9. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 7891011 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 81 ile 90 Toplam: 141
  1. #81
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Yemin ve keffareti

    Selam!

    Muhterem Müslümanlar;

    Yemin dini manada kişinin bir işi yapıp yapmamasını ya da bir olayın doğru olup olmaması konusunda söğlediği sözü Allah'ın adını kullanarak kuvvetlendirmesi demektir.

    Vallahi, billahi, tallahi Allah adına yemin ederim, Allah şahit olsun ki ifadeleri yemin ifadeleridir.
    Yemin etmek normal bir davranış olmakla birlikte, gereksiz yere yemin etmek ve alışkanlık haline getirmek ise uygun değildir. Kuran da

    "yeminlerinizi koruyunuz"
    El maide- 89..... buyrulmuştur.

    Diğer bir ayette de Cenabı Hak (c c)
    "Allah adına yaptığınız ayetleri yerine getirin. Allah'ı kefil tutarak kuvvetlendirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir."
    En Nahl- 91.........buyurmuştur.

    Bu itibarla bir Müslüman boş yere yemin etmemeli. Ancak yemin ederse yeminini yerine getirmelidir. Yemin edipte yeminini tutmayan kişinin keffaret ödemesi gerekir.
    Maide suresinde bildirildiğine göre yemin keffareti köle azat etmektir. Ya da on fakiri sabah ve akşamlı olmak üzere orta derecede yedirmektir. Bunlara gücü yetmezse 3 gün arka arkaya oruc tutar. Keffaret yemin bozulunca verilir. Yemini bozmadan vermek uygun değildir. Keffaret yemin bozulduktan itibaren ilk fırsatta yerine getirilmelidir.
    Bu konuyu aydınlatıcı ayeti Kerime mealiyle hutbeme son veriyorum. Cenabi Hak şöyle buyuruyor.

    "Allah, kasıtsız olarak ağzımızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorguya çeker. Bunun da Keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azap etmektir. Bunları bulamayan 3 gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz de yeminlerin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun, Allah sizlere ayetlerini açıklıyor umulur ki şükredersiniz"
    ElMaide-89

    KAMİL ELİYAZICI YENİCE/KARABÜK hocasi

  2. #82
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kur’an’ın övdüğü gençler

    Selam!


    “Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.”
    (Kehf Suresi, 13)


    Muhterem Müminler!
    Kur’an- Kerim’imimiz iki gençten ve bir de gençlerden oluşan bir grupdan bahseder ve onları över. Bu gençlerden birincisi İbrahim (as), diğeri ise Yusuf (as)’dır. Gençlerden oluşan grup ise,
    “Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.”
    (Kehf Suresi, [18:13]) ayetinde övülen, Ashab-ı Kehf’li gençlerdir.

    Değerli Kardeşlerim!
    Bu gençlerin bu derece övgüye mazhar olmasının sırrı ne idi diye sorulacak olursa, sorunun cevabını yine Kur’an-ı Kerim’den öğrenebiliriz. Şöyle ki; Hz. İbrahim (as), etrafındaki insanların başta babası olmak üzere, Allah’a değil de kendi elleri ile yapmış oldukları putlara taptıklarını görmüş ve onlara
    “... Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?”
    (Enbiya Suresi,52) diye sormuştu. Onlar ise,
    “... Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler olarak bulduk.”
    (Enbiya Suresi, 53) deyince, O,
    “Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz”
    (Enbiya Suresi, [21:54]) cevabını vermiş ve eklemişti:
    “Hayır, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim.”
    (Enbiya Suresi, 56)

    Aziz Kardeşlerim!
    Kur’an’da methedilen Yusuf (as)’ın hikayesini ise çağımızda birçok gencimizi benzer bir imtihandan geçiren bir hatırlatma muvazenesindedir, o da en açık ifadesiyle, gayri meşru cinsel ilişkidir. Nitekim bu ayetlerde anlatılan Hz. Yusuf’un hikayesinde, hem güzelliği, hem mevkii hem de zenginliği ile meşhur olan bir kadın,
    “Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!”
    (Yusuf Suresi, 32) diye Hz. Yusuf’u tehdit etmişti. Yusuf (as) ise;
    “Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum!”
    (Yusuf Suresi,33) diyerek Cenab-ı Hakka sığınmıştı.
    Nefsine yenilerek zina etmektense, yıllarca zindanlarda çile doldurmayı tercih etmiş, fakat sonunda da Rabbimiz onu Mısır’a yönetici yapmıştı.

