+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
15. Sayfa, Toplam 19 BirinciBirinci ... 51314151617 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 141 ile 150 Toplam: 185

Cuma hutbesı-2

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı-2 Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا اِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا

  1. #141
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Kehanet ve Falcılık

    Selam!

    وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا اِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فى ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

    Muhterem Mü’minler!
    İnsan, yaratılışının gereği olarak bilinmeyen ve görünmeyene, esrarengiz olana karşı daima ilgi duymuş, onun bu ilgisi kendisini sürekli görünenin ötesiyle ilgilenmeye sevk etmiştir.

    İnsanın bu tabii ilgisi çağlar boyu kimi kesimler tarafından istismar edilmiş ve bu yolla nice insanların hatta toplumların gelecek ümitlerinin kırılmasına, maddi ve manevi kayıplar yaşamasına sebebiyet verilmiştir.

    Eski zamanlarda falcılık, müneccimlik gibi adlarla anılan bu istismar alanının modern zamanlarda da bir takım yeni isim ve unvanlar altında devam ettiği görülmektedir. Yeni bir yılın başlarında olduğumuz şu günlerde de yazılı, görsel ve sosyal medya gibi çeşitli iletişim alanlarında sıklıkla geleceğe dair haberler veren programlarla karşılaşıyoruz.

    Tahminlerden öte geleceği okuma adına aktarılan bilgilerle insanların zihinleri karıştırılmakta, inançları örselenmekte ve geleceğe dair umut ve beklentileri istismar edilmektedir.

    Halbuki okuduğum ayeti kerimede, bakınız, Yüce Allah ne buyurmaktadır:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    6.59."Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."
    Sadakallah!

    Kur’an-ı Kerim’de gayb bilgisinin sadece Allah’a ait olduğu, hadislerde ise bilgi için kâhinlere başvurmanın Hz. Peygamber’e indirilen vahyi inkâr etmiş olmak anlamına geleceği bildirilmiştir.

    Değerli Mü’minler!

    Dinî konulardaki bilgi eksikliği de falcılık, kâhinlik ve medyumluk gibi karanlık yöntemlere ilgiyi arttırmaktadır. Maalesef bu ilgi, önemli bir pazar oluşturmakta ve bu pazar, karanlık işlerden çıkar elde etmek isteyenlere fırsat vermektedir. Hâlbuki İslam Dini; falcılık, kehanet, sihirbazlık, medyumluk ve benzeri tüm faaliyetleri şiddetle yasaklamıştır.
    İslam'a göre her işin meşru fiziki ve maddi sebeplerine sarılmak gerekmektedir. Dolayısıyla sihir, kehanet ve medyumluk gibi işlerle ilgilenmek veya bunlarla meşgul olanlara itibar etmek dinimizin kabul edeceği bir durum değildir.

    Zira bütün bu işlerde yalan, aldatma, kandırma, göz boyama, saf zihinleri bozma, Allah'tan başkasına bağlanma ve Allah'tan başkasının gaybı bilebileceğini sanma gibi, hepsi de İslam'ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan birçok olumsuzluk bulunmaktadır.
    O halde aziz mü’minler, dinimizi doğru ve güzel bir şekilde öğrenmeye çalışmalı ve her işte üzerimize düşenleri yaptıktan sonra yalnızca Allah'a güvenmeli, O'na tevekkül etmeli, İslam'ın aydınlık yoluna ters düşen bütün karanlık faaliyetlerden uzak durmalıyız. Dünya ve ahrette bizi zarar ve ziyana uğratacak bütün davranışlardan dikkatle kaçınılmalıyız.
    Hutbemi Hud Suresi 123. ayetin meali ile bitiriyorum:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    11.123.“Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür.Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
    Sadakallah!
    Cumanız mübarek olsun.
    Hazırlayan: Hutbe Komisyonu

  2. #142
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Arınma Kapısı: Tövbe ve İstiğfar

    Selam!

    وَالَّذينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Muhterem Müslümanlar!
    Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    3.135.“Onlar, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler."
    Sadakallah!

    Bir hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) tövbe ve istiğfarın önemini şöyle bildirmektedir:
    “Kul, bir hata işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Şayet o, günahı terk eder, bağışlanma diler, tövbe edip Allah’a dönerse kalbi cilâlanır. Eğer bunları yapmaz, günah ve hataya devam ederse siyah nokta büyür ve neticede bütün kalbini kaplar."
    Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83.

    Aziz Müminler!
    Tövbe ve istiğfar, insan olmamız hasebiyle elimizden, dilimizden, gözümüzden velhasıl bütün bedenimizden sadır olan günahlardan arınma vesilesi ve Yüce Allah’ın hayatımızda temiz bir sayfa için bizlere açtığı bir rahmet kapısıdır.
    Yüce Rabbimiz, Kur’an Kerim’de ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem (as)’ın dilinden tövbe ve istiğfarı bize öğretirken aynı zamanda bunun önemine de işaret eder. Bilindiği gibi, Allah’ın yasağını çiğnediklerinden dolayı cennetten çıkarılan Hz. Adem ve eşi Hz. Havva şöyle dua ederek bağışlanma dilediler.
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    2.35-38.“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” Yüce Allah da onların bu yakarışlarına cevap vererek tövbelerini kabul etmiştir.
    Sadakallah!

    Buna mukabil Yüce Allah’ın emrine itaatten yüz çeviren Şeytan ise hatasını kabullenme ve af dileme yerine meşrulaştırma gayreti içerisine girdi ve Allah’ın rahmetinden kovuldu. İşte bu iki örnekle Rabbimiz, insanlık âlemine aslında şu mesajı vermektedir: Hata ve günah, tövbe edilmesi durumunda insanı Âdem yapar. Hata ve günahta ısrar ise insanı Allah’ın rahmetinden uzaklaştırarak Şeytan yapar.

    Kardeşlerim!
    Tövbe kapısı ardına kadar açıktır ve ecelimiz gelene kadar da açık kalacaktır. Öyleyse bize düşen, her daim bu kapının eşiğinden içeride durmaktır. Her daim samimiyetle, pişmanlıkla, kararlılıkla O’nun merhamet ve keremine sığınmaktır. Gündelik hayatın problemleri içinde yorgun düşen zihinlerimizi, türlü günahlarla kararan gönüllerimizi, kötü sözlerle kirlettiğimiz dillerimizi zikirle, tövbe ve istiğfarla diri tutup arındırmaktır.

    O halde geliniz, gönlümüzün derinliklerinden gelen tövbelerimizi ve bağışlanma dileklerimizi yalnız Rabbimize arz edelim. Hatalarımızdan ve günahlarımızdan bir daha dönmemek üzere yüz çevirelim.

    Hutbemi Efendimiz (s.a.s)’in dilinden şu tövbe ve istiğfar ifadeleri ile bitirmek istiyorum.
    “Allah’ım, sensin benim Rabbim, senden başka ilâh yok. Beni yarattın ben de senin kulunum. Ben gücüm yettiğince sana verdiğim sözün ve senin vaadin üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bahşettiğin nimetlerini de buna rağmen işlediğim günahları da itiraf ederim. Beni bağışla. Çünkü günahları senden başka affedecek hiç kimse yoktur.”
    Tirmizî, Deavât, 15.
    Cumanız mübarek olsun.
    Hazırlayan: Hutbe Komisyonu

  3. #143
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Dilin Esiri Olmayalım!

    Selam!

    يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْديهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Muhterem Müslümanlar!
    İnsan sorumluluk sahibi bir varlıktır. Bundan dolayı akıl ve irade sahibi olmayan diğer varlıklardan farklı olarak bilinçli yaşamak zorundadır. İşte böyle bilinçli ve Allah’a karşı sorumluluk duygusu taşıyarak yaşamaya ‚takva‘ diyoruz. Bizler, takvamız ölçüsünde, yani sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz ölçüde mutlu ve huzurlu olur, dünya ve ahiretimizi güzelleştiririz. Aksi takdirde kaybedenlerden olmamız kaçınılmazdır.

    Değerli Kardeşlerim!
    Rabbimiz bizlere sayısız nimetler ve kabiliyetler bahşetmiştir. Bu nimetleri saymaya kalksak buna gücümüz yetmez.
    Bunlardan bir tanesi de söz söyleme ve konuşabilme kabiliyetidir.
    Ancak bizlere verilen her nimetin bir sorumluluğu ve hesabı olduğunu da unutmayalım. Hutbemizin başında okuduğum ayette yüce Allah şöyle buyuruyor:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    24.24.„O gün onların dilleri, elleri ve ayakları, yapıp ettiklerinden dolayı kendileri aleyhine şahitlik edecektir.“
    Sadakallah!

    Bir başka ayette ise:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    50.18. „İnsan bir söz söylediği anda, mutlaka yanında onu yazan bir melek bulunur.“
    Sadakallah!
    buyrulmaktadır.

    Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) de bu hususta bizlere şu ikazı yapar:
    „Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun!“
    Tirmizi, Kıyamet, 51

    Aziz Kardeşlerim!
    Dil çok güçlü ama bir o kadar da tehlikeli bir organdır. İlmini dille aktarırsın, duygularını dille paylaşırsın, fikirlerini dille açıklarsın, dille dünyayı harekete geçirebilir ve hayatın akışını değiştirebilirsin.
    Bunun yanında insan günahların birçoğunu da diliyle işler. Yalan, gıybet, dedikodu, iftira, kötü ve küfürlü sözler, kalp kırma gibi birçok günah dilin yaptığı işlerdendir. Tabii ki kalpte ne varsa dile de o yansır. İyilik varsa iyi sözler, kötülük varsa kötü sözler dökülür dilimizden. O yüzden, önce kalbimizi sonra da dilimizi terbiye etmemiz gerekmektedir. „Eline, diline, beline sahip ol!“ diyen büyüklerimiz, bu hususa dikkatimizi çekmeye çalışmışlardır.
    Dilimizden ve sözümüzden dolayı sıkıntı yaşamak istemiyorsak, iyice düşünüp ondan sonra konuşmak, sözümüzün nerelere varacağını hesap etmek durumundayız. Çünkü; “Söz ağızdan çıkmadan önce senin esirindir, ağızdan çıkınca sen onun esiri olursun.”

    Değerli Kardeşlerim!
    İnsan ne kadar çok konuşursa, o kadar çok hata yapma ihtimali artar. Allah (c.c.) bizlere bir tane dil, iki tane kulak vermiştir. Dolayısıyla bir konuşup, iki dinlemek gerekir. Özellikle bilmediğimiz konularda susmak ve bilenleri dinlemek en akıllıca iş olacaktır.
    Hutbemi bir ayeti kerimenin mealiyle bitiriyorum:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    28.55.“Mü‘minler, boş ve faydasız bir söz işittikleri zaman ondan yüz çevirir ve ‘bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri arkadaş edinmek istemeyiz’ derler.”
    Sadakallah!

    Cumanız mübarek olsun.
    Hasan AĞIRBAŞ
    Frankfurt - Idstein Camii Din Görevlisi

  4. #144
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İbadetlerin Özü Dua

    Selam!

    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا


    Saygıdeğer Kardeşlerim!
    Yüce Yaradıcımız ile vasıtasız irtibat kurmak ve iletişime geçmenin en güzel yolu duadır. Dua; ruhun gıdası, müminin yol arkadaşıdır. Dua, ezeli ve ebedi sevgiliye giden yola revan olmaktır. Dua; rahmet hazinelerini açan anahtar, tükenmez bir güç kaynağıdır.
    Dua, bir iman tazeleme ameliyesidir; bir aksiyon, bir çaba, bir uyanış ve öze rücu etmektir. Dua, Allah’ı tanıma, onun hâkimiyetini kavrama, kendi kusurlarıni itiraf etmedir; hayatın gayesini yeniden idrak etme, yaşayışımızı programa koyma, ahiret için hazırlık yapma, toparlanma ve eksikliklerimizi gidermedir.
    Kulluğumuzu arz etmenin en güzel göstergesi olan dua, bütün ibadetlerin ruhu ve esasıdır. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s)
    “Dua ibadetin özüdür.”
    Tirmizi Da’avat 1
    buyurmuşlardır.

    Değerli Mü’minler!
    Ruhun da beden gibi birçok ihtiyaçları vardır. Dua ile duygularımızı, bize şah damarımızdan daha yakın olan Yaratıcımıza karşı dile getirir, içimizi boşaltır, yaşama ümidimizi kuvvetlendirerek korkularımızı hafifletiriz.
    Stres ve psikolojik bunalım içerisinde bunalan ve iç huzuru yanlış adreslerde arayıp da intihar girdabına sürüklenen, ruhi çöküntü içerisindeki nice hayatlar, dua ile hayat iksiri bulmaya ve ahlaki arınmaya muhtaçtırlar.
    Dua darlıkta da varlıkta da O’na yönelmektir. Dua etmekten uzak duranlar İblis misali secde etmekten kibirlenip gururlananlardır. Oysa inananlar olarak biz, tam bir tevazu ve teslimiyet içinde
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    10.12.“bir sıkıntıya maruz kalınca gerek yan yatarken, gerek otururken veya ayakta iken, (her hâlükârda) Allaha yalvarıp yakarmakla…”
    Sadakallah!
    emrolunduk.
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    7.55.“Rabbinize içten yalvararak, gizlice dua edin.”
    Sadakallah!
    buyruğuyla kendisine dua edilmesini emreden Allah Teâlâ
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    40.60.“Bana dua edin, size icabet edeyim.”
    Sadakallah!
    fermanıyla da kapısına gelip kulluğunu ilan edenlerin huzurundan boş çevrilmeyeceğini müjdeler.

    Değerli kardeşlerim!
    Dua sözde değil, özde ve fiilde var olmaktır. Bu yüzden dualarımızın kabul olması sözlü dua ile fiili duanın uyumuna bağlıdır. İnsanın sözlü olarak Allah’tan istediği şeyin zeminini hazırlamadan netice beklemesi düşünülemez. Çalışmadan bir sınavda başarılı olmayı beklemek sünnetüllâha, yani ilahi yasalara aykırıdır. Hz. Mevlana da “Pişmanlık ateşiyle, nemli gözlerle dua ve tövbe et; zira çiçekler güneşli ve ıslak yerlerde acar.” ifadesiyle samimiyetin duadaki önemini veciz bir şekilde vurgular.

    Aziz Müminler!
    Peygamberlerin örnek dualarıyla dolu olan hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim, dua ile başlayıp dua ile son bulur. Hutbemi insan-Allah ilişkisinin boyutlarını özetleyen, namazların her rekâtında kıraat olunan ve duaların kaynağı olan Fatiha Suresi’nin anlamıyla bitiriyorum.
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    1.1-6.“Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve hesap gününün maliki olan Allah’adır. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru hidayet yoluna, kendilerine nimet verdiklerinin, gazaba uğramayan ve sapmayanların yoluna eriştir.”
    Sadakallah!

    Yusuf KAYA
    Kassel-Bettenhausen Hacı Bayram Cami Görevlisi
    Cumanız mübarek olsun.

  5. #145
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    En Güzel İsimler O’nundur

    Selam!

    هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

    Aziz Müminler!
    Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    59.24.“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’na aittir. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
    Sadakallah!

    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
    “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bu isimleri öğrenip gereğiyle amel ederse cennete girer.”
    Buhârî, Şürût, 18.

    Kıymetli Kardeşlerim!
    Hepimizin müminler olarak Yüce Rabbimize karşı görev ve sorumluluklarımız vardır. Bunların başında O’nu tanımak, O’na inanmak, O’nun varlığını ve birliğini kabul etmek, bir an olsun O’nu akıldan çıkarmamak gelir. Verdiği nimetlere karşı şükrün bir göstergesi olan ibadetlerle O’na yakınlaşmaya vesileler aramak gelir.

    Kardeşlerim!
    Bir mümin için asıl olan, sadece Allah’ın isimlerini ezberleyip okumak değildir. Bu isimlerin anlamlarını öğrenmek ve bu isimlerle Allah’a duada bulunmaktır. Asıl olan, bu ilâhî sı*fat ve isimlerin öğrettiği anlamlarla ha*yatımızı düzenlemektir.
    Yüce Rabbimiz, Rahman ve Rahim’dir. Çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. O halde, mümin, nefsine uyup hata yapmış bile olsa, Allah’ın engin rahmetinden umudunu kesmemeli; O’nun, kendisine ortak koşulması dışında bütün günahları bağışladığını bilmelidir. Allah’ın sonsuz merhametini uman mümin, öncelikle kendisine şefkat ve merhameti ilke edinmelidir. Gönlünü kin, nefret, husumet, zulüm gibi kötülüklere esir etmemelidir.

    Allah Sabûr’dur; yani sonsuz sabır sahibidir. Her şeye gücü yettiği halde, kendisine karşı haddi aşanları, nankörlük ve türlü saygısızlık yapanları cezalandırmakta acele etmez. Mümin de Cenâb-ı Hakk’ın Sabûr isminden nasibini alarak sabrı kuşanmalıdır. Türlü sıkıntı ve musibetler karşısında O’na sığınmalı ve O’na güvenip dayanmalıdır.

    Allah Refîk’tir, Halîm’dir. Nezaketi, kolaylığı, lütuf ve ihsanı sever. Öyleyse mümin de hilm sahibi olmalıdır. Nezaketi, sevgi ve saygıyı elden bırakmamalıdır. Cömertliği kendine ilke edinmelidir.

    Kardeşlerim!
    Rabbimiz, her daim bizimledir. Bizi, yalnız, yardımsız, desteksiz, sahipsiz bırakmaz. Bize bizden daha yakındır. Gerçekten görmek için bakarsak, her doğrunun, her kemâlin, her cemâlin yanı başında O’nun eserini buluruz. O’nun dosta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark ederiz. Bize gösterdiği bu ilgi ve sevgiyi karşılıksız bırakmak, gerçek Dost’a karşı büyük bir hak bilmezlik ve nankörlük olmaz mı?

    Hutbemizi Rabbimizin, kendisini bize tanıttığı şu kutsi hadis ile bitirmek istiyorum:
    “Kulum beni zikrederken onunla beraberim. O beni kendi başına zikrederse, ben de onu kendim zikrederim. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”
    Buhârî, Tevhid, 15.

    Hutbe Komisyonu
    Cumanız mübarek olsun.

  6. #146
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Kulluk Bilinci: Takva

    Selam!

    Değerli Mü’minler!
    Bugünkü hutbemiz, Yüce Allah’a karşı sorumluluğumuzun en öz ifadesi olan takva hakkında olacaktır.

    Yüksek kulluk bilinci olarak da ifade edebileceğimiz takva, gönlümüzü, zihnimizi, dilimizi, hareketlerimizi kontrol altında tutarak, hayatımızı Yüce Rabbimiz’in rızasına uygun, ölçülü ve dengeli bir şekilde yaşamaktır.
    Takva, hayat yolculuğunda önümüze çıkan ve Rabbimizin rızasına ulaşmamıza engel olan her türlü günah bataklığından uzak durmaktır.

    Takva, ebedi mutluluk yurdu olan cennetin anahtarıdır. İnsanoğlunun şu fani dünyadan göçüp giderken yanında götürebileceği en güzel sermayenin adıdır takva.
    Nitekim Kerim Kitabımız bu hususa şöyle işaret etmektedir:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    2.197. “(Ey insanlar!) Ahiret için azık edinin. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının.”
    Sadakallah!

    Aziz Kardeşlerim!
    Takva, gönüllerimizi olgunlaştıran ve aynı zamanda Rabbimiz katında bize değer kazandıran yegâne ölçüdür. Çünkü dinimizde üstünlük ölçüsü mal, mülk ve makam gibi geçici nimetler değildir. Asıl üstünlük ölçüsünün takva, yani Allah’a karşı gelmekten sakınmak olduğunu Rabbimiz bizlere şöyle bildirmektedir:
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    49.13.“Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır…”
    Sadakallah!

    Takva, aynı zamanda hayatımızı huzurlu ve ahenk içerisinde sürdürebilmenin yoludur. Çünkü takva sahibi olan insan sosyal hayatındaki bütün ilişkilerinde Allah’ın rızasını gözetir. Yapıp ettiklerinin hesabını bir gün mutlaka vereceğini aklından hiç çıkarmaz; bu bilinç ile daima iyinin, hayırlı ve faydalı işlerin peşinde koşar.

    Bir insanın takva sahibi olduğu, yaptığı nafile ibadetlerden değil, muamelatının temiz, kazancının helal olup olmadığından anlaşılır.

    Lokman Hekim’in oğluna yaptığı şu önemli tavsiyeye kulak verelim: “Bu dünya dibi olmayan bir deniz gibidir. Bu denizde boğulmamak için dünya nimetlerine aldanmamak gerekir. Kul ancak takva ve imanı ile kurtuluşa erer. Kul elinden geleni yaptıktan sonra ise tevekkül eder ve denizde boğulmaktan kurtulur.”

    Değerli Kardeşlerim!
    O halde geliniz, Yüce Rabbimizin râzı olmadığı her türlü iş ve davranıştan uzak duralım. Cenâb-ı Hakk'ı tesbîh ederek bütün gücümüzle Rabbimizi razı edecek güzel amellere yönelelim ve sıkı sıkıya Allah’ın dinine bağlı bir şekilde hayatımızı sürdürmeye çalışalım.
    Unutmayalım ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’e; "İnsanların cennete girmelerine en fazla vesile olan şey nedir?" diye sorulduğunda O, "Allah'a karşı takva ve güzel ahlaktır." buyurmuşlardır.

    Hutbemizi Efendimiz’in şu güzel duası ile bitirelim:
    “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.”
    Müslim, Dua, 72.
    Âmin.

    Semih ÖĞRÜNÇ
    Frankfurt Kassel Mattenberg Camii Din Görevlisi
    Cumanız
    mübarek olsun.

  7. #147
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Gençlerimiz ve Geleceğimiz

    Selam!

    Aziz Mü’minler!
    Cumanız mübarek olsun.
    İzninizle bugün özellikle aramızda bulunan genç kardeşlerimize seslenmek istiyorum.

    Sevgili Gençler!
    Bugün siz Ezan-ı Muhammedi’nin davetine icabet ederek namaza koştuğunuz gibi, Efendimiz’in iman ve İslam çağrısına ilk icabet eden de gençler olmuştu. Peygamberimiz’e iman edenler arasında Hz. Ali, Zeyd, Ammar b. Yasir, Sa’d b. Ebi Vakkas, Mus’ab b. Umeyr ve Bilal-i Habeşi gibi gençlerin ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Onlar, iman edip İslam’la şereflendikleri andan itibaren son nefeslerine kadar Allah ve Resulüne itaat ve Din-i Mübin-i İslam’a hizmet yolunda büyük gayret gösterdiler. Evet, Erkam’ın evinde yapılan Kur’an derslerinde, Kâbe’nin gölgesinde cemaatle ilk kılınan namazda, hicret yolculuğunda, Mescid-i Nebevi’nin inşasında ve diğer her konuda hep bu gençleri görüyoruz Resulullah’ın yanında.

    Kardeşlerim!
    Efendimiz (s.a.s), hicretle Medine’yi yurt edinince ilk iş olarak inşa ettiği mescidin bir bölümünü eğitim ve öğretim için tahsis etmiştir. Allah Resulü, İslam Akademisi diye nitelenebilecek bu Suffe Mektebi’nde nice ilim sahibi gençler yetiştirmiştir. Gün gelmiş bu gençlerden Hz. Ali’yi Yemen kadılığı, Muaz b. Cebel’i Yemen valiliği, Zeyd b. Sabit’i vahiy kâtipliği, Üsame’yi ordu komutanlığı gibi stratejik görevlere getirmiştir.

    Genç Kardeşlerim!
    Bu kudsi mekânlardan aldığınız ruh ve ilhamla, Yüce Mevla’nın;
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    18.13.“Onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
    Sadakallah!
    övgüsüne mazhar olan bugünün Ashab-ı Kehf’i, ilim ve irfanıyla Ashab-ı Suffa’sı siz olacaksınız. İslam dünyasında akan gözyaşına mendil, açılan yaralara merhem olacak, ümmet-i Muhammed’in yüzünü siz güldüreceksiniz.

    Siz gözünü kıskançlık bürüyen, nefretine yenik düşen ve hiç düşünmeden kardeşini öldüren Kabil değil,
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    5.28.“Sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim.”
    Sadakallah!
    diyen Habil olacaksınız.
    Siz İsmail olacaksınız. Bir yandan
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    37.102.“Babacığım emrolunduğun şeyi yap”
    diyecek kadar anne-babaya itaatkâr ve hürmetli; diğer yandan da
    “şüphesiz beni sabredenlerden bulacaksın”
    Sadakallah!
    sözünü düstur edinecek kadar azimli ve kararlı bir duruş sergileyeceksiniz.

    Siz Yusuf olacaksınız. Dünyanın bütün gayr-i meşru arzuları önünüze serilse de dönüp bakmayacak ve,
    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    12.23.“ben Allah’tan korkar ve O’na sığınırım”
    Sadakallah!
    diyerecek kadar edep ve iffet timsali yüksek ruhlu şahsiyetler olacaksınız.
    Düşmanlıkları dostluk ve kardeşliğe, kin ve nefretleri merhamet ve muhabbete, ayrılık ve tefrikaları birlik ve beraberliğe dönüştüren siz olacaksınız. Siz anne-babasının amel defterini kıyamete dek kapatmayan, arkalarından hayır dualarla yâd eden salih evlatlar olacaksınız.

    Unutmayın ki siz, âlem-i İslam’ın umudusunuz. Sevinip mutlu olun ki siz,
    “Rabbine ibadetle yetişen gençler kıyamette Allah’ın arşı altında gölgelenecektir”
    Buhârî, Ezan, 36.
    buyuran Sevgili Nebi’nin kutlu müjdesisiniz.

    Sevgili Gençler!
    Lütfen başınızı kaldırıp karşınızda duran mihraba bakar mısınız? Mihrabın bugün yüzü gülüyor siz önünde kıyam duracaksınız diye. Kubbenin göğsünde güller açıyor siz altında secdeye varacaksınız diye. Minber, kürsü sizinle buluştuğu için sevinç içinde. Cami bugün bayram ediyor sizinle. Cuma namazında yüzünü güldürdüğünüz bu mabed kapısını açmış her daim sizi beklemekte.

    Değerli Büyükler!
    Tıpkı Sevgili Peygamberimiz gibi biz de gençlerimize muhabbet ve güvenimizi göstermekten çekinmeyelim. Her bir delikanlı ve genç kızımızın Allah’a layık kul, Resulüne layık ümmet, ailesine hayırlı evlat, kendini İslam’a ve insanlığa hizmete adamış, büyük iman ve İslam davasına gönül veren gençler olmaları için dua edelim.

    Hazırlayan: Hutbe Komisyonu
    Cumanız
    mübarek olsun.

  8. #148
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Mehmet Akif Ersoy ve Geleceği İnşa Etmek

    Selam!

    Değerli Kardeşlerim!
    Her milletin tarihinde, fikirleri ve yaşantılarıyla toplumlara yön ve hayat veren önemli şahsiyetler vardır. Bu önemli şahsiyetler, tarihin küçük bir bölümünde yaşarlar, fakat etkileri ve fikirleri çağları aşar. İşte bu şahsiyetlerden birisi de milli şair ve mütefekkir Mehmet Âkif Ersoy’dur.

    Muhterem Mü’minler!
    Kur’an ve sünnetten ilham alarak yazdığı şiirlerinde ilmi ve fikri derinliği hissedilen Mehmet Âkif Ersoy, bu şiirlerinde günümüze de yön verecek birçok dizeler kaleme almıştır.

    Köklerinden kazınarak tarihten silinmesi için her türlü hayasız taarruzla bunaltılan milletimize umut aşılayan tarihi dizeleri, bugün de sinelerimizde aynı heyecan ateşini yakmakta geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayacak ruh ve maneviyat aşısı yapmaktadır:

    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak,
    Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun,
    Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

    Cehalet ve tembelliğin milletlerin geri kalmasında nasıl önemli bir etken olduğunu gören Âkif, bu hastalıklardan kurtulmanın yolunun, toplumda ilmi ve fikri seviyeyi yükseltmek için çalışmak ve gayret etmek olduğunu ifade eder.

    Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir'
    Davransana, eller de senin, baş da senindir!
    Bekayı hak tanıyan, sa’yı bir vazife bilir,
    Çalış, çalış ki beka, sa’y olursa hak edilir.

    Mısralarında müslümanların en önemli sorunlarından biri olan tefrika ve ayrışmalara dikkat çeken Mehmet Âkif’in ölümsüz çağrısı, yüzyıl öncesinden bizlere de seslenmiyor mu?

    ‘Ne Araplık ne Türklük kalacak aç gözünü,
    Dinle peygamber-i zîşanın ilahi sözünü.
    Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
    Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez’

    Değerli Müslümanlar!
    Mehmet Âkif, bir yandan milletine ruh ve maneviyat aşılarken diğer yandan da “Asım’ın Nesli” olarak idealize ettiği ahlak ve fazilet abidesi, her türlü ilim ve fenle donanmış, çalışkan, kişilikli, özgüven sahibi, basiretli, geçmişiyle barışık geleceğe de güvenle bakan yeni bir neslin inşasına kendisini adamıştır. Bundan dolayı Asım, sadece kendi çocuğunun değil, milletimizin yukarıda niteliklerini saydığım her türlü iyilik ve güzelliğin öncüsü olan çocuklarının ortak adı olmuştur.
    O halde hepimiz birer Asım’ız ve birer Asım olarak bize düşen görev de milli şairimizin ideallerini gerçekleştirmek yolunda sarsılmaz bir inanç ve azimle çalışmak ve çabalamaktır. Bu noktada, Âkif’in ölümsüz mirası olan “Safahât” bir başucu kitabı olarak özellikle genç kardeşlerimize rehberlik etmeye devam edecektir.

    Milletimize İstiklal Marşı gibi eşsiz bir eseri armağan bırakan ve ardından “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen Âkif’imizin bu duasına hep birlikte ‘âmin’ diyerek, kendisini rahmet ve minnetle yad edelim.
    Hutbeme son verirken, vatan, millet, bayrak ve mukaddes değerler için hayatının baharında toprağa düşen kahraman şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, ailelerine ve milletimize de sabr-ı cemil diliyorum.

    Talip İÇÖZ
    Hamburg - Kaltenkirchen DİTİB
    Veysel Karani Camii Din Görevlisi
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  9. #149
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Vatan Sevgisi

    Selam!

    Kıymetli Kardeşlerim!
    Vatan, insanın geçmişten emanet aldığı, acı-tatlı hatıralarıyla üzerinde yaşadığı toprak parçasının adıdır. Bu nedenle insan, tarih ve kültürünün şekillendiği, akraba ve ecdadının yaşadığı topraklara karşı ayrı bir sevgi, oradan uzaklaştığı zaman da ona özlem ve hasret duyar. Ecdadımız bundan hareketle; “Ana gibi yâr, vatan gibi diyar olmaz.” diyerek bu duyguyu en güzel şekilde ifade etmiştir.
    Allah Resulü (s.a.s) de doğup büyüdüğü Mekke’ye karşı ayrı bir sevgi beslemiş ve bu sevgisini şu şekilde dile getirmiştir:
    “Ey Mekke! Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesin. Senden çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim”
    Tirmizi, Menakıb, 68

    Aziz Kardeşlerim!
    Yüce Allah’ın lütfu ile Anadolu’yu miletimize vatan yapan ecdadımız, bu vatanı malları ve canları pahasına korumuş, üzerinde medeniyetler kurup binlerce eserler inşa ederek bizlere emanet etmişlerdir.
    Unutulmamalıdır ki; tarih sahnesinden silinip giden milletler; düşmanları güçlü olduğu için değil, millî ve manevî değerlerini yitirdikleri için yok olup gitmişlerdir. Gereksiz çekişmeler, farklılıkların tefrikaya dönüşmesi, kardeşlik duygularının azalıp kavgaların çoğalması, insanların birbirlerine olan güvenlerinin tamamen yok olup gitmesi, kendilerine olan özgüvenlerini yitirip başkalarını taklit etmeleri, zayıf ve güçsüz düşmelerine neden olmuştur.

    Kardeşlerim!
    Vatan olmaksızın millet; millet olmaksızın da devlet olmaz. Bir milletin varlığı, hür ve bağımsız bir vatanın varlığına bağlıdır.
    Millet olarak bugün bizlere düşen, aziz vatanımızı bizlere miras bırakan şehitlerimizin aziz hatırasını ruh ve gönül dünyamızda yaşatmaktır. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere; aramıza fitne, fesat ve nifak tohumu ekmek isteyenlere asla fırsat vermemektir.
    Bu vesileyle mukaddes değerler uğruna canını feda eden ve bu cennet vatanı bizlere miras bırakan aziz şehitlerimizi bir kez daha minnet ve şükranla anıyor, kendilerine Yüce Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Ruhları şad, mekânları cennet; vatanımız ve milletimiz payidar olsun.

    Hazırlayan: Hamburg Din Hizmetleri Ataşeliği
    Hutbe Komisyonu
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  10. #150
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Kamil Mü’minin Özellikleri

    Selam!

    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ايمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ...

    Muhterem Müslümanlar!
    Bir insan, Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna, meleklere, kitaplara ve diğer peygamberlere, ahiret gününe ve kadere inanmakla müslüman olur.

    Her mü'min, imanını geliştirip kuvvetlendirmek, kâmil ve olgun bir müslüman olmak için gayret göstermek zorundadır. Bu ulvi dereceye ulaşmak için Rabbimizin emirlerini tutmak, yasaklarından uzak durmak ve Peygamberimizin sünnetlerine uymak gerekir.

    Aziz Cemaat!
    Yüce Allah, Kitabımız Kur’an-ı Kerimde kâmil mü’min’in bazı özelliklerini şöyle ifade etmiştir;

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    8.2-4.“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
    İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”

    Sadakallah!

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    23.2-5;8-9.“Onlar, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar, zekâtı öderler. Onlar, ırzlarını korurlar. Yine onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. Onlar, namazlarını kılmağa devam ederler.”
    Sadakallah!

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    70.33.“Onlar şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.”
    Sadakallah!

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    3.134-135.“Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.”
    Sadakallah!

    Değerli Kardeşlerim!
    Mü’min, günah ve kötülüğü çirkin görmeli, iyiliği sevmeli, kendisi için istediğini başkaları için de istemeli, kendisi için uygun görmediği şeyi başkaları için de uygun görmemelidir.
    İnsanların eksikliklerini değil, kendi kusurlarını araştırmalı, övüldüğünde tevazu göstermeli, elindekilerin değerini bilip Rabbine şükretmelidir.
    Hutbemi Sevgili Peygamberimizin bir hadisi ile bitirmek istiyorum;
    “Sizin hayırlınız, kendinden iyilik umulan ve kötülüğünden emin olunan kimsedir.”
    Müslim, Zikir 38
    Ne mutlu Allah ve Resulünün tarif ettiği kâmil mü’minlerden olabilenlere.

    Orhan YILMAZ
    Flensburg DİTİB Fatih Camii Din Görevlisi
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 91
    Son mesaj: 02-12-2016, 09:16 AM
  2. Cuma hutbesı
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 140
    Son mesaj: 18-01-2013, 06:26 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 02:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 02:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 04:43 PM
Yukarı Çık