+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
11. Sayfa, Toplam 19 BirinciBirinci ... 910111213 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 101 ile 110 Toplam: 185

Cuma hutbesı-2

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı-2 Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ Değerli

  1. #101
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Üç Aylar

    Selam!

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Değerli Kardeşlerim!
    Dini duyguların yoğunluk kazandığı, merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı, ilahi rahmetin coştuğu bir zaman dilimi olan, mübarek “ Üç Aylar” a girmek üzereyiz. Üç aylar, kameri takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu aylar girince, mü'minlerin ruhlarını manevi bir hava kuşatır.
    Peygamberimiz (s.a.s.) üç aylar hakkında şöyle buyurmuşlardır:
    "Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır."
    Acluni, Keşful Hafa C.1,S.423
    “Şaban ayı kulların yaptıkları işlerin Allah’a sunulduğu aydır."
    Ahmet b. Hanbel V/201

    Değerli Mü’minler!
    Receb ayının ilk cuma gecesi, üç ayların manevi iklimine girildiği müjdesini taşıyan Regaib Kandilidir. Yine bu ayda Miraç gecesi, Şaban ayında Beraat gecesi, gecesi ve gündüzüyle ibadet ayı olan Ramazan ayında da Kadir gecesi vardır. Kandiller geçidi olarak adlandırılan bu geceler, üç ayların manevi atmosferinin bereketli ve hikmetli yıldızları gibidir. Bu mübarek gün ve gecelerde Allah’ın sonsuz rahmeti, mü'minler özerine yağmur gibi yağar.
    Bu aylar müslümanın manevi hasat zamanıdır. Bu ve benzeri geceleri barındıran üç ayların manevi değerini bilmek ve tövbelerin kabul olunacağı bu kutsal zamanlardan yararlanmak, kurtuluşa ermeyi uman her Müslümanın tutkusu haline gelmelidir. Kandil geceleri, Yüce Rabbimizin biz günah işleyen kulları için vermiş olduğu bir fırsat zamanıdır. Özellikle bu aylarda yapılan samimi dualar ve tövbeler Yüce Allah tarafından kabul edilir. Zira Yüce Allah Kur’an’ı Kerimde:
    Bismillahirrahmanirrahim
    39.53."Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."
    Sadakallah
    buyurmuştur.

    Aziz Kardeşlerim!
    Peygamberimiz (s.a.s)
    “Akıllı kimse kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır."

    buyurmuşlardır. Evet, bizler de bu üç aylarda, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekelim. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini alalım ve kendimize “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir?” sorularını sorup, durum değerlendirmesi yapalım

    Kıymetli Kardeşlerim!
    Üç aylar güzelliklerin ekileceği, iyiliklerin yeşereceği bir mevsimdir. Mübarek gün ve geceleri değerlendirebildiğimiz, güzel amellerle içini doldurabildiğimiz ölçüde bizim için bereketli ve kazançlı zaman dilimleri olacaktır. Unutmayalım ki dünya ahiretin tarlasıdır. Bu dünyada ne hazırlarsak ahirette bizi o karşılayacaktır. Salih amel sahibiysek sevinecek, amellerimiz kötüyse üzüleceğiz. Kur’an-ı Kerimde
    Bismillahirrahmanirrahim
    59.18. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın."
    Sadakallah
    buyruluyor.
    Geliniz, hepimiz bu üç ayları fırsat bilip salih amellerle dolu yeni bir sayfa açalım. Bu kandilimizin son kandilimiz olabileceğini düşünelim ve kulluğumuzu ona göre yapalım. Hutbemi Sevgili peygamberimizin bu ayda sıkça yaptığı şu dua ile bitiriyorum.
    “ Allah’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a kavuştur.”
    Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. l, s. 259

    Hasan Akpınar
    Fürthen-Sieg DİTİB Ulu Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  2. #102
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Arşın Gölgelendirdiği Gençlik

    Selam!

    يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْليكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاس والحجارة,

    Değerli Mü’minler!

    Bir milletin ve toplumun geleceğini sağlam temeller üzerine kurması, varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi; dini ve milli değerlere sahip çıkan, çağın gerektirdiği modern bilimle donanmış, fikri hür, vicdanı hür, üstün kişilik sahibi genç nesillerin yetiştirilmesiyle mümkündür. Bunu sağlamak için, başta aile olmak üzere, herkesin üzerine düşen vazifelerini yerine getirmesi gerekir.

    Özellikle anne-babanın çocuklarını iyi terbiye ederek kötü ve zararlı şeylerden uzaklaştırması ihmal edilemez bir görev olarak görülmelidir. Nitekim Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de;
    Bismillahirrahmanirrahim
    66.6. “Ey müminler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun
    Sadakallah
    buyurarak bizleri uyarmaktadır.

    Gençler, bir milletin geleceğinin ya yapıcısı ya da yıkıcısıdır. Gençlik, milletin varlık ve devamının garantisidir. Gençlerini ayakta tutamayan, onlara iyi imkânlar hazırlayamayan, seslerini duyamayan milletler, aslında geleceklerini tehlikeye atan milletlerdir. Ayakta olan gençlikten amaç, her türlü olaylar ve durumlar karşısında hakkaniyetin yanında yer alan, milli ve dini kimliği ile barışık, özgüveni yüksek, sorumluluk sahibi olan gençliktir. Yoksa kararsızlık içinde ne yapacağını bilmeyen, bilinçsiz, yetersiz, sokaklara dökülen, ideoloji oyuncağı olarak kötü kişi ve zümrelerin kuklası olan gençlik değildir.

    Aziz Müminler!

    Gençlik, milletlerin geleceği ve en önemli güç kaynağıdır. Bunun için her toplum, kendi geleceğini teminat altına almak, millî ve manevî değerlerini yükseltip geliştirmek maksadıyla bilgili, görgülü, çalışkan ve üretken nesiller yetiştirmeye önem vermektedir. Çünkü, gençlerini iyi yetiştirmiş olan toplumlar, güçlü ve sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olurlar. Eğer gençlik ihmal edilir, iyi eğitilmez, uyuşturucu, alkol, terör, tembellik veya sapık akımların ağına düşmeye müsait bir ortamda kendi başına bırakılırsa, o zaman pek çok problem ve sıkıntılarla karşı karşıya kalınır ve o toplumun geleceği de tehlikeye girmiş olur.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    İslam Dîni, çocukların ve gençlerin ilim, fikir ve sanat bakımından iyi yetiştirilmelerini, kendi başlarına düşünebilir ve bağımsız olarak iş yapabilir bir konuma getirilmelerini, sorunlarının hoşgörü ve anlayışla karşılanıp bunlara çözümler bulunmasını ve gençlerin yüksek bir ahlâka sahip olmalarının sağlanmasını istemektedir. Dinimiz, bunun sorumluluğunu da, başta ana-baba olmak üzere, tüm yetkililere ve topluma yüklemektedir.
    Hz. Peygamber, kıyamet gününde arşın gölgesinde barınacaklar arasında,
    “Rabbi’ne ibadet ederek yetişen gençleri”
    Ramuzü`l-Ehadis Sh. 383
    saymış, Allah’ın en çok sevdiği kimseler olarak, kötülükleri terk ederek iyiliklere yönelen gençleri işaret etmişlerdir.
    Böylece gençlikte sahip olunacak manevi hayatın ne kadar önemli olduğunu bizlere bildiren Peygamberimiz; başka bir hadisinde de,
    “İnsanoğlu, Kıyamet gününde; gençliğini nerede ve nasıl harcadığından... sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz”
    Tirmizi, Kiyamet 1
    buyurarak, gençlik enerjisinin Allah’a kulluk ve insanlığa hizmet uğrunda değerlendirilmesi gerektiği mesajını vermiştir.

    Sonuç olarak;
    gençlerimiz, bizim ümitlerimiz ve yarınlarımızdır. Onları, ne kadar dinî ve millî değerlerimize göre yetiştirirsek, şahsi, ailevî ve ekonomik sorunlarıyla ne kadar yakından ilgilenirsek ve onları her türlü tehlikeden koruyacak sağlıklı bir hayat sunabilirsek, geleceğimizden ancak o kadar emin olabiliriz.

    Hutbe Komisyonu
    Cumaniz mubarek olsun

  3. #103
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Emeğe Saygı

    Selam!


    وَأَنْ لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إِلاَّ مَا سَعَى

    Kıymetli müminler!

    İslam dini çalışmayı, yararlı iş görmeyi teşvik ettiği gibi mülkiyeti, sermaye birikimi ve artışını da meşru saymıştır. Kur’an’ı Kerim’deki; ‘‘İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur" ayeti, kişinin dünya ve ahirette emeğinin karşılığını göreceğini ifade eder.

    İslam dinine göre kimseye muhtaç olmadan hayatı sürdürmek, çoluk çocuğun geçimini sağlamak için meşru yoldan çalışıp kazanma, mal mülk edinme, ibadet derecesinde kutsal ve değerli kabul edilmiştir. Bir taraftan meşru yoldan kazancı kutsal kabul ederken diğer taraftan başkasının hak ve hukukuna tecavüz olan hırsızlık, gasp, kumar ve rüşvet gibi meşru olmayan yollardan servet elde etmeyi dini, hukuki ve ahlaki planda yasaklamıştır.

    İslam’a göre asli ve doğal olan kazanç yolu emektir. Hz. Peygamber (sav) ‘‘Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir’’ buyurmuş, kendisine en temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda; ‘‘Kişinin kendi elinin emeği, bir de dürüst ticaretin kazancı’’ cevabını vererek emeğin önem ve değerine dikkat çekmiştir. Yine bir gün Hz. Peygamber Sa’d b. Muâz ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlı olduğunu görünce sebebini sormuş O’da; ‘‘Çoluk çocuğunun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum’’ cevabını verince; Muaz’ın elini öpmüş ve; ‘‘İşte bu eller Allah’ın sevdiği ellerdir’’ demiştir.

    İslam bilginleri, haram lokma ile beslenen vücudun ibadet ve faaliyetlerinin faydasız ve verimsiz, kazanç ve kârın bereketsiz olacağını, emeğe dayanmayan bir kazancın dünyada huzursuz ve mutsuz bir hayat, ahirette ise sıkıntılı bir hesaptan başka bir şey getirmeyeceğini ifade etmişlerdir.

    Değerli Kardeşlerim,

    Özellikle sanayi devrimiyle ortaya çıkan geniş iş alanları ve işçi sınıfları, ekonomi ve ticari alanlardaki gelişmeler işçi-işveren ilişkilerine ayrı bir önem kazandırmıştır. Toplumsal huzur ve barışın önemli bir ayağı sayılan iş barışı, işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, işçi ve işverenin hak ve sorumluluklarının hakkaniyet ve adalet temeline dayandırılması oldukça önemlidir. Bu nedenle emeğe saygı gösterilmesi, çalışanların hak ve hukukunun gözetilmesi için dinin ve ahlakın ferdin vicdanı üzerindeki denetiminden yararlanmak gerekir. Vicdanlarına hesap verme bilinci yerleştirilen insanlar hak ve hukuk ihlallerinden daha fazla kaçınacaklar, toplumsal barış ve huzur daha fazla gerçekleşecektir.

    Toplumsal yaşamın bir gereği olan çalışma hayatındaki barış ve huzur için İslam dini hem işçiye hem de işverene görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Böylece işçi ve işverenin haklarını korumayı hedeflemiştir. İşveren işçinin ücretini tam ve vaktinde ödemeli, emniyet ve güvenini sağlamalı, işçiye karşı iyi davranmalı, güçlerinin yetmeyeceği yükleri yüklememelidir. Hz. Peygamber (sav) ‘‘İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz’’ buyurmuş ve işçinin ücretini ödemeyenlerin kıyamet günü Allah’ı karşılarında bulacağın ifade ederek emeğin karşılığının verilmesinin önemine dikkat çekmiştir. İşçi de işini gerektiği şekilde tam olarak yapmalıdır. İş saatinde başka şeylerle meşgul olmak ve çalışmamak işverenin hakkına tecavüz anlamını taşımaktadır. Hz. Peygamber ‘‘Muhakkak ki Allah Teâlâ sizden birinizin yaptığı işi sağlam yapmasından hoşnut olur’’ buyurarak yapılan işin tam ve zamanında yapılmasını teşvik etmiştir.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, işçi-işveren ilişkileri insan ilişkilerinden, işçi hakları da insan haklarından ayrı düşünülmemelidir. İslam iş hayatında bireysel ve toplumsal barış için salt hukuk kurallarını değil dini ve ahlaki kuralları öne çıkarmış, sevgi, saygı ve hakkaniyete dayalı sağlam bir yapı oluşturmaya çalışmıştır. İşverene işçinin hakkını zamanında ve tam ödemeyi, işçiye de işini tam yaparak ücretini hak etmeyi önermiştir.

    Dr. Mehmet Tekin
    Karlsruhe Din Hizmetleri Ataşesi
    Cumaniz mubarek olsun

  4. #104
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cennet Annelerin Ayakları Altındadır

    Selam!

    وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

    Değerli Kardeşlerim!
    Annelerimizin Dinimiz, anne ve baba hakkı üzerinde önemle durmakla birlikte, anneye özel bir önem atfetmektedir. Zira annelerin çocukları üzerinde herkesten fazla emeği bulunmaktadır.
    İnsan dünyaya geldiği ve gözünü açtığı zaman karşısında ilk gördüğü annesidir. Yavrusunun kokusunu hissetmediği, onu kollarına almadığı zaman uyuyamayan annedir. Gülüşünü hiç eksik etmeyen, cennetin ayaklarının altına serildiği kişi annedir.
    Var mıdır anne kadar önemlisi, anne kadar değerlisi? Var mıdır onun gibi karşılıksız, koşulsuz ve kıyaslanamaz bir sevgiyle sevebilen? Onun kadar önemseyen, düşünen... var mıdır onun kadar değerlisi. Dokuz ay boyunca canından can, kanından kan veren…

    Değerli Mü’minler!
    Annelerimizin evimizdeki bereket kaynağı olduğunu bilelim. Onlara saygıda kusur etmeyelim. Yaratılanlar içinde insana en yakın olan ve insan üzerinde en çok hakkı bulunan önce anne sonra babadır. Cenab-ı Allah, onları insanın var olması için sebep kılmıştır. Bunun içindir ki Allah Teala, kendisine kulluk edilmesini emrettikten hemen sonra anne baba hakkının önemini zikrederek şöyle buyurmuştur:
    Bismillahirrahmanirrahim
    17.23-24. “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’ diyerek dua et.”
    Sadakallah
    Bizler belki şimdi büyüdük ve anne veya baba olduk. Buna rağmen anne babamız hayatta iseler bizim için tasalanır ve “Acaba çalışıyor mu ne yapıyor, nasıl?” diye düşünür. Unutmamak gerekir ki insanlar içerisinde kendisine iyi davranılması gereken ilk kişi annemizdir. Efendimiz (s.a.s.) anne hakkını babadan daha önce tutmuştur.

    Değerli Müslümanlar!
    Allah hakkı gibi kul hakkının da hiçe sayıldığı şu yaşadığımız zamanda annelerimiz, çocuklarının bir tebessümüne bile muhtaç hâle gelmişlerdir. Çocuklar annelerine karşı güler yüzlü ve tatlı dilli olmalı, onların hayır dualarını almalıdır. Sert sözler ve gülmeyen yüzlerden sakınmalıdır. Allah’a isyanın olmadığı konularda kendisine itaati görev bilmelidir. Hayatın en zor yıllarının yaşandığı yaşlılık ve hastalık zamanlarında yardımlarına koşmalıdır.
    Bizler
    ”Cennet, annelerin ayakları altındadır”
    Nesâi, Cihad, 12.
    buyuran Efendimiz’in (s.a.s.) mesajına kulak vererek Cennete ulaşmanın bir yolunun da buradan geçtiğini unutmamalıyız. Belki bugün annemiz yardıma ve ilgiye muhtaç olabilir ama unutmayalım ki bizler de bir gün gelir aynı yardıma ve ilgiye muhtaç kalabiliriz. Rabbimiz kitabında;
    Bismillahirrahmanirrahim
    46.15. “Biz insana anne ve babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik.”
    Sadakallah
    buyurur. Unutmamak gerekir ki Anne-babanın çocuğuna yaptığı dua makbuldür. Bu sebeple onların hayır dualarını almaya çalışalım.
    İnsanın, Allah’a kulluk ve ibadetten sonra ikinci görev ve sorumluluğu, Allah’ın yarattıklarına karşı vazifelerini yerine getirmesidir. Hutbeme bir dize ile son vermek istiyorum:

    Anne hakkı ödenmez, sevmeye bir ömür yetmez.
    Bütün dünya benim olsa, bir tane annem etmez.


    Murat GÖK
    Mosbach DİTİB Mimar Sinan Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  5. #105
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İsra ve Mirac

    Selam!


    سُبْحَانَ الَّذى اَسْرى بِعَبْدِه لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الاَقْصَا الَّذِى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ ايَاتِنَا اِنَّهُ هُوَالسَّميعُ الْبَصيرُ

    Muhterem Müslümanlar!

    İsra ve Mi’râc, insanlığın saadeti için gönderilen Sevgili Peygamberimiz (sav)’in yaptığı mu’cizevi yolculuğun ve yükselişin adıdır. Mirac, Peygamberimiz (sav)’in şahsında insanlığın önüne açılan yükseliş ufkudur. Birçok ilahi hikmeti ve lütfu bünyesinde barındıran bu mucizeler gecesi, İsrâ Sûresi’nin ilk ayetinde şöyle ifade edilmektedir:
    Bismillahirrahmanirrahim
    17.1.“Kendisine ayetlerinden bir kısmını göstermek üzere kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiği Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
    Sadakallah

    Aziz Mü’minler!

    Mübarek gün ve geceler Rabbimizin kullarına özel ihsan ve ikramıdır. Bu zaman dilimleri, salih amellere büyük ecir ve sevapların bahşedildiği müstesna gecelerdir. İsra ve Miraç mucizesinin en önemli özelliği, beş vakit namazın farz kılınması, Allah’a şirk koşmayanların cennetle müjdelenmesi ve Bakara Sûresi’nin son iki ayetinin insanlığa hediye olarak sunulmasıdır.

    Rabbimiz, Mirac’da aynı zamanda Mü’minlerin güç yetiremedikleri işlerden dolayı sorumlu tutulmayacaklarını, şirk hariç Rabbimizin dilemesi ile günahlarımızın affolunacağını müjdelemiştir. O halde dergah-ı ilahiye el açıp bolca tevbe, dua ve niyazda bulunmalıyız.

    Aziz Mü’minler!

    İsra ve Mirac mucizesi, bizlere samimiyet ve sadakati, sebat ve sabrı, kararlılık ve istikrarı anlatır. İnananlar, dinlerinde sadık, imanlarında sabit, amellerinde daim olmalıdır. Bu anlayış ve hareket tarzı iki cihanda bizleri mesut ve bahtiyar edecek, Allah Teala’nın rızasına eriştirecektir.
    Kalbimizi İsra ve Miraç mucizesinin ilahi nuruyla aydınlatarak gönlümüzde bu gecenin kandillerini yakmalıyız.

    Bu mübarek geceyi ibadetle ihya etme adına kaza ve nafile namaz kılarak, Kur’an okuyarak Salavat-i Şerifeler, Kelime-i Tevhidler söyleyerek değerlendirelim. Büyüklerimizin hal ve hatırını soralım. Bir telefonla veya mesajla onlara değer verdiğimizi gösterelim. Hasta ve kimsesizleri ziyaret edelim. Çocuklarımızı da bu müstesna gecenin feyzinden istifade ettirme gayretinde olalım. Başta İslam alemi olmak üzere milletimiz, ülkemiz, ailemiz için de dualar edelim.
    Bu duygu ve düşüncelerle, Mirac Kandili’nizi tebrik ediyor, bu kandilin ülkemize ve İslam alemine saadet ve huzur getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

    Hasan YEŞİLKENT
    Nagold DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  6. #106
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Zamanı diri tutmak: dua ve zikir

    Selam!


    وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

    Muhterem Müslümanlar!
    Kulluk faaliyetlerinin en önemlilerinden biri de duadır. Dua; seslenmek, yardıma çağırmak, Allah’a yalvarmak, dilekte bulunmak demektir. Dua; “insanın Allah'ın yüceliği karşısında aczini itiraf etmesine, sevgi ve tazimle O’nun lütuf ve ihsanını istemesine ve bu amaçla icra edilen ibadet şekline” denir. Zaman ise, kişiye verilmiş büyük bir emanet ve nimettir. Dua ve zikirle mümin, zamanını diri tutar. Her anının dolu dolu geçmesi için çalışır, zaman israfından kaçınır.

    Muhterem Müslümanlar!
    Dua, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Dua insanın şuurunda Allah inancının canlı ve devamlı kalmasını sağlar. İnsanın günlük meşgaleler içerisinde Rabbi Allah’la olan irtibatı zayıflayabilir. Kişi bulduğu her fırsatta Rabbine dua ederek Allah (c.c.) ile iletişim kurar. Böylece Allah inancı şuurunda canlı olarak kalır. Duadan ve zikirden uzak kalmak, kişinin yaratıcı ile irtibatının zayıflamasına, bunun sonucunda da dini hayatında gevşekliğe sebebiyet verir. Özellikle günümüz şartlarında gönüllerimizi kirletecek o kadar etken arasında duanın önemi daha da artmış bulunmaktadır. Dua ile yaşamak, Allah’ı görüyormuş gibi yaşamaktır. Unutmayalım ki her ne kadar biz Allah’ı görmesek de O bizi görmektedir. Allah (c.c.) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır. “Kullarım beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”

    Değerli Mü´minler!
    Dua insana yüce bir varlığa dayanma duygusu içerisinde güven ve huzur verir. Dua ile kişi her şeyi işiten, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyden haberdar olan, her şeye gücü yeten, dertlere derman olan, sıkıntıları gideren, huzur ve mutluluk veren, sevgi ve rahmet kaynağı olan Cenab-ı-Allah’ın sevgisine ve ilgisine mazhar olur. Bu bakımdan dua ile yaşamak, huzur içinde yaşamaktır.

    Muhterem Müslümanlar!
    Bir insanın Allah’a iman ettiğini gösteren önemli alametlerden bir tanesi de duadır. Dua, insanın kibirlenmeden vazgeçip Allah’ın mutlak kudreti karşısında boyun eğmesidir. Dua eden insan, kendisinin aciz ve zayıf bir kul olduğunu, istediklerini kendi başına yerine getiremeyeceğini ve bunları ancak kendisine Allah’ın verebileceğini kabul etmiş olur. Dua, Allah’a kul olmanın en saf, en temiz, en samimi ifadelerindendir. Bu sebeple Hz. Peygamber bir hadis-i şeriflerinde, “Dua ibadetin özüdür” buyurmuştur.

    Değerli Mü’minler!
    Hutbemize peygamber efendimizin dua ile alakalı birkaç hadis-i şerifini okuyarak son verelim. “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” “Dua ettiğiniz zaman kabul olunacağına inanarak dua edin. Bilmiş olunuz ki, gafletle yapılan duaları Allah kabul etmez.”

    Fatih GÜZEL
    Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  7. #107
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Berat Kandili

    Selam!

    وَإِذَا جَاءكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن
    عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ


    Aziz ve Muhterem Mü’minler,
    Okuduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: "Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

    Kardeşlerim,
    Cenab-ı Hakk ile olan ilişkilerimizi yeniden güzelleştirme, zaman zaman ihmal ettiğimiz kulluğumuzun farkına varma, kendimize çeki düzen verme; bir başka ifade ile insanoğlu için adeta her yıl hesaplaşma durakları olarak oluşturulan rahmet gecelerinden Berat Gecesine ulaşmanın hazzını yaşarken, Berat’ın yegâne sahibinin Allah olduğunu, ancak her insanın beratının kendi elinde olduğu bilinç ve şuurunu da idrak etmek zorundayız.

    Berat Kandili, bizlere manevi bir nefes alma, kendimize dönme, tefekkür etme, kendimizi sorgulama, geçici olanla kalıcı olanı fark etme, kalp gözümüzü açma ve gönül dünyamızı temizleme fırsatı sunar. Berat Kandilinin bize öğrettiği en önemli hususlardan biri sadece Allah’ın affına mazhar olmak değil, affedici olmaktır. Berat Kandilinin bu öğretisi kendimize, ailemize, din kardeşlerimize ve tüm kâinata karşı affedici, onarıcı ve bağışlayıcı olmayı gerektirir. Günahlarımızın beratı ise, ahdimize uygun olmayan davranışlarımızdan vazgeçmek suretiyle Rabbimizin mağfireti sayesinde gerçekleşir. Bu, Yüce Kitabımız Kur’an’ın ilahi mesajı olan Emri bi’l Ma’ruf ve Nehyi anil Münker’e uymakla mümkündür. Önemli olan, beşer olarak yaptığımız hatalardan ders çıkararak böyle gecelerde tövbe ve istiğfar ile Rahman’ın huzurunda O’nunla olan ilişkilerimizi, yeniden güzelleştirme fırsatına dönüştürebilmektir.

    Aziz Kardeşlerim!
    Berat Gecesinde yapılacak ibadetin, duanın ve akıtılacak gözyaşının bizleri günahlardan temizleyeceğini ve affedilmemize vesile olacağını
    Allah Rasulü (s.a.s), ne de güzel ifade etmiştir:
    “Şaban ayının on beşinci gününü oruçlu geçirin. Gecesinde ise ibadete kalkın. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (keyfiyetini bilemediğimiz bir halde) en yakın semaya tecelli ederek fecir doğuncaya kadar; ‘Bağışlanma dileyen yok mu? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim. Musibete uğrayan yok mu ona afiyet vereyim…”
    buyurur.

    Kardeşlerim;
    Bu geceyi ihya etmeyi Hz. Aişe Validemiz şöyle anlatıyor: Resûlullah bu geceyi ibadetle geçirmek için namaza kalktı. Kıyamda fazla durmayıp, Fâtiha ve kısa bir zamm-ı sure okuduktan sonra gece yarısına kadar secdede kaldı. Sonra ikinci rekat için ayağa kalktığında, ilk rekatta olduğu gibi fâtiha ve kısa bir zamm-ı sure okuyup secdeye vardı. Secdesi sabaha kadar uzadı. Kendinden o kadar geçmişti ki, ruhu kabz olundu sandım. Yanına yaklaşıp mübarek ayaklarına dokunduğumda şöyle duâ ettiğini işittim:
    “İlâhî! Cezandan affına sığındım. Gazabından rızana güvendim. Senden sana sığındım. Senin senân büyüktür. Fakat seni hakkıyla, senin kendi nefsini senâ ettiğin gibi övmekten acizim”

    Aziz Mü’minler;
    O halde bizler de bu geceyi ibadetle ihya etme adına bolca kaza ve nafile namaz kılarak, Kur’an okuyarak Salavat-i Şerifeler, Kelime-i Tevhidler söyleyerek değerlendirelim. Büyüklerimizin hal ve hatırını soralım. Bir telefonla veya mesajla bu gün de onlara değer verdiğimizi gösterelim. Hasta ve kimsesizleri ziyaret edelim. Yetim ve öksüzlerin başını okşayalım. Küçüklerimizi bu faaliyetlerimiz de mutlaka yanımızda bulunduralım. Bir yıl boyunca bizlere verilecek olan ilahi hükümlerden hakkımızda hayırlı olacaklar için dua ve niyazda bulunalım. Başta İslam alemi olmak üzere milletimiz, ülkemiz, ailemiz için de dualar edelim.
    Bu duygu ve düşüncelerle kandilinizi tebrik eder nice kandillere sağlık sıhhat ve afiyet içerisinde tekrar tekrar ulaşmayı Yüce Allah’tan niyaz ederim.

    Bilal ARISÜT
    Spaichingen DİTİB Fatih Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  8. #108
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    İslam’ın Beş Temel Hedefi

    Selam!


    يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا
    تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحيمًا.


    Kıymetli Kardeşlerim!

    İslam dininin, insanı bütün mahlukattan üstün tutması, Allah’ın insana verdiği değeri gösterir. İnsanın dinini, aklını, canını, malını ve neslini korumak İslâm dininin temel hedefidir. İnsan ve toplum açısından birinci dereceden sorumluluk alanına giren bu haklar ihlal edildiği zaman hem kendi güvenliğimiz hem de toplumsal huzurumuz tehdit altındadır.
    İnsanı insan yapan en önemli özelliklerin başında akıl gelir. İnsan, dünya ve ahiret mutluluğunu bu vasıtayla kazanır. Onun için dinimiz, insanın aklını korumak için bir takım tedbirler almıştır.
    İslâm, aklı devamlı veya geçici olarak işlemez hale getiren, muhakeme kabiliyetini körelten ve zihni uyuşturan her çeşit uyuşturucuyu, sarhoşluk veren bütün maddeleri ve alkollü içkileri yasaklamıştır.

    Değerli Müminler!

    Toplumun güven ve huzuru için hayati öneme sahip olan “mal ve can güvenliği”nin korunması da İslam’ın temel hedeflerindendir.
    Cenab-ı Hak hutbemizin başında okuduğumuz ayette şöyle buyurur:
    Bismillahirrahmanirrahim
    4.29. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”
    Sadakallah!

    Ayette ifade edilen meşru olmayan kazanç; kumar, hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz, yalan, hile, aldatma, fuhuş gibi her türlü din ve ahlâk dışı yollarla elde edilen servettir. Peygamberimiz:
    "Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak."
    Buhârî, Büyû’ 7, 23
    hadisiyle ahir zamandaki bu hastalığa işaret etmekte ve bizlere şu tavsiyede bulunmaktadır:
    “Ey insanlar! Allah’a karşı gelmekten sakının, rızkı güzel bir şekilde kazanın, çünkü hiçbir kimse biraz gecikse bile, rızkını tamamen almadıkça ölmeyecektir. Helâl olanı alın, haram olanı bırakın”
    İbn Mâce, Ticâret, 2

    Canın korunması hakkında Rabbimiz şöyle buyuruyor:

    Bismillahirrahmanirrahim
    4.93.“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir…”
    Sadakallah!

    Bismillahirrahmanirrahim
    5.32."Her kim bir insanı öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur ve her kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanları kurtarmış gibi olur…"
    Sadakallah!

    Bu hususta Efendimiz (a.s.) ise şöyle buyurmuştur:
    “Bir mü’minin öldürülmesi, Allah katında dünyanın yok olmasından daha büyük bir günahtır.”
    Nesai, Tahrim, 2

    Değerli Kardeşlerim!

    İslam, neslin korunması hususunda ise nikahı emretmiş; “Zinaya yaklaşmayın” uyarısıyla her türlü nikahsız birlikteliği yasaklamış ve geçmişte şehvet azgınlıkları yüzünden azaba uğramış ve yok olmuş kavimleri ibret için bizlere haber vermiştir.
    “Her dinin bir karakteri vardır, İslam’ın karakteri ise hayadır!”
    İbn Mace, Zühd, 17
    “Haya imandandır”
    Buhari, İman, 3
    ifadeleriyle haya sahibi müminler olmamızı tavsiye eden Efendimiz (a.s.), hayasızlık ve zinanın yaygınlaşmasının kıyametin bir habercisi olduğunu vurgulamıştır.
    İslam’ın temel hedeflerinden birisi de dinin korunmasıdır. Din duygusu insanda doğuştan gelen fıtri bir duygudur. Nasıl ki nefes almamak maddi ölüm alameti ise, Rabbimizden uzak imansız kalmakta manevi ölüm alametidir. Bedenimiz nefessiz kalırsa ölür, ruhumuz ise imansız ve ibadetsiz kalırsa ölür.

    Muhammed Baki TUNCEL
    Alzey DİTİB Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  9. #109
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    “Merhaba Ya Şehr-i Ramazan”

    Selam!

    شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ
    هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ


    Muhterem Müslümanlar!

    Ramazan ayı fazilet bakımından nice güzelliklerin bahşedildiği mübarek bir zaman dilimidir. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran, en doğru yola ileten ilahi kelam olan Kur’an-ı Kerim, bu ayda indirilmiştir. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bu ayda bulunmakta, farz olan Oruç ibadeti yine bu ayda yerine getirilmektedir. Nitekim Yüce Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
    Bismillahirrahmanirrahim
    2.185.“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.”
    Sadakallah!

    Sevgili peygamberimiz (sav) de Ramazan ayı ve faziletini şöyle bildirmiştir:

    “Ramazan öyle bir aydır ki, Allah gündüzleri oruç tutmayı farz, gece ibadetini de nafile kılmıştır. Ramazan sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir. Ramazan ihsan ve yardımlaşma ayıdır. Mü’minin rızkı bu ayda artar, bereketlenir. Ramazan ayı öyle bir aydır ki, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluştur.”
    Terğib, II, 94-95.

    Aziz Cemaat!

    Ramazan ayı; ibadetlerin ve yardımlaşmanın yoğunlaştığı, nefislerin terbiye edildiği, fakirlerin yedirilip içirildiği, görüp gözetildiği, sevap ve mükâfâtın, af ve mağfiretin kat be kat arttığı bir aydır. Bu ay; tutulan oruçları, kılınan teravihleri, okunan hatim ve mukabeleleri, iftar ve sahurları, dua, tövbe, zikir ve niyazları ile baştan sona bir feyz, rahmet, bereket ve ecir ayıdır.
    Peygamberimiz (sav)’in ifadesiyle:
    “Bu ay; cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanın zincire vurulduğu bir aydır.”
    Buhari, Savm, 425.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ramazan; Kur’an ve Oruç ayıdır. Mü’min; ramazan ayında oruç, zekat, sadaka, namaz, teravih, zikir, tövbe ve istiğfar ile rabbine daha çok yaklaşır. Mü’min, bu ayda Kur’an okuma, mukabele ve vaaz-u nasihat dinleme, cemaate devam etme suretiyle toplumsal şuura kavuşur. İftar verme, yoksullara yardım etme, başkalarının halini görme gibi güzel davranışlarla paylaşmanın zevkine varır. Rabbinin istediği şekilde aç ve susuz kalarak nefsini terbiye eder ve onu olgunlaştırır. Oruç sayesinde kendine sahip olmayı öğrenir. Sabır ve metanetini sağlamlaştırır. Günahlarından temizlenir. Manevi gıdasını alır. Bütün bunlarla Allah’ın rahmetine, mağfiretine ve affına mazhar olur.

    Aziz Kardeşlerim!

    Bizler de Ramazan ayının kıymetini iyi idrak edelim. Onu iyi bir misafir gibi ağırlayalım. Manevi nimetlerinden doya doya nasiplenelim. Nefis muhasebesi yapalım, ilahi rahmet deryasından kısmetlenelim. Gafletten, kötülüklerden, haramlardan kendimizi uzaklaştıralım. Maddi manevi tüm nimetleri, paylaşarak artıralım. Kur’an ayında Kur’an’a sarılalım, onu hayatımıza rehber edelim, onun yolundan sapmayalım.

    Ahmet Tuncer
    Simmern DİTİB Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

  10. #110
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.705
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Orucun Müslüman Şahsiyetinin İnşasındaki Rolü

    Selam!

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ
    كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ


    Değerli Mü’minler;

    Ramazan ayı oruç ayıdır. Oruç madden ve manen kişiyi olgunluğa eriştiren, kemale ulaştıran bir ibadettir. Bu fırsatı iyi değerlendirerek hayatını düzene sokan insanın, manevî kazanımlarını sürekli kılması kendi elindedir. Her yıl tekrar eden ramazan ayı, daha önce fırsatı kaçırmış olanlara her şeye yeniden başlama imkânı sunmakta, hatalardan samimiyetle dönenler için ömrün tamamını kâra çevirme şansını tanımaktadır. Oruç ibadeti için Rabbimiz bizlere:
    Bismillahirrahmanirrahim
    2.183. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı."
    Sadakallah!
    ayetini indirmiştir.
    Peygamber Efendimiz de,
    “Ramazan orucunu inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”
    müjdesini vermiştir.

    Aziz Müslümanlar;

    Oruç tutmak nefse hakim olmayı öğretmektedir. Oruç tutan mü’minler nefislerini bir ay boyunca dizginleyecek, sadece aç kalıyor gibi görünmeyecek ve nafile namazlardan mukabeleye kadar birçok sünnetini ihya ettiğimiz Peygamber Efendimiz gibi, bu ayı ibadetlerle taçlandırırken, sosyal alandaki temsilini de ihmal etmeyecektir. Özellikle sadece bedenine değil, ruhuna da oruç tutturanlar, dilini kötü sözlerden, aklını yanlış düşüncelerden, kulağını hatalı şeyleri (sözleri) dinlemekten, gözü ile yanlışa bakmaktan, eli ile yanlışı tutmaktan, ayağı ile yanlışa gitmekten ve mideyi, haram lokma yemekten koruyanlar Cennete Reyyan kapısından gireceklerdir.

    Kardeşlerim;

    Bununla birlikte bazılarımız tuttuğu oruç ya da kıldığı namazla tutarlı olmayan tutum ve davranışlar içinde olabiliyor.
    Bir tüccar düşünelim. Beş vakit namaz kılıyor; kasası da para dolu; ama borcunun ödeme zamanı gelince "param yok, daha sonra ödeyelim" diyor. Eğer birisi bu tüccarın bu davranışını fark edip kendisini uyaracak olursa, "O iş ayrı, bu iş ayrı. Namazla karıştırmayın." diye cevap veriyor. Acaba gerçekten namaz ile ticaret ayrı mı? Namaz kılan bir insanın, işinde, ticaretinde ve hayatın her safhasında dürüst olması gerekmez mi? Aynı şekilde bütün ibadetlerini harfiyen yerine getiren başka bir Müslüman işadamı söz verdiği mallardan daha düşük kalitede malları gönderiyor. O zaman bu kişinin, tuttuğu oruç ile tutarlı davrandığını söyleyebilir miyiz? Bir araba sürücüsü, oruçlu olduğu halde önüne gelene bağırarak arabayı sürüyor. Oruç tutmak ve küfür etmek tutarlı bir davranış mı?
    Oruç ibadeti insanların sözlerine, dillerine ve sinirlerine hâkim olmalarını gerektirir.

    Kıymetli kardeşlerim;

    Ramazan ayı; Allah’a layık kul Resulüne de layık ümmet olmanın en önemli vesilelerinden biridir. Rahmet ikliminde bir ay oruç tuttuktan sonra kendilerini sinirli kabul eden insanlar daha yumuşak ve hoşgörülü olmuyorlarsa ve kötü davranışlarını terk ederek iyi bir insan, kaliteli bir mümin olmanın yollarını aramıyorsa, oruç tutmak sadece sahurla iftar arasında aç ve susuz kalmak mıdır? Yalan söylemek orucu bozanlar listesinde yok diye, yalan söylenebilir mi? İbadetlerimizin, aynı zamanda, bizim iyi ve doğru insanlar olmamızla ilgisi yok mudur?

    Kalbimizi ve bütün organlarımızı kötülüklerden kurtarmak ve ibadetlerle Allah’u Teâlâ'nın sonsuz rahmet ve mağfiretine erişmek için, bu ayın iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Hutbemi Sevgili Peygamberimizin bir hadisiyle tamamlamak istiyorum.
    “Oruç bir kalkandır. O halde oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu kendisiyle çekişip kavga etmek isteyen kişiye ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin...”

    Fatih Oruç
    Germersheim DİTİB Camii Din Görevlisi
    Cumaniz mubarek olsun

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 91
    Son mesaj: 02-12-2016, 09:16 AM
  2. Cuma hutbesı
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 140
    Son mesaj: 18-01-2013, 06:26 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 02:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 02:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 04:43 PM
Yukarı Çık