8. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 678910 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 71 ile 80 Toplam: 141
  1. #71
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Peygamber Efendimiz (sav)‘den hitabeler

    Selam!

    "De ki; Allah'a itaat edin, peygamberine itaat edin, eğer yüz çevirip dönerseniz şunu bilinki peygamberin vazifesi;
    kendisine düşen (tebliğ görevini yapmak)tır. Sizin üstünüze düşen (vazife) de; size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz) dir.
    Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz Peygambere ait olan vazife sadece açık bir şekilde duyurmaktır.
    ”
    (Nur Suresi, [24:54])


    Muhterem Kardeşlerim!
    Bugünkü hutbemizde Peygamberimiz Efendimiz (sav)'in mübarek hitabelerinden bir demet sunmaya çalışacağız.
    Peygamber Efendimiz (sav) muhtelif yerlerde, ashabına; onların şahsında da biz Müslümanlara şöyle seslenmiştir:

    "Ey insanlar!
    Ben size Allah'ın emrettiklerinden başkasını emretmiyorum. Allah'ın sizi sakındırdığı hususlardan başkasından sakındırmıyorum.
    O halde, rızık ararken güzelini arayınız. Ruhumu elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, sizden her hangi birinizi rızkı,
    ecelinin onu aradığı gibi arar durur. Eğer rızkınızı çok güçlükle elde ediyorsanız, onu Allah'a itaat ederek arayınız.

    Ey insanlar!
    Ölmeden önce Allah(ın yolun)’a dönünüz İşleriniz başınızdan aşmadan iyi amellere sarılınız. Rabbinizi çokça anarak, gizli ve aşikar bol bol sadaka vererek, Rabbinizle aranızdaki irtibatı sürdürünüz ki; rızkınız artsın, size yardım edilsin ve kusurlarınız bağışlansın. (Hayatü's sahabe MYKandehlevi: 4/263)

    Ey insanlar!
    Hiç şüphesiz, şeytan bu topraklarınızda hakimiyet kurma gücünü kaybetmiştir.
    Ama, sizin küçük gördüğünüz bir takım günahlarınızda ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir.
    Dininiz konusunda ona karşı tetikte olunuz. Küçük günahları işleyerek şeytanı sevindirmeyiniz.
    Şeytan, namaz kılanların kendisine uymalarından ümidini kesmiştir. Ama o sizi kışkırtıp birbirinize düşürmekten hoşlanır.
    Öyleyse ey insanlar! Dikkatli olunuz. Ben sizlere öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sıkı sarıldığınız müddetçe,
    asla doğruluktan sapmazsınız. O şey, Allah'ın kitabı ve peygamberinin sünnetidir.

    Düşüncesi ahiret olan kimsenin dağınıklığını Allah bir araya getirir, zenginliğini gözleri önüne koyar,
    dünya, o kimseye boyun eğerek gelir. Kimin de düşüncesi dünya olursa, onun düzenini
    Allah darmadağın ederek yoksulluğunu iki gözünün önüne koyar, (ve) dünyadan ona ancak yazıldığı kadar gelir.

    Benden sonra bir peygamber, sizden sonra da başka bir ümmet yoktur. Aman zulüm yapmayınız.
    Çünkü zulüm (haksızlık), kıyamet günü sahibini bürüyecek karanlıklardır.
    Kötü sözden ve kötü söz söylemeye çalışmaktan uzak durun(uz). Müslümanları çekiştirmeyin, gizli hallerini araştırmayın.
    Kim din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa, Allah da onun kusurlarını araştırır.

    Ey insanlar!
    Yalan yere şahitlik, Allah'a şirk koşmaya denk tutuldu. O halde murdardan, putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. (Bir) Adamın faizden elde ettiği bir dirhem, Allah katında günah bakımından, otuz altı defa zina yapan bir adamın günahından (daha) ağırdır. Faizin en üreyeni de Müslüman adamın namusu(na iftira atıp lekelemek)tir. (Hayatü's sahabe MYKandehlevi: 4/280)"

    Değerli Kardeşlerim!
    Sözlerin doğrusu Peygamber Efendimiz (sav)‘in sözleridir. Saygıyla dinliyor ve itaat ediyoruz.
    Ona Allah'ın yarattığı tüm mahlukatın zerrelerinin sayısınca Rabbimize hamd,
    Peygamberimize de salat ve selâm gönderiyor ve sözlerimizi bir ayet mealiyle bitiriyoruz:

    "De ki; Allah'a itaat edin, peygamberine itaat edin,
    eğer yüz çevirip dönerseniz şunu bilin ki peygamberin vazifesi;
    kendisine düşen (tebliğ görevini yapmak)tır.
    Sizin üstünüze düşen (vazife) de; size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz) dir.
    Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz.
    Peygambere ait olan vazife sadece açık bir şekilde duyurmaktır.
    ”
    (Nur Suresi, [24:54])

    IGMG İrşad Başkanlığı

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  2. #72
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cami Çocuk Buluşması

    Selam!

    Peygamberimiz(s.a.s.), Amcasının oğlu Abdullah’ı bineğinin arkasına bindirmiş yol alırken, bir yandan onunla sohbet ediyor
    ve şöyle diyordu:

    “Yavrum, sana bak ne öğreteceğim: Allah’ın hakkını koru ki, O da seni korusun. Allah’ın hakkını koru ki,
    O’nu her daim yanında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste; yardım dileyeceğin zaman Allah’tan yardım dile.
    Şunu bilmelisin ki, bütün varlıklar sana bir konuda yardım etmek üzere bir araya gelseler,
    Allah’ın senin hakkında karar verdiğinden başka yardımda bulunamazlar.
    Yine sana bir konuda zarar vermek üzere elbirliği etseler, Allah’ın senin için takdir ettiğinden başka bir zarar veremezler.”


    diyordu. Küçük bir çocuğa ibadetin, kulluğun özünü böyle anlatıyordu şefkat peygamberi Efendimiz(s.a.s.).
    Şartlar ne olursa olsun, Rabbi ile arasındaki bağı koparmamayı öğütlüyordu.

    Kardeşlerim!

    Efendimiz, meclisinde ve mescidinde çocukların bulunmalarına izin vererek onlara kendisini dinleme ve örnek alma fırsatı tanımıştır.
    Kutlu Nebi, dini öğretmek ve ibadet etmek gibi ciddi işlerle meşgulken bile, çocukların bu ciddiyeti bozması endişesini taşımamış,
    onları ilim ve ibadet ortamının dışında bırakmamıştır. Onların çocukça davranışlarını hoş görmüş,
    hataları sebebiyle onları mescidin dışına çıkarmamıştır.

    Öyle ki, bir gün hutbe okurken torunları Hasan ve Hüseyin’in düşe kalka mescide girdiklerini görünce dayanamamış,
    minberden inip onları kucağına aldıktan sonra tekrar minbere çıkmış ve şöyle buyurmuştur:

    “Allah, ‘Mallarınız ve çocuklarınız imtihan vesilesidir’ derken ne kadar doğru söylemiş! Şu iki yavrunun düşe kalka
    yürüyüşünü görünce dayanamadım da, sözümü keserek onları kucağıma aldım.”

    Merhamet ve şefkat bunu gerektirir değil mi?

    Değerli Kardeşlerim!

    Peygamber Efendimiz’in bu tavrı, çocuklar ile kurduğu sevgi ve merhamet dolu ilişkiyi ibadet eğitiminde de benimsediğini
    göstermektedir. Çocuğun horlanarak kovulduğu, sesi çıktığında azarlandığı, soru sorduğunda terslendiği bir mescide tazecik
    gönlünün ısınması nasıl mümkün olabilir ki? Çocuğun ibadeti sevmesi ve benimsemesi, öncelikle ibadet eden büyüklerle
    aynı ortamı paylaşması ve orada bulunduğundan dolayı taltif görmesi ile mümkün olacaktır.

    Çocuklarımızın Allah’a kulluk bilinci, ibadet aşkı ve mescit sevgisiyle büyümesini istiyorsak geliniz; hem gönüllerimizi
    hem mescitlerimizi onlara açalım. Onların yüreklerine iman mayası çalalım. Yavrularımızın ruhunu camide doyuralım.
    Kalplerine Allah’ın ve Resulü’nün sevgisini koyalım. Kur’an’ı öğretelim, İslam’ı sevdirelim. Cennet çiçeği çocuklarımızı,
    adeta birer cennet bahçesi olan camilerimizle buluşturalım. Onları dinî terbiye ile yetiştirelim.
    Resulullah Efendimiz’in şu öğüdünü hatırımızdan çıkarmayalım:

    “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz.”

    Kardeşlerim!

    Peygamberimiz döneminde çocukla cami arasındaki bu sıcak ilişkinin tekrar yoğun bir şekilde yaşanması amacıyla,
    Başkanlığımız, “Cami-Çocuk Buluşması” adı altında bir kampanya başlatmıştır.
    Bu kampanya aracılığıyla yavrularımızın camiyi şenlendirmeleri ve bütün ayrıntılarıyla camilerimizi tanımaları sağlanacaktır.
    Bu noktada tüm görevlilerimizin ve cemaatimizin duyarlılığını beklemekteyiz.
    Unutmayalım ki; camilerimizin imarı, sahip olduğumuz çocuklarımızın manevi imarıyla gerçekleşebilir.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  3. #73
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    İsraf Haramdır

    Selam!

    İnsanı, Allah sevgisinden mahrum bırakan, toplum içinde kınanacak hallere düşüren davranışlardan birisi de israftır. İsraf, eşyayı yerli yerinde kullanmamak, harcamalarda ölçüsüz davranmak ve savurgan bir tutum içinde bulunmak demektir. İsraf hastalığını alışkanlık haline getirenler, ellerine geçen imkanlardan yeterince faydalanamazlar. Mallarını çarçur eder, sağlıklarını, güç ve kuvvetlerini boşa harcar, zamanı beyhude tüketirler; bilgi-birikim ve tecrübelerini heba ederler.

    Müsriflik ve savurganlık, kazancın, emeğin ve birikimlerin yok olup gitmesine; kişi ve kamu mülkiyetinin telef olmasına sebep olur. İşte bu ve benzeri kötü sonuçların çıkmasına yol açan israf, dinimiz tarafından hoş karşılanmamış; israf edenler kınanmıştır. Allah Tealâ, harcamalarında ölçülü olmayanların, kınanacak hallere düşeceği uyarısında bulunarak, :

    “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.”
    buyurmuştur.(İsra,29 )

    Sevgili. Peygamberimiz de,

    "Insanı yoldan çıkaran, iyilik ve hayır istikametinden uzaklaştıran mal hususunda dikkatli davranmamız
    gerektiğini bildirmiştir. (Tirmizi, zühd, 3, 26)

    Muhterem Müslümanlar !

    Başta kimyasal maddeler olmak üzere tükettiğimiz bir çok madde, çevreye çok büyük zararlar vermektedir. Bu maddelerin, bilinçsizce ve israfa varan ölçülerde çok fazla tüketilmesi, zararlarını daha da katlamaktadır. Bundan dolayı kullandığımız veya boşa akıttığımız her damla suyun artık, kirli su haline dönüştüğünü ve tekrar temiz hale gelmesi için uzun yıllara ihtiyaç olduğunu bilelim. Boşa yanan lambaların ve gereksiz yere çalışan elektrikli aletlerin, sadece kesemize değil ülke ekonomisine ve tabii dengelere de zarar verdiğinin bilinci içinde olalım. Temizlik için kullandığımız maddelerin bir çoğunun, bizatihi kendilerinin kirlilik meydana getirdiğini unutmayalım. Çöpe giden her ekmeğin, lüzumsuz yere tüketilen her parça kağıdın nelere mal olduğunu düşünelim. Toplu taşım araçlarını kullanarak ekonomiye katkıda bulunalım, ekolojik dengelere zarar vermeyelim.

    Kıymetli Mü’minler !

    Bir araştırmaya göre İzmirimizde günde 600 000 ekmeğin çöpe gittiği ve bunun büyük maddî kayıplara neden olduğu belirtilmektedir. Halbuki bayat ekmekten damak zevkimize uygun yemek ve tatlı yapılabilmektedir. Ülkemiz, Dünya ülkeleri arasında israfta, ön sıralarda yer almaktadır. Bu tablo, iman ettiğimiz kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim de;

    “Allah israf edenleri asla sevmez”
    (Araf, 31) diye yazan biz Müslümanlara kesinlikle yakışmamaktadır.

    Hangi mü’min Allah’ın sevmediği bir kul olmak ister? Bir Müslüman olarak bütün hedefimiz, Allah’ın razı olduğu kullar arasına girmek değil midir? Öyle ise bizi, O’nun rızasından uzaklaştıracak, O’nun sevgisinden mahrum bırakacak davranışlardan biri olan israf alışkanlığını hayatımızdan çıkaralım. Bakınız! Allah, bizim şu özellikleri taşıyan kullardan olmamızı istemektedir.

    “(O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”
    Furkan suresi, ayet 67:

    İbrahim CEYHAN
    İZMİR MERKEZ VAİZİ

    CUMANIZ MUBAREK OLSUN!

  4. #74
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Şehitlik

    Selam!

    Bir cenaze gördüğü zaman
    “Sen git, biz de geliyoruz…”
    derdi Ebu’d-Derda’ hazretleri…

    Kardeşlerim!

    Cenazelerimiz, bizim istikbalimizdir. Bugün biz onları uğurlarız; yarın da başka kardeşlerimiz ilahî rahmetin kucağına tevdi ederler bizi. Uğurladıklarımız arasında öyleleri var ki, biz onlara ölü demeyiz. Çünkü onlar şehitlerimizdir. Biz onlara ölü demesek de, diyemesek de, acılarını kalbimizin ta derinliklerinde yaşarız. Onlar bizim babamızdır, kardeşimizdir, eşimizdir, evladımızdır. Onlar bu ülkenin doğusundan, batısından, köyünden veya kentindendir. Kim olurlarsa olsunlar, nereli olurlarsa olsunlar, onların her biri, hepimizin şehididirler. Bu toprakların üzerine bir damla şehit kanı düştü mü, acısı bütün vatanı sarar, ıstırap bütün milletin yüreğini sızlatır.

    Kardeşlerim!

    Biz her bir şehidimizin acısını ayrı ayrı duyarız. Her şehid haberiyle yüreğimizden bir parçanın daha koptuğunu hissederiz. Biliriz ki; “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” inancı acımızı hafifleten teselli kaynağımızdır. Bu yüzden feryat etmeyiz, bağırıp çağırmayız, taşkınlık yapmayız, alkışlarla, tezahüratlarla cenazelerimizi gösteriye çevirmeyiz. Acımız ve öfkemiz, bizi vakarımızdan, ağırbaşlılığımızdan uzaklaştırmaz. Öteden beri biz, şehitlerimizi, bir büyük milletin uğurlayışıyla uğurlarız: Tıpkı Rasulullah (s.a.s.)’ın ve onun sahâbilerinin yaptığı gibi. Onlar nice şehitlerini toprağın bağrına verdiler de mü’mine yakışan vakar ve olgunluktan asla taviz vermediler.

    Kardeşlerim!

    Bizler şehitlerimize dua ederken, onlardan da müjde alırız. Zira onlar, Allah’ın kendilerine vaat ettiği müjdeye kavuşmuş, bunu bizzat görmüş, ebedî saadetin nimetlerini bilfiil tatmaya başlamışlardır. Çünkü onlar
    “Allah yolunda öldürülenleri ölü sayma. Onlar hayattalar ve Rablerinin katında rızıklanıyorlar. Allah’ın kereminden onlara bağışladığı nimetlerin mutluluğu içinde, arkalarında olup da henüz kendilerine katılmamış kardeşlerine, onlar için hiçbir korku olmayacağını ve hiçbir şey için üzülmeyeceklerini müjdeliyorlar…”
    Âl-i İmran, 169-171

    İlâhi kelamının muhatabı ve
    “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır…”
    Tevbe, 111

    beşâretinin güzide temsilcileridir.

    Rahmet Peygamberi ise;
    “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi,
    sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.
    ”
    Buhârî hoca

    buyurarak şehitliğin yüceliğine işaret etmiştir.

    Kardeşlerim!

    Son günlerde güvenlik güçlerimizi hedef alan menfur saldırılar neticesinde şehit olan evlatlarımıza Cenab-ı Hak’tan sonsuz rahmet, yaralılara acil şifalar, kederli ailelerine, yakınlarına, sevenlerine ve Aziz Milletimize başsağlığı, sabır ve metanetler diliyorum.

    Bu menfur saldırılar, Aziz Milletimizin ‘daha çok kardeş olma’ ve beraber yaşama azim ve kararlılığını ziyadesiyle arttıracaktır. Milletimizin birlik, beraberlik, huzur ve kardeşliğini bozmayı hedefleyen bu saldırıları gerçekleştirenler sahip olduğumuz kardeşlik ruhu ve iradesi karşısında emellerine asla ulaşamayacaklar ve hüsrana uğrayacaklardır. Gün, bu büyük acımızı yüreğimizin derinliklerinde hissederek, kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi tüm dünyaya gösterme, sabır ve metanet ile Aziz Şehitlerimize dua etme günüdür.

    Bu vesileyle evlatlarını bu ülke için feda eden ailelerimizin acısını yürekten paylaşıyor, şehit evlatlarımıza bir kez daha Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

    D.İ.B. Hutbe Komisyonu

  5. #75
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kurban bayramı

    Selam!

    "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar."
    İnşirah, 94/ 5
    Böyle buyuruyordu Yüce Mevlâ Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şahsında bütün mü'minlere…

    Kardeşlerim!
    Önce vatan evlatlarının şehâdet haberleri, ardından Van depreminin üzüntüsü sarmışken bütün yurdu, Rabbimizin beşâreti olan Kurban Bayra mina erişmiş olmanın huzur ve mutluluğunu yaşamaktayız.
    Ne güzel bir tablodur ki aziz milletimiz, bütün olumsuzluklara rağmen sıkıntılar karşısında tek yürek olmuş, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımızın ne denli güçlü olduğunu bir kez daha göstermiş ve bu kutlu bayramı haketmiş olmanın haklı gururunu bizlere yaşatmıştır.

    Kardeşlerim!
    Kurban, Allah yolunda samimiyetin, fedakârlığın, cömertliğin ve teslimiyetin ifadesidir. Mü’minler kurban kesmekle, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in hatıralarını tazelemekte ve gerektiğinde kendilerinin de aynı teslimiyet ve fedakârlığa hazır olduklarını göstermektedir.

    Kurban, et ihtiyacı nedeniyle hayvan kesimi değil, aksine
    “Allah’a onların ne etleri, ne de kanları ulaşır; fakat sizden Allah’a ulaşan yalnızca takvanızdır.”
    Hacc, 22/37
    ilahî hitabı gereği Allah rızası ve kurbiyyeti gözetilerek bir ibadetin yerine getirilmesidir.

    Kurban, değerlerine yabancılaşan insanın başta Allah'a, kendisine, tabiata, canlıya, cansıza ve her şeye karşı yabancılaşmanın önüne geçmek için emredilmiş bir ibadettir.

    Kurban, dünyevileşmeye karşı ilahi bir uyarıdır aynı zamanda. Modern hayatın bireyciliğe ve ben merkezli anlayışa mahkûm ettiği insanı, "İnsan insanın cennetidir" inancına götüren bir ibadettir.

    Ve kurban, Rahmet Peygamberinin tesis ettiği sevgi medeniyetinin çocukları olan bizlerin,
    “Ben gelmedim kavga içiun
    Benim işim sevi içün
    Dostun evi gönüllerdir
    Gönüller yapmaya geldim
    ”
    dizeleriyle; hiçbir etnik, siyasi ve mezhepsel fark gözetmeden, kardeşçe yaşamamız için gönüller inşa etmeyi salık veren bir ibadettir.

    Kardeşlerim!
    Bu bilinç etrafında idrak edilen Kurban ibadeti, her birimizi İbrahim ve İsmail olmaya götürecek ve Rabbimizin sunacağı sonsuz ve sınırsız lütuflarla bayram yapacağız.
    Bugün bayram günü, yakınlaşma günü…
    “Allah’ım sen ne emredersen emrine âmâdeyim!”
    Ebû Davûd, Salât,
    diyebilme günüdür bugün…

    Bir hak dostunun;
    “Yılda bir kurban keserler halk-ı alem iyd içün,Dem be dem saat be saat ben senin kurbanınem
    hakikatinin sırrını anlama günüdür bugün…

    Kardeşlerim!
    Gün, kimsesizlerin kimsesi olma günüdür…
    Vatanı için babasını kaybeden şehidimizin yetimine baba, eşine kardeş, anne babasına evlat olma günüdür bugün…

    Depremde anne babasını kaybetmiş öksüz ve yetimlere sahip çıkma, çocuklarını kaybetmiş anne babalara evlat olma, akrabasını kaybedenlere akraba olma ve dertleriyle hemdert olma günüdür. Böylece sevinç ve tasayı paylaşan yekvücut bir millet olma günüdür.

