Bugün yine sizlerle çok güzel bir Hz. Mehdi şiiri paylaşmak istiyorum. Bu şiirde Hz. Mehdi’nin mücadelesine yapayalnız başlayacağı, derin Allah sevgisiyle yılmadan mücadele edeceği, yıllarca tanınmayacağı ve sonunda çok büyük bereketler elde edeceği çok güzel bir dille anlatılıyor.

Yalnız Gibisin

Çalınan zille bir kapıdan boşananlarla
dopdolu koridorlarda yapayalnızsın kendi başına..
Gürültülerin içinde dolaşırken sanki
herkesten perde perde gizlenmişsin de
sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun..


İçin gizli bir feryat koparıp inlerken
aşina gönüller arayan gözlerin
kuruyu gözle yen bir kıvılcım gibi parlak..
Ama baksana şu kumsala,
sanki yalnız düşen her yağmur tanesi
buhar buhar uçmaya hazırlanıyor!


“Cız!”deyip sönenler de var,
nice dönenler gibi taklidi olarak doğru bildiklerinden..
Öyle ya, damlalar varlıklarını korumak için
ya göle düşmeliler
veya bir araya gelmeliler..


Senin gönlün günde kaç defa döner. Hakka dönenlerle beraber,
sönmeyen hakikat güneşine, yoksa nice olurdu halin
karanlığa alışık körlerin içinde körele körele..
Evet, burada sadece bir sen varsın,
bir de için için andığın..


Hem elbet altı cihetten
veya cihetsiz duydukları ile Gar-ı Hira;
seninle beraber duvarları çınlaya çınlaya inleyen bu mekandan
binler defa daha sessizdi
ve ondaki Dürr-i Yekta ise elbette daha yalnızdı..
Çünkü o zaman, henüz gönül şerhedeceği başka bir aşina yoktu.


Hem seni kim anlasın,
siyah gözlüklerden seyredilen kapkara manzaranla..
Ve kim var dinleyen, kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini...
Evet şu anda terkedilmiş bir garip gibisin yalnız başına..


Ne kimse döner gönül kapma, ne kimse açar dost kalbini..
Bad-i saba da yok ki!. İçin gibi sızlayan sade bir ezan sesi..
Çok yakınından, yanık sesli müezzinin nağmelerinden
gönlüne mızrap gibi inen fakat katı kalplere sızamayan..
Ama aldatmasın seni asla çok görünmeleri

ve kabarmaları Hakka ters ve şaşı bakanların..
Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.
Hem “nice azlar vardır ki, galip gelir yığın yığın çoklara.
Soruyorum, kim vardı yanında, mağaranın koridorunda?


Kaç kişiydi Mekke sokaklarında?
Musallat edilmemiş miydi Taif’te ayaklarına taş atan
çoluk çocuk ve bir sürü insan
ayak takımından?


Hangi ordu ile dalmıştı Yesrib ufuklarına?
Üç yüzle, Bedir’de kaç yüze muzafferdi?
Karşı koymadı mı Uhud’da binle,
kinle bilenmiş üç bine?


Ama bak sen berekete,
savaşsız girerken on sene sonra ana yurdu Mekke’ye!..
Hem sana bir reşha‘dan haber verenler de,
önceleri senin hissiyatınla dolup taşmıyorlar mıydı?


Yumurtalarına baka baka yavrularını
elde eden kuluçkadaki kaplumbağa gibi,
samimi ve sıcak göz nurunu,
yetiştirmek istediklerinden ayırma..


Kaplumbağa ayağı ile dahi yürümüş olsan,
bir de bakacaksın ki, Aşil’den fazla yol almışsın..
Bu bir sırdır ki,
göz görür, kalb tasdik eder de akıl sadece hayran kalır!

.
Çünkü Sırlar Muallimimiz:
Hakka bir karış gidene Hakkın bir arşın;
bir arşın gidene bir kulaç;
yürüyerek gidene koşarak geleceğini, ifade ediyor,


öyleyse bir bahçıvan gibi
elindeki testi veya fıskiye ile
bahçede nasibine düşenleri ab-ı hayata doyurmaya çalış..
Göreceksin ki, birini bin edecek..
Tohumlar çok bere ketli sümbüller verecek.
Biraz üzerinde titrediklerinin etrafında yüzlerce çiçekler açtıracak!...


Safvet SENİH

Kaynak: Bu linkten erişebilirsiniz.