+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
6. Sayfa, Toplam 19 BirinciBirinci ... 4567816 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 51 ile 60 Toplam: 185

Cuma hutbesı-2

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı-2 Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. #51
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Yeni Yıla Girerken Bir Yılın Muhasebesi

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    103.1-3.“Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müminler,

    Hayatımızdan bir yıl daha geçti. İmtihan dünyasına gözünü açan evlatlarımız oldu. Ama yıl içerisinde Rahmet-i Rahmâna yürüyen kardeşlerimiz de oldu. Kederlerimiz oldu. Belki de yüce Mevlâ tarttı bizim imanımızı. Lütfetti bazen, şükredecek mi diye. Bazen eksiltti verdiği nimetlerden, sabredecek mi diye. Bazılarımız şifa bulmak için gittiği doktordan dermansız derdi olduğunu öğrenerek ayrıldı, kederlendi. Gerçek kederin âhireti kaybetmek olduğunu hiç aklından çıkarmaması gerekirken,

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    29.64. „Dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu“
    Sadakallah!
    dünyanın faniliğini unuttu.

    Sevinçlerimiz oldu geçtiğimiz yıl içerisinde. Kimi emekli ikramiyesine sevindi, kimi maşına gelen zamma, aldığı yeni arabaya, çocuğunun mezuniyetine… Geride bıraktığımız 2013 yılında başka türlü sevinenler de vardı dünyamızda. Mesela sabah uyandığında evinin üzerine bir bomba düşmediğini fark edince, sevindi bazıları. Bir kör kurşuna hedef olmadan geçen güne sevindi. Soluduğu havanın kendisini zehirleyen kimyasal gaz içermediğine sevindi. Kan ve barut kokan dünyasında bir ayağını kaybetse de diğerinin varlığına sevindi. Yaratıldığı günden bu yana belkide en zengin dönemini yaşayan dünyada, açlıktan ölen yüzbinlerin yanında, ölmeyip hayatta kaldığına sevindi kimileri. Bu kadar çok sevinilecek şey varken dünyada, fazla kilolarımıza üzüldük. Arabamızın eski model olmasına üzüldük. Her akşam mükellef bir sofraya oturduğumuz halde benzer şeyleri yediğimize üzüldük. Bir ömür ayakkabıyla tanışmayanların olduğu dünyamızda yeni aldığımız kıyafetimize uygun renkte ayakkabı bulamadığımıza üzüldük. Şükretmemiz gereken nimetler miyarımız bozulunca bize keder kaynağı oldu.

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    36.70.„Biz bu Kur’ânı dirilere nasihat olsun diye gönderdik“
    Sadakallah!

    diyen bir Mevlâ’mız varken, kulak tıkadık Kur’ân-ı Kerîm‘in nasihatine, anlamaya çalışmadık kelâmullahı. Sadece ölülerimize okuyarak kendimizi kandırdık.

    Dünyanın aldatıcılığını Rabbimiz bize,

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.24. “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.”
    Sadakallah!

    buyurarak hatırlatırken, biz dünya malına esir olduk. Dünya nimetleri, kendi rızkımızı teminin yanısıra, yetimi, mazlumu, muhtacı, mustazafları gözetmek için bizlere bahşedilmişken, biz onları saydıkça sayan biriktiren acizlerden olduk.

    Zamanın sahibi, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden, imanını salih amelle süsleyen kullar değilsek kaybettiğimizi, hatırlatıyor bizlere. Zevklerine esir olan ve zevkini imanına perde eyleyip kaybedenlere soruyor:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    23.112.„Yeryüzünde kaç sene kaldınız?“
    Sadakallah!

    Onlar da cevap veriyor:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    23.113.„Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık.“
    Sadakallah!

    Değerli müminler,

    Ömür hızla ilerliyor… Kimimiz on beşinde, kimimiz kırkında, kimimiz ellisinde. Çocuk olduğumuz günlere dönüp baktığımızda hemen yanı başımızda dün gibi duruyor. Ömrümüzden daldan düşen yaprak misali bir yıl daha gitmek üzere. Ahiret yolculuğunda ilerlerken takva azığı ile azıklanmadan geçen bir yıla sevinmek mi, yoksa yeni yıla ışık tutması için üzerinde düşünmek mi gerek, iyi hesap etmeliyiz.

    Müminin hayatında eğlenmenin de kutlamanın da, meşru çizgiler içerisinde olması gerektiğini asla unutmamalıyız. Müslüman olmayanların, inanç ve değerlerine saygılı olmak imanî ve insanî bir gerekliliktir. Fakat, İslam akîdesinde yeri olmayan inanç ve fiilleri hayatımıza taşıyacak unsurları, eğlence kültürü adı altında içselleştirmek, mü‘minin yaşantısında ne kadar doğru bir davranıştır, tekrar düşünmeliyiz.

    Hutbemin sonunda yeni yılın, kardeşliğin, fedakârlığın, şefkatin tekrar insanlık tarafından hatırlanmasına vesile olmasını temennî ediyorum. Zulüm ve gözyaşının dindiği, hukuksuzluğun ortadan kalktığı, kardeşliğin tesis edildiği, paylaşımın ve infâkın fiiliyata dönüşmüş bir değer olarak insanlık hayatında kendisine yer bulduğu bir yıl bahşetmesini Yüce Mevlâ‘dan niyaz ediyorum.