    Huzurevlerinde ve sosyal hizmet kurumlarında gözleri kapılarda olan mahzun gönüllere evlat, anne baba ve kardeş olup hayır dualarını alma günüdür.

    Bu vesileyle idrak edeceğimiz Kurban bayramının birlik, beraberlik, kardeşlik ve kurbiyyetimize vesile olmasını niyaz ediyorum. Vatan için şehit düşen vatan evlatlarını minnetle yâd ediyor, depremde kaybettiğimiz kardeşlerimize sonsuz rahmet, yakınlarına ve milletimize de başsağlığı diliyorum. Şu an kutsal topraklarda "Lebbeyk" nidalarıyla ilahi rahmete mazhar olan kardeşlerimizin haclarının mebrur olmasını da Yüce Mevlâ'dan niyaz ediyorum.
    Ömrünüz kurban, ahiretiniz bayram olsun.!

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Cumaniz mubarek olsun!

  6. #76
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
    [Hucurat suresi, ayet 13]

    Değerli Mü’minler!
    İnsan, Yüce Allah’ın (c.c.) yaratmış olduğu en şerefli varlıktır. Yüce Yaratıcı şerefli ve değerli kıldığı insanı her türlü ikram ve nimetlerle donatmış ve içerisinde yaşadığımız yeryüzünü tüm insanlık için ortak yaşam alanı olarak bahşetmiştir. Dili, rengi, dini, ırkı ne olursa olsun hiçbir ayrım gözetilmeden her insan, hatta tüm canlılar Allah’ın (c.c.) istifadelerine sunduğu su, hava, güneş, toprak, toprağın bitirdiği ürünler ve daha sayamayacağımız kadar nimetlerden hep birlikte yararlanmaktadır. Bu gerçek, Müslüman olarak bizlere, ortak yaşam alanımız olan dünyamızda insanlığın faydasına olan her türlü işlerde birlikte çalışmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

    Değerli Kardeşlerim!
    Farklılıklarımız, düşmanlığa dayalı ayrışma ve çekişme nedeni değil, birlikte yaşadığımız toplumda birbirimizle tanışma, kaynaşma ve dayanışma sebebi olarak algılanmalı ve her insan karşısındakini Yunus Emre’nin ifadesiyle „Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü“ prensibi ile değerlendirmelidir. Allah (c.c.),

    Hucurat suresi 13. Ayeti Kerime’de
    “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”

    buyurarak, insanların ortak atasının bir olduğu gerçeğini hatırlatmış, farklılıklarımızın tanışma sebebi olduğunu, üstünlüğün ise sadece Allah’a karşı görevleri en iyi şekilde yapmakla mümkün olduğunu beyan etmiştir. Yine Yüce Allah (c.c.), insanların yaratılışlarındaki bazı farklılıkların Zatının, varlığının delillerinden olduğunu

    Rum Suresi 22. Ayeti Kerime’de şöyle beyan etmektedir:
    „O’nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır

    Değerli Kardeşlerim!
    Bizler Müslümanlar olarak içinde yaşadığımız toplumda İslam’ın sevgi, hoşgörü, güven, barış ve huzur vesilesi olan güzel ahlakı ile çevremize ışık saçan bir güneş gibi olmalıyız.

    Elinden ve dilinden güven duyulan,
    Buhari hoca

    komşusu aç iken tok yatamayan, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa başkasına öyle davranan,
    Müslim hoca

    hayır ve iyilikte yarış halinde olan
    Bakara suresi

    bir ahlaki anlayışla yaşamaya çalışmalıyız. Başta birlikte yaşadığımız din kardeşlerimiz olmak üzere, hangi dinden, hangi dilden ve hangi ırktan olursa olsun tüm insanlara yukarıda belirtilen ahlaki prensipler ışığında davranmalıyız.

    Mehmet ARSLANER
    Rotthausen Yeni Camii Din Görevlisi

  7. #77
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cami Adabı ve Saf Düzeni

    Selam!

    Camiler Allah’ın evleridir. Yeryüzünün en mukaddes mekânlarıdır. Kabenin şubeleridir. Kalbimizin attığı can evleridir. Ruhlarımızı serinleten şifahanelerdir. Bu mekânlarda Allahın kulları arasında zengin-fakir ayrımı yoktur. Herkes huzuru ilahide sadece birer kuldur. İslam, cemaatle namaz kılmayı övmüş ve bunu kardeşliğin sembolü görmüştür.

    Peygamber efendimiz (sav) Cemaatle kılınan namazın, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu müjdelemiştir.
    Müslim hoca

    Muhterem Mü’minler

    Camilerin uymamız gereken adabı vardır. Camilere abdestli, temiz elbise ve sağ ayak ile girmeliyiz. Girerken dua etmeliyiz. Vakit uygunsa iki rekât “tahiyyetü’l-mescid” namazı kılmalıyız. Bu sünnettir.

    Hutbe okunurken Camide sükûnetle dinlemeli, asla konuşmamalıyız.. Cep telefonlarımızı sessize alınmalı, cemaat rahatsız edilmemeliyiz. Cemaatin geçebileceği yerlerde namaza durulmamalıyız. Saflar sık ve düzgün olmalı. Ön saflarda boşluk var iken arkaya saf tutulmamalıyız. Sevgili peygamberimizin (sav) :

    "Ey Allah’ın kulları! Saflarınızı düzeltiniz; yoksa Allah Teâlâ aranıza ayrılık sokar.”
    Müslim hoca

    uyarısını unutulmamalıyız. İmamın arkasına namaz kıldırmaya ehil olanlarımız durmalıdır. Mecbur kalmadığımız sürece namaz kılanların önünden geçmemeliyiz.