    Muhterem Kardeşlerim!
    Her türlü haksızlık, adaletsizlik ve zulme karşı çıkarak imanlarını, şahsiyet ve ahlaklarını koruyan ve bu sebeple övgüye mazhar olan Ashab-ı Kehf gençlerini de Rabbimiz bize örnek olarak seçmiş ve methetmiştir. Onların mücadelelerini Kur’an’ımız şöyle anlatmıştır: “Onların kalplerini metin kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki:
    "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz. Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı?”
    (Kehf Suresi, 14-15)

    Öyle ise Aziz Kardeşlerim!
    Kur’an’ın örnek gençler olarak tanıttığı ve bizlere takdim buyurduğu bu gençlere benzeyen gençleri; yani iman, ibadet ve güzel ahlakla donanmış ve çağın getirdiği, insani münasebetlerin çirkin olanlarından uzaklaşmış bir gençliği gerekli bir bilinç ve hassasiyet ile yetiştirmemiz gerekmektedir. Bunun tedbirlerini cemaat olarak almamız, gençlere sahip çıkacak müesseseleri desteklememiz ve geleceğimizin yetiştireceğimiz iman sahibi gençlerimizin omuzunda yükseleceğini unutmamamız gerekir. Allah, bu ümmeti İbrahimi gençlerden mahrum bırakmasın.

    IGMG İrşad Başkanlığı

  3. #83
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Bir yılı bitirirken

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır

    [Haşr suresi, ayet 18]

    Muhterem Müslümanlar!

    Allah (c.c.) bizleri en güzel şekilde yaratmış ve birçok maddi ve manevi imkanlarla donatmıştır. Bizleri yarattıklarının pek çoğundan da üstün kılmıştır. Yüce Allah, bizlere akıl nimeti vermiş, bununla beraber yanlışı-doğruyu gösterecek elçiler ve kitaplar göndermiştir.

    Muhterem Müminler!

    İmtihan için gönderildiğimiz dünya hayatı sınırlı ve fanidir. Ahiret hayatı ise ebedidir. Biz, öldükten sonra dirilmeye iman etmiş Müslümanlarız. Yaptığımız her iyiliğin ve kötülüğün karşılığını ahirette mutlaka göreceğiz.

    Aziz Müminler!

    İnsanoğlu dünya hayatı için çok büyük hesaplar yapmaktadır. Acaba aynı titizliği ahiret hayatımız için de gösterebiliyor muyuz? Her akşam olduğunda Hz. Ömer (r.a.) gibi, “Bugün Allah için ne yaptım” diyerek kendimizi hesaba çekebiliyor muyuz? Bu konuda sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
    “Akıllı kimse kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”
    Tirmizi, Kıyamet, 26

    Yüce Rabbimiz de;
    “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” buyuruyor.
    Haşr suresi, 59/18.

    Değerli Müminler!

    Dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu; dünyayı iyi değerlendirip ahireti kazandıracak salih ameller (yararlı işler) yapmaktan geçiyor. Bunun için sık sık nefis muhasebesi yapmamız gerekiyor. Dünyada yaptıklarımızın mutlaka hesabını vereceğiz. O hesabı şimdiden yapalım, bize sorulacak soruları biz kendimize soralım ve her an ölüme hazırlıklı olalım.

    Değerli Kardeşlerim!

    Dün geride kaldı. Yarına ulaşacağımız belli değil. Bu günümüzü iyi değerlendirelim. Bir yıl daha geride kaldı. Yeni bir yıla girmek üzereyiz. Yeni yıla girerken yapılacak en önemli iş; geçmiş yılın muhasebesini çok iyi yapmaktır. Geçmişte yaptığımız hataları terk etmek, yeni yıl için yeni hedefler ortaya koymak, yeni atılımlar yapmak hepimizin hedefleri arasında olmalıdır. Yeni yılın hepimize ve tüm insanlığa barış, huzur ve hayırlar getirmesi, dünyanın daha yaşanılır, savaşlardan ve katliamlardan uzak, daha huzurlu olması için dua edelim. Müslüman’ın yeni bir yılı karşılarken bir kısım insanların yaptıkları hatalara düşmesi hiç doğru olmaz. Müslüman örnek insan olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz’in şu tavsiyesini hiç unutmayalım:
    ”Kıyamet günü kişi tüm yaptıklarından sorgulanıp hesaba çekilmedikçe, mahşer yerinden ayrılamayacaktır.”
    Tirmizi, Kıyamet, 1.

    Bu vesileyle yeni miladi yılın hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

    Hasan KUŞLU /Hückelhoven Camii Din Görevlisi


    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  4. #84
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Yalanın fert ve toplum hayatındaki zararları

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الأَنْعَامُ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ
    فَاجْتَنِبُواالرِّجْسَ مِنَ الأََوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ

    Bismillahirrahmanirrahim*
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]

    “Bundan böyle kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır.
    Haramlığı size okunanların dışında bütün hayvanlar size helal kılındı.
    Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, ve yalan sözden de kaçının.
    ”*
    * Hacc suresi, ayet 30

    Değerli Müminler!*

    Yüce dinimizin şiddetle sakınmamızı emrettiği yasaklardan birisi de, yalan söylemek ve bunu alışkanlık haline getirmektir. Kişinin yalandan kaçınmaması Allah katındaki değerini düşürerek yalancılardan sayılmasına sebep olmaktadır.*
    Abdullah İbni Mes'ud (radıyallahu anh)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:
    “Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk (sıdk) hayra ve üstün iyiliğe (birr) yöneltir.
    İyilik de cennete götürür.
    Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru) diye kaydedilir.
    Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücura) sürükler.
    Fücur da cehenneme götürür.
    Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzab) diye yazılır.
    ”
    Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105.

    Aziz Müminler!*

    Yalanın fert ve toplum hayatımızda onarılması çok zor hasarları vardır. Yalancı insan toplumda itibarını kaybetmiştir. Söyledikleri doğru dahi olsa inandırıcılığı yok olmuştur. En sıkıntılı zamanlarında bile eşini dostunu yanında bulamama gibi bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Atalarımız bu durumu ne de güzel ifade etmişlerdir;
    “yalancının evi yanmış da kimse inanmamış

    Aziz Kardeşlerim!*

    Unutmamalıyız ki yalanın zararı sadece fertle sınırlı değildir. Nasıl ki bulaşıcı bir hastalık toplumda hızla yayılarak insanların ölmesine sebep oluyorsa, yalan da aynı şekilde toplumun manen ölmesine zemin hazırlamaktadır. Yalanın yaygınlaşması sebebiyle güven duygusunu kaybeden milletler hemen hemen her konuda başarısız olmaya mahkumdurlar.*Yüce dinimizin büyük günahlardan saydığı bu hastalık pek çok günahın, hata ve yanlışların ilk adımını, hatta giriş kapısını oluşturmaktadır. Yalanı meşru görenler ve onu alışkanlık haline getirenler artık bütün kutsalları hiçe sayacak tehlikeli bir duruma düşmüşlerdir.*

    Muhterem Müminler!*

    Şunu da belirtmeliyiz ki zaruret icabı ve toplumun menfaati gereği dinimizde yalan söylemeye yalnızca bir kaç konuda müsaade edilmiş ve hadis-i şerifte şöyle sınırlandırılmıştır:
    "Kişinin karısını memnun etmesi konusunda, savaşta ve dargın insanların arasını bulmak için
    hayır söyleyen ya da hayır söz taşıyan yalancı değildir.
    "
    *Tirmizi, Birr 26.

    Aziz Müslümanlar!*

    O halde yüce dinimizin çirkin gördüğü, fert ve toplumu mahveden, aile içine, eşler ve dostlar ve arasına fitne fesat tohumları eken bu hastalığa yakalanmamak için gayret sarf edelim. Erdemli, doğru ve mutlu yaşamanın bir tesadüfün sonucu olamayacağını bilerek, bizleri yalana sürükleyecek davranışlardan şiddetle sakınalım.
    Hutbemi yukarda okuduğum ayet-i kerimenin mealiyle bitirmek istiyorum:
    “Bundan böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır.
    Haramlığı size okunanların dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı.
    Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, ve yalan sözden de kaçının

    *Hacc 22/30.

    Rafet COŞKUN
    Augsburg Merkez Camii Din Görevlisi

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  5. #85
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kişisel ve toplumsal gelişimimizin önündeki engellerden biri olarak ‘haset’

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ، مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ، وَمِنشَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ، وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِيالْعُقَدِ ، وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    113.1.“De ki:Yarattığı şeylerin kötülüğünden,...
    3.haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden,
    4.sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
    Sadakallah!

    Değerli Mü’minler!

    Yüce dinimiz, insanların dünya ve ahiret mutluluğunu temin etmek için birtakım ahlaki ilkeler getirirken, fert ve toplumların ilerlemesinin önünde engel olan davranışları da yasaklamıştır. İnsanlar arası ilişkileri olumsuz etkileyen, kırgınlıklara sebep olabilen ahlaki zaaf ve manevi hastalıklardan biri olan haset de bu yasaklardan biridir. Kıskançlık ve çekememezlik diye tarif edilen haset; başkalarının sahip olduğu bir nimeti, makam-mevki veya üstün sayılan bir vasfı çekemeyerek, onun din kardeşinden alınmasını, yok olmasını veya o imkanların kendisine geçmesini istemek anla mina gelir.
    Mustafa Çağrıcı, “Haset”, DİA, XVI, 378.

    Bazı ahlak kitaplarında, düşmanlık ve kin gütme, üstünlük duygusu, kibir, ulaşılmak istenen şeylerden mahrum kalma korkusu, makam ve mevki tutkusu gibi hususlar hasede sebep olan şeyler arasında zikredilir.
    Gazzali, İhya-u Ulumi’d-Din, III, 433-436.

    Aziz Müminler!

    Hasedin, ferdi ve toplumsal birçok zararı vardır. Başta, haset eden kişi, bir imtihan vesilesi olan mal-mülk, servet, statü vs. gibi hususlarda kardeşinin sahip olduğu bir nimeti, güzelliği çekemeyerek, Allah’ın yaptığı taksim ve takdire rıza göstermiyor, onun iradesine karşı geliyor demektir. Yüce Rabbimiz, Felak suresinin beşinci ayetinde: “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmak’’ gerektiğini belirterek, bu kötü hasletten uzak durmamız gerektiğine dikkatimizi çekmektedir Ayrıca Kur’an’da,
    mü’minlerin zarara uğramaları halinde bundan en çok sevinenlerin kafirler olduğu beyan edilmektedir.
    Al-i İmran, 3/120
    Bir mü’min kardeşine haset eden kişinin de, kafirlerin bir özelliğini taşıması, hiç de küçümsenmeyecek suç ve günah işlediği anla mina gelir. Üstelik ahirette neden olacağı ceza da unutulmamalıdır.

    Muhterem Müslümanlar!

    Peygamber Efendimiz:
    “Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz
    Nesai, Cihad, 8.
    “Ateşin odunu yakıp bitirmesi gibi haset de iyilikleri mahveder”
    Ebu Davud, Edeb
    buyurarak, hasedin ne denli zararlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca,
    “Dedikodu yapmayın, başkalarının kusurlarını araştırmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinizle insani ilişkilerinizi kesmeyin, kin gütmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun!”
    Buhari, Edeb,
    buyurarak, din kardeşliğinin ve toplumsal huzurun oluşması için öngörülen temel ilkeleri belirtmiştir. Unutmayalım ki, birbirlerinin iyiliğini istemeyen fertlerin oluşturduğu toplumun huzurlu olması mümkün değildir. Mümin, kendisi için arzu ettiğini başkaları için de isteyen, kendisi için arzu etmediğini diğer müminler için de arzu etmeyen kimsedir. Buna göre Almanya’da yaşayan Müslümanlar olarak, birbirimizin kardeşi olduğu bilinciyle hareket edelim. Haset, kin, öfke, nefret gibi kötü düşünce ve davranışlardan uzak durarak, sevgi, saygı, hoşgörü, diğergamlık, başkalarının iyiliğini istemek gibi en güzel ahlaki özelliklere sahip olmaya çalışalım.

    Fatih KARAZEYBEK
    İngolstadt Kocatepe Camii Din Görevlisi

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  6. #86
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Müslümanların ayıbını araştırmak günahtır

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلاَ تَجَسَّسُوا وَلاَ يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا
    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    49.12.“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.
    Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.”
    Sadakallah!

    Değerli Müminler!

    İslam dini, insanların dünya ve ahiret hayatının güzel olması için emirler ve yasaklar koymuştur. Zira sevgi ve kardeşlik dolu bir toplum meydana getirmek, dinimizin en büyük hedefidir. Elbette bu büyük hedefin önünde birtakım engeller de vardır.İnsanların ayıplarını ve kusurlarını ortaya dökmek, bu engellerden birisidir. Dinimiz bunu günah kabul etmiştir. Kuran-ı Kerim’de insanlar hakkında kötü şeyler düşünmenin günah olduğu anlatılır. Kötü şeyler düşünmek, kişiyi dinimizin uygun görmediği şeyler yapmaya yönlendirir. Gizli gizli insanların kusurlarını araştırmaya başlayan kişi ise, etrafındakilerle, başkalarında bulduğu kusurları konuşmaya başlar. İşte bu konuşmalar, kazanılmış olan sevapları yok eder. Bu sebeple Peygamber Efendimiz ve ashabı, hiç kimsenin ayıbını araştırmamış ve araştıranları da Peygamberimiz şu hadisiyle şiddetli bir şekilde uyarmıştır;
    “Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez.”
    Tirmizi, Kıyame, 53.

    Değerli Müminler!

    Ayıpların ve kusurların ortaya dökülmesi insanları birbirine düşürür, aralarına kin ve düşmanlık tohumları eker, insanların utanma duygusunu ortadan kaldırır, sosyal kontrolün azalmasına ve ahlaksızlığın hızlı bir şekilde yayılmasına sebep olur. Sevgili Peygamberimiz bu hususu bir hadisinde şöyle vurgular;
    “Müslümanların ayıplarını ve gizli hallerini araştırmaya kalkışırsan, onların ahlakını bozarsın ya da onları birbirine düşürmeye yaklaştırmış olursun.”
    Riyazü-s Salihin, III, 154.

    Bu sebeple asıl yapılması gereken, kişinin kendi kusurlarına bakması, başkalarının kusurlarıyla ilgilenmemesi ve başkalarında gördüğü kusurların üstünü örtmesidir. Peygamber Efendimiz konuya vermiş olduğu önemi şu hadislerle ifade etmektedir:

    “Müslümanları üzmeyin, onları ayıplamayın ve onların kusurlarını araştırmayın.
    Sizden biriniz bir Müslüman kardeşinin ayıbını araştırır ve ortaya çıkarırsa, Allah da onun ayıbını ortaya çıkarır.
    Eğer Allah bir insanın ayıbını ortaya çıkarırsa, o insan evinde bile olsa rezil olur.”
    Tirmizi, Sünen, B. 84, 2101.

    “Müslüman kardeşinin ayıbını ve kusurunu örten kişi, ölü birini diriltmiş gibidir.”
    Buhari, Mezalim, 3.

    “Bir ayıbı görünce örten kişi, sanki diri diri gömülmüş bir yavruyu kabirden çıkararak ona hayat vermiş gibi olur.”
    Ebu Davut, Edeb, 38.

    “Müslüman kardeşinin ayıbını örten kişinin, yarın kıyamet gününde ayıplarını Allah örter.”
    Ebu Davut, Edeb, 39.

    Muhterem Müslümanlar!

    Günümüzde gazete ve televizyon kanallarında insanların özel hayatını anlatan programların, toplumun ahlaki yapısındaki yozlaşmayı hızlandırdığı dikkatlerden kaçmamalıdır. Dinimiz hangi sebeple olursa olsun şahısların dokunulmazlıklarını çiğnemeyi ve aile hayatının mahremiyetlerini ortadan kaldırıcı hareketlerde bulunmayı yasaklamıştır. Asıl hedef toplum içinde yardımlaşmak, birlikte iyi geçinmek, ayıp ve kusurları örterek arkadaşlık ve dostluğu güçlendirmektir. Mü’min, Allah sevgisini tattığı zaman, Allah ona kendi kusurlarını gösterir ve böylece insan başkalarının kusurlarını görmez olur.

    Emin ÜLKER
    Lauingen Hicret Camii Din Görevlisi

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  7. #87
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Toplumsal bir sorun olarak intihar

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَ لاَ تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]

    4.29. Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar!

    İnsan, Allah’ın yarattığı en kıymetli varlıktır. İslam Dini, bu kıymetli varlığı koruyacak bazı prensipler ortaya koymuştur. Örneğin: dinin, malın, namusun, soyun korunmasına yönelik alınan tedbirler bunlardandır. Yüce dinimizin koruma altına aldığı hususlardan biri de candır. Canın korunması, aslında bütün semavi dinlerin ortak özelliklerinden biridir.

    Allah Teala, canın korunmasını emretmiş, gerek başkasının hayatını sonlandırmak anl***** gelen cinayeti, gerekse de kişinin kendi hayatını sonlandırması demek olan intiharı büyük günahlardan saymıştır. Hatta, insanın kendisini öldürmesi daha büyük günah olarak kabul edilmiştir. İnsana canı veren Yüce Allah olduğuna göre bu canı ondan ancak Allah alabilir. Hiç kimse kendi canının sahibi değildir ve hiç kimse kendisi üzerinde istediği gibi tasarruf yetkisine de sahip değildir.

    Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de:
    „Kendinizi öldürmeyin, şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.”
    Nisa, 4/29.

    „Kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız“
    Bakara, 2/195.

    buyurarak bu hususa dikkat çekmiştir. Peygamber efendimiz ise:
    “Kim kendisini bir şeyle öldürüp (intihar ederse) kıyamet günü ona o şeyle azab edilir.”
    Buhara, Eyman 7, VII, 223.

    buyurarak, intihar eden kişinin ahiretteki durumunu haber vermişlerdir.

    Değerli Mü’minler!

    Günümüzde özellikle batı toplumlarında intiharın, sosyal bir âfet halini aldığı bir gerçektir. Son yıllarda, Müslüman toplumlarda da intihar vakalarını görmek üzüntü vericidir. Ahlaki ve manevi değerlerin zayıflaması neticesinde depresyon, işsizlik, mutsuzluk, huzursuzluk gibi sebeplerle kendisine sağlam bir dayanak ve güvenli bir sığınak bulamayan kimseler, kendi hayatlarını sonlandırmayı tek kurtuluş yolu olarak görebilmektedirler.

    Muhterem Kardeşlerim!

    Dini inancın, insanın ruhsal hayatındaki olumlu etkisi bilinen bir husustur. İnsan için ana, baba, dost, makam-mevki, para gibi pek çok şey güvence olabilir. Ancak bu tür güvenceler geçicidir; bugün var olsalar da yarın yok olabilirler. Bu bakımdan insanın, geçici olmayan, her türlü sıkıntılı durumda sığınabileceği, sonsuz bir güvenceye ihtiyacı vardır ki o da Allah’tır.

    Allah’ı güvence olarak kabul edip, ona teslim olan kişi, hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav olduğunu, bunlara karşı sabır ve metanet göstermek gerektiğini bilir. Bu bakımdan Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek, müslümanın temel karakteri olmalıdır. Zaten bilimsel veriler de, dini inançlarına bağlı kimselerde intihar oranının çok düşük olduğunu göstermektedir.
    Hayati HÖKELEKLİ, “İntihar”, DİA, XXII, 353.

    O halde bizler de her türlü olumsuz durum karşısında yegane sığınağın Yüce Allah olduğunu bilerek daima O’na yönelelim. Zamanımızın hastalığı olan depresyondan korunmanın en kolay ve sağlam yolunun Allah’a samimi dua, ibadet, sabır ve şükür olduğunu unutmayalım. Özellikle gençlerimizi tehdit eden manevi hastalıklara karşı, onların ahlaki güzelliklerle donanmasını temin edelim. Çevremizdeki ruhi bunalıma girmiş, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu kendi başına aşamayan kardeşlerimize destek olmaya gayret edip, intiharın sosyal bir problem halini almasına engel olmaya çalışalım.
    Unutmayalım ki her türlü zorlukta ve sıkıntıda umulmadık kolaylıklar ihsan eden Yüce Allah’tır. Çünkü O'nun her şeye gücü yeter. O'na dayanan O’nunla güç kazanır.

    Ali İşbakan
    Bobingen Bilal-i Habeşi Camii Din Görevlisi

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  8. #88
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Mevlid Kandili

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللهََ وَالْيَوْمَ الاَخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرا

    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]

    33.21.„Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar!

    Hicri takvime göre 11/12 Rebiu’l-evvel 1433, miladi takvime göre 3 Şubat Cuma’yı 4 Şubat Cumartesi’ye bağlayan gece yani bu gün akşam sevgili Peygamberimiz‘in doğum yıldönümü olan ‘‘Mevlit Kandili‘‘dir. Peygamberimiz (s.a.v.) miladi 571 yılında Pazartesi günü sabaha karşı Mekke’de doğdu. O yüce Peygamber, karanlıkları aydınlatan bir nur olarak dünyaya geldi. Onun doğumu insanlık tarihinin en önemli olayıydı. Çünkü insanlık onun doğumuyla mutluluk ve huzura kavuştu, alemler onun nuruyla aydınlandı. Çünkü o bütün alemlere rahmet, bütün beşeriyete uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderilmişti.

    Hz. Peygamber her bakımdan insanlık için örnek olarak gönderilmiş bir peygamberdi. Gerek peygamberlik öncesi ve gerekse sonrasındaki dönemlerde sergilemiş olduğu yaşam tarzı, insanlarla ilişkisi, söz ve davranışları, yaşamlarında insanlık vasıflarını kaybetme noktasına gelen müşriklerin bile kendisine „Muhammedü’l-emin“ (Güvenilen, kendisine güven duyulan) demelerine neden olmuştur. Hiç kimseye güvenip teslim edemedikleri kıymetli eşyalarını ona teslim etmişlerdir.

    Değerli Kardeşlerim!

    Kabe’nin onarımı esnasında „Hacerü’l-esved“ taşının yerleştirilmesinde anlaşmazlığa düşen kabileler onun hakemliğini memnuniyetle kabul etmişlerdir. Çünkü o haktan, adaletten, doğruluktan ayrılmaz ve hiçbir zaman yalan söylemezdi. Kimseye zulmetmez ve kimsenin hakkını yemezdi. Bunun için düşmanları ona inanmasalar da hiçbir zaman „yalancısın, yalan söylüyorsun...“ diyememişlerdir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), „Önce en yakın akrabanı uyar! (Onları Allah'ın azabı ile korkut!)“ anlamındaki Şuara Suresi’nin 214'üncü ayet-i kerimesi nazil olduğunda, Safa tepesinde insanları toplayarak: „Size, şu dağın arkasında, düşman atlılarının bulunduğunu, baskın için hazırlandıklarını söylesem bana inanır mısınız?“ diye sorduğunda, orada bulunan insanlar hiç tereddüt etmeden hep bir ağızdan: „Evet, inanırız; çünkü sen yalan söylemezsin; şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık...“ diye cevap vermişlerdi.

    Değerli Mü’minler!

    23 yıllık peygamberlik döneminde, her türlü insani değerini kaybetmiş bir toplumu, tarihte benzerine az rastlanır, fertlerinin her biri gökteki yıldızlar misali numune bir toplum haline getirdi. İnsanlığa en üstün anlayış, yaşayış ve ahlak ilkelerini kazandırdı.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu üstün başarısı kuvvetli imanı, örnek yaşantısı, bitmeyen azim ve kararlılığının yanında düşünce, inanç ve yaşam bütünlüğünden kaynaklanıyordu. İnsani ilişkilerde kalpleri fetheden yumuşak bir üsluba sahipti. Onun davranışlarını Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getiriyor:
    „Allah'ın rahmetinin eseri olarak sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.“
    Al-i İmran, 3/159.

    Muhterem Mü’minler!

    O halde sevgili Peygamberimizi iyi tanıyalım. O'nun hayatını, örnek yaşantısını, üstün ahlakını ve güzel öğütlerini anlatan kitapları mutlaka alıp okuyalım. Çocuklarımıza küçük yaştan itibaren Peygamberimizi öğretelim. Onların temiz kalplerine Allah ve Peygamber sevgisi yerleştirelim. Bütün hayatımızda ve her işimizde onu kendimize örnek edinelim ve onun gösterdiği nurlu yoldan ayrılmayalım.

    Hutbemi başta okuduğum ayet-i kerimenin mealiyle bitirmek istiyorum;
    „Andolsun ki, Rasulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.“
    Ahzab, 33/21.

    Mehmet TEKİN Berlin Türk Şehitlik Camii Din Görevlisi

  9. #89
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Allah’ın kutlu elçileri: Peygamberler

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوٓا اٰمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللهِ وَمَلۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيداً

    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]

    4.136.“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.
    Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar!

    Allah Teâlâ insanı en güzel şekilde yaratmış, onu diğer varlıklardan üstün kılmış ve kendisine maddî-manevî birçok lütufta bulunmuştur. Ayrıca insanı akılla donatarak doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü ayırt edebilecek kapasiteyi ihsan etmiş; buna ilaveten de rehberlik etmek üzere kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Bu kutlu elçiler, kendilerine vahyedilen şekilde insanları doğru yola, Allah’ın yoluna davet için mücadele vermiş, hatta kimi peygamberler bu uğurda canlarını feda etmişlerdir.

    Değerli Müminler!

    Mensubu olmakla şerefyab olduğumuz İslam’da iman esaslarından biri de, Allah (cc.) tarafından gönderilen bütün peygamberlere iman etmektir. Bu ortak esas, iman esasları arasında yer alan önemli bir rükündür. Şu kadar var ki, peygamberlik müessesesine inanılmadan din, yani ilahî emir ve yasaklar anlaşılamaz. Bu açıdan peygamberler, kulların yaratıcılarıyla olan ilişkilerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Zira insanlara Allah ile nasıl iletişim kurulacağını, ona karşı görevlerimizin neler olduğunu ve Allah’ı razı etmek için yapmamız gerekenleri tebliğ edenler, öğretenler peygamberler olmuşlardır. Peygamberler sadece tebliğ etmekle de kalmamışlar, kendilerine vahyedilen ilahî hükümleri, emir ve yasakları bizzat yaşayarak insanlara örnek olmuşlardır.

    Aziz Cemaat!

    Peygamberler, herkes tarafından takip edilebilecek kâmil, üstün vasıflı ve yüksek ahlaklı insanlardır. Onlar, her hususta çok güzel birer örnektirler. Bu özellikleri sayesinde, insanlara Allah inancını ve sevgisini aşılamışlar; toplumları peşlerinden sürükleyerek onların hayatlarında esaslı değişiklikler yapmışlardır.

    Peygamberler, Allah Teâlâ’nın insanlara lütfettiği ilahî bir hediyedir. Yüce Yaratıcı, insanlar arasında ayrım yapmaksızın her birine maddî sayısız nimetler verdiği gibi ruhî bir gıda, manevî bir ihsan olarak peygamberlik nimetini de armağan etmiştir.

    Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara, yalnız İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sas.)’e değil, gönderilen bütün peygamberlere imanı emretmektedir. Hz. Muhammed (sas.), ilk peygamber Hz. Âdem’den itibaren zaman zaman çeşitli milletlere gönderilen peygamberler zincirinin son altın halkasıdır, Hatemü’l-Enbiya’dır. Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir. O belli bir zümreye, belli bir millete değil; bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    Peygamberler, vahiy ile şereflendirilmiş, diğer insanlarda bulunmayan birtakım niteliklere sahip seçkin şahsiyetlerdir. Fakat bu durum onlara asla insanüstü bir konum kazandırmaz. Onların hepsi insandır, ilahlık gibi vasıfları yoktur. Allah’ın müsaadesi olmadan olağanüstü bir güçleri olmamıştır. Allah’ın bildirdikleri dışında gaybı da bilemezler. Bu nedenle bize düşen görev, insanüstü bir konuma çıkarmadan ve Allah’ın elçileri olduklarını göz ardı etmeden peygamberlere iman etmektir. Özellikle de son peygamber Hz. Muhammed (sas.)’in bizlere emanet ettiği Kur’an’a ve sünnete sahip çıkmak, hayatımızı onlara göre şekillendirmek temel vazifemiz olmalıdır. Unutmayalım ki, kurtuluşumuz, ancak bu temel vazifemizi hakkıyla yerine getirdiğimizde mümkün olacaktır.

    Hutbemi başta okuduğum ayet-i kerimenin mealiyle bitirmek istiyorum:
    “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.”
    Nisa,136.

    İdris ERTÜRK ;Berlin Kocatepe Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  10. #90
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kutsal kitaplara iman

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

    Bismillahirrahmânirrahîm
    2.285.“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: ‚Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.’ Şöyle de dediler: ‚İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır’.“
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar!

    İman esaslarımızdan biri de kitaplara imandır. Kitaplara iman, Allah tarafından bazı peygamberlere kitaplar indirildiğine ve bu kitapların içeriğinin tümüyle doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. Her mü’min, imanın olmazsa olmaz şartlarından biri olan bu esasa iman etmek zorundadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Allah:
    Bismillahirrahmânirrahîm
    4.136.“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.”
    Sadakallah!
    buyurarak iman esaslarını sıralamış, bunlara iman edilmesini emretmiş; iman esaslarından herhangi birini inkâr edenin hidayete eremeyeceğini bildirmiştir.

    Aziz Cemaat!

    Allah insanlara doğru yolu göstermek üzere, seçtiği peygamberler aracılığı ile kitaplar göndermiştir. Bu kutsal kitapların hedefi ise insanlığı hidayete, iyiliğe, güzele ve aydınlığa çıkararak hem bu dünyada hem de ahirette mutlu ve huzurlu kılmaktır.

    Ayrıca kutsal kitapların hepsi Allah’ın birliğini, yalnız O’na kulluk edilmesi gerektiğini, ahiretin varlığını ve orada herkesin bu dünyada işlediklerinden hesaba çekileceğini haber verilmistir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu gerçek:
    Bismillahirrahmânirrahîm
    21.25. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin.’ diye vahyettik.”
    Sadakallah!
    diye ifade edilmiştir.

    Muhterem Müslümanlar!

    Bizler bugün Kur’ân-ı Kerîm’in dışındaki kitapların şu andaki şekillerine değil, Allah'tan gelen bozulmamış şekillerine inanmakla yükümlüyüz. Nitekim ilahî kitaplardan bir kısmı tamamen kaybolmuş, bir kısmı ise zamanla insanların müdahaleleri sonucu değişikliğe ve bozulmaya (tahrifata) uğramıştır. Allah'ın vahyettiği şekilde varlığını korumuş, hiçbir bozulma ve değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegâne kitap Kur'ân-ı Kerîm'dir. Nitekim
    Bismillahirrahmânirrahîm
    15.9. Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız”
    Sadakallah!
    ayetiyle Allah, insanlara Kur’ân’ın ilahî koruma altında bulunduğunu ve kıyamete kadar değişikliğe uğramadan kalacağını bildirmektedir.

    Aziz Kardeşlerim!

    Kutsal kitaplar, insanlık için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Zira onlar, bize nasıl yaşayacağımızı, nelere dikkat edeceğimizi, kısacası mükellef olduktan sonra ölüme kadar olan hayatımızı nasıl düzene koymamız gerektiğini bildirirler. İnsanlık, Allah’ın emir ve yasaklarını, iyiyi, güzeli, doğruyu hep kutsal kitaplardan ve onları tebliğ eden peygamberlerden öğrenmiştir. Kendisine kitap indirilen peygamberler de, kitaplardaki emir ve yasakların uygulanmasını bizzat göstermişler ve bunların yaşanabilir olduğunu ortaya koymuşlardır.

    Öyleyse bize düşen, öncelikle kitaplara ve diğer iman esaslarına olan inancımızı güçlü tutmak, bu değerleri hayatımıza yansıtmaktır. En son gönderilen, bütün kutsal kitapları tasdik eden, hükmü kıyamete kadar baki olan kutsal kitabımız Kur’ân’a sarılmak, onun hükümleri doğrultusunda hayatımızı sürdürmek; ayrıca onu bizlere getiren, tebliğ eden, aynı zamanda Kur’ân’ın en büyük müfessiri ve mübelliği olan Hz. Peygamberimize tâbi olmak bizim en büyük görevimizdir. Bizler bu görevimizi layıkıyla yaptığımız sürece ilahî rahmet üzerimizden eksilmeyecektir.

    Ne mutlu Kur’an’ı okuyana…
    Ne mutlu Kur’an’ı anlayana…
    Ne mutlu Kur’an’la yaşayana…
    Ne mutlu hayatını Kur’an’la tamamlayana
    …

    Nabi Ayyıldız
    Berlin Akşemsettin Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

9. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 7891011 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 145
    Son mesaj: Bugün, 03:47 PM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 237
    Son mesaj: Bugün, 03:29 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık