karşı bir mücadele alanı haline gelir ve Sovyetler’in kalkınmasına hiçbir şekilde yardım etmezdi . Bu politika, 1924 yılında Stalin’in “Toprakların Sınrlarının Çizilmesi” ve “Sovyet Milletler” politikası ile dil ve diyalekt farklılıklarına dayalı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler ve Otonom Cumhuriyetler adı altında bölgeninin çok sayıda ve suni şekilde sınırlara ayrılmasıyla başladı . Türklerin anayurdu manasına gelen ‘Türkistan’ gibi siyasi ve kültürel mana ifade eden terimler birdenbire resmi yazışmalandan ve beyanlandan kaldırıldı. Yerine sosyal tansiyonu yükselten ve milletler arasında stratejik kaynakların rekabetine yönelen “Milliyetçilik” kavramı getirildi. Sovyetlerin uyguladığı politikaların tesiriyle 1991’de, Batı Türkistan’dan 5 bağımsız Cumhuriyet doğdu: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan . Hatta bu ülkelerin günümüzdeki sınırlarına bakılacak olursa, sınırların, 1924 yılında kasıtlı olarak karışıklığa götürecek bir biçimde çizildiği ortadadır . Ayrıca Sovyet Hükümeti’nin dayandığını söylediği belgeler de çok yetersizdi. Sovyetler’in kurduğu ‘Merkezi İstatistik İdaresi’nin yaptığı sayımlar tartışılmaya değerdi .

Aslında bu devletlerin vatandaşları her açıdan aynı özelliklere sahipti. Sovyet yöneticiler zaman içinde bu gerçeği örtmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Türkistan’daki Türkler arsında hakimiyet kurabilmek için Ruslar buradaki boy, hanedan ve bölge isimlerini Türk halkına ayrı birer milletmiş gibi verdi . Bunun amacı Türkistan’daki Türkleri birbirlerinden ve ortak kültürlerinden koparma idi. Bunda da Ruslar’ın kısmen başarılı oldukları söylenebilir. Ama Türkistan’ın bir bütün olduğunu yine kendilerinde duymaktayız. Bu konu da Rosliyakov:“ Gerçi Orta Asya halkarı teknik ve kültür yönlerinden birbirlerine çok yakındırlar ve Orta Asya bir bütündür. Ama sosyalizm kuruluşu seyrinde bunlar ayrı milletlerdir.” demektedir .

Kültürel Tecrid

Eski Sovyetler Birliği, Orta Asya Kültürü’nün temellerini gizli entrikalarla çürüttü. Böylece Türkistanlılar hem Türkiye'den hem de diğer Müslüman dünyasının tarihi literatüründen hem de ilmi mirasından tecrid edildiler. Bunu iki yolla başardılar: Eski Sovyetler'in güney sınırları boyunca bir demir perde çekerek ve dışardakileri yalanlayarak ve seri alfabe değişimlerine giderek.

XIX. yüzyıl sonunda Türk lehçeleri arasındaki ufak farklar Gaspıralı İsmail Bey (1851-1914) tarafından bir dizi yöntem ile kaldırılmıştır. Bunların başında bilindiği gibi Arap Alfabesine dayalı olarak geliştirilen alfabe gelmekteydi . Fakat bu gelişmelerden tedirgin olan Ruslar, bunu engellemeye çalışmışlardır. İlminski ve Khun tarafından bu farklar abartılmıştır . Bunda büyük ölçüde başarı da sağlanmıştır. Bu yolda 1920 ve 1930 yılları arasında on sekiz yeni Türk yazı dili oluşturulmuştur . Ruslar, ayrıca dilin ulusal meselelerde oynadığı rolun de farkındaydılar. Bu nedenle en önem verdikleri politikalardan biri dil konusu olmuştur. Sovyet dil politikası ayrılmaz bir şekilde Marksist-Leninist (ve devamında Stalinist) ulus görüşüne bağlıdır .

Önce Türkçe Çağatay dilinde asrlardır kullanılan standart Arap Fars alfabesi yerine reforme edilmiş bir Arap-Fars alfabesi getirildi. Sonra 1929 yılında Latin alfabesi, 1939-1940 yıllarında da Kiril alfabesinin çeşitli biçimleri kabul edildi. Çeşitli diyalektler ve resmi dillerin herbirisinin yazımı için farklı Kiril alfabesi kullanıldı. Her Türk boyu için uygulanan değişik Kiril alfabesinin özellikleri şunlar idi. Kiril alfabesine dayalı Türk dillerinin imlalarının farklı olmalarına dikkat edilmekteydi. Bunu yapmalarındaki amaç, birbilerini anlamalarının güçleşmesini sağlamak idi. Diğer bir önemli nokta da, bu Türk dillerine sokulan Rusça kelimelerin imlasındaki bütünlüğün korunması idi. Bununla da ileride Rusça’yı genel geçer tek dil kılma arzularını gerçekleştirmeyi çalışmışlardır .

Türkistanda Kiril alfabesi kabulü iki önemli sonuç yarattı: birincisi, Rusya'dan ödünç alınan kelimelerle yapay olarak doğan bu yeni diller zenginleşerek, Türkistanlılar’ın birbirlerinin dillerini anlamaz hale gelmelerine yol açtı. İkinci olarak da, yeni neslin hem Türkçe Çağatay alfabesiyle yazılmış çok sayıdaki edebi mirastan mahrum olmalarına hem de Sovyetler Birliği dışındaki diğer Müslüman ülkelerde yazılan eser ve metinleri anlamamalarına, hatta inkar etmelerine ve eski kültürü bilenleri de modası geçmiş fikirlerle dolu kabul etmelerine sebep olmuştur. Bu durum Türkistanlılar’ın, genel anlamda dünyanın geri kalan kısmından ve özel anlamda da Müslüman dünyasından fıkir ve kültür açısından tecrid edilmelerine yol açtı . Sovyetler özellikle Türkistanlılar’ı kendi milli kültür ve tarihlerinden yoksun bırakmaya çalışmıştır. Hatta bir dönem Dede Korkut’un anılması bile yasak duruma getirilmişti .

Din ve Ahlak Kurumlarının Yıkılması Çabaları

Sovyet’lerin, İslamiyet'e ve onun yeniden canlanmasına ve devamını sağlayacak kurumlara yönelen saldırılarının temellerinde, çeşitli sebepler vardı. İdeolojik açıdan İslamiyet'in laik, ferdiyetçi, rasyonel, sanayileşmiş, modern sosyalist hayatın ihtiyaçlarıyla uyuşamıyacağını düşündüler. Onlara gore Din ile Marksist-Leninist ideolojiler uzlaşamazdı. Hatta din için “Halkın Afyonu” demekteydiler . Bunun için de, İslamiyet'e karşı çıktılar. Asıl olarak ise İslamiyet, Türkistan’da ki, halkın fıkren ve manen birleşmesini sağlıyordu. Müslüman liderler, sufiler ve ulemalar Sovyet hakimiyetine karşı, merkez teşkil edebilecek tek güç kaynağı idiler .

Gerçekten Rus zulmüne karşı yapılan bütün direnişler, “Basmacı Harekatı” da dahil olmak üzere, İslamiyet adına yapılmıştır. Bu sebeple İslamiyet, Sovyetler Birliği tarafından düzenli, sistemli ve yoğun bir şekilde yapılan saldırılara hedef olmuştur. Bunlar arasında sayısız Müslüman alimi ve mahalli liderlerin öldürülmesi, İslami edebiyatın ve metinlerin yok edilmesi, camilerin, hanların, medreselerin, vakıfların yıkılması, bütün açık ibadetlerin yasaklanması, Müslümanlar’a ait olan şahıs isimlerinin değiştirilmesi, şeriya mahkemelerinin ilgası bulunmaktadır. Bu yolda 26 bin cami ve 24 bin din okulu Ruslar tarafından kapatılmıştır. Hatta Ateizm (Dizsizlik) için özel dersler verilmiştir . Ruslar yine İslamiyet aleyhine faaliyet göztermesi için çok sayıda eleman yetiştirmiştir. Bu şahıslar çeşitli yolları kullanarak Müslüman halkı dininden soğutmaya çalışmıştır. Daha da ileri giderek 1929 yılında bir kanun çıkardılar. Bu kanuna gore: Müslümanlar arasında yardım fonlarının organize edilmesini, dini ve milli kültür ile ilgili kütüphane kurulmasını, resmi ve özel yerlerde İslamitörenlerinin yapılması yasaktı .

Ayrıca Ruslar, dış siyaset malzemesi olarak Türk Cumhuriyetleri’nde İslami hayatın çok normal bir biçimde devam ettiğini gösteren kitaplar yayınlamışlardır. Fakat bu kitaplardan nedense bölge halkları yararlanamamıştır. Zaten kitapların içi, göstermelik uydurma bilgilerden ibaretti .

Sonuç olarak Sovyetler, İslamiyeti ve ahlakı yok etmek için şu yollara baş vurmuşlardır: i)Din adamlarının tasfiyesi ii) Camilerin yıkılması ve tahribi iii) Gençlere İslami öğretilerin yasaklanması iv) Gençlere ateizm propagandası v) İslami örf ve adetlerin uygulanmasının yasaklanmasıdır .

SOVYETLEŞTİRME

Sovyetler özellikle geleneksel akraba ilişkilerine, dini liderlere, soy ile aile münasebetlerine ve İslami kurallarla belirlenen özel mülkiyet ile miras haklarına hücum ettiler. Ayrıca Türkistanlılar’ı İslamiyet’in zararlı tesirlerine karşı kışkırtmak ve İslamiyet’e olan güven sarsmak için, bunların yerine yeni Sovyet kurumları kurdular. Bunlar başlıca eğitim kurumları olan Sovyet okullarıyla, diğer sosyalleştirme ve toplumsallaştırma hizmeti gören, “köylü birlikleri”, “öncü ve konsomol gençlik teşkilatları”, “kızıl çayhaneler”, basın ve elektronik medya idi. Bu kurumlar laiklik, ateizm, emek ahlakı, toplum için fedakarlık, devlet için tam sadakat gibi temel unsurlara sahip Sovyet ahlakını, modern kültürü Marksist-Lenist ideolojiyi ve materyalizm inancını yayarak, istenilen sosyal değişimi gerçekleştirdiler .

Okullar diğer dernekleşmiş teşkilatlarla birlikte, cezalar ve mükafatlar aracılığı ile, Sovyet değer yargı ve politikalarının, sosyo-politik uyumunu sağlamayı amaçladılar. SSCB’de özel mülkiyet bulunmamaktaydı. Bu nedenle özel okullarda açılamıyordu. Ruslar tarafından kurulan ve yönetilen resmi devlet okullarında komünist fikirler Türkistanlı gençlere aşılanmıştır. Tarih yeniden yazılarak farklı bir biçimde öğretilmiştir. Hatta bu yönde ‘Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ çıkarılmıştır . 1938 yılında Rusça Türkistan okullarında zorunlu ders olarak öğretilmeye başlanmıştır. Bunu 1956 yılında Rusça’nın Türkistan’da ikinci anadil olarak kabulu izlemiştir. Netice olarak Rusça bilmeyen Türkistanlı gençlere eğitimlerini ilerletme imkanı verilmemiş, bunlara iş olanaklarının yolları kapanmıştır . Yani burada çok büyük bir zorlama söz konusudur.

Özellikle şehirlerde çok sayıda, sadık uşaklar ve itaatkarlar yarattılar ve rejim yanlısı bu bürokratlar, Çeşitli cumhuriyetlerin merkezileşmiş bürokrasisini yönettiler. Müslüman aile yapısını, ve fonksiyonlarını, komünist ideolojiye dayalı Sovyet ahlakıyla değiştirmek için yapılan teşvikler ve gayretler, bilhassa kırsal Türkistan’da daha az etkili oldu. Böylece kırsal kesimlerde, İslami değerlerin yerini Sovyet ahlakının almasına yönelik çalışmalarını, İslamiyet'i dışlamadan yürütmeye başladılar. Ancak bütün bu yıkma faaliyetlerine rağmen, İslamiyet tamamen yok edilemedi ve Sovyet politikaları uygulamalarında başarısızlıklar görülmeye başlandı. Bunu sağlamak için Müslüman-Türk ahali yerlerinden edilerek buralara Ukrayna ve Rusya’dan Ruslar getirilerek yerleştirilmiştir .

Sovyetleştirme Türkistanlılar için kötü sonuçlar doğurmuştur. Sosyal alanda görülen en önemli etkileri kendisini, aile yapısında meydana gelen bozulmalarda göstermiştir. Materyalist bir toplum yaratılmıştır. Sonuç olarak Sovyetler’in amacı Türkistan’ı tam bir Rus eyaleti haline getirmek, buradaki halkı da Ruslaştırarak kendine bağlamak idi . Yapılan alfabe devrimi, yerel dillerin Ruslaştırılması girişimi, ve Rus-ulus çiftdilliliğinin artan gerçekliliği, hepsi Sovyet nihai amacı olan Türkistanlılar’ı Rus kültürü içinde eritmeye, ulaşmak adına kullanılan araçlardı. Bu sona ulaşmak için çok çaba sarf edildiyse de, Ruslar ve yerel halklar, yüksek oranlarda, halen kültürel açıdan birbirinden oldukça farklılar.

ZORUNLU GÖÇ

Bölgede bulunan Müslüman-Türk ahali, ‘Ekonomik Gelişme’ adı altında yurtlarından alınarak SSCB’nin diğer bölgelerine yerleştirilmiştir . 1930 yılında Kazakistan ve Kırgızistan’dan 95 bin aile, Türkmenistan’dan 2 bin aile Sibirya ve başka yerlere sürüldü. Özbekistan’da 40 bin ailenin çiftliğine el konularak, sürülmeyen aile üyeleri bu kendi çiftliklerinde işçi olarak çalışmak zorunda bırkıldılar. Bunlar ‘Kollektifleştirme’ amacıyla yapılmaktaydı. Kimileri de bu uygulamalardan kurtulmanın yolunu kaçmakta buldular. Kimi Kazak ve Kırgızlar Doğu Türkistan’a, pek çok sayıda Türkmen İran ve Afganistan’a , yine büyük miktarda Özbek de Afganistan ve Doğu Türkistan’a kaçmak zorunda kaldılar .

Yine zorunlu göç uygulaması yukarıda da belirttiğimiz gibi Sovyetleştirme için de uygulanmıştır

SONUÇ

Bolşevik İhtilali’nden sonraki ilk yıllarda, Sovyetler Birliği yöneticileri genel kalkınma hedefleriyle, Orta Asya'daki özel amaçlarını belirlediler. Bunlara ulaşmak için, sistemli bir şekilde, acımasızca sert tedbirler uyguladılar. Bu hedef ve stratejiler, Sovyetler'in ve uydularının dışındaki toplumlarda uygulanan modernleşme ve kalkınma politikalarından çok farklıydı. Sovyetler’in bu politikaları uygulamalarında iki temel hedef bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi bu bölgede, uzun yüzyıllar içersinde gelişmiş olan kültürü yok etmekti. Diğeri ise bu kültürün yerine Sovyet kültürünü getirmekti.

Bu amaçlarını gerçekleştirmek için Ruslar bir dizi Sömürge Politikaları belirlemişlerdir. Bu politikalar da, büyük bir hassasiyet ile Türkistan üzerinde uygulanmıştır. Bu politikalar genel olarak; i) İdari Sovyet Hakimiyeti, ii) iktisadi Sovyet hakimiyeti iii) Kültürsüzleştirme iv) Sovyetleştirme v) Zorunlu Göç olarak sıralanabilir. Kültürsüzleştirme politikaları ise çeşitili kültür öğelerini içermektedir. Bunlar ise Türkistan’ın parçalanması, kültürel tecrid ile din ve ahlak kurallarının yıkılması çabaları oluşturur.

Ruslar, eğer tam olarak idari yönetimi ele geçirirlerse, diğer emellerinin daha kolay gerçekleşeceğinin farkında idiler. Öncelikle, potansiyel ve gerçek liderler tasfiye edilerek ve derhal öldürülerek: “temizleme hareketleri” sistemli bir şekilde yürütülüyordu. Bu sebeple, karşı direnme hareketlerinin ortaya çıkması engelleniyordu. Sovyetler Birliği, ezici gücünü Türkistan’da planlı bir tarzda yayıyordu. Yüksek mevkilere ya Rus yöneticiler yada Sovyet yanlıları getirilmekteydi. Bu da Sovyetler’in ilerde daha kapsamlı olarak bölegede etkin olmasını sağlayan bir siyasetti.

Sovyet politikalarının ikinci en önemli amacı, Orta Asya’nın iktisadi kaynaklarına el koymak ve uzun dönemli olarak iktisadi ve teknolojik bağımlılığı yaratmaktı. Türkistan Sovyetler açısından çok önemli bir bölge özelliğine sahipti. Burada ki ekonomiyi ele geçirmek hem kendi ellerini güçlendirmek, hem de Türkistan halkının bağımsızlıklarını ellerinden almak için uyguladıkları bir politika idi. Böylece bir yandan Sovyetler Birliği güçlenirken, diğer yandan Türkistan halkları fakirleşip ekonomik olarak Sovyetler’e ihtiyaç duyacaklardı.

Ruslar’ın asıl amacı, kültürel ve ideolojik dönüşümle bölgedeki hakimiyeti sağlamaktı. Bunda tasarlanan, öncelikle Türkistan Halkı’nın milli benliklerini yok etmek, daha sonra da bu boşluktan istifade ederek Sovyet-Rus kültürünü bölgeye yaymak idi. Sovyetler, Türkistanlılar’ın kültürleri ile kendi kültürlerinin taban tabana zıt olduklarını anladılar. Bunun için de İslami değerlerin, kurumların ve hanedana mensup olanların yok edilmesi ve yerine yeni Sovyet-Rus değer hükümlerinin yerleştirilmesi gerektiğini düşündüler. Türkistan’ın geleneksel sosyo-kültürel sistemine bu amaçla üç açıdan saldırdılar. i) Türkistan’ın parçalanması, ii) Türkistan’ın diğer müslümanlandan ve Türkçe, Farsça konuşan ülkelerden olduğu kadar tarihi geçmişinden tecrid edilmesi. iii) Dini inanç ve değerlerin bilhassa İslamiyet’in tahrip edilmesi ve İslami kurumların bozulması.

Sovyetleştirme kısmı ise politikalarının ikinci ana hedefi olarak belirmektedir. Fakat bu politika da diğer kendi milli benliğini yok etme planları ile aynı zamana denk getirlmiştir. Bu nedenle de beklenen etkiyi yapmadığı söylenebilir. Bu politikanın asıl amacı, kendi kültüründen uzak olan gençleri Sovyet-Rus kültürüne çekerek, Türkistan’ı bir Rus Eyaleti haline getirmekti. Bu eyaletteki insanlardan istenen ise, Rusça konuşmaları, Sovyet-Rus kültüründe, komünist düşüncede insanlar olmaları idi.

Zorunlu göç, ise Sovyetlerin homojen bir toplum yaratma amaçlarına yardım etmekteydi. Bu nedenle bölgeden pek çok Türk Sibirya’ya sürülüp, bunların yerine Ruslar yerleştirilmiştir. Bunun yanında Rus zulmunden kaçanları da burada saymak gerekir.

Ruslar genel olarak bu politikalarını uygularlarken halkı çok zor durumda bırakmıştır. Araştırmacılar bunun Sovyetler’in dağılmasında önemli bir etken olduğunu düşünürler. Sovyetler bu politikalarında büyük başarılar sağladılar. Senelerce bölgenin kaynaklarını kullanıp, bu bölge halkını günlük yaşamında bile Rusçayı kullanan insanlara çevirdiler. Günümüzde yapılan bazı araştırmalarda; bölge halkından kendilerini tanımlamaları istendiğinde, etnik-bölgesel kimliklerini ön palana çıkardıkları görülmüştür. Fakat her ne olursa olsun, Sovyetler’in bu politikaları tam başarılı olamamıştır. Günümüzde de, Türkistan’ın yeniden birleşmesi fikri her geçen gün daha da fazla taraftar bulmaktadır.
Alıntı
 
Üst