Necip Fazıl, dostluk bahsinde belki cimri görülebilir. Fakat dostluk, özünde bir temenni olarak ortaya çıkan bir şey değil. Bir davaya gönül vermek, o dava uğruna hapisleri, ölümleri göze almak modern insanın anlayacağı türden bir hesabı içinde barındırmaz. Çünkü modern insan için biricik dava ‘para’ya tahvil edilmiş bir zihniyet seremonisini oluşturmaktadır. Daha berrak ifadesi şu, dava adamlarının sahih mânâda dostları bir elin parmak sayısını pek geçmez.



Henüz bitirdiğim Vehbi Vakkasoğlu’nun hazırladığı, Başkasının Günahına Ağlayan Adam isimli kitap, bir noktadan sonra esas konu olarak bu bahse vurguda bulunuyor. Dostluğun âlim ve cahil safında bir bileşen olarak toplum nezdindeki yerini, rahmetli Bediüzzaman Said Nursi’nin pek bilinmeyen anılarına dayandırarak anlatan Vakkasoğlu, dönemin meşhurları ile Bediüzzaman arasındaki ilişkiler bütününü gözler önüne seriyor. Fakat benim dikkatimi çeken husus, aslında aynı dönemde yaşadıkları halde pek irtibatkâr gözükmeyen üstad Necip Fazıl ile Bediüzzaman arasındaki sosyal, siyasi, ilmî ilişkinin boyutu. Bu boyut yakın zamana kadar birilerinin gözünden adeta yangından mal kaçırırcasına uzak tutulmaya çalışıldı. Bir tarafta Türk kimliğiyle bir dönem bir takım çevrelerce ön planda tutulan üstad Necip Fazıl, diğer tarafta ise Kürt kimliğinden dolayı yaftalanan, ötelenen Bediüzzaman…

İki yorganım var, birini satın, parasını Büyük Doğu’ya gönderin

Mesele dostluk bahsinden açıldığı için hemen belirtmek gerekir ki Bediüzzaman ile Necip Fazıl arasındaki dostluk İslâm söz konusu olduğunda ziyadesiyle kavileşmiştir. Öyle ki, iki yorganından başka bir varlığı olmayan Bediüzzaman’ın, üstad Necip Fazıl’a nasıl yardım ettiği hususu oldukça ilginçtir. Kitapta bahsedildiği kadarıyla Bediüzzaman’ın rahmetli Zübeyr Gündüzalp’e okutturduğu dergiler arasında, üstad Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su da vardır. Bir sayısında Büyük Doğu, ilgilisi için acı bir haber verir: Gelecek sayının çıkması bile artık tehlikededir. Çünkü yayın için ayrılan para bitmiştir. Okuyucuları acilen yardım etmezse Büyük Doğu çıkamayacaktır…

Okunan yazıyı dinleyen Bediüzzaman, çok duygulanır ve bir süre düşünür. Sonra da, “Zübeyr, Büyük Doğu’ya yardım edelim” der. Merhum Zübeyr Gündüzalp ise, “Peki üstadım” der. Fakat o da “bu yardım nasıl ve ne ile yapılacaktır?” diye düşünmeye başlar. Ancak Bediüzzaman, bu haberden çok duygulanmış ve yardıma kesin karar vermiştir. Der ki: “İki yorganım var, biri bana kâfi… Diğerini satın, parasını Büyük Doğu’ya gönderin. Biri yazlık, ince; diğeri kışlık, daha kalınca iki yorgan… Ve biri Büyük Doğu’ya kurban…” Devamında ise Bediüzzaman’ın talebeleri tarafından üstad Necip Fazıl’a şu mesaj gönderilir: “Biz bir ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık gayrılık yoktur. Ders almak ve kaynak bakımından aynı yere gidiyoruz.”



40 yıllık Nur talebesi Necip Fazıl

Son Devrin Din Mazlumları isimli eserinde üstad Necip Fazıl, Bediüzzaman’la nasıl tanıştıkları bahsini ise şu sözlerle anlatır: “Bediüzzaman’ın İstanbul muhakemesi sırasında bende kendini yakından görmek ve İslâm yolunda çırpınan bu muhterem mücahidi göz ve kulak planında tanımak arzusu doğdu. Otel, kapısından itibaren Nur talebeleriyle doluydu. Kendimi haber verdim. Beni yukarı kata çıkardılar. O katta da hizmetine bakan talebeler… Bu gençlerin yüzlerinde ziyaretimden memnunluk duyduklarını ilan eden mânâlar… Beni, içinde, dar ve tek kişilik bir karyola bulunan bir odaya aldılar ve: ‘İşte Necip Fazıl’ der gibi bir eda ile huzuruna çıkardılar. Derinlerden bakan hummalı gözlerin hâkim olduğu sakalsız bir çehrede, içine kapanık bir hâl… Heybet hissinden ziyade, davasına teslim olmuş çilekeş bir insan intibaını aldım. Beni ‘Büyük Doğu’ faaliyetimle tanıyorlar ve o tarihlerde henüz başlarında olduğum hapislerimi biliyorlardı. Bana iltifat ettiler ve aynen şu kelimeleri söylediler: ‘Seni Nur Risalesine 40 yıl hizmet etmiş (sene sayısını tam hatırlamıyorum; daha az veya daha çok olabilir) kabul ediyorum!’ Kendi kıymet hükümlerine göre bu gayet cömert iltifata teşekkürle mukabele edip huzurlarından ayrıldım ve ondan sonra kendilerini bir kere daha görmek fırsatına eremedim.”

Zaman zaman bu iki büyük isim için dedikodu yarışına girenlerin varlığı malumumuz ise de, yukarıda geçen iki güzel hadise, her iki ismin birbirlerine ‘nasıl’ baktıkları hakkında bir fikir verecek sarahattedir. Bu noktada özellikle gençlerin çok dikkatli olmalarında fayda var. Zira İslâm davasında aynı istikamet üzere yol alan her iki isme bağlılık atfedenlerin varlığı ve dirliği için bu ayrıntıların bilinmesi elzemdir.

Allah her ikisinden de razı olsun, her ikisine de gani gani rahmet eylesin. Amin.

kaynak : dunyabizim