+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
5. Sayfa, Toplam 19 BirinciBirinci ... 3456715 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 50 Toplam: 185

Cuma hutbesı-2

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı-2 Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

  1. #41
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Misafire İkram

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ فَرَاغَ إِلَى فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ أَهْلِهِ فَجَاء بِعِجْلٍ سَمِينٍ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    51 . 24-27.“İbrahim‘in ikram gören misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girmişler «selâm!» demişlerdi. İbrahim de onlara; «selâm size» diye mukâbelede bulunmuştu. İçinden de: «Bunlar yabancı kimseler» diye geçirmişti. Hemen sezdirmeden ailesinin yanına varıp, semiz bir dana pişirip getirmiş, onlara sunarak «Buyurun, yemez misiniz?» demişti.”
    Sadakallah!

    Muhterem Mü’minler,

    İslam’ın güzel ahlak anlayışının en güzel göstergelerinden biri de misafire ikramdır. Misafirlik konusunda ortaya konan güzellikler bu anlayış ve inancın bir neticesidir. Misafire kapımızı ve gönlümüzü açmak dinimizde kardeşliğin, insana verilen değerin, birliğin, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel örneklerindendir.

    Değerli Mü’minler,

    Misafire ikramda en güzel örneğimiz ise Sevgili Peygamberimiz’dir. O’nun bu konudaki güzel tavsiyelerinden birisi ise şöyledir:
    “…Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikram etsin…”
    Buhârî, Edep, 85.
    Bu tavsiyeyi yapan Allah’ın Elçisi, imkân buldukça evinde misafir ağırlamaktan memnuniyet duyar ve sofrasında misafir veya ihtiyaç sahibi kimseler eksik olmazdı. Sevgili Peygamberimiz, misafirin duâsını makbul olan duâlar arasında zikretmişve misafirin ağırlandığı bir evin halkına, hayır ve bereketin mutlaka ulaşacağını bildirmiştir. İmkânı olduğu halde misafir ağırlamak istemeyeni ise:
    “Misafir ağırlamak istemeyen kimsede hayır yoktur.”
    İbn-i Hanbel, IV, 155.
    buyurarak uyarmıştır.

    Kur'ân-ı Kerîm, İbrahim (a.s.)‘ın hiç tanımadığı misafirlerine ikramını bizlere anlatarak bu hususta onu örnek almamız gerektiğine şöyle işaret etmektedir:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    51 . 24-27.“İbrahim‘in ikram gören misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girmişler «selâm!» demişlerdi. İbrahim de onlara; «selâm size» diye mukâbelede bulunmuştu. İçinden de: «Bunlar yabancı kimseler» diye geçirmişti. Hemen sezdirmeden ailesinin yanına varıp, semiz bir dana pişirip getirmiş, onlara sunarak «Buyurun, yemez misiniz?» demişti.”
    Sadakallah!

    Bu örnekte misafire öncelikle sıcak alâka, sevgi, saygı ve güler yüzle davranmaya vurgu yapılmaktadır.
    Hz. İbrâhim‘in, misafirlerinin selâmını en güzel şekilde alıp onları evine buyur etmesi, yemek hazırlamak için onların yanından yavaşça dışarı çıkması, evindeki en güzel yemeği ikram etmesi ve bu ikramı bizzat kendi eliyle yapması örnek alınacak hususlardır.

    Aziz Kardeşlerim,

    Misafirlerimize samimi olarak ilgi göstermek ve gerekli ikramı yapmak, dinimizin ve kültürümüzün en güzel miraslarındandır. Bunun yanında tanıyalım ya da tanımayalım, evimize ya da şehrimize gelmiş olan insanlara dini, milleti, kültürü ne olursa olsun güler yüz gösterip onları en güzel şekilde ağırlayarak bizlerden memnun ayrılmalarını sağlamak, Yüce Rabbimizin de hoşnut olacağı bir davranış olacaktır.

    Hutbemi bir hadîs-i şerif meâliyle bitiriyorum:
    “Şu üç kişinin duâsı kesinlikle geri çevrilmez: Mazlumun duâsı, misafirin duâsı ve ana-babanın evladına duası.”
    Dâvûd, Vitr 29.

    Hatice KINIK
    DİTİB Mainz Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  2. #42
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Çevre Bilinci

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.108.“Orada öyle adamlar var ki, onlar çok temizlenmeyi severler, Allah (c.c.) da çok temizlenenleri sever.”
    Sadakallah!

    Muhterem Kardeşlerim,

    Cenâb-ı Allah insanı en güzel şekilde yaratmış, yeryüzü ve gökyüzünü bütün nimetleriyle donatıp tertemiz bir şekilde insanın hizmetine vermiştir. Yüce Rabbimizin,

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    14.34.“O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız”
    Sadakallah!
    âyet-i kerîmesi bu gerçeğin güzel bir ifadesidir.

    Hizmetimize verilmiş her şey Yüce Allah’ın bizlere bir lütfu ve emanetidir. Bu emanetin sorumluluğunu omuzlarımızda hissederek nimetleri israf etmemek ve Allah-u Teâla’nın bu kainat için koyduğu dengeyi korumaya çalışmak aynı zamanda insanî ve dinî bir vazifedir. Bu konuda bir âyette,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    55.7-8. “Allah göğü yükseltti ve dengeyi koydu, sakın dengeyi bozmayın.”
    Sadakallah!
    buyrulmuştur.

    Çağımızın en önemli problemlerinden birisi de, ekolojik dengenin bozulması ve bununla bağlantılı olarak çevre kirliliği sorunudur. Yüce Allah, insandan, tabii çevrenin ve ekolojik dengenin korunmasını, onların doğal düzenini bozmamasını istemiştir. Aksi taktirde, bizzat insanın kendisinin bundan zarar göreceğini şöyle ifade etmektedir;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    30.41. “İnsanların kendi işledikleri kötülükler yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”
    Sadakallah!

    Görülüyor ki, içinde yaşadığımız çevrenin duyarsızca kirletilmesi, hayat kaynağı olan suların, havanın sorumsuzca pisletilmesi, erozyonların önleyicisi ormanlarımızın her geçen gün tahrip edilmesi, bütün bunların neticesinde küresel anlamda dengelerin yitirilmesi dünyamızı ve dolayısıyla bizleri içinden çıkılmaz bir tehditle karşı karşıya bırakmaktadır.

    Değerli Kardeşlerim,

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in de çevrenin korunması, temiz ve sağlıklı tutulması ile ilgili birçok hadîs-i şerîfi bulunmaktadır. Bu hadîslerin birkaçında Peygamberimiz;
    “Müslüman bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir insan veya kurt-kuş yerse, bu o Müslüman için sadaka olur”
    Müslim, Müsakat, 9, 12.
    veya
    “Bir kimse bir ağaç dikerse, Cenâb-ı Allah onun amel defterine o ağaçta yetişen meyve sayısınca sevap yazar”
    Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/415.
    buyurarak, yeşil alanları korumayı, ağaç dikimini yaygınlaştırmayı İslamî ve insanî bir görev olarak göstermiştir.
    ”Temizlik imanın yarısıdır.”
    Müslim, Taharet, 1
    anlamındaki hadîsinde beden, elbise, mekân ve gıda temizliğini kastetmiş, temizliğe önem vermeyen kişilerin adeta imanının yarım olacağını vurgulamıştır. Bir başka hadîs-i şerîfinde ise Peygamberimiz, insanların çevreyi temiz tutmalarını sadaka vermeye denk tutmuş ve bu konuda
    “(İnsanlara) eziyet verici bir şeyi yoldan kaldırman sadakadır.”
    Müslim, Zekât, 56, I, 699.
    buyurmuştur.

    Değerli Kardeşlerim,

    Doğadaki müthiş dengeyi bozacak her türlü davranıştan kaçınalım. Rabbimizin bizlere verdiği bu eşsiz emanete sahip çıkalım. Sorumsuzca çevreyi kirletmek, doğal güzellikleri yok etmek suretiyle bu emanete riayet etmemenin kul ve kamu haklarını ihlâl etmek gibi bedeli zor ödenen günahlar olduğunu hatırdan çıkarmayalım. Bizlerden sonraki nesillere bırakabileceğimiz en güzel mirasın ne mal ne de para; rahat bir şekilde yaşayabilecekleri tertemiz, yemyeşil bir dünya olduğunu unutmayalım.

    Hutbemizi Tevbe Suresi’nin 108. âyet-i kerîmesiyle bitirelim:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.108. “Orada öyle adamlar var ki, onlar çok temizlenmeyi severler, Allah (c.c.) da çok temizlenenleri sever.”
    Sadakallah!

    Zehra ZEREN
    DİTİB Dillingen Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  3. #43
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Hicret

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    8.74.“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    İnsanlık tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri de Hz. Peygamber (sav) ve ona inanan mü’minlerin Mekke’den Medine’ye hicret etmeleri olmuştur. Hicret, terk etmek, uzaklaşmak demektir. Hicret, Allah’ın dinini yaşayabilmek, insanlığı bu kutlu mesajla buluşturabilmek için göze alınan zorlukların adıdır. Anadan, babadan, yardan, vatandan, evlattan hatta candan Allah için vazgeçmektir hicret. Allah’a ve Resûlüne bağlılığın, Allah yolunda fedakârlığın, dünyalıklardan vazgeçmenin, yalnızca Allah rızasını seçmenin bir göstergesi; iman uğruna her zorluğu göze almanın bir ifadesidir.

    Değerli Mü’minler,

    Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), yaklaşık on üç yıl boyunca Mekke halkına İslam’ı tebliğ etmiş ve onları Hakk’a bağlanmaya davet etmiştir. Mekke müşrikleri bu daveti ilk zamanlar önemsememiş, ilerleyen yıllarda ise Müslüman olanların sayısının hızla arttığını görünce İslam’ın ışığını söndürebilmek için baskı ve zulüm yoluna gitmişlerdir. Artık Mekke’de İslam’ı yaşama imkanı kalmayan mü’minler, Allah’ın emriyle pek çok sıkıntılara katlanarak Medine şehrine göç etmişlerdir. Mekke’nin muhacirlerine Medine’nin ensarı kucak açmış ve tarihte şahit olunabilecek en muhteşem kardeşlik örneğini bizlere göstermişlerdir.

    Rabbimiz muhacir ve ensarı yüce kitabında şöyle müjdelemektedir:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    8.74.“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.”
    Sadakallah!

    Kıymetli Mü’minler,

    Hicret; karanlıktan aydınlığa çıkışın, bedevîlikten medeniyete yükselişin adıdır. Bir kaçış değil, yeniden doğuştur. İmanın maddî güçler karşısındaki başarısıdır. Hicret; yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, dostluk ve samimiyet demektir. İlk Müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakarlıkların, özverinin en güzel ifadesidir.

    Değerli Cemaat,

    Hicret, Müslümanlar için, bulundukları beldede inancını yaşama imkânı kalmadığında takip edilebilecek yollardan biridir. Nitekim Rabbimiz

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.100. “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de”
    Sadakallah!

    buyurarak hicret yolunun nice hayırlarla dolu olduğunu bildirmiştir. Peygamber Efendimizin

    “Gerçek muhacir (hicret eden) Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir.”
    Ebu Davud, “Sünnet”, 14.

    sözü ise hicretin sadece maddî değil, aynı zamanda mü’minin kalbine doğru gerçekleşmesi gereken manevî bir eylem olduğuna dikkat çekmektedir.

    Bizler de Resulullah’ın mesajına kulak verip, haramları terk ederek, çirkinliklerden uzak durarak, batılı ve bid’at olanı bırakıp hak olanla meşgul olmaya çalışarak her daim hicret halinde olabiliriz. Ne mutlu kulluğa, itaate, ibadete hicret edebilenlere.

    Huriye AKBIYIK
    Münih Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  4. #44
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Ehl-i Beyt Sevgisi

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    إنَّماَ يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أهْلَ البَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرا

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.33.“ Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.“
    Sadakallah!

    Muhterem Mü‘minler,
    Şüphesiz ki dinimiz İslam, sevgi dinidir. Sevgilerin en güzeli ise Allah sevgisidir. Allah’ı (c.c.) sevmenin yolu Hz. Peygamber (s.a.v) ‘i sevmekten; onu sevmenin yolu da onun Ehl-i Beyti başta olmak üzere sahabeyi ve tüm inananları sevmekten geçer. Hz. Peygamberin aile fertleri, çocukları, torunları ve onun soyundan gelenlere Ehl-i Beyt denmektedir. Ehl-i Beyt, Peygamberimizin mutlu yuvasında yetişmiş, onun sevgi dolu gönlünden feyz almış örnek şahsiyetlerdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Rabbimiz Ehl-i Beyte değer vermiş ve şöyle buyurmuştur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.33.“ Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.“
    Sadakallah!

    Değerli Kardeşlerim,

    Ehl-i Beyti sevmek, aynı zamanda Peygamberimizi sevmek anlamına gelmektedir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.)
    „Sizi nimetleriyle rızıklandırdığı için Allah’ı sevin, beni de Allah’ı sevdiğiniz için sevin. Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için sevin“
    Kütübü Sitte, XII, 414 (Hadîs no: 4492)
    [2] buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), gerek hanımlarına ve çocuklarına, gerekse sevgili torunlarına karşı sevgi ve merhametin timsali olmuştur. Şu hatıra Peygamber Efendimizin aile fertlerine verdiği değeri ortaya koymaktadır:
    “Bir gün Peygamber Efendimiz sağ omzunda Hz. Hasan, sol omzunda da Hz. Hüseyin olduğu halde mescide gelmişlerdi. Gelirken bir onu öpüyor bir de diğerini öpüyordu ve diyordu ki: Bunlar benim evlatlarımdır. Kim bunları severse beni sevmiş olur, kimde bunları sevmezse beni sevmemiş olur.“
    İbn-i mace, Mukaddime,11; Menakib, 11.

    Değerli Müslümanlar,
    Müslümanlar olarak, her namazımızda sevgili Peygamberimize ve onun değerli Ehl-i Beytine yaptığımız dualar, tarih boyunca çocuklarımıza Ali, Ayşe, Fatma, Hasan ve Hüseyin isimlerini vermemiz, camilerimizi sahabe ve Ehl-i Beytin güzel isimleriyle süslememiz, Ehl-i Beyte ve onların şahsında Hz. Peygamber’e olan sevgimizi göstermektedir.

    O halde Değerli kardeşlerim,
    Bize yakışan, Ehl-i beytin ve sahabenin tümünü sevmek ve örnek almaktır. Bizler Hz. Ali Efendimizi ve Hz. Fatıma validemizi sevdiğimiz gibi, Hz. Ömer Efendimizi ve Hz. Aişe validemizi de severiz. Sahabenin hepsini, bizlere cennetin yolunu gösteren yıldızlar olarak görürüz.

    Hutbemi, Yunus Emre’nin, Ehl-i Beyte olan sevgisini dile getirdiği bir şiiriyle bitiriyorum:

    “Şehitlerin ser-çeşmesi, evliyanın bağr-ı başı
    Fatma ana gözü yaşı, Hasan ile Hüseyin’dir
    Hz. Ali babaları, Muhammed’dir, dedeleri
    Arşın iki gölgeleri Hasan ile Hüseyin’dir’’
    Yüce Rabbimiz Efendimizin Ehl-i Beytine rahmet eylesin, bizleri onların yolundan ayırmasın.

    Hüseyin ACAR
    Münih DİTİB Mehmet Akif Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  5. #45
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Âhiret inancı – Ölüm Yok Oluş Değildir

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    اَلَّذي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    67.2.“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
    Sadakallah!

    Değerli Müminler,

    Yüce Allah, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bu geçici zaman diliminde yaşadığımız hayata dünya hayatı, dünya hayatının bitişi ile başlayacak olan hayata ise âhiret hayatı denilmektedir. İnsanoğlu, doğum ile geldiği bu fânî hayatta belli bir ömür sürdükten sonra ölüm ile dünyaya veda edecek, âhiret hayatına adımını atacaktır. İnsan için geçici olan dünya hayatı, âhiret hayatının nasıl olacağını belirleyen bir zaman dilimidir. Dünya hayatında ne yapılırsa, âhiret hayatında kişinin karşısına çıkacak olan odur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    99.7-8.“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”
    Sadakallah!
    Âhirete îmân, bütün semavî dinlerde olduğu gibi İslam dininde de, temel iman esaslarından sayılmıştır.

    Aziz Mü’minler,

    Ölüm, doğmak ve yaşamak gibi doğal bir hadisedir. Yüce Allah, ölümden kaçışın hiçbir canlı için mümkün olmadığını
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    29.57. “Her canlı ölümü tadacaktır, sonra bize döndürüleceksiniz.”
    Sadakallah!
    şeklinde ifade buyurmuştur. Ölüm haberini alan bir mü‘minin
    „inna lillâhî ve inna ileyhi râciûn" (Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz)
    demesi de bu teslimiyeti göstermektedir.

    Ölümden sonra hayatın olmadığına inananlar için ölüm bir felakettir, en büyük afettir. Âhirete inanan ve ölümün mahiyetini bilen bir mü‘min için ise ölüm hadisesi, hem insanı daima zinde tutan, âhiret için hazırlıklı olmasını hatırlatan bir ikaz, bir imtihan, hem de ilâhî bir armağandır. Zira mü’min,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    67.2.“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
    Sadakallah!
    âyet-i kerîmesi gereğince yaşamaya gayret eden, gayretleri karşılığında da âhirette Allah’ın rahmetini uman kişidir.

    Aziz Kardeşlerim,

    Madem ki dünya hayatı, ölümden sonra başlayacak olan âhiret hayatımızı şekillendiriyor, o halde insan, Peygamberimiz tarafından âhiretin tarlası olarak ifade edilen dünya hayatında, Allah’ın istediği gibi bir kul olmaya gayret etmeli, emir ve yasaklara dikkat etmeli, fânî hayatı sonlandıracak olan ölüm anı için de daima hazırlıklı olmalıdır.

    Bizler de bu sınırlı hayata veda edip ebedî yolculuğa çıkarken azıksız olmamaya gayret edelim. Peygamber Efendimizin ifadesiyle;
    “Dünya zevklerine son veren ölümü çokça hatırlayalım.”
    Tirmizî, Zühd, 4.
    Dünyanın süsüne, zevkine kapılmadan, kalp kırmadan, Rabbimize mahcup olmadan, O’nun rızasına uygun güzel davranışlarla, imtihanı en iyi şekilde vermeye çalışalım. Yüce Allah bizlere bu fânî hayattan iman ile ayrılmayı, dünya hayatındaki yapmış olduğumuz hayırlı amellerimiz vesilesiyle âhirette sevinen kullardan olmayı nasib eylesin.

    Hutbemizi Hz. İbrahim (a.s)‘ın duası ile bitirelim:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    26.87-89.“(Ey Rabbim) İnsanların dirilecekleri gün, beni utandırma. O gün ne mal fayda verir, ne evlat. Ancak Allah‘a temiz bir kalp ile gelenler başka.”
    Sadakallah!

    Ali İŞBAKAN
    Bobingen Bilal-i Habeşi Camii Din Görevlisi

  6. #46
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İslam’ın Engellilere Karşı Bakışı

    Selam!


    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.155.“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”
    Sadakallah!

    Muhterem Mü’minler,

    Yaratılmışların en mükemmeli ve en şereflisi olan insanın Allah katındaki değeri, kişinin sosyal statüsüne, rengine, ırkına, cinsiyetine, fiziki yapısına, engelli olup olamayışına göre değil, iman, ibadet, salih amel, takva ve güzel ahlakına göredir. Kulluğun sınandığı, imtihan sahası olan bu dünyaya çoğu insan sağlıklı bir şekilde gelirken, bazıları da engelli olarak gelmektedir. Bazı kimseler de sonradan değişik sebeplerle engelli olabilmektedir. İlâhi bir imtihan nedeni olan engellilik hali, insanın temel fonksiyonları açısından eksiklik olsa da, insânî ve imânî yönden asla bir kusur değildir. Ayrıca insanın, başına gelen her türlü musibeti sabır ve rızayla karşılaması, manevî bir kazanca, günahlarının da affına vesile olmaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
    “Mü’min bir kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü isabet etse, hatta ayağına bir diken batsa bile, bunlar mü’minin bir kısım günahlarına keffaret olur.”
    Müslim, Birr, 52.
    buyurmuşlardır.

    Aziz Kardeşlerim,

    Engelli kardeşlerimizin dışlanmak, engelli hale geldikten sonra eşi tarafından terk edilmek, alay ve kötü muameleye maruz kalmak gibi, daha bir çok sıkıntılarla karşılaştıklarını da duymaktayız. Halbuki bu ve bunun gibi haller kişi ve içinde yaşadığı toplum için birer imtihan vesilesidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.155. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”
    Sadakallah!

    Toplum olarak bizler, engelli olan kardeşlerimize Peygamberimizi örnek alarak sevgi, saygı, ilgi ve şefkatle yaklaşmalıyız. Nitekim Peygamber Efendimiz, (s.a.v) engelli kimselere yapılacak her türlü iyilik ve yardımı sadaka olarak değerlendirerek;
    “Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, muhtaç bir kimseyi ihtiyacını tedarik etmesi için gerekli yere götürmen, derman arayan dertlinin yardımına koşman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen, bütün bunlar sadakadır.”
    Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/168-169)
    buyurmuşlardır.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), engelli sahabilerle yakından ilgilenmiş, onlara değer verdiğini göstermek ve topluma kazandırmak için, yeteneklerine göre önemli kamu görevleri vermiştir. Örneğin, ortopedik engelli Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak atamış, görme engelli Abdullah İbn Ummi Mektum’u ise, çeşitli vesilelerle Medine dışına çıktığında yerine vekil tayin etmiştir.

    Muhterem Mü’minler,

    Bizler de engelli kardeşlerimizin haklarına saygılı olalım ve onlara gereken sevgi, saygı ve alakayı gösterelim. Ayrıca her birimiz, başımıza gelebilecek herhangi bir kaza veya hastalık sebebiyle engelli olabileceğimizi unutmayalım.

    Fatih KARAZEYBEK
    Ingolstadt Kocatepe Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!
    Konu mopsy tarafından (21-11-2013 Saat 11:10 PM ) değiştirilmiştir.

  7. #47
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Hasta Ziyareti

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَمَا أَرسَلنَـٰكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَـٰلَمِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    21.107.“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.“
    Sadakallah!

    Değerli Mü’minler,

    Yüce dinimiz İslam, insana değer veren ve ona merhamet eden bir dindir. İnsan, sağlığında da hastalığında da değerlidir, şefkat ve merhamete muhtaçtır. Dinimiz insana sağlığında değer verip hastalandığında onu kendi yalnızlığına ve çaresizliğine terk etmeyi hoş görmemiştir. Bilakis müslümanın din kardeşine karşı en önemli görevlerinden birinin, hastalandığı zaman ziyaretine gitmek, şifası için dua etmek, moral ve psikolojik destek vermek olduğu ifade edilmiştir. Bu hususta peygamber efendimiz:
    “Müslümanın, müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm almak, hastayı ziyaret etmek, cenâzenin arkasından yürümek, davete icâbet etmek ve aksırana “yerhamükellah” demek.”
    Buhârî, Cenâiz 2.
    buyurmuştur. Yine

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    21.107.“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.“
    Sadakallah!

    ilahî hitabına muhatap olan sevgili Peygamberimiz şefkat ve merhamete, moral ve psikolojik desteğe her zamankinden daha çok muhtaç olan hastaları bizzat ziyaret ettiği gibi, bizleri de hasta ziyaretine teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Hastaları ziyaret ediniz, cenazeleri kabirlere kadar uğurlayınız bu size âhireti hatırlatır.”
    Tergib Tercümesi 6/448.

    “Kim bir hastayı ziyaret ederse, Allah'ın rahmetine dalmış olur. Bir hastayı ziyaret ettiğin zaman onun duasını iste çünkü onun duası meleklerin duası gibidir.”
    Tergib Tercümesi 6/456.
    buyurmuştur.

    Aziz Kardeşlerim,

    Hastalık hali, insanın duygu ve davranışlarını etkileyen, farklı tepkiler vermesine neden olan zor bir durumdur. Hastalıklar hafif ya da ağır olsun, insan psikolojisini mutlaka etkiler. Hasta olan kişi daha da duygusallaşır ve alınganlaşır. Sağlığında üzerinde durmadığı konulara ilgi duyar, iyi günlerindeki akraba ve dostlarını yanında görmek ister. Hatta sağlığında arayıp sormadığı kimselerin bile kendisini ziyaret edip hal hatır sormasını bekler. Gelmezlerse kırılır, üzülür. Kısaca hasta, her zamankinden daha fazla ilgiye ihtiyaç duyar.

    Bu bakımdan hasta ziyareti, özellikle gurbette daha fazla önemsenmelidir. Hasta ile ilgilenecek annesi babası, yakın akrabası yoksa, onunla ilgilenme görevi din kardeşlerine ve arkadaşlarına düşmektedir.

    Müslüman, hasta olan birini ziyaret ettiğinde kimi ziyaret ettiğini değil, kimin için ziyaret ettiğini ve kimin emrini yerine getirdiğini düşünmelidir. Yüce Allah’ın, hastaların ziyaret edilmesinden hoşlandığını, bu ziyaretleri kendisine yapılmış kabul ettiğini bilmelidir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hakikati şu şekilde dile getirmiştir:

    “Alla Teala kıyamet gününde: Ey ademoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin, buyurur. Ademoğlu: Sen alemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim, der. Allah Teala: Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun?
    Müslim, Birr, 43.
    buyurur.”

    Aziz Kardeşlerim,

    Bizler de, sünnet-i müekkede bir ibadet olduğunu bilerek hasta ziyaretlerine önem gösterelim. Yüce rabbimden bütün hasta kardeşlerimize acil şifalar vermesini diliyor ve bizleri de her türlü hastalık ve musibetlerden muhafaza eylemesini niyaz ediyorum.

    Mehmet Şahin
    Gersthofen Eyüp Sultan Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  8. #48
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İslam’da Can ve Mal Emniyeti

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    25.68.„Yine onlar ki, Allah ile beraber tuttukları başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah‘ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahının cezasını bulur.“
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem’den, son peygamber Hz. Muhammed (sav)‘e kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği din olan İslam’ın temel hedeflerinin gerçekleşmesi ve insanoğlunun onurlu bir hayat yaşayabilmesi için sahip olması gereken temel haklar vardır. Din, akıl, namus, can ve malın korunması ve güvenliği bu hakların en önemlilerindendir. İslam dininin emir ve yasaklarının temel gayesi ve hikmeti de bu değerlerin korunması ve insanın güven, huzur ve mutluluk içinde yaşamasıdır.

    Can ve mal emniyeti de en temel insan haklarındandır. Her türlü tecavüz¬den, saldırılardan korunmuştur. Hiç kimse ne kendisine, ne de başkasına verilen bu emaneti yok etmeye yetkili kılınmamıştır. Nitekim Cenab-ı Hak insan ha¬yatına kasdetmeyi en büyük günahlardan sa¬ymış ve Kur‘ân-ı Kerîm de:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    25.68.„Yine onlar ki, Allah ile beraber tuttukları başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah‘ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahının cezasını bulur.“
    Sadakallah!

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    5.32.…Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de birisinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”
    Sadakallah!

    buyurmuştur. Bu âyet-i kerîmeye bakıldığında bir insa¬nı öldüren adetâ bütün insanları öldürmüş, bir insanı kurtaran da adetâ bütün in¬sanlığa hayat vermiş gibi olduğu vurgulanmaktadır. Çünkü İslam’ın temel gâyesi, insanın güven, huzur ve mutluluk içerisinde yaşamasıdır.

    Aziz Mü‘minler,

    Mal emniyeti de, İslam’ın temel prensiplerin-dendir. Bizler; “İşçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz.” buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. Sevgili Peygamberimiz veda hutbesinde

    “Bugününüz nasıl mukaddes bir gün ise, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.”
    Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc. C.10, S. 397
    buyurarak dinimizin bu konudaki hassasiyetine işaret buyurmuştur.

    Kardeşlerim,

    Yüce dinimiz, canı ve malı korumak, insanı olgunlaştırmak ve kâmil hâle getirmek için bir takım kurallar ortaya koymuştur. Bu kuralların başında m’ümin olarak inanmak zorunda olduğumuz iman esasları gelmektedir. Allah’a ve âhiret gününe gönülden îmân eden ve yaptığı her iyilik ve kötülüğün karşılığını âhirette mutlaka göreceğine îmân eden insan, başkalarının canına ve malına zarar verebilir mi? Bizler İnancımız gereği insanlara hizmetin Allah’a hizmet anlamına geldiği bilincine sahibiz. Bu anlayış pratik hayatta davranışlarımıza yansıdığında kendimizin ve başkalarının can - mal güvenliği ve diğer bütün kutsal değerlerimizin güvenliği sağlanmış, toplumda huzur ve mutluluk tesis edilmiş olacaktır. Unutmayalım ki, gönüllerinde Allah ve Peygamber sevgisi olan, topluma hizmet etme aşkı bulunan nesillerin çoğalmasıyla gerçek toplumsal barış, güven ve huzur sağlanacaktır.

    Hutbemizi, Peygamberimiz (sav)’in yüz bini aşkın Sahâbe-i Kirâm’a ve kıyamete kadar gelecek bütün ümmetine hitaben Veda Hutbesi’nde ifade buyurduğu şu sözlerle bitirelim:

    “Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. Allah da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Dikkat ediniz! Cahiliye döneminden kalma bütün adetler kaldırılmıştır ve ayağımın altındadır. Cahiliyye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. - Ey Müminler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu şaşırmazsınız. Onlar Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve Resulünün Sünnetidir.”
    Müslim, Hac, 19.

    Atilla Şahin
    -Löhne Hacı Bayram Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  9. #49
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Gıybetin Toplumsal Zararları

    Sekam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاً اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَحِيمٌ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    49.12. “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    İslam dini güzel ahlâkı teşvik etmiş, kötü alışkanlık ve huyları ise yasaklamıştır. Dinimizin yasakladığı kötü huylardan birisi de hiç şüphesiz gıybettir. Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemektir. Halk arasında dedikodu olarak da bilinen kötü alışkanlık gıybet ile aynı anlamda kullanılır. İnsanı küçük düşürmeyi amaçlayan kaş-göz hareketi, imâ, işaret gibi gıyaben yapılan her davranış da gıybet sayılır. Gıybet yapılan yerde susan ya da gıybeti onaylayan kişi de gıybete ortak olmuş gibi olur.

    Değerli Kardeşlerim,

    Gıybet her şeyden önce saygın ve onurlu olarak yaratılan insanoğlunun onurunu çiğnemektir. İnsan vicdanının da kabul etmediği gıybeti dinimiz haram kılmış, onun hakkında Yüce Kitabımız şöyle buyurmuştur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    49.12. “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
    Sadakallah!

    Gıybetten uzak durmak ve dilimizden gelebilecek zararlardan insanları korumak gerçek anlamda olgun Müslüman olmamızın göstergelerindendir. Peygamberimizin ifadesi ile
    “Gerçek Müslüman elinden ve dilinden gelebilecek kötülüklerden diğer Müslümanların emin olduğu kişidir.”
    Tirmizî, Îman, 12

    Efendimiz (sav) bir başka beyanlarında dilinin başkalarına verebileceği zararlar ve iffeti hakkında kendisine teminat verene, Cennete girmesi için kefil olacağını belirtmişlerdir.

    Aziz Mü’minler,

    Gıybetin hakim olduğu ailede, akrabalar arasında, arkadaş çevresinde ve topyekun bir toplumda güven, huzur ve saygınlıktan söz etmek mümkün olmaz. Kişinin, dilinin şerrinden emin olmadığı bir kimseyle arkadaşlık kurması, sırlarını paylaşması, komşuluk ilişkilerini devam ettirmesi beklenemez. Birbirine güveni olmayan, arkadan birbirlerini küçük düşürecek dedikodu yayan toplum fertlerinin, zorluklara karşı hep birlikte karşı koyması, sevinçlerini paylaşması, millet olma hasletlerini devam ettirebilmesi mümkün değildir. Gıybet, kişilik haklarını ihlal eden, insan onurunu zedeleyen kötü bir davranıştır. Gıybet eden yalnızca gıybetini ettiği kişiye zulmetmiş olmaz. O aynı zamanda kendine de zulmetmiş, günahını artırmış olur. Hz. Peygamber, hanımlarından birinin kusurunu aktaran Hz. Aişe`ye
    “Öyle bir kelime sarfettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı denizin suyunu kirletirdi”
    Ebu Davud, Edeb 40
    buyurmak suretiyle gıybetin dalga dalga yayılarak tüm topluma zarar veren bir kötülük olduğuna vurgu yapmıştır.

    Gıybet, Kurân-ı Kerîm’in ifadesiyle öldürmekten daha tehlikeli olan fitne ve fesadın da en büyük nedenidir. Önü alınmayan gıybet ve belki de aslı olmayan dedikodular sebebiyle, dargınlıklar ortaya çıkmakta, cinayetler işlenmekte, kan davaları yıllar boyu devam edebilmekte, toplumda korku, endişe ve kargaşa hakim olabilmektedir.

    Aziz Kardeşlerim,

    İnsanların manevî şahsiyetini zedeleyen, toplumda güven bunalımına ve önyargılara sebep olan gıybetten uzak durmalı, gıybetin kişileri potansiyel suçluymuş gibi gösterdiğini unutmamalıyız. Hutbemizi, Peygamberimizin konuyla ilgili bir hadîs-i şerîfi ile bitirmek istiyorum:
    “Bana kimse, ashabımın birinden (canımı sıkacak bir) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde hiçbir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum.”
    Ebu Davud, Edeb 33

    İsmail YILMAZ
    Gelsenkirchen-Bismarck Mimar Sinan Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  10. #50
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cami Adabı ve Saf Düzeni

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللّهَ فَعَسَى أُوْلَئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.18. “Allah'ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Camiler, biz inananların toplu olarak ibadet ettiği, birlikte Allah’ı andığı mekânlar olmakla birlikte, helal ve haramın öğretildiği, mü’minlerin dertlerinin ve sıkıntılarının paylaşıldığı, gönüllerin huzurla dolduğu mübarek mekânlardır. Bu münasebetle camilerin binasına, tefrişine, tamirine, ihtiyaçlarına, temizliğine itina göstermeli; onları namaz, Kurân-ı Kerîm tilâveti, tesbih vesâir ibadetler ile ihyâ etmeliyiz. Bununla ilgili Yüce Mevlâmız Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.18. “Allah'ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”
    Sadakallah!
    Âyet-i Kerîme’deki “imar”ın bir manası da ibadetle ihyâdır. Şu hâle göre, mescitlere alâka göstermek, onları maddeten onarmak ve ibadetle ihyâ etmek, mü’minlere düşen mühim bir vazifedir.

    Gerek uhrevî ve gerekse dünyevî işlerimizde bu denli öneme hâiz olan camilerde, öneminin ağırlığına yaraşır bir şekilde hareket etmeli, içlerine girildiğinde İlâhî huzurda olduğunu hatırdan çıkarmadan edeb ve huşû içinde bulunmalıyız. Suyun içine atılan balık gibi bizler de camilerde hayat bulmalı ve huzurla dolmalıyız. Kafese atılıp da çıkmak için çırpınan kuş gibi olmamalıyız. Temizliğine dikkat etmeli, tespit ettiğimiz noksanlığı ya da yıpranan bir yeri giderme hususunda başkalarına bakmadan kendimiz gidermeye çalışmalıyız. Mescide giderken temiz ve yeni elbiseler giymeli, güzel kokular sürünmeliyiz. Bu hususta Kur‘ân-ı Kerîm‘de şöyle buyrulur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    7.31. “Ey âdemoğulları, her mescide gittiğinizde ziynetinizi, en güzel elbisenizi giyin.”
    Sadakallah!

    Bir Hadîs-i Şerif’te mescitlerin fazileti şu şekilde ifade buyurulmaktadır:
    “Bir kimse evinde güzelce temizlenir ve farz namazını kılmak üzere mescitlerden birine giderse, adımlarından biri, günahlarını siler, diğeri de derecesini yükseltir.“
    Müslim, Mesâcid 282.

    Aziz Kardeşlerim,

    Mescide erken gidip namazı bekleyen kimse, namazda imiş gibi sevap kazanır. Bu hususta sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
    “Sizden biriniz, abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde oturduğu müddetçe, melekler kendisine: Allahım! Bunu bağışla, buna rahmetinle muamele et, diye dua ederler.”
    Buhârî, Ezân 36.

    Camilere gelirken soğan, sarımsak gibi insana eziyet verici, nahoş kokularla veya üstü başı, çorabı cemaati rahatsız edecek derecede kirli kıyafetlerle gelmemeye özen göstermeliyiz.

    İlk saftan itibaren safları doldurmada dikkatli davranmalı, safların sık ve düzgün olmasına gayret göstermeliyiz. Ön saflarda boşluk varken arka tarafta durmamalıyız. Bir Hadîs-i Şerîf’te Efendimiz s.a.v. buyururlar ki:
    “Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.“
    Ebû Dâvûd, Salât 93, 98.

    Bulundukları toplumu birer kandil gibi aydınlatan camilerin, bir vücudun uzuvları gibi olan biz mü’minlerin ortak kalbi olduğunu, oralarda hayat varsa, bizlerde de hayat olacağını bilelim. Camilerle aramızdaki bağları sıcak tutalım. Çocuklarımızı da camilere alıştıralım. Onların temiz kalplerine, din, iman, vatan, bayrak, millet sevgisini yerleştirelim. Mü’minlerden uzak kalan camiler, matem havasına bürünürler, onları mahzun bırakmayalım.

    Halis ÇAMOĞLU
    Castrop-Rauxel DİTİB Ayasofya Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 91
    Son mesaj: 02-12-2016, 09:16 AM
  2. Cuma hutbesı
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 140
    Son mesaj: 18-01-2013, 06:26 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 02:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 02:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 04:43 PM
Yukarı Çık