Selam!



HADÎSLERDE GEÇEN SÜNNET KELİMESİNİN ANLAMI

GİRİŞ

Hamd, hükümlerini bize şeriat kılan, onlardaki helal ve haramı açıklayan, bize
meşru olanı sevdirip memnu olanı çirkin gösteren ve Resûlü Muhammed'i (a.s)
insanlara indirileni açıklasın diye hak din ve hidayetle gönderen Allah'a aittir.
Resûlüllah’ın (a.s) beyânı, söz, fiil, meşru’ olanı ikrar ve memnu' olanı nehy itibariyle
beyânların en güzelidir. O (a.s), bize gecesi gündüz gibi olan dosdoğru bir yol bıraktı.
O yoldan ancak helak olanlar sapar.

Hz. Peygamber, bize sünnetine ve hulefa-i raşidinin sünnetine uymamızı
emrederek şöyle buyurmuştur: “Sünnetime ve benden sonra raşid halifelerin sünnetine
sımsıkı arılın”.

Bizleri bid’at olan şeylerden de sakındırarak şöyle buyurmuştur:
“Sonradan ihdas edilen işlerden sakının. Zira her sonradan ihdas edilen iş, bid’attır.
Her bid’at da, dalalettir”.

Bu çalışma küçük çaplı bir risale olup burada Hz. Peygamber’in hadîslerinde,
sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen “sünnet” lafzının anlamını açıklamaya çalıştım.
Beni bunu te’lif etmeye sevkeden sebep, günümüzde bazılarının bu konuda ileri geri
konuşmaları ve bazı fakihlerin yaptığı yanlışlıkları görmem olmuştur. Bunlar bazı
hadîslerde veya sahabe ve tabiun sözlerinde geçen sünnet lafzıyla istidlâl ederken hata
etmişlerdir. Bu lafızla, fıkıh ıstılahındaki “sünnet”in kastedildiğini zannederek ona
göre istidlâlde bulunmuşlardır. Onlardan kaynaklanan bu hata sebebiyle Hz.
Peygamber’in, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzının manasını ortaya
çıkarmak istedim ve bu küçük çaplı risaleyi yazdım.

Risalede bu konuyla alakalı bir çok delil kaydettim. Zikrettiğim şeyleri, büyük
alimlerin sözleriyle destekledim. Allah’tan beni iyiye, doğruya ve hakka sevketmesini
dilerim. Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a aittir. Salat ve selam Peygamberimiz
Muhammed’e (a.s) ehl-i beytine, ashabına ve ona tâbi olanlara olsun.

SÜNNET

Sünnet kelimesinin bir çok ta’rifi vardır. Alimler bu kelimeyi, kendi ilim ve
ihtisas alanlarına göre ta’rif etmişlerdir.
Usûlcüler, sünneti şer’î delillerden biri kabul ederek ta’rif etmişlerdir. Buna
göre o, Hz. Peygamber’den söz, fiil ve takrir olarak meydana gelen şeyler demektir.

Bu konuda fukaha bir çok tanım yapmıştır. Onlardan bir kaçı şöyledir:
Sünnet, Hz. Peygamber’in ibadet yönünden bazen özürsüz terketmekle beraber
sürekli yaptığı veya hulefa-i raşidinin yahut Hz. Peygamber’den sonra sahabeden
birinin devamlı yaptığı şeydir.

Hz. Peygamber’den farz veya vacib olmaksızın sabit olan şeylere sünnet denir.
Burada sünnet, vacibin mukabili olup beş ahkamdan biridir.

Hadîsçilere göre ise sünnet, Hz. Peygamber’den söz, fiil, takrir, sıfat, yaratılış
ve ahlakla ilgili rivayet edilen şeylerdir. Bunların bi’setten önce ve sonra olması
durumu değiştirmemektedir.

Şâtibî el-Muvâfakât adlı eserinde sünnetle ilgili şunları belirtmiştir: “İkinci
delil, sünnettir. ‘Sünnet’ lafzı özellikle Hz. Peygamber’den Kur’ân’ın dışında olmak
kaydıyla nakledilen şeyler için kullanılır. Ancak Hz. Peygamber’in sözleri, Kur’ân’da
olanı bir beyân olsun veya olmasın ona dayandığı da ortadadır. Aynı şekilde sünnet
lafzı, Kitap veya sünnette bulunsun veya bulunmasın, yanlarında sabit olup bize
nakledilmeyen bir sünnete ittibalarından dolayı sahabenin yaptıkları için de
kullanılar”.

Cemaluddin el-Kâsimî konuyla ilgili olarak Kavâidu’t-tahdîs adlı eserinde
şöyle demektedir: “Şâri’in ve şâri’in asrında yaşayanların ıstılahına göre sünnetle
murad, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takririne delâlet eden bir delildir. Bundan dolayı
Kur’ân mukabili olarak düşünülmüştür. Buna göre mendub için kullanıldığı gibi vacib
için de kullanılır. Fukaha ve usûlcülerin ıstılahına gelince burada sünnet, vacibin
mukabili demektir. Bu, sonradan yapılmış bir tanım ve yeni bir durumdur”.

Bu ta’riflerden, araştırdığım konuya en yakın olanı hadîsçilerin ta’rifdir. Fakat
burada, verdiğim farklı tanımlardan yola çıkarak bir ta’rif yapacak değilim. Yapmak
istediğim şey, Hz. Peygamber’in hadîslerinde, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen
sünnet lafzının manasını tespit etmektir. Zira geçmişte bazı fakihler merfu’, mevkuf
ve maktu’ hadîslerde geçen ﺍﻟﺴﻨﺔ ve ﺍﻟﺴﻨﺔ ﻣﻦ gibi lafızlara dayanarak sünnetin fıkhî
manasını gözetmek suretiyle hatalı istidlâllerde bulunmuşlardır.

Bu hatanın kaynağı, sünnet lafzının anlamını belirlemede fıkhî-ıstılahî
mananın genelleştirilmesidir. İşte sünnet lafzının sonradan oluşan manasının dışında
ilk manasını ortaya çıkarmak istiyorum. Muvaffakiyet Allah’tandır.

BU RİSALEDE SÖZ KONUSU EDİLEN SÜNNETİN BEYÂNI

Sünnet lafzının, Hz. Peygamber’in, sahabe ve tabiunun sözlerinde çokça
geçtiği bilinmektedir. Sünnet lafzı gerçekte dinde tâbi olunan meşru’ yol ve sağlam
bir nebevî metot anl***** gelmektedir. Bunun delilleri fazla olup ileride onları
kaydedeceğim. Yine sünnet lafzının fukahanın sözlerinde ve fıkıh kitaplarında sürekli
olarak zikri geçen fıkhî ıstılahlardan biri olduğu da malumdur. Onlara göre sünnet,
farz veya vacibin mukabilidir. Bu fıkhî ıstılah h. II. asırda ortaya çıkmış ve sonraları
yaygınlaşmıştır.

Bazı fakihlerin bu iki manayı birbirine karıştırdığı görülmektedir. Bunlar, Hz.
Peygamber’in, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzını, sonradan oluşan
fıkhî manasına uygun bir şekilde kendisine teşvik edilen şey olarak anlamışlardır. İşte
bu, dikkat çekilmesi gereken bir hatadır. Hz. Peygamber’in hadîslerinde, sahabe ve
tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzı, umumî-şer’î bir manayı ifade etmektedir. Bu
mana itikat, ibadet, muamelat, ahlak, adab ve diğerlerine şamildir. Bu mananın içinde
farz ve vacib olduğu gibi mendub ve müstehab da vardır.

Abdulğani en-Nablûsî elHadîkatu’n-nediyye şerhu’t-Tarîkatü’l-Muhammediyye adlı eserinde şöyle
demektedir: “Resûlüllah’ın (a.s) ‘sünneti’ dendiğinde, sünnetin onun söz, fiil, itikat,
ahlak ve takrirlerine verilen bir isim olduğu anlaşılmaktadır”.

Fakihlerin sözlerinde ve fıkıh kitaplarında sıkça kullanılan sünnet lafzı, tahsis
ifade eden ve farz ya da vacib mukabili olarak sınırlanan ıstılahî bir manaya dayanır.
Bu iki mana ve kullanım arasındaki fark açıktır. Hz. Peygamber’in, sahabe ve
tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzıyla amelî sünneti kastetmek açık bir hatadır.

HADÎS VE HABERLERDE GEÇEN SÜNNETİN ANLAMI

Şimdi yukarıda yaptığım açıklamaları delillendirmek için, içinde sünnet
lafzının geçtiği hadîs ve haberleri zikretmeye çalışacağım.

1- Hz. Aişe hadîsi: Hz. Aişe’nin dediğine göre Resûlüllah (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Nikah benim sünnetimdir. Kim sünnetimle amel etmezse, benden
değildir. Evleniniz, zira ben ümmetimin çokluğuyla övünürüm…”
İsnadı zayıftır, ancak sahih bir delildir.

2- Ebu Eyyûb el-Ensârî hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Peygamberlerin sünnetleri dörttür: Haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak
ve nikah”.
İsnadı zayıftır.

3- Enes b. Mâlik hadîsi. Şöyle demiştir: “Resûlüllah (a.s) bana şöyle buyurdu:
Ey oğulcuğum, kalbinde hiç kimseye karşı bir aldatma geçmeden sabahlamaya ve
akşamlamaya güç yetirebiliyorsan, öyle yap!”. Sonra şöyle buyurdu: “Bu benim
sünnetimdir: Kim sünnetimi ihya ederse, beni sevmiş olur. Kim beni severse benimle
birlikte cennettedir”.

Tirmizî, bu hadîs hakkında “hadîs bu yönüyle hasen-garîbtir”
demiştir.
4- Cerîr b. Abdullah el-Becelî hadîsi: Uzun bir hadîs olup sonunda Hz.
Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim İslâm’da iyi bir çığır (sünnet) açarsa, onun ve
onunla birlikte amelde bulunanların kıyamet gününe kadar hayrı kendisine dokunur.
Kim kötü bir çığır (sünnet) açarsa, onun ve o yolda yürüyenlerin günahı kendisine
verilir”.

5- Amr b. Avf b. Yezid b. Milha hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak din, yılanın deliğine sığındığı gibi Hicaza sığınacaktır…Din garib başladı,
garib gidecektir. Benden sonra insanların ifsad ettiği sünnetimi düzelten gariblere
müjdeler olsun!”.

Tirmizî bu hadîs hakkında “hasen-sahîh” tabirini kullanmıştır.
6- Irbâd b. Sariye hadîsi. Şöyle demiştir: “Resûlüllah (a.s) bize va’z veriyordu.
Sonunda şöyle buyurdu: Benden sonra sizden kim yaşarsa, bir çok ihtilaf görecektir.
Size sünnetimi ve raşid halifelerimin sünnetini tavsiye ederim. Onlara sımsıkı sarılın.
Sonradan ihdas edilen işlerden sakının. Zira her bid’at dalalettir”.

Tirmizî bu hadîs
hakkında “hasen-sahîh” tabirini kullanmıştır.
7- Enes b. Mâlik hadîsi. Şöyle demiştir: “Yemenlilerden bir grup Resûlüllah’a
(a.s) gelip şöyle dediler: ‘Bizimle, bize sünneti öğretecek birini gönder’. Resûlüllah
(a.s) Ebu Ubeyde’nin elini tutarak ‘bu, bu ümmetin eminidir’ buyurdu”.

8- Ebu Musa el-Eş’arî hadîsi. Şöyle demiştir: “Resûlüllah (a.s) bize hitap etti.
Bize sünnetimizi açıkladı ve namazımızı öğretti. Sonra ‘namaz kıldığınızda saflarınızı
sıklaştırın…’ buyurdu”.

9- Enes b. Mâlik’in Resûlüllah’ın (a.s) ibadetinden soran üç kişi hakkındaki
hadîsi: Rivayete göre bu üç kişi Hz. Peygamber’in ibadetini az görüyorlardı. Bunun
üzerine Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Vallahi, Allah’tan en çok korkanınız ve
takva sahibi olanınız benim. Fakat ben hem oruç tutar, hem iftar ederim; hem namaz
kılar, hem uyurum; kadınlarla da evlenirim. Kim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir”.

10- Urve’nin Hz. Aişe’den rivayet ettiği hadîs: Urve der ki: “Aişe’ye şunu
söyledim: Allah’ın, ‘Safa ile Merve Allah’ın şeairindendir. Kim beyti hacceder veya
umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesi sebebiyle kendisine bir günah yoktur’ âyetini
görmez misin? Vallahi, hiç kimseye Safa ile Merve arasını sa’y etmemekten dolayı bir
günah yoktur. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: Ey kız kardeşimin oğlu, ne kötü şey
söyledin! Zira bu, senin dediğin gibi olsa, âyet ‘o ikisini tavaf etmemekten dolayı ona
günah yoktur’ şeklinde olurdu. Lakin o, ensar hakkında nazil olmuştur…Resûlüllah
(a.s) tavafı sünnet kılmıştır. Hiç kimsenin Safa ile Merve arasındaki sa’yı terketme
hakkı yoktur”.

11- Şeddât b. Evs ve İbn Abbâs hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Hitan (sünnet olmak) erkeklere sünnettir. Kadınlara ise, ikram edilmiştir”. Bunu
Taberânî rivayet etmiştir. İbn Hanbel’de Valid Ebi’l-Velih’den nakletmiştir. Bunun üç
tarikten gelen isnadın hepsi zayıftır.

12- Ebu Saîd el-Hudrî hadîsi. Şöyle demiştir: “İki adam bir yolculuğa çıktı.
Namaz vakti geldi. Ama yanlarında su yoktu. Temiz bir toprağa teyemmüm edip
namazları kıldılar. Onlardan biri abdest ve namazı iade etti. Diğeri ise, iade etmedi.
Sonra Hz. Peygamber’e gelip durumu anlattılar. İade etmeyene şöyle buyurdu:
‘Sünnete isabet ettin. Sana namazının karşılığı verilecektir’. Abdest alıp namazını iade
edene de şöyle buyurdu: ‘Sen iki kere ecir aldın”.

Aliyyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-mefâtîh adlı eserinde Resûlüllah’ın (a.s) “sünnete
isabet ettin” sözünü şöyle şerhetmiştir: “Yani sünnetle sabit olan şer’î yola muvafakat
ettin”.

Avnu’l-ma’bûd müellifi de konuyla ilgili şöyle demiştir: “Sünnete isabet ettin,
yani vacib olan şeriatı yerine getirdin. Sünnetle sabit olan şeriata muvafakat ettin”.

Burada görüşlerini zikrettiğimiz iki alim de asıl konudan uzaklaşmıştır. Bana göre
buradaki sünnet lafzının tefsiri için şöyle denilebilir: “Sen Allah katında meşru’ bir
hükme isabet ettin”. Sünnet lafzının tefsirinde, bu hükmün sünnetle sabit olduğunu

söylemeye gerek yoktur. Zira Resûlüllah (a.s) burada kendisiyle hükmün sabit olduğu
delili beyân etmek makamında değildir. Ancak o, yapılan işin doğru veya hatalı
olduğunu söyleme makamındadır. Allah en iyisini bilir.
13- Huzeyfe hadîsi. Şöyle demiştir: “Resûlüllah (a.s) bize iki olay anlattı.
Birini biliyordum. Diğerini anlatmasını bekledim. Bize emanetin insanların
kalplerinin merkezine indiğini söyledi. Sonra bu insanlar Kur’ân’ı anladılar, sonra
sünneti anladılar”.

İbn Hacer Fethu’l-bârî adlı şerhinde “Sonra Kur’ân’ı anladılar sonra sünneti
anladılar” sözüyle ilgili olarak şunları söylemiştir: “Burada onların sünneti
öğrenmeden önce Kur’ân’ı öğrendiklerine dair bir işaret vardır. Sünnetle de maksad,
vacib veya mendub olarak Resûlüllah’dan (a.s) alınan şeylerdir”.

14- Hz. Ömer hadîsi. Şöyle demiştir: “Namazda elleri dizlere koymak sizin
için sünnettir. Ruku’da yapılan bu fiile iyice sarılın”. İkinci bir rivayette de şöyle
demiştir: “Sünnet ancak elleri dizlere koymaktır”.

Tirmizî bu hadîs hakkında
“hasen-sahîh” tabirini kullanmıştır.
15- Câbir b. Abdillah’ın, Resûlüllah’ın (a.s) kurbanlık deve ve ineğin yedi
hisseli olduğunu sünnet kılmasıyla ilgili hadîs. Bunu İbn Hanbel Müsned’înde hasen
bir senedle rivayet etmiştir.

16- İbn Abbâs hadîsi: Der ki: “Resûlüllah (a.s) şu üç konunun dışında
bilmediğim bir sünnet kılmamıştır: a- Öğle ve ikindi namazlarında açıktan okumalı
mı, okumamalı mı bilmiyorum. b- ‘Ben ihtiyarlığımın son sınırına vardığım
halde…’

âyetinde geçen kelimenin ﻋﺘﻴﺎ mi yoksa ﻋﺴﻴﺎ mi olduğunu bilmiyorum. c- İbn
Abbâs’tan bu hadîsi rivayet eden Husayn b. Abdirrahman ‘üçüncüsünü unuttum’
demiştir.

17- Ebu Hureyre’nin, müşriklerin alıkoyarak öldürdüğü şahsın kıssasıyla ilgili
hadîs. Bu şahsın adı, Hubeyb b. Adiyyel-Ensarî olup Ebu Hureyre hakkında şöyle
demiştir: “Hubeyb, alıkonularak öldürülen her müslüman için iki rekat namaz kılmayı

İkinci bir rivayette “Hubeyb, alıkonularak öldürülen her müslümana
namazı sünnet kıldı” şeklinde geçmektedir.

Üçüncü bir rivayette ise, “öldürülme
anında iki rekat namaz kılmayı sünnet kılanın ilki Hubeyb’di” şeklinde rivayet
edilmiştir.


Kastallânî İrşâdü’s-sârî adılı Buhârî şerhinde ilk rivayet hakkında şunu
söylemiştir: “Hubeyb’in yaptığı sünnet oldu. Zira bunu şâri’nin hayatında yapmış olup
şâri’ onu güzel bulmuştur”. İkinci rivayet hakkında “o, sünnet oldu. Çünkü Resûlüllah
(a.s) hayattayken onu yapmıştı. O da onu güzel bulmuştur” demiştir. Üçüncü rivayet
hakkında ise, şunları belirtmiştir: “Resûlüllah’ın ‘sünnet kılanın ilki…’sözünde
müşkil vardır. Zira sünnet ancak Resûlüllah’ın söz, fiil ve ahvalidir. Onun, Resûlüllah
(a.s) hayattayken böyle yapıp, Resûlüllah’ın (a.s) onu güzel bulması sebebiyle sünnet
olması mümkündür”.

Bu hadîs gayet açıktır. Buradaki sünnet lafzının manasının dinde tâbi olunan
meşru’ fiil olduğu ortadadır. Buna göre fakihlerin öldürülme anında iki rekatlık sünnet
namazıyla istidlâl etmeleri doğru değildir. Hadîste geçen “senne” lafzı sebebiyle iki
rekat namaz müstehab bir sünnet olmuş olur. Çünkü burada iki rekatlık sünnet
namazın hükmünün “senne” lafzının dışındaki başka bir delille elde edildiğinde şüphe
yoktur. Bu delil de, Resûlüllah’ın (a.s) onun yaptığını ikrar etmesidir. Hz. Ömer’in ve
Câbir b. Abdullah’ın sözlerinin tefsirinde söylenen şeyler de böyledir.

Tüm bu ve benzeri hadîslerde geçen “sünnet” lafzıyla dinde tâbi olunan
meşru’ yol kastedildiği açıktır. Bundan dolayı İbn Hacer, Resûlüllah’ın (a.s) üç kişi
hakkında “kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir” sözüyle ilgili olarak şunu
ifade etmiştir: “Sünnetle murad, farz mukabili olmayan yoldur”.

Yine İbn Hacer yukarıda kaydedilen Safa ve Merve ile ilgili hadîs hakkında
şöyle demektedir: “Hz. Aişe’nin bu sözü ‘sünnetle onu farz kıldı’ anlamındadır.
Aişe’nin maksadı sünnetin farziyyetini, yani bu meşru’ ibadetin farziyyetinin nefyini
ortadan kaldırmak değildir. Bunu, Aişe’nin Müslim’deki şu sözü de te’yid eder

“Ömrüme yemin olsun ki, Safa ile Merve arasında sa’y yapmadıkça Allah sizin ne
haccınızı ne de umrenizi kabul eder”.

Buhârî’nin Kitâbu’l-libâs’da Ebu Hureyre’den naklettiği hadîse gelince bu
şöyledir: “Fıtrat beş şeydir: Sünnet olmak, tıraş olmak, koltuk altlarını almak,
tırnakları kesmek ve bıyıkları kısaltmak”.

İbn Hacer Fethu’l-bârî’de sünnet olmanın hükümlerini şerhederken şöyle
demiştir: “Şâfiî ve ashabı, erkek ve kadına sünnet olmanın vacib olduğu
görüşündedirler. Şâfiî’nin diğer bir görüşü de, kadının sünnet olmasının vacib
olmadığı şeklindedir. Alimlerin çoğu ve bazı Şâfiîler sünnet olmanın vacib olmayıp
sünnet olduğunu kabul etmiştir. Delilleri de “hitan erkeklere sünnettir” şeklindeki
Şeddâd hadîsidir. Bu hadîste geçen sünnet lafzında söyledikleri şeye delil yoktur.

Burada sünnetle, vacibin mukabili anlamı kastedilmemiştir. Fakat bu konuda erkek ve
kadınlar arasında farklılık söz konusu olunca, maksat hükmün farklılığını bu şekilde
göstermek olmuştur. Ayrıca Şeddâd hadîsinin zayıf olduğu belirtilmelidir. Yukarıda
Ebu Hureyre’den nakledilen hadîste geçen “fıtrattan beş şey” tabiri “sünnetten beş
şey” olarak fıtrattan bedel olmuştur. Burada sünnetle, vacib mukabili olmayan yol
kastedilmiştir. Gazalî, Maverdî ve başkaları da hadîsi bu şekilde anlamışlardır. Onlar,
bunun “sünnetime ve raşid halifelerimin sünnetine uyunuz” hadîsinde olduğu gibi
olduğunu söylemişlerdir”.

İbn Hacer’in “hadîste geçen sünnet lafzının vacible ilgisinin olmadığına” dair
sözü konumuzla ilgili açık bir delildir. İlim talibinin bunu bilmesi gerekmektedir.
Aksi takdirde sünnet lafzının hadîste geçtiği şekliyle fakihlere göre “bir şeyin sünnet
olması” anlamında istidlâl edilmesiyle çıkmaza girilmiş olur.

Merğinanî el-Hidâye adlı kitabında şöyle demektedir: “Namaz kılan göbeğinin
altında sağ elini sol elinin üzerine koyar. Zira Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Göbeğin altında sağ eli sol eli üzerine koymak sünnettendir. Bu kıyam sünnetidir”.

Aynî, el-Binâye adlı eserinde bu sözü araştırarak şunları tespit etmiştir: “Bu, Hz.
Ali’nin sözüdür. İsnadı da sahîh değildir”. Sonra onu, Hz. Ali’den Ebu Dâvud, İbn

Hanbel ve Dârekutnî’nin rivayet ettiğini söyleyerek ayrıca isnadlarında zayıf
kimselerin bulunduğunu ifade etmiştir.

Yeri gelmişken günümüzde bazı alimlerin sünnete tutunma konusunda bir
gevşeklik gösterdiğini belirtmem gerekir. Onlara bazı sünnetleri terkettikleri
konusunda bir şey söylendiğinde, “o, sünnettir, terki caizdir; sünnetin fıkhî ta’rifini
ele alalım, oradan bu sonuç çıkar” derler. Oysa selef-i salihîn her durumda –küçük bir
fazilet dahi olsa- farz veya vacib olarak taleb ettikleriyle terğib ve nedb yoluyla taleb
ettiklerinin arasını ayırmaksızın dinî olanı gözetirlerdi.

Mendub sünnetler, vacib farzların kalesi, hasenatı artırmanın kapısı, kendisiyle
amel edeni aydınlatan bir nur ve her halde Resûlüllah’a (a.s) uymanın ve onu
sevmenin alametidir. Nebevî sünnete gösterilen iştiyak ve onunla amel etmek,
ganimetlerin en büyüğü, sıfatların en güzeli, taat ve kurbiyetin en faziletlisidir.

Yazan: Abdufettah Ebu Gudde
Çev. : Yrd. Doç. Dr. Yavuz KÖKTAŞ
KTÜ Rize İlahiyat Fak. Hadis Anabilim Dalı