    Yusuf DİKMEN,
    Recklinghausen DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  2. #52
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İçki, Sigara ve Uyuşturucu Maddelerin Zararları

    Selam!

    وَالْعَصْرِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهّا الّذيِن اَمَنُوا اِنَّمَ االْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنْصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ قَالَ النَّبِىُّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ اِجْتَنِبُواالْخَمْرَ فَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ

    Muhterem Mü’minler,

    Yüce Rabbimiz insanı en güzel şekilde yaratmış ve hayatını devam ettirmesi için ona bir beden ihsan etmiştir. İnsanoğluna verilen bu emanetin yanlış ve zararlı yollarda kullanılmaması emir ve tavsiye edilmiştir.

    Sevgi ve merhamet dini olan İslam aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas almış, bunları meşru yollarda değerlendirmeyi farz kılmış, bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır. Dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan dinimiz, ailevi ve toplumsal huzursuzluklara yol açan başta alkol ve sigara olmak üzere, insanın aklını, kalbini ve bedenini tahrip eden bütün zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır.

    Değerli Kardeşlerim,

    Uyuşturucu maddelerin, sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıkların en belirgin özelliği az miktarda kullanılsalar bile, zamanla bağımlılık yapmalarıdır. Bütün insanları, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi sigara, alkol ve zararlı alışkanlıkların ağına düşmekten korumak her sorumluluk sahibinin görevidir. Yapılan araştırmalara göre, maalesef sigara kullananların yaşı 10-11’e kadar düşmüştür. Yine bu araştırmalardan öğreniyoruz ki uyuşturucu maddeleri kullanan gençlerimizin sayısında da ciddi artış görülmektedir.

    Muhterem Müslümanlar,

    Çocukları ve gençleri bu kötü alışkanlıklara götüren sebepler arasında aile içi iletişim noksanlığı, sevgisizlik, şiddet, küçümseme, yanlış arkadaş seçimi gibi faktörler etkili olmaktadır. Çocuk yetişmesinde ihmal edilen sorumluluklar, gençlik dönemlerinde yukarıda anlatılan olumsuzluklara neden olmaktadır. Çocuklarımızı bu gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmanın en önemli yolu, aile olarak sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve yerine getirmektir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.195. “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın”
    Sadakallah!
    buyurarak, dünya ve ahiret hayatımızı etkileyen bütün kötülüklerden uzak durmamızı emretmektedir. Diğer bir âyette ise
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    5.90.“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz”
    Sadakallah!
    buyurmaktadır. Hazreti Peygamber (s.a.v.) de bir hadîsinde;
    “İçkiden sakının. Çünkü o bütün kötülüklerin anasıdır”
    Nesâi, Eşribe, 44.
    buyurmuştur.

    Değerli Müslümanlar,

    Hemen hemen her gün içkinin vücudu tahrip ederek birçok hastalıklara sebep olduğuna, zihnî çalışmayı olumsuz etkilediğine, içki yüzünden birçok kavgaların yaşandığına, trafik kazalarının meydana geldiğine ve nice yuvaların dağıldığına şahit olmaktayız. Ayrıca iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, fert ve cemiyet ahlakına verdiği zararlar da sayılamayacak kadar çoktur.

    O zaman gerekli tedbirleri alarak kendimizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi korumalıyız. Yüce Mevlâ’mız bizi ve neslimizi her türlü kötü düşünce ve alışkanlıklardan koruma basireti ihsan etsin.



    Hutbe Komisyonu

  3. #53
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Mevlid-i nebi

    Selam!

    12.01.2014-Mevlid kandili
    Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
    Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?


    Kardeşlerim!

    İşte bu veciz ifadeler, Efendimiz (s.a.s)’i, ne kadar da güzel dile getiriyor. O (s.a.s), muhabbet peygamberidir; gönüller arasında muhabbet için vardır. O, rahmet peygamberidir; canlı-cansız her varlığa rahmet olarak gönderilmiştir.Yeter ki diller, gönüller ona yönelsin.

    Rabbimiz, insanlığa varoluş hikmetini, hayatın anlamını, imtihanın esrarını onunla hatırlatmıştır son kez. Ve Resulü’nün sevgisine bağlamıştır kendi rızasına mazhar olabilmeyi.

    Evet kardeşlerim, 12 Ocak Pazar günü rahmet elçisinin dünyayı teşriflerinin bir yıldönümünü daha idrak edeceğiz. Bu kutlu gece, milletimizce asırlardır mevlid kandili olarak ihyâ edilmekte ve Efendimiz (s.a.s) büyük coşkuyla anılmaktadır. Onun doğumu, öteden beri mümin gönüllere huzur, yüzlere neşe olarak yansır. Lisanda ise,

    “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
    Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır
    Bu gelen aşkına devreyler felek
    Yüzüne müştak durur ins ü melek.”
    dizeleriyle tezahür eder.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    Allah Resulü,

    “Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben rahmet peygamberiyim”
    Tirmizî, Şemâil, 167.
    sözleriyle tanıtmıştır kendini. Rabbimiz de,

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    68.4.“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin”
    Sadakallah!
    diyerek övmüştür habibini.
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.45-46. “Biz seni, bir müjdeci, şahit, uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”
    Sadakallah!
    âyeti ise Efendimiz (s.a.v)’in, gönderiliş gayesini ortaya koymaktadır.