    Aziz Müminler

    Rabbimiz “Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyinin.”.
    Araf 7/31

    buyuruyor. Temiz elbise ve çoraplarla camiye gelmeliyiz. Soğan, sarımsak, Sigara ve ter gibi hoşa gitmeyen kokular giderilerek camiye gelmeliyiz. Camiden çıkışlarda nezaketi korumalı, başkalarına eziyet etmemeliyiz.

    Sağlığımızla ilgili dini bir zorunluluk yoksa
    taburede namaz kılmak cami ve namaz adabına uygun değildir
    .

    Muhterem Mü’minler

    Temizlik imanın yarısıdır,
    Müsned 5/342

    ibadet ettiğimiz mekânları temiz tutmalıyız. Peygamberimiz (sav) in :

    “Kişinin camiden dışarı çıkardığı çer-çöpün sevabına varıncaya kadar ümmetimin sevapları bana gösterildi”
    Ebu davud hoca

    teşvikini dikkate almalıyız. Hutbemi efendimiz (sav) şu hadis-i şerifi ile bitiriyorum;

    “Safları düzgün tutun, omuzları bir hizaya getirin, boşlukları doldurun, safa girerken kardeşlerinize ellerinizi hafifçe dokundurun, şeytana açık yerler bırakmayın. Kim safları sık tutarsa Allah onu hayra eriştirir. Kim de saflar arasında boşluk bırakırsa Allah onu hayra eriştirmez.”
    Müslim hoca

    Ahmet YALÇIN/: Kocasinan İlçe Vaizi
    Kayseri İl Müftülüğü

  8. #78
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Merhamet

    Selam!

    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
    Enbiya 107

    Muhterem Mü’minler!

    Müslüman’ın yaradılış gereği Allah’ın emrine karşı itaat etmek, mahlûkatına karşı da merhametli olma yükümlülüğü vardır. İslam merhamet dinidir. Katılığın değil yumuşaklığın; şiddetin, zulmün değil merhametin; intikamın değil, affediciliğin olduğunu bizlere öğretir.

    Değerli Müslümanlar!
    Merhametin olmadığı yerde şiddet, öfke ve zorbalık vardır. Suyun topraktan çekilmesi gibi merhamette insanın vicdanından çekiliyor. Hemen her günümüzde zulüm, cinayet ve haksızlığın var olduğunu görmekte ve yüreğimizde açtığı yaraya şahit olmaktayız. Bugün evimizde, sokağımızda işyerimizde, çevremizde merhamete ne kadar muhtacız? Evladımız, ailemiz, arkadaşımız, komşumuz, yaşlılarımız, gençlerimiz, yetimlerimiz, engellilerimiz, fakirlerimiz ve doğamız bizden merhamet beklemektedir.
    Yalnızlığa terk edilmiş anne-babalar, sokakları mesken edinmiş çocuklar, kurşun ve bombaların hedefi olan insanlar, hatta dünyaya gözlerini açmadan katledilen bebbekler merhamet bekliyor.

    Muhterem Mü’minler!

    Yüce Allah Enbiya Suresinde “(Ey Mu-hammed!)
    seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.’’ buyurmaktadır.

    Rahmet peygamberi demiyor mu? Eliniz-den ve dilinizden başkası zarar görmesin.
    Ayıpları araştırmayın, kin tutmayın. Birbirinize lanet etmeyin, kimsenin gizli hallerini araştırmayın, kibirli olmayın.
    Merhametli olun, birbirinizi sevin. Birbirinizin dertleriyle ilgilenin. Birbirinizin hatasını düzeltin. Hediyeleşin ve selamlaşın.

    Muhterem Mü’minler!

    Alemler Rahmet Efendimiz
    “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.’’
    “Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en iyi davranandır.’’
    “Komşusu açken tok olarak sabahla yan bizden değildir.’’
    buyurmaktadır.

    Bizler Rahmet Peygamberinin mesajlarını doğru algılamalıyız ki çocuklarımız da bir insana, bir hayvana,
    bir çiçeğe ve doğaya rahmet nazarıyla bakabilsin.

    Aziz Cemaat!

    Hutbemi Peygamber Efendimizin iki hadis-i şerif meali ile bitirmek istiyorum.
    “İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ ta merhamet etmez.’’
    “Merhamet edenlere Allah’ta merhamet eder. Yerdekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin.’’


    Adnan ERSOY-Kuşköy Cami-i CANAKÇI/Giresun

  9. #79
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kadınların Önemi

    Selam

    Erkek ve kadın olarak insan, Allah’ın yarattığı en mükemmel varlıktır.
    Şüphesiz insanın, erkek ve kadın olarak yaratılmasında sayısız hikmetler mevcuttur. Yaratılışın kanunu budur. Her şey çift olarak yaratılmıştır.
    Zariyat, 51/49.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    Kur’an-ı Kerim’de ve Sevgili Efendimizin dilinde, kadınıyla erkeğiyle Müslümanlar birbirlerini koruyan, birbirlerine destek olan, sevgi ve saygıyla hayatı paylaşan kardeşler ve dostlar olarak ifade edilmektedir.
    “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ihanet etmez, yalan söylemez ve onu sıkıntıda bırakmaz. Müslümanın kanı (canı), namusu ve malı dokunulmazdır, saygındır…”
    Buhârî, Mezâlim, 3;

    Kardeşlerim!

