Selam!



Bu üç kelimeyi Kur’an’daki üç sembol olarak düşünüyorum: Kitap, kültürün, entelektüelliğin ve eğitimin; Mizan, eşitliğin, doğruluğun ve adaletin; Demir, maddi gücün, - medeniyet, endüstri ve askeri kuvvet, bireysel ve sosyal güç gibi – sembolüdür. Şu üç kelimenin yerine aynı zamanda şu üç kelimeyi de kullanabiliriz: Kültür, Adalet ve Güç. Özellikle bu üç kelime, Kur’an satırlarında arka arkaya göründüğünde, maksat sadece bir bireye değil, bununla yalnız bu üç şeye ihtiyaç duymakta olan bir topluma bütün olarak bir anlam kazandırmaktadır. Nerede bu üçünden biri zayıf olursa, o toplumdaki insanlar eksik ve sıkıntıda olacaklardır. Tarih apaçık göstermektedir ki, insanın medeniyeti ve toplumlar, insan toplumunun mükemmelliği ve yetişmesi için gerekli olan bu üç ana yoldan birinin yokluğu nedeniyle ezilip çökmüşlerdir. Hint demire sahip değildi, Roma dengeye, bazen de ne kitaba ne dengeye, ne de demire sahip olabilmiştir.

“İdeal Site”nin bu üç temel üzerine sıkıca kurulmuş bir toplum olduğunu söyleyebiliriz. Görülmektedir ki günümüz dünyasındaki entelektüellerin araştırmaları; üç sütunlu ve kitabın, dengenin ve demirin (kültür, adalet, güç) duvarları ile kurulacak geleceğin insan yapısı sitesi içindir. İnsanoğlunun en büyük emeli, Cennet, sonsuza dek bu üç duvar arasında görünecek ve tüm kötülüklerden korunmuş olacaktır. Bu kelimelerin görüldüğü düzenin Kur’an’da, güzel bir mantığı olduğu kadar kusursuz oluşu da bir gerçektir.

“Andolsun ki biz, peygamberlerimizi apaçık emirlerle gönderdik. Ve onlarla birlikte kitab ve insanlar aralarında adaleti icra etsinler diye mizanı indirdik. Ve kendisinde, şiddetli sertlik ve insanlar için menfaatler bulunan demiri de indirdik. Çünkü Allah, (böylece) kendisine ve peygamberlerine gıyaben kimlerin yardım edeceğini belli edecek. Allah, Kavidir ve Aziz’dir.” (57/25)

Önce her şeye karşı önceliği olan kitaptır; sonra mizan ve sonuçta da demir gelmektedir. Kitap insanlığın temeli ve toplumu çevreleyip tutan baş şerittir. Fakat demir kitaptan hemen sonra gelmemelidir. Kitap ve demirin yerleri birbirine bitişik olmamalıdır; kitap demirin yanında olunca tahrip edilmekte, demir kitabı yırtıp parçalamaktadır; bu nedenle bu ikisi birlikte olamazlar. Eğer böyle bir şeye karar verilirse kitap giderek demirin uşağı durumuna gelmektedir. Böyle bir halde hangi suç bundan daha kötü olabilir? Son iki dünya savaşı bu ikisinin - kitap ve demirin - birlikte oluşlarının doğurduğu bir sonuçtur. Kitabın ve demirin birbiriyle anlaşması ve çalışmalarından dolayı, bugün bile insanlığın çevresi felaketler ve acılar tarafından kuşatılmıştır. Bu uğursuz birliğin kanunsuz çocuğu değil miydi Faşizm? Kitabın ve demirin işbirliğiyle İslam ve Zerdüştlük bozulmadı mı? Günümüzün uygarlığı bu uğursuzluk tarafından ele geçirilmiştir ve biz bu konuda neyin yapılması gerektiğinden haberdar bir bilinç içindeyiz. Bizim, her zaman aralarına dengeyi koyarak kitabı ve demiri korumamız gerekmektedir. Mizan, demirin saldırısına karşı kitabı korur; demirin insan ve kitap üstünde hakimiyet kurmasını engeller; onu, etrafını çevreleyerek bir adacık haline sokar, ehlileştirir ve söz anlar bir hale getirir.

Ama Kitap ve Mizan, Demir olmaksızın ne yapabilirler? Hiçbir şey! Sadece çevrilen sahifeler arasında “ölü kelimeler”e bürüneceklerdi. Kitap ve denge yerlerini birbirlerinin yanında aldıkları zaman, demirin kitaba hizmet için hazırlanması ve dengeye kulak vermesi gereken zamana varılmış olunur.

Demir inatçı ve gururludur, giderek mizanın eşiğinde ehlileşir ve alçak gönüllü olur, saygı içinde baş eğer ve dengenin sarayında itaatla onun kapısını korur: Şimdi artık güzel ve dehşet vericidir. Bunlar Kur’an satırlarında sunulmuş olan kelimelerin çizdiği yoldan öğrenilecek noktalardır. Sonuçta Kur’an; anlama, eğitim, adalet, eşitlik ve güç ile donatılmış; aynı zamanda kitabın, mizanın ve demirin pratik hayata geçirilmesi sonucu, hayatın ve toplumun amacı olan, güçlü ve ileri medeniyetin ruhunu ve nihai hedefini göstermektedir.

Ali Şeriati
Medeniyet ve Modernizm,
Düşünce Yayınları, İstanbul 1980.