    Değerli Kardeşlerim!

    Efendiler Efendisi, insanlığı bir olan Allah’a inanmaya, hayatı kulluk, samimiyet, sadakat, doğruluk gibi yüce değerlerle tezyin etmeye çağırmıştır. Onun dünyaya gelişi; ölüme hayat, zulme adalet, cehalete bilgi, vahşete merhamet, düşmanlığa barış olmuştur. Karanlıklar içerisinde kaybolmuş insanlık onun rehberliğiyle yeniden yolunu bulmuştur. Dünyanın karmaşasında katılaşan kalpler onun şefkat pınarlarıyla yumuşamıştır.

    Peygamberimiz, getirdiği prensipleri bizzat yaşayarak hepimize örnek olmuştur. Bize düşen vazife, o güzel prensiplere sımsıkı sarılarak hayatımıza yön vermektir. Böyle olduğu takdirde her mevlid, bizim için Efendimizle ve onun hayat dolu mesajlarıyla yeni bir buluşma olacaktır.

    Aziz Mü’minler!

    Kardeşliği, dostluğu ve sevgiyi O’ndan öğrendik. Kardeşlik ahlakının gereği olarak kardeşimize kin tutmamayı öğreten şu âyeti O’nun mübarek ağzından duyduk:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    59.10. “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
    Sadakallah!
    Bu duaya bugün bütün hücrelerimizle yüksek tonda “âmin” demeye ne kadar da ihtiyacımız var kardeşlerim.

    Gönül dünyamız, çağın problemleriyle boğuşurken zaman zaman çaresizlik içinde çırpınmaktayız. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları ile mücadelede Resulullah’ın rahmet yüklü damlaları tek umudumuz ve tutunacak dalımız değil midir? Türlü sıkıntılara mübtelâ olan insanlık, onun hayırla özdeşleşen gönül diline, paylaşımın esirgenmediği cömertlik simgesi eline, harama perde gözüne, hayırdan başka kelam etmeyen mübarek lisanına her zamankinden daha fazla muhtaç değil midir? Kardeşliğimizi, komşuluğumuzu, kulluğumuzu, iman ve İslâm anlayışımızı onun rehberliğinde yeniden sorgulamak zorunda değil miyiz?

    Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in doğumunu kutlarken, aynı zamanda O’nun evrensel mesajlarını, iman ve ibadet hayatını, yüce ahlakını, insan onurunu koruyan ilkelerini, kardeşlik hukukunu, birlik-beraberlik, yardımlaşma, adalet anlayışını tekrar hatırlamalıyız. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından övülen ahlakıyla ahlaklanmaya gayret göstermeliyiz.

    Yüce Mevlâmız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün, siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Rabbimizin huzurunda kemâl-i edeple şöyle niyazda bulunuyoruz:

    “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed.”
    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
    Konu mopsy tarafından (10-01-2014 Saat 07:59 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #54
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Tevhid bilinci

    Selam!

    “Ey insanlar! ‘Lâ ilâhe illallah’ deyin, kurtuluşa erin.” diyordu Allah Resulü.
    Hz. Adem’den, Peygamber Efendimize gelinceye kadar tüm elçilerin ortak çağrısı olan tevhid acaba ne anlama geliyordu?
    Şüphesiz tevhid Yüce Allah’ın uluhiyetini tanımak, birliğini tasdik etmek, ona hiçbir şeyi eş koşmamak ve ortak kabul etmemektir.
    Aslında ilk Müslümanlara baktığımız zaman bu mesajı çok iyi anlayıp hayata geçirdiklerini görüyoruz. O kutlu insanlar bu mübarek kelimenin hem dünyalarını hem de ahiretlerini kurtaracağını çok iyi biliyorlardı.

    Değerli Mü’minler!
    Köle olan Bilal-i Habeşi tevhid için canını rahatlıkla feda etmeyi göze alırken, Mekke’yi yönetecek zekâya sahip olan Ebu Cehiller, Ebu Lehebler tevhidi reddediyorlardı. Çünkü kalbe tevhid bilincinin yerleşmesi, ondan başka her şeyin temizlenmesiyle mümkün olabilirdi. Şüphesiz mümin, bâtılı ne kadar güçlü reddederse, Hakk’ın varlığına olan imanını o kadar kuvvetlendirebilirdi.
    Müslüman, ilahi birliği kendi ruhunda yaşamaya başladığı sürece tevhidin gereklerini de yerine getiriyor demektir. Tevhidin özümsenmesi, sosyal alanda da bir birlik ve beraberlik çabasını sürekli gerekli kılar. Tevhidin bütünleştirici ve birleştirici özelliğinin sadece ‘lâ ilâhe illallah’ kelimesini söylemekle sınırlı kalmadığını ve bunun sosyal hayata da yansıması gerektiğini unutmamalıyız. İslam dininin birlik ve beraberlik üzerindeki vurgusunun toplumsal açıdan çok önemli olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

    Muhterem Mü’minler
    ‘La ilahe İllallah’ kelimesini kalbi ile tasdik edip diliyle söyleyerek Müslüman olan bir kişi, hakiki sahibini bulmuş demektir. Allah’ın dışındakileri, kalp, zihin ve düşünce dünyasından uzaklaştırmış demektir.
    Bu bilince eren mü’minin gönül dünyası, şairin dilinden şöyle dile gelir:
    Alan sensin, veren sensin, kılan sen
    Ne verdinse odur dahi nemiz var
    Hakikat üzre anlayıp bilen sen
    Ne verdinse odur dahi nemiz var ”
    Bu şuura ulaşan mümin, artık yaptığı ibadetlerde Allah rızasından başka bir şey gözetmez, ibadetlerine riya katmaz. Çünkü yapılan ibadetlerde Allah’tan gayrısını gözetme ve riya gibi kötü hasletler için şirk kelimesi kullanılmıştır.

    Değerli Mü’minler!
    Hz. Lokman’ın lisanında tevhidin zıddı olan şirk büyük bir zulüm olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle yer almaktadır:
    Bismillâhir rahmânir rahîm.
    31.13.“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür” .
    Sadakallah!

    Muhterem Kardeşlerim!
    Tevhid bilinci bizi, tek olan Yüce Allah’ın yarattığı bu evreni ve bütün mahlûkatı, yaratandan ötürü sevmeye götürür. Yaratıcı kudret karşısında hepimiz kul olduğumuzu anlar ve haddimizi biliriz.
    Hutbemi, başta okuduğum ayetin meali ile bitiriyorum.
    Bismillâhir rahmânir rahîm.
    2.163.“Sizin ilahınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O Rahman’dır Rahim’dir.”
    Sadakallah!
    Müjdeler olsun tevhid şuuruna erenlere!..

    Hazırlayan: Mustafa TEKİN
    Ankara İl Müftü Yardımcısı
    Redaksiyon: İl İrşat Kurulu

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  5. #55
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Güzel ahlak

    Selam!

    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ
    (1) يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ
    (4) خُلُقاً أكْمَلُ المُؤمِنِينَ إيمَاناً أحْسَنُهُمْ


    Muhterem Müslümanlar!

    Kaynağını Kur'an-ı Kerim'den alan ahlak nizamı, imânı tamamlayan, ihsânı kemâle erdiren, hayâtı güzelleştiren, sâhibini Allâh'ın rızâsına yaklaştıran davranışlar bütünüdür.
    İlahi dinlerin gayesi ve peygamberlerin gönderiliş sebeplerinin en önemlisi, yeryüzünde güzel ahlâkı hâkim kılmaktır. İslam peygamberinin,
    “ Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”
    Ahmet,11,381
    sözünü, Yüce Allah,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.21. “Andolsun ki, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır”
    Sadakallah!
    ayeti ile teyit ederek bu hakikati vurgulamıştır.

    Aziz Mü’minler !

    Allahın Resülü her fırsatta Ashâbını güzel ahlâklı olmaya teşvik etmiş, ashabı da onun hayatını titizlikle izleyerek, ilkelerini hem kendileri için örnek almış, hem de sonraki nesillere büyük bir gayret ve özenle nakletmiştir.
    Yaratılışımızın gayesini “Allah’a kulluk” olduğunu bildiren yüce Allah, insanı İman’a, Salih amellerle her türlü kötülüklerden arınmaya, temiz toplumun yapısını oluşturan ahlâki niteliklere sahip olmaya çağırmaktadır.

    Muhterem Müslümanlar !

    Dindar insanla, iyi ahlâklı insan aynı fotoğraf içerisinde yer alırsa o zaman dine uygun yaşanmış olur. Güzel ahlâk, doğru davranış insanı nitelikli kılar. Dinin kendisinden beklediği güzel davranışları sergileyen kendisine ve toplumuna yararlı olur. Üzüntü ile ifade etmeliyiz ki, günümüz dünyasında toplumların sosyal yapılarını tehdit eden en büyük tehlike, ahlâki değerlerin yozlaşmasıdır.
    Doğruluğun, samimiyetin, haya ve edebin, şefkat ve merhametin, ülfet ve muhabbetin saygının, sevginin ve hoşgörü’nün giderek azalması, buna karşılık, yalan, iftira, arsızlık, saygısızlık, içki, uyuşturucu, kumar, zina, hırsızlık, şiddet, kin, nefret vb. her türlü kötülüklerin hızla artması ahlâki çöküşün en önemli göstergesidir.
    Yaşadığımız modern dünya da; ahlâkî değerleri tahrip eden akımlar, inanç ve ahlâk ekseninde telafisi güç problemlerin doğmasına zemin hazırlamaktadır.

    Aziz Mü’minler !

    Fert ve toplumların ruhen ve bedenen sağlıklı yetişmelerinde din ve ahlâk eğitiminin önemi çok büyüktür. Bu nedenle, ailelere, eğitim kurumlarına ve sorumluluk taşıyan herkese büyük vazifeler düşmektedir. Bu vazifelerin başında da sorumlu olduğumuz çocuklarımızı ve yakınlarımızı, her türlü gayri ahlaki ortamlardan uzak tutmak gelmektedir. Özellikle çocuklarımızın arkadaş çevresinin ve etkileşim ortamları dikkatle izlenmelidir.

    Muhterem Mü’minler !

    Toplumları bir arada tutan ve güçlü kılan ahlaki değerler, geçerliliğini yitirdiği ve yok olduğu takdirde toplumun her ferdi bundan zarar görür. Güzel ahlâkı korumak Yüce Rabbimizin emridir.
    Aynı zamanda toplum hayatını sürdürmenin ve insanlık onurunu yüceltmenin bir gereğidir.
    Unutmayalım ki Mü’minlerin en önemli görevlerinden biri de ahlâkî meziyetlere sahip olmak, nesillere güzel ahlâki hasletleri kazandırmaktır.
    Hutbemi Peygamberimizin konu ile ilgili hadisi şerifleri ile bitirmek istiyorum.
    “ Kıyamet günü mü’minin mizanında güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz.”
    Tirmizi, 62
    “Mü’minlerin iman bakımından en mükemmel olanları ahlâkı en güzel olanlardır.”
    Tirmzi,71

    Ali ÜNAL
    Urla Müftüsü

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  6. #56
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Haset ve Fesadın Zararları

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ، مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ، وَ مِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ، وَ مِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَد ، وَ مِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    112.1-5.“De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Haset, başkalarının sahip olduğu maddî ya da manevî imkânların ellerinden çıkmasını, yok olmasını istemeye denir. Hased’in günümüzdeki karşılığı, kıskançlık olarak kullanılmaktadır.

    Kıskançlığın, çoğunlukla aralarında ticarî, ekonomik, ilmî veya toplumsal ilişkiler bulunan insanların arasında ortaya çıktığı görülmektedir. Gayri ahlakî özelliklerden kabul edilmiş olan haset, dinimizce de haram kılınmıştır. Ancak başkasının sahip olduğu değerin veya nimetin onun elinden çıkmasını istemeksizin bunlara sahip olmayı istemek, bir başka ifadeyle gıpta etmek ise meşru bir durumdur.
    Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
    “Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.”
    Nesâî, Cihâd, 8.
    Efendimiz bu sözüyle, hasedin kalp ve duygular ile ilgili bir hastalık olduğunu vurgulamakta, kişinin hayatında uğrayacağı hüsranın boyutunu ifade etmektedir. Bir başka sözlerinde ise şöyle buyurur:
    “Ateşin odunu yakıp bitirmesi gibi, bütün iyilikleri de haset yok eder.”
    İbn Mâce, Sünen, Zühd, 22.
    Gerçekten haset duygusu haset eden kişiyi gıybete, kötülüğe ve haksızlığa sevk eder ve sonuçta yaptığı bütün iyiliklerini mahveder. Hz. Adem’i kıskanmasının sonucunda İblis’in, yani Şeytanın düştüğü durum ile Hz. Adem’in iki oğlundan Kabil’in Habil’i kıskanmasının sonucunda onu öldürmesiyle düştüğü durum son derece ibret vericidir. Tarihte bunlara benzer ibret verici kıssalara çokca rastlanmaktadır.

    Değerli Müminler,

    İnsanın manevî dünyasını kirleten bir hastalık olması açısından haset, yukarıda sıraladığımız zararları yanında, ayrıca kişiyi sürekli üzüntü içinde yaşamak zorunda bırakan ve mutluluğunu yok eden önemli sebeplerindendir. Bir şeyleri elde edememek ve başkasının elindekini alamamak duygularının körüklediği üzüntü, kişinin Allah’ın verdiği nimetlerden zevk alamamasına da neden olmaktadır.

    Hasedin zararı sadece haset edenle sınırlı kalmayıp toplum içinde de etkisini göstermektedir. Özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın birbirlerini kıskanmaları, çekememeleri, birbirlerinin imkânlarına göz dikmeleri, kardeşlik duygularını zedelediği gibi, yaşadığımız Alman toplumu içinde saygınlığımızı da bitirmektedir. Hz Peygamber, haset ve buğzu önceki milletlerin yıkılmasına sebep olan bir hastalık olarak ifade ederken hasedin bu ve buna benzer toplumsal zararlarına dikkatlerimizi çekmiştir.

    Aziz Kardeşlerim,

    Acaba kişinin bu kötü isteklerinden ve hırslarından kurtulması için ne yapması gerekir? Öncelikle her şeye ve herkese rahmet gözüyle bakması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirebilmek için ise ilim, ibadet ve salih amel gereklidir. Yani kişi, düşünce ve davranışlarını dinin ve aklın gerekliliklerine göre düzenler ve haset duygusu taşıdığı için kendisini eleştirebilirse, ruhunu haset hastalığından temizlemiş olabilecektir.

    Hutbemi Felak suresinde, Yüce Allah’ın bizlere öğrettiği şu yakarışla bitirmek istiyorum: “De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

    Dr. Ali Soylu
    Schirnding Ayasoyfa Camii Din Görevlisi
    Konu mopsy tarafından (31-01-2014 Saat 08:22 AM ) değiştirilmiştir.

  7. #57
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Kul Hakkı

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ، وَ مَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    99.7-8.“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür”
    Sadakallah!

    Muhterem Müminler.

    Sosyal bir varlık olan insan, toplum içinde yaşar ve ihtiyacı olan birçok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Toplu halde yaşamanın temel amacı; insanın mutluluğu, refahı ve güvenliği olup, birbirimize karşı ilişkilerimizde de uymamız gereken ahlakî ve kanunî kuralları içerir. Bu kurallardan birisi olan Kul hakkı; insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarını korumaya yönelik ortaya çıkan bir haktır. Cana kıymak, hırsızlık, gıybet, yalan, borç, iftira, küfürlü söz, kul hakkını doğurur. Bu kuralların ihlali kul hakkına riayet etmemektir. Dünyada ve ahirette bunları yapmanın cezaları vardır.

    Aziz Müminler,

    Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını üzerine geçiren kimse o hakkı dünyada ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Bu fani hayatın son bulacağını, gerçek hayat dediğimiz ahiret hayatının başlayacağını ve herkesin dünyadaki hayatından hesaba çekileceğini hatırımızdan çıkarmamamız gerekir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’inde “
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    99.7-8.“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür”
    Sadakallah!
    buyuran Allah Teâla, insanların mutlaka yaptıklarının karşılıgını göreceğini bizlere bildirmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de;
    “Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir, İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir“
    Sahîh-i Buhârî, Tecrid Terc.C.7 S.375.
    şeklindeki hadîsi ile kul hakkının önemine işaret etmiştir.

    Kıymetli Kardeşlerim,

    Peygamberimiz (s.a.v.) hayatının son günlerinde hastalığı esnasında mescitte minbere çıkarak
    “Ey insanlar! Belki yakında aranızdan ayrılacağım. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmekten daha ağır bir şey yoktur. Kimin bende bir alacağı varsa işte malım gelsin alsın. Kime yanlışlıkla veya kasten vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun. Bu konuda asla çekinmeyin. Şunu bilin ki, içinizde bana en sevimli olan bende olan hakkını alan veya bana hakkını helal eden kişidir”
    İbn Sa’d, Tabakât, II, 255.
    buyurmuş, bu davranışıyla bizlere ayrıca toplum huzurunda kul hakkından helalleşmenin örnekliğini göstermiştir.

    Muhterem Müslümanlar,

    Kul hakkı konusunda dikkatli olmamız gereken konulardan biri de kamu hakkının oluşmasıdır. Kamu hakkı kul hakkından daha kapsamlıdır. Çünkü kul hakkı ihlalinde bir veya birkaç kişiye karşı sorumlu iken kamu hakkında o toplumda yaşayan bütün insanlara karşı sorumluluk doğmaktadır. Belki hakkını ihlal ettiğimiz şahsı bulup ondan helallik alma ihtimalimiz vardır. Ancak kamu hakkını ihlal ettiğimizde kimden nasıl helallik alabiliriz? Bu sebeple kamu hakkını gözetmemiz, bu hususta titiz davranmamız gerekmektedir. Neticede kamu hakkını tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak özetleyebiliriz.

    Netice itibariyle iyi bir Müslüman olmak istiyorsak, bütün insanların hakkına saygı göstermeli, kimsenin hakkını yememeliyiz. Kimsenin malına el uzatmamalı, kimseye zulmetmemeliyiz. Haksızlığın ağır vebalini düşünmeli, ahiretteki hesabın şiddetini ve zorluğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

    Hutbemi bir hadîs-i şerîf mealiyle bitiriyorum:
    “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.“
    Sahihi Müslim Tecrit Tercümesi C.1.S.256.

    Bayram Oyan
    Ravensburg Camii Din Görevlisi


    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  8. #58
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İsraf Haramdır

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    25.67.“Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müminler,

    Bir gün sevgili Peygamberimiz (sav) abdest almakta olan Sa’d b. Ebi Vakkas’ın yanına uğrar. Abdest esnasında onun suyu fazla kullandığını görür ve ikaz ederek “Bu ne israf?” buyurur. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu ya Resulallah?” diye sorunca efendimiz (sav): “Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur” şeklinde karşılık verir.
    İbnMâce, Tahâret, 48.

    Değerli kardeşlerim,

    Okuduğum âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz, mü‘minlerin özelliklerini anlatırken şöyle buyurur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    25.67. “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”
    Sadakallah!

    Başka bir âyetinde ise Cenab-ı Hak,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    17.26-27. “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını ver! Malını israf ile saçıp savurma! Zira saçıp savuranlar, şeytanın dostları, kardeşleridir.”
    Sadakallah!
    buyurmaktadır. Bu ilâhî beyânlardan ve Efendimizin ikazlarından anlıyoruz ki, mü‘min, dünya hayatında cimrilikten ve israf hastalığından, saçıp savurmadan, dengesiz harcamalardan uzak durarak orta yol üzerine olmak zorundadır.

    Bunun yanında bize verilen nimetler asla sonsuz ve sınırsız değildir. Üzerinde yaşadığımız şu dünya, bize hayat kaynağı olan ormanlar, aldığımız nefes, sahip olduğumuz evlatlarımız, evlerimiz, sağlığımız birer emanettir. Bunları kullanırken rızay-ı ilâhî doğrultusunda kullanmamız gerekir.

    Muhterem kardeşlerim,

    Modern dünyada insanlık kendi kabuğuna çekilmiş tamamen bencilleşmiştir. Merhamet, başkalarının dertleriyle hemdert olma, yardım elini uzatma gibi duygular kaybolmuş, düzenlenen alışveriş günleri, indirim günleri, yoğun reklamlarla desteklenen kampanyalar neticesinde, kontrolsüz tüketim başlamıştır. Sorumsuz bir şekilde her şeyi tüketiyoruz. Hayatımız ve ömrümüz akıp giderken gençliğimizi, sağlığımızı, zamanımızı zenginliğimizi, geleceğimizi, her şeyimizi israf ediyoruz. İsraf ve savurganlık, bugün hayatımızın hemen her tarafını kuşatmış durumdadır. Çocuklarımıza aldığımız oyuncaklardan en büyük nimet olan ekmeğe, Evlerimizdeki mobilyalardan içtiğimiz suya varıncaya kadar her şeyimizde malesef israf ediyoruz.

    Değerli kardeşlerim,

    Özellikle iki nimetin israfında kaybımız çok daha büyüktür. Bunlar sağlık ve boş zamandır. Hiç düşündük mü ömrümüzü nerede harcıyoruz? Bir günün kaç dakikasını dinimize veya dünyamıza faydalı şeylerle geçiriyoruz. Saatlerce seyredilen filmler, terk edemediğimiz diziler, kahvehane köşelerinde kaybettiğimiz zamanlar, dedikodu meclisleri israf değil de nedir? Alıp verdiğimiz her nefesin hesabı bizden sorulmayacak mı? Ya kaybettiğimiz sağlığımıza ne demeli. İçkiyle, sigarayla, dengesiz beslenme ile heba ettiğimiz sağlığımız israf değil mi?

    Kardeşlerim,

    İsraf etmek günahtır.
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    6.41. “Allah israf edenleri sevmez.”
    Sadakallah!
    Çünkü israf, rızkı veren Allah‘ın nimetlerine karşı saygısızlıktır. Hutbemi Efendimizin sözüyle bitirmek istiyorum;
    “İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden hesaba çekilmedikçe yerinden kımıldayamayacaktır; Ömrünü nasıl tükettiğinden, gençliğini nasıl yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden.“
    Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 1.

    Cenab-ı Hak bizleri israf ve cimrilikten uzak duran kullarından eylesin.

    HALİT AÇIKEL
    Kirchheim unter teck / Stuttgart

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  9. #59
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Ahde Vefa

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَالَّذِينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    23.8.“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.“
    Sadakallah!

    Değerli Müslümanlar,

    Bizleri yaratan Allah Teala, dünyada sıhhatli bir toplum oluşturabilmemiz ve ahiret yurduna huzurla girebilmemiz için bir takım kurallar koymuştur. Bu kuralların en önemlilerinden biri de ahit ve ahde vefadır.

    Sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir. Kur‘ân‘a göre ahde vefa, iman ederek Allah ile ahidleşmiş ve böylece kendisini hür iradesiyle sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlâkî bir borcudur. İster insanlara, ister Allah’a karşı verilmiş olsun her ahid ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. Bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefâ veya ahde riâyet denilir.

    Ahit, Allah’la insan ve insanla insan arasında olmak üzere iki yönlüdür. Allah Teâla, Kur‘ân-ı Kerîm‘de, insanların atası olan Hz. Adem ve O’nun zürriyetiyle bir ahitleşme yapmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, bizim Rabbimiz olduğunu ve buna şahit olarak gereği gibi yaşamamızı emretmiştir. İnsanoğlu bu sözleşmenin gereği olarak ahdine bağlı kalmalıdır. Diğer yönü ise insanın insana karşı olan sözleşmesidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Çevresindeki insanlara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi ise karşılıklı anlayış ve güvene bağlıdır. Bu güveni sağlayabilmek de ahitleşmek ve ahde vefa göstermekle gerçekleşir.

    Muhterem Müslümanlar,

    Yüce Allah, Kur‘ân-ı Kerîm‘de müminlerin özellikleri arasında emanete riayet etmeyi ve ahde vefayı; yani sözlerine sadık kalmayı zikretmektedir. Toplumun huzuru, ancak ve ancak birbirimize duyduğumuz saygı ve ahde vefaya bağlıdır. Ahde vefa olmadan sağlıklı bir toplum hayatı mümkün olamaz. Allah Teâla, böyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz. Zira Ku’rân-ı Kerîm‘de Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    13.25.“Allah‘a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah‘ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.”
    Sadakallah!
    Allah Resulü de hadîs-i şerîflerinde münafıklığın alametleri arasında sözünde durmamayı da zikretmiştir.

    Muhterem Müslümanlar,

    Görülüyor ki insanın, Allah ve toplum ile barışık olabilmesi için ahde vefaya çok büyük önem vermesi gerekmektedir. Bizleri yaratan Yüce Allah, koyduğu ilahî kanunları, tüm insanların huzur ve mutluluğu için koymuştur. Bize düşen görev de bu olgunluğa erişebilmek için O’nun yolundan ayrılmamak, O’nun ahdine vefa göstermektir.

    O halde geliniz bizler de Peygamber Efendimiz gibi sözüne sadık, ahde vefalı ve çevresi tarafından güvenilir bireyler olalım. Cenab-ı Hakk‘ın
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.23. “Müminler içinde Allah‘a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir ve kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar asla sözlerini değiştirmemişlerdir.”
    Sadakallah!
    âyet-i kerîmesi gereği ahdimize sahip çıkalım.

    Yüce Mevla, bizlere ahdine saygılı olmayı, Allah’a ve topluma olan görevlerini en güzel bir şekilde yerine getirmeyi nasip etsin!

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!
    Konu mopsy tarafından (21-02-2014 Saat 08:19 AM ) değiştirilmiştir.

  10. #60
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.704
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Takdir-i İlahiye Razı Olalım

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    42.36.“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir.“
    Sadakallah!

    Değerli Müminler,

    İslam ordularını teftiş için müslümanların ikinci halifesi Hz. Ömer Şam'a gitti. Ordu komutanı Ebu Ubeyde orduda veba hastalığı salgını olduğunu söyledi. Hz. Ömer ordugaha varınca; „Ben hayvanımın sırtında sabahlayacağım, siz de öyle yapın“ dedi. Ebu Ubeyde sordu: „Takdir-i İlahiden mi kaçıyorsun ya Ömer?“ Hz. Ömer: „Keşke bu sözü senden başkası söyleseydi; evet, Allah'ın takdirinden yine O'nun takdirine kaçıyorum dedi.“
    Müslim, selam, 98.

    Kardeşlerim,

    Takdir-i İlahi, en çok kullandığımız ve hayata bakışımızı bütün açıklığıyla ortaya koyan kavramlardan biridir. Cenazemiz olduğunda, amansız bir hastalığa yakalandığımızda, zenginden fakir düştüğümüzde, hatta ayağımız tökezlediğinde bile “takdir-i ilahi“ der teselli buluruz. Şüphe yok ki; gücümüzü aşan, herhangi bir şey yapma imkanımız bulunmayan hadiseler karşısında tam bir teslimiyetle “takdir-i ilahi“ demekten başka çaremiz yoktur. Zira takdir-i ilahi; Allah’ın yasası, kuralı, sünneti, istek ve arzusu anlamına gelir. Biz insanlar da Allah’ın koyduğu yasa ve kurallar çerçevesinde hayatımızı sürdürürüz. Bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim‘de yer alan onlarca ayet-i kerimeden sadece bir tanesini zikredelim:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.51. “Deki: Başımıza Allah’ın bizim için yazdığından başkası gelmez. O‘dur bizim tek sahibimiz. Şu halde inananlar yalnızca O’na güvensinler.“
    Sadakallah!
    Bu ayet-i kerime, içerisinde bulunduğu ayetler grubuyla birlikte değelendirildiğinde müslümanla munafığın zıt hayat tasavvurlarını da ortaya koymaktadır. Müslüman Allah’ın takdirini hayatının merkezine koyan insandır.

    Fakat Allah (cc), kullarının her hususta tedbirli, gayretli ve dikkatli olmalarını takdir etmiştir. Bu aynen namazın, haccın, zekatın ve diğer dini mükellefiyetlerin takdir edilmesi gibidir.

    Bu sebeple, Allah’ın bize en büyük lütuflarından olan ve dünyada tabi tutulduğumuz ilahi imtihanın temelini oluşturan; irade, istek, tercih ve akletme melekelerimizin sınırları içinde bulunan konularla ilgili takındığımız ihmalkar davranışları ve yaptığımız hatalı davranışlar neticesinde başımıza gelen kötülükleri veya başkalarına verdiğimiz zararları ilahi takdire havale ederek sorumluluktan kurtulamayız. Trafik kurallarına uymadığımız için meydana gelen kazada ölüme veya ölümlere sebep olmak cinayet olduğu gibi, bu durumu ilahi takdire bağlayarak suçsuzluğumuzu ilan etmek de bir nevi cinayettir. Hutbemin girişinde okuduğum ayet-i kerimede yüce Rabbimizin dikkatimizi çektiği husus tam da budur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    42.30.“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir.“
    Sadakallah!

    Kardeşlerim,

    Hutbemi peygamberimizin konumuzla ilgili bir hadisiyle bitirmek istiyorum: Ebu Huzame (ra) peygamberimize sordu: „Ey Allah'ın Rasulü! Dua ediyoruz, ilaçla tedavi oluyoruz ve korktuğumuz şeylerden korunmak için tedbir alıyoruz. Bütün bunlar Allah'ın takdirini bizden çevirir mi? Allah Rasulü buyurdu:
    "Bunlar da Allah'ın takdiridir.“
    Tirmizi, tıb, 21.

    Mustafa Bektaş
    Lauda-Königshofen, Mimar Sinan Camii Din Görevlisi
    Musluman
    Cuman hayirli olsun!
    Konu mopsy tarafından (28-02-2014 Saat 05:32 AM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 91
    Son mesaj: 02-12-2016, 09:16 AM
  2. Cuma hutbesı
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 140
    Son mesaj: 18-01-2013, 06:26 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 02:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 02:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 04:43 PM
Yukarı Çık