    Şiddet, baskı ve aşağılama hayatın hangi alanında ve kime karşı olursa olsun büyük bir zulümdür ve suçtur. Yüce Rabbimiz bizden hayatımızı, adalet, sadakat, sorumluluk, dürüstlük, vefa, yardımlaşma, alçak gönüllülük ve merhamet gibi yüksek ahlaki erdemlerle donatmamızı istemektedir. Yalan, ihanet, sorumsuzluk, kibir, öfke, nefret ve işkence gibi eylemlerden ise kesin bir şekilde bizleri men etmektedir. Zira,
    “Müslüman, Müslümanın elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir
    Buhari, İman, 4-5;

    Kıymetli Kardeşlerim!

    Sevgili Peygamberimiz kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla bütün insanlara büyük değer vermiştir. Bilhassa kadınlar ve kız çocukları konusunda özel tavsiyelerde bulunmuştur. Kadınların ve kız çocuklarının, şiddet, baskı ve aşağılamadan uzak tutulması için her fırsatta uyarılarda bulunmuştur. Zira kadın, insanlığın varlık sebebidir. Yüce Kitabımızda kadın; bütün insanlığın anası Havva’dır. Cesaret ve asaletiyle Asiye’dir. İffet ve temizliğiyle Meryem’dir. Sadâkat ve teslimiyetiyle Hacer’dir. Hayatın zorlukları karşısında eşine verdiği destekle Hatice’dir. Peygamber hikmetini kendisinde tevârüs ettiğimiz Âişe’dir. Nesli Pâki Muhammedî’nin annesi Fâtıma’dır. Cefakâr annelerimiz, vefakâr kız kardeşlerimiz, kader ortağımız çilekeş eşlerimiz olarak kadın her türlü hürmet ve saygıya layıktır. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz;
    “Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır”
    Tirmizi, Rada’, 11.

    “Sizden eşine karşı el kaldıranlarınız, hayırlı kimseler, iyi insanlar değildir”
    Ebû Dâvûd, Nikâh 42.

    “Kadınlarınızın hakları konusunda Allaha hesap vereceğinizi unutmayın. Çünkü onlar Allah’ın size emanetidir.” buyurmaktadır.
    Müslim, Hac, 19.

    Muhterem Müslümanlar! Aziz Kardeşlerim!

    Bugün insanlık, bilhassa kadın hakları konusunda büyük bir imtihan ile karşı karşıyadır. Dünyanın hala pek çok yerinde kadınlar; akıl almaz, vicdanlara sığdırılamaz baskı, şiddet ve zorbalıklara maruz kalmaktadır. Öteden beri kadınlarımıza ve kız çocuklarımıza yönelik baskı, şiddet ve aşağılamanın arkasında cehalet, kaba kuvvet ve kadın algısına dair bir takım yanlış ve köhne görüş ve düşünceler yatmaktadır. Aslında bütün bunlar cahiliyye devrinin anlayış ve düşünceleridir.

    Nitekim, adalet timsali büyük halife Hz. Ömer, bu yanlış telakkiyi şu sözüyle açık bir biçimde ortaya koymuştur:
    “Biz Cahiliyye döneminde kadınları insan yerine koymazdık. İslam geldi ve bizden onlarla en iyi şekilde ilişki ve iletişim kurmamızı istedi. İşte o zaman biz, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu anladık.”
    Buhâri, Libâs, 31; Tefsîr 66, 2.

    Cahiliyye insanının kadını aşağılayan tutum ve tavrını en çarpıcı ve etkileyici biçimde Cenab-ı Hak bize resmetmektedir:
    “Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelendiğinde, içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! Kendisine verilen bu kötü haber yüzünden utanır ve eşinden dostundan gizlenirdi.”
    Nahl, 58/59

    İşte cahiliyye insanının acınası ruh hali bu idi. Kadına karşı yönelen şiddet sebebiyle, çağdaş cahiliyyenin ruh hali de bundan daha iyi değildir. Bunda kadını metalaştıran, onu eşya seviyesine indiren inkârcı-materyalist anlayışın payı unutulmamalıdır. Manevi değerleri yok sayan, hayatı hazcılığa indirgeyen yaklaşımın payı da inkâr edilemez. Kadın ve çocuğa yönelik şiddette, alkolizmin etkisi de göz ardı edilemez. Bilhassa, Batı muhitlerinde ortaya çıkan ve giderek dünyanın diğer bölgelerine de sirayet eden cinsellik ve şiddetin nesnesi haline getirilmiş kadınların, âhu enînleri, feryatları insanlığın vicdanını sızlatmaktadır. Bu realitenin ticari bir sektöre malzeme edilmesi de yürek burkan bir trajedidir.

    İslam ise, bu algıyı tamamen tersine çevirmiş, kadın ve kız çocuklarının saygıya en layık kimseler olduğunu insanlığa öğretmiştir. Nitekim, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bu konuda şöyle bir tanıklıkta bulunmaktadır:
    “Biz Peygamber(sas) zamanında hakkımızda vahiy indirilir korkusuyla, hanımlarımıza kaba davranmaktan ve onları incitici söz söylemekten çekinirdik. Maalesef Efendimizin(sas) vefatından sonra aynı duyarlılığı gösteremez olduk.”
    Buhârî, Nikâh, 81.

    Aziz Kardeşlerim!

    Rabbimiz, haksızlık ve zulmü asla sevmez. Zulüm ve şiddeti hoş gören hiçbir yaklaşımın, düşüncenin, geleneğin ve inanışın; kendisine Kuran ve Sünnet’te yer bulması mümkün değildir. Dinimizin hedefi, kadını ve erkeğiyle bütünleşmiş, ayrılığı ve parçalanmayı tasvip etmeyen, herkesin hak ve hukukunun gözetildiği erdemli bir fert ve toplum inşa etmektir.

    Kardeşlerim!

    Geliniz, kendimizden başlamak üzere, acısıyla, tatlısıyla ömrümüzü birlikte geçirdiğimiz eşlerimizi, ailelerimizi, komşularımızı ve tüm çevremizi elimizden, dilimizden, emin kılalım. Zira mümin, güven veren emin kimsedir. Geleneğimizdeki, “karıncayı dahi incitmeme” ilkesi hayatımızın vazgeçilmez düsturu olsun. Gönül kırmanın Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük bir vebal olarak telakki edildiğini hiçbir zaman unutmayalım. Şiddet, hayatımızdan uzak olsun. Sevgi, saygı hoşgörü hayatımıza hakim olsun. Aziz kardeşlerim, kadınını alçaltan milletlerin yükseldiğine tarih şahit olmamıştır.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

  10. #80
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kerbelayı Anlamak

    Selam!

    Cennet kapılarının ardına kadar açıldığı ramazan ayı, mü’minlerin malı mülkü, makamı, şöhreti ellerinin tersiyle iterek kefen misali bembeyaz elbiselere bürünüp mahşer provası yaptıkları hac mevsimi derken, Rabbimizin hikmet ve rahmetine mazhar olmuş zaman dilimlerinden olan muharrem ayının içerisinde bulunmaktayız. Şehrullah” yani Allah’ın ayı olarak bilinen muharrem ayı, Hicrî takvime göre birinci aydır. Bugün Hicrî 1433’ncü yılı Muharrem ayının yedisi. Yeni hicrî yılımız hepimiz için mübarek olsun. Muharrem ayının, tarihimizde, kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Muharrem ayı aşure ayıdır. Ve muharrem ayı bizlere, ciğerlerimizi dağlayan Kerbela’yı hatırlatan aydır.

    Kerbela; Resulümüz’ün,
    “cennet gençlerinin efendileri”
    İbn Mâce, Sunne, 11/4
    sözüyle taltif ettiği, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın iki ciğerparesinden biri Hz. Hüseyin efendimizin ve yetmişten fazla müminin şehit edildiği yerdir…

    Değerli Kardeşlerim!

    Asırlardır yüreklerimizi sızlatan, bağırlarımızı yakan bu elim hadise, Efendimiz’i ve O’nun Ehl-i Beyti’ni seven başta milletimiz olmak üzere bütün müminleri, derinden yaralamış, kalpleri incitmiştir. Kültürü, mezhep ve meşrebi ne olursa olsun bütün Müslümanları derin acılara gark etmiştir.

    Nitekim, Kâzım Paşa ümmetin bu ortak hüznünü, şu dizelerinde gayet anlamlı bir şekilde dile getirir;

    “Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
    Cibril var haber ver, sultân-ı enbiyâya…”


    Kerbela’da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve yakınlarının, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleri, doğruluk adına samimi yürüyüşleri, bütün müminlerin gönüllerinde unutulmaz izler bırakmıştır. Resûlullah Efendimiz’in torunlarına bu zulmü reva görenler ise; insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmişlerdir.

    Aziz Kardeşlerim!

    Muharrem, bizim için ortak bir hüzün ve matem mevsimi olduğu kadar, bir adalet, hikmet, hak ve hakikat sofrasıdır. Bizler bu hadisenin matemini tutarken, aynı acıların bir daha yaşanmaması için; Muharrem’i doğru okuyup anlamaya, müspet sonuçlar çıkararak ibret almaya ve yüce Rabbimizin;
    “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın…”
    Âl-i İmrân, 105
    emrine uygun hareket etmeye her zamankinden daha çok muhtacız.

    Muharrem ayını; Hz.Hüseyin’in uğrunda canını feda ettiği hak, adalet, rahmet, merhamet, müsamaha ve şefkat duygularının yeniden ihyâsı ve Müslümanların muhabbet, kardeşlik ve beraberlik duygularının güçlenmesi için fırsat bilmeliyiz.

    Nitekim, Muharrem ayında yaşattığımız aşure geleneğimiz, bu kardeşliğin en güzel örneklerinden biridir. Aşure; paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikteliğin simgesidir. Aşure aşında bir araya gelen farklı nimetlerin, aynı ortak tada katkı sağladıkları gibi, milletimiz asırlardır birlikte yaşamanın gereği olarak sevinç ve tasayı, muhabbet ve meşakkati paylaşmaya devam etmektedir.

    Bu vesileyle, şehitlerin efendisi, rahmet peygamberinin çiçeği, cennet gençlerinin seyidi, ümmetin gözbebeği Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri başta olmak üzere, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

    Ehl-i Beyt-i Mustafâ’nın muhabbetinin her daim yüreklerimizde bâki kalmasını, onlardan bize tevârüs eden insani ve ahlaki erdemlerin zihin ve gönül dünyamızı tezyin etmesini Rabbimizden diliