Büyük Bir Kördüğüm; Evrim Teorisi

BÜYÜK BIR KÖRDÜGÜM; EVRIM TEORISI

Henüz 150 yillik bir geçmisi olmasina ragmen tüm dünyayi sarsan, bilim alaninda belki de bilim tarihinin en büyük ayriliklarin, en büyük tartismalarin olmasina yol açan bir biyolojik teori… Acaba aslinda sadece bir biyolojik teori mi yoksa içerdigi konular itibariyle hem felsefik, hem sosyal, hem politik, hem antropolojik, hem arkeolojik, hem dinsel bir teori mi? Aslinda bu "hem" leri çok rahat çogaltabiliriz. Çünkü evrim teorisi öyle bir teoridir ki toplumun içinde insan olan her alanini etkilemistir. Her bilim dali bu teoriden kendine bir pay çikarmis ve kendini bu teoriyi ispatlamaya veya çürütmeye adamistir. Öyle ki internetteki herhangi bir arama motoruna "evrim" ve "teori" seklinde iki sihirli kelime yazdiginizda belki de binlerce sayfa, binlerce farkli görüs, binlerce farkli iddia karsiniza gelecektir. Ancak bu sayfalar, bu görüsler ve bu iddialar ringin iki zit kösesine çekilmis iki boksör gibi evrimi destekleyenler ve desteklemeyenler diye iki gruba ayrilmislardir ve bu iki grup boksörlerin yapmasi gerektigi gibi sert yumruklarla iddialarini karsi tarafa yönlendirmislerdir, ve içinde yasadigimiz su günlerde de hala yönlendirmektedirler ve iddia ediyorum yillar sonra da bu iddialari birbirlerine yönlendiriyor olacaklardir. Çünkü bu birazdan asagida açiklamaya çalisacagim evrim teorisinin özünde var olan bir özellikten kaynaklanmaktadir.

Iste bu sizlere belki uzun gelecek yazida, her ne kadar internetteki 10 siteden birinde anlatilmis olsa da, ben de evrim teorisini en basit yönleriyle anlatmaya çalisacagim. Ancak at gözlügü takmis kisilerin kaliplasmis düsünceleri ile illa ki bir taraf tutarak degil de objektif olarak evrim teorisinin tarihinden baslayarak nasil ortaya atildigini, büyük jön Charles Darwin'in görüslerini ve büyük yardimci Dogal Seçilim ilkesini ve bu teoriye karsi olan iddialari anlatmaya çalisacagim. Bunlari yazarken de bir çok kitap ve ansiklopediden yararlanirken elbette ki Charles Darwin'in büyük yapiti "Türlerin kökeni" adli kitabini da sik sik kullandim. Ancak tekrar hatirlatmak da fayda görüyorum objektif bir yazi olusturmak için kimi yerde Darwin'in ve Darwinistlerin ve kimi yerde de Antidarwinistlerin iddialarini aynen aldim. Bu yüzden bu görüslerin burada yeralmasinin benim herhangi bir taraftan oldugum intibasini vermesini istemiyorum ve sözlerimi noktaliyorum.

EVRIM TEORISININ HIKAYESI

-Ilk iddialar:
Dünyada yerlesmis her medeniyet dünyanin, insanlarin, ve diger canlilarin orjinleri hakkinda kendilerine göre teoriler üretmeye çalismislardir. Geleneksel Hristiyanlik ve Yahudilik dünyasi canliligin kaynagini ve bu canlilarin çevreye adaptasyonlarini saglayan kanat, solungaç, el gibi organlari her seye gücü yeten Tanriyla bagdastirmislardir. Ilk Çag Yunanistan'inda ise filozoflar yaratilisla ilgili kendilerine göre efsaneler üretmislerdir. Anaximander hayvanlarin bir türünün tamamen diger türüne dönüsebildigini öne sürerken, Empedocles ise bir hayvan türünün kendinden önceki türlerde bulunan bir çok kismin bir kombinasyonu olabilecegini speküle etmistir. Öbür yanda ise Gregory Nazianzus ve Augustine ise bütün bitki ve hayvan türlerinin Tanri tarafindan ayni anda yaratilmadigini öne sürmüs, bazilarinin Tanri'nin yarattigi diger türlerden zaman içinde gelistigini öne sürmüstür. Bu öne sürdükleri iddiaya dayanaklari biyolojik degil daha çok dinsel idi; eger tüm türler bir anda yaratilmis olsalar idi, bu türlerin her birinden birer tanesini bile Nuh'un gemisine yerlestirmek imkansiz bir sey olacakti ve bu yüzden hepsi yok olacak idi, bu bakimdan bu iddiaya göre bazi türler Nuh Tufanindan sonra hayata gelmislerdir.

Canlilarin dogal süreçler sonucu degisebilecegi düsüncesi OrtaÇag'da Hristiyan dinbilimcileri tarafindan hiç bir zaman incelenmemistir, ancak aralarinda Albertus Magnus ve onun ögrencisi Aquinas'in da bulundugu bir kaç arastirmaci uzun tartismalar sonucu, kurtçuk ve sinek gibi canlilarin bir parça etten üreyebildigini öne sürmüslerdir ve bunun Hristiyan kaliplasmis felsefesiyle bagdasmadigini göstermislerdir. Ama daha sonra bu arastirmacilar gözlemlere dayanan bu iddialarini bilimadamlarina bunlarin gerçekten olup olmadiginin incelenmesi için devretmislerdir.

Büyük bir kisminin "insan gelisiminin" olusturdugu "Gelisim Düsüncesi"-the idea of progress- 18. yüzyil aydinlanmasinin merkez noktasi olmustur ve özellikle Fransa'da içlerinde Condorcet ve Diderot gibi filozoflarin ve Buffon gibi bilimadamlarin özellikle inceledigi noktalar olmustur. Ancak bu gelisim kavrami ilk baslarda evrim teorisi gibi bir teorinin hemen ortaya çikmasini saglamadi, aksine Pierre-Louis Moreau de Maupertuis gibi bilimadamlari bazi türlerin yok oluslarini veya ortaya çikislarini bilinen basit dogal sebeplere dayandirmistir. Öbür yanda Georges-Louis Leclerc adindaki zamanin en önemli dogabilimcisi ise türlerin ortak bir atadan türedigini siddetle reddetmis, organizmalarin çesitli organik moleküllerden anlik olaylarla türedigini ve bu organik moleküllerin kendileri arasindaki kombinasyonlarina göre çok farkli sayida ve çesitte türemis organizmalar olacagini ileri sürmüstür. Fizikçi Erasmus Darwin -Charles Darwin'in dedesi- "Zoonomia or the laws of organic life" adli kitabinda bazi evrimsel iddialarda bulunmustur, ancak bu iddialar gelistirilememis ve ilerki teorilere temel olamamistir. Isveçli botanikçi Carolus Linnaeus bitki ve hayvanlari hierarsik bir sistemde siniflandirmis ve bu sistemi günümüze kadar kullanilan bir hale getirmistir. Her ne kadar Linnaeus türlerin degismezligini öne sürse de, bu siniflandirma sistemi evrim teorisine temel olusturmada katkilar yapmistir. Büyük Fransiz doga bilimcisi Jean- Baptiste Lamarck ise aydinlanmanin ana noktasi olan canlilarin bir gelisim içinde oldugu düsüncesini kendine temel almis ve insani bu gelisim en yüksek formu olarak görmüstür. Lamarck'in 19. Yüzyilin baslarinda öne sürdügü bu düsünce evrim teorisinin ilk giris temel teorisi olmustur. Organizmalar bin yillarca en düsük formlardan en yüksek formlara dogru gelismislerdir, bu gelisme insanda dügüm olacak sekilde süregelmistir. Lamarck'a göre bir canli çevresine adapte olmaya çalisirken, modifikasyonlar süregelir, kullanilan bir organ veya yapi gelisirken, kullanilmayan bir yokolmaya baslar. Bu teoriye göre kullanilma veya kullanilmama düsüncesi kalitimsal idi ve bu düsünce daha sonra 20.yüzyilda çürütülene kadar "gerekli karakterlerin kalitimi" teorisi altinda var oldu. Her ne kadar bu teori yeni bilgilerin isiginda yok olsa da, Lamarck modernlesen evrimsel düsünceye çok önemli katkilarda bulunmus ve diger çalismalara temel olusturmustur.

Charles Darwin

Modern evrim teorisinin kurucu Charles Darwin'dir. Iki fizikçinin oglu ve torunu olarak Edinburgh Üniversitesinde tip alaninda egitim gördü. Iki yillik bir egitimden sonra Cambridge Üniversitesine geçti ve kendini bir din adami olmak için hazirlamaya basladi. O aslinda sadece bilimle ugrasan bir ögrenci degil ayni zamanda dogayla ve doganin tarihi ile çok ilgilenen biriydi. 27 Aralik 1831 günü, Cambridge Üniversitesinden ayrildiktan bir kaç ay sonra, 1836 ekim ayina kadar sürecek olan bir dünya turuna çikmaya karar verdi. Darwin denizyoluyla yaptigi bu gezisinde sik sik gemiden ayrilip issiz adalara çikar ve dogayi gözlemleyip, ilgisini çeken çesitli parçalar toplardi. Arjantin'de çikarilan yok olmus dev memeli fosilleri ve Galapagos adasindaki gözlemledigi çesitli kus türleri Darwin'in türlerin nasil olustugu hakkinda düsünmesine yolaçti. 1859' da yayinladigi "Türlerin Kökeni"- origin of species by means of natural selection- adli kitabinda evrim teorisini öne sürerken dogal seçilimin bu konuda ne kadar önemli bir faktör oldugunu ileri sürmüstür. Bu kitabin yaninda "The descent of Man and Selection in relation to Sex" adli kitabiyla da dogal seçilim teorisini insan evrimine kadar dayandirmistir.

Darwin insanin kültürel tarihinde açilan yeni bir dönemin büyük entellektüel insanlarindan biridir, bu açtigi yeni dönem Copernic, Galileo ve Newton gibi bilimadamlarinin 16. ve 17. yüzyilda açtiklari Copernic devrimi adiyla anilan devrimin ikinci ve son perdesi olarak adlandirilmaktadir. Copernic devrimi modern bilimin ilk izlerini ortaya çikarmistir. Astronomi ve fizikteki buluslarla evren hakkindaki geleneksel düsünceler yikilmistir. Dünya evrenin merkezini olusturan bir gezegen olarak degil artik evrendeki milyonlarca yildizdan ve gezegenden küçük biri olarak kabul edilmeye baslanmistir. Mevsimler, tarim ürünlerini gelistiren yagmurlarin, yikici büyük firtinalarin, her türlü hava olayinin çok dogal olaylar oldugu anlasilmistir. Gezegenlerin belirli bir yörüngeleri oldugu ve dünyanin da belirli bir yörünge etrafinda belirli bir açiyla döndügü çesitli basit kanunlarla açiklanmistir. Darwin de iste açtigi bu yeni dönem ile canliligin kökenini devamli süregelen degisimler sayesinde olusan farklilasmalar ve tür olusumlari ile bagdastirmis ve kendinden önce tarih öncesi devirlerden OrtaÇaga kadar süregelen her türün ayri ayri bir yaratici tarafindan yaratildigi gerçegini yok saymis ve bu teorisyle de hem biyoloji alaninda hem de sosyo-politik alanlarda büyük yanki uyandirmistir. Darwin'in iste ses getiren düsünceleri evrim teorisinde temel olmustur. Bu iddialar çok çesitli kaynaklarda detaylica anlatilmaktadir. Charles Darwin'in öne sürdügü bu iddialari birinci kaynaktan yani Darwin'in "Türlerin Kökeni" adli kitabindan alarak madde madde yazarak özetlemek gerekirse;

1. Organizmalar zaman boyunca degisirler, su anda yasayan bir canli daha önce zamanlarda yasamis olan bir canlidan farklidir. Daha önce yasamis olan birçok canli su anda çoktan yokolmustur.Dünya sabit degildir sürekli degimektedir. Fosil kayitlari bunlari çok güzel desteklemektedir. 2. Bütün canlilar ortak atalardan belirli bir dallara ayrilmis sema dogrultusunda meydana gelmistir. Zaman dogrultusunda populasyonlar farkli türlere ayrilmislardir. Ayni atalardan gelen canlilar benzer özellik gösterirler, ve bu canlilarda genelde ayni cografik bölgede yasamaya egimlidir.

3. Degisimler yavas ve devamlidir, ve çok uzun süre alirlar. Bunu ancak fosil kayitlarinda görebilirsiniz, hiç bir dogabilimci hiç bir türde hiç bir ani degisimi fosil kayitlarindan bagimsiz olarak gözlemleyemez.

4. Evrimsel degisim mekanizmasinin merkezinde dogal seçilim vardir. Bu Darwin'in teorisinin en önemli kismidir, ve çok detayli olarak incelenmelidir.

Dogal Seçilim

Peki dogal seçilim dedikleri nedir? Bunu yine Charles Darwin'in kendi düsünceleriyle madde madde özetlemek gerekirse:

· Eger tüm canlilar verimli döller olusturabilse ve bu döller hiç bir engel olmaksizin gelisip çogalabilirse dünya bu döllerin olusturdugu belki milyarlarca belki de sayilamacak derecede kalabaliklasirdi. Darwin bu durumu fillerden bir örnek vererek gösteriyor.

" Filler dünyanin en yavas döl veren canlilaridir. Fillerin üremesini incelemek gerekirse filler 30 yasinda üremeye baslarlar ve bu 90 yasina kadar devam eder ve 740 -750 yillik bir periyodu fillerin üremesine ayirirsak ortada yaklasik 19 milyon fil olacaktir. Ve yillar geçtikçe de bu sayi sonsuza gidecektir. Ve sayi arttikça da filler için problemler baslayacak, beslenme olsun, barinma olsun fillere çok zorluk çikaracaktir. Sonuç olarak hayatta kalmak ve üreyebilmek için bir savas çikacak ve içlerinden sadece bir kaçi hayatta kalacak sanslilardan olacaktir."

· Bu savasta yapilarinda varyasyonlar gösterenler digerlerine göre bir adim önde olacak ve hayatta kalma ihtimallerini artiracaklardir. Bir populasyon içindeki bireyler birbirlerinden farkli özellikler gösterebilirler. Bu da bazilarini digerlerine göre üstün kilar.

· Bireylerin hayata getirdikleri dölleri anne babalarinin onlari hayatta kalmalarini saglayan üremelerini saglayan basarili özelliklerini aynen kalitimsal olarak alirlar. Bu da dogal seçilim kimi yerde kalitimsal olarak ilerledigini gösterir.

· Bazi böceklerin hayatta kalmak için renklerini degistirerek yaptiklari kamuflajlar dogal seçilimin güzel bir adaptasyon örnegidir. Varyasyon bir canlinin hayatta kalmasi ve üremesi için pozitif yönde etki yapan degisikliklerdir. Bir degisikligin varyasyon olarak nitelendirilmesi için kalitsal olmasi gerekmektedir.

· Dogal seçilimin olmasi için öncelikle bazi kalitsal varyasyonlar ve bazi kriterler gerekmektedir. Bu kriterlere uygun olmayan degisimleri dogal seçilimin bir parçasi olarak degerlendiremeyiz. Bir örnek vermek gerekirse çevresinden çok daha fazla uzayan bir agaci gözönüne alirsak bu agaç günesten gelen isinlarin hep en fazlasini almaktadir ve çevresindeki agaçlari gölgede birakmakta ve digerlerine karsi bir üstünlük kurmaktadir. Ancak bu agacin digerlerinden fazla uzamasinin sebebi köklerini saldigi topragin daha fazla gübreli olmasindan dolayi ise, yani genlerindeki büyüme geninden dolayi degil ise bu üstünlük o canli ile sinirli kalmaktadir. Yani diger döllere geçmemektedir bu yüzden kalitsal varyasyon degildir dolayisiyla da dogal seçilimin bir parçasi degildir.

Evrim Teorisine karsi olan iddialar

Evrim teorisi aslinda bu yazida hep destekleyenlerinin ve bu teoriyi ortaya atan Charles Darwin'in görüsleriyle anlatildigi gibi herkes tarafindan kabul edilen bir teori degildir. Zaten adindan da anlasildigi gibi sadece bir teoridir. Yani Newton'un yerçekim kanunu gibi veya Faraday'in elektrik ile ilgili olan kanunlari gibi kesinlesmis bir yapisi yoktur. Zaten her ne kadar evrim teorisi biyoloji gibi pozitif bir bilimin altinda incelenebilecek bir konu olsa da deneylerle ve gözlemlerle kanitlanabilir bir teori degildir. Darwin'in de yukarida belirttigimiz görüslerinde yer aldigi gibi evrim -eger olmus ise- çok uzun bir süreç gerektirmektedir. Ve böyle bir süreç de hiç bir sekilde deneylerle veya gözlemlerle ispatlanip kanun olmaya hazir bir yapiya büründürülemezdir. Zaten evrim teorisine yönelik olan tepkiler de hep bu noktada yogunlasmaktadir. Her ne kadar Charles Darwin fosil kayitlariyla evrim teorisinin kanitlanabilecegini öne sürmekteyse de bir çok biyolojik ve çevresel yipratici faktör bu fosillerde deformasyonlara yol açmaktadir ve bu fosillerin birbirinden türedigi iddia edilen iki türün karsilastirilmasinda zorluk çikarmakta ve çogu zamanda bu karsilastirmalari imkansiz kilmaktadir. Ayrica evrim teorisinin bir çok noktada yaratilis teorisine karsi çikmasi da evrim teorisine olan tepkilerin yogunlasmasina yol açmaktadir. Hem Hristiyan olsun hem Yahudi hem de Müslüman aleminde bu teorinin kabul edilmesinin çevredeki tüm canlilari yaratan bir yaraticinin varliginin inkari anl***** geldigi kabul edilmektedir. Ayrica din otoritelerinin yaninda da tüm dünyada çesitli bilim otoriteleri tarafindan da çok sik tartisilmaktadir ve bir çok bilim adami tarafindan da siddetle kabul edilmemektedir. Bir türden diger türe geçiste Charles Darwin'in dayanak olarak aldigi dogal seçilimin hiç bir seyi kanitlamadigi, Charles Darwin'in bu teoriyi ortaya attiktan çok sonra bulunan kalitim kurallarinin varligi ve Dna, Rna gibi mikromoleküllerin ve bunlarin çok karmasik yapisinin oldugu, bu bilim adamlarinin bu teoriyi kabul etmemekteki dayanak noktalari olmustur. Evrim teorisinin öne sürdügü gibi eger bir türden diger bir türe geçis var ise ve bu kalitimsal bir degisiklik ise bu kalitimsal degisikligi yapan mekanizmanin açiklanmasini gerekmektedir. Bilindigi gibi canlilarda kalitimsal faktörler Dna molekülleridir ve Dna çok hassas bir yapiya sahiptir. Evrimi destekleyen bilimadamlarinin öne sürdügü gibi Dna'yi bozacak bir mutasyon ( çesitli x isinlari, radyasyon, asiri isi vs.) ya bu canliya negatif bir etki yapacak ve Dna'sinin bozulmasina yol açacak ve bu canlinin ya ölümüne ya da canlidaki genetiksel bir probleme sebep olacaktir; ya da olumlu yönde etkileyecek ve bu canli çevresindeki kendi gibi ayni türden canlilardan daha üstün bir özellige sahip olacaktir. Devamli birinci olasiligin gerçeklesmesi durumunda evrim teorisi çürütülmeye açik bir hale gelecek iken, ikinci olasiligin gerçeklesmesi durumunda ise dogal seçilimin bir mekanizmasi gerçeklesmis olacak ve evrim teorisinin dogrulugu gösterilmis olacaktir. Ancak Dna ve onun islevlerini yerine getirmesini saglayan Rna ve proteinler hakikaten çok hassas ve karmasik bir yapiya sahiptir. Hala insan Dna'sinin desifre edilememesi ve daha bir çok islevsel genin Dna'nin hangi lokuslarinda oldugunun bulundugunun bilinememesi olacak mutasyonlarin genler ve dolayisiyla canli metabolizmasi üzerinde olumlu veya olumsuz etkilerinin arastirilmasini zorlastirmaktadir. Öbür yanda evrimin imkansizligina inanan bilim adamlari yaptiklari olasilik hesaplari ile olabilecek nokta mutasyonlarin veya daha büyük çapta mutasyonlarin canliya verebilecekleri bir olumlu etkinin neredeyse imkansiz oldugunu iddia etmislerdir. Bu iddialari dogrultusunda da evrimi kabul eden bilimadamlari ile bilimsel bir tartismaya girismislerdir.

Evrim teorisini kabul etmeyenlerin savunduklari noktalardan biri de evrim teorisinin günümüzde sadece yaratici faktörünün ortadan kaldirilmasi için kullanildigi ve yeni dogan bir din olarak kabul edilmesidir. Bu kisilere göre naturalizm ilkesi dogrultusunda yaraticinin varligi bir bakima bu teori ile çürütülmeye çalisilmaktadir. Bu noktada evrim teorisi yaraticinin varligina ne kadar karsi ne kadar degil sorusu hemen aklimiza geliyor. Aslina bakilirsa evrim kavramini mikro-evrim ve makro-evrim diye iki kisimda gözönüne almamiz gerekir. Mikro-evrim ana hatlariyla evrimi reddedenlerin bile kabul ettigi bir olaydir. Mikro-evrime göre hayvan ve bitki türleri içinde bazi bireylerde farkliliklar bulunmaktadir, ancak evrimi reddedenlere göre bu farkliliklar her ne kadar bir çok bireyde bulunmasina ragmen kalitsal olmayan çevresel modifkasyonlar iken evrimi kabul edenlere göre de dogal seçilimin bir parçasidir.Ancak evrim teorisi mikro-evrimden daha çok makro-evrim üzerine kurulmustur, her ne kadar mikro-evrim gözle görülür unsurlari içine alsa da makro-evrim kesinlikle gözlenemez bir yapidadir. Bu bakimdan da Antidarwinistler tarafindan sik sik reddedilmektedir. Ancak Darwinistler açisindan da büyük önem tasiyan bir unsurdur.

Sosyo-politik alanda evrim teorisi

Yazinin girisinde belirttigim gibi evrim teorisi konusu itibariyle toplumun içinde insan olan her alanini derinden etkilemistir ve dolayisiyla bir çok bilim dalina üzerinde çok tartisilan bir malzeme olmustur. Bir bakima din ile ilgili bir konu da oldugundan dolayi kendinde çok fazla ilgiyi toplayabilmistir. Ancak bu ilgi toplumda büyük bir tartismayi da beraberinde getirmistir. Öyle ki bir çok bilimadami bu konu üzerinde çok farkli iddialarla tartisirken, öbür yanda da bir çok dergi de bu konuda birbirinden çok farkli basliklarla yayin yapmaktadir. Özellikle din otoriteleri evrim teorisinin bilime hizmet etmekten çok dine zarar vermek amaciyla bu kadar büyütüldügünü iddia etmektedir ve çikardiklari yayinlarla evrim teorisinin belirli bir dogrultuda kullanilan sadece bir masa oldugunu ileri sürmektedirler. Ayrica bilimsel bir kaniti olmayan bir teorinin belirli amaçlar dogrultusunda islev görmesini saglamamak amaciyla Kanada ve Amerika Birlesmis Devletlerinde bir çok katolik okulunda evrim dersi ders kitaplarindan ve ders müfredatlarindan çikartilmistir. Bu hareket zaten var olan tartismalari daha da alevlendirmis, sonu olmayan noktalara çekmistir.

SONUÇ: Evrim teorisi gerçekten de bir teori olarak hiç umulmayacak kadar ünlenen 19.yüzyilda tohumlanmis içinde yasadigimiz 21.yüzyilda destekleyenlerin yardimiyla koca bir agaç olan bir düsünce akimidir. Her ne kadar bu yaziyla ana hatlarina deginmeye çalistiysam da benim fikrimce evrim teorisi basli basina bir ömür üzerinde çalisilmasi gerekilen bir bilim dali olmaya aday bir konudur. Yine benim fikrimce bu teoriyi çürütmek veya desteklemek amaciyla daha öncelerde çok sik olusturulmus kaliplarla degil de bu konuya daha objektif olarak bilimsel çerçevelerde yaklasmak gerekmektedir. Çünkü belirli bir ideoloji ile yaklasilmaya, belirli yönlere çekilmeye çok müsait, çok esnek bir konu üzerine kurulmus bir yapiya sahiptir ve iste böyle çesitli yönlere çekilmesinden dolayi da su ana kadar çözülememis, hatta çok daha kördügüm olmustur. Her ne kadar kanitlarin olmayisi ve çok uzun bir süreye yayilan bir süreç olmasindan dolayi gözlenemeyisi böylesine bilimsel bir çerçevede yaklasilmaya engel olsa da bana göre denemek de fayda vardir. Bilimde çareler tükenmez diyelim ve yazima son noktayi koyalim, umarim benim dedigim olur ve bilim kazanir.
alıntı
 
Miladi 2009 yılındayız.
Darwin'in ortaya attığı deli saçması teori, hem bilimle hemde ilimle yerle bir edilmiştir.
Yani "KÜRDÜĞÜM" diye adlandırılan evrim teorisi düğüm bile yapılamadan açılmıştır.
Yaratılış gerçeğini inkar edip evrim teorisine inananlar, kendi beyinlerine kördüğüm atmışlardır.
 
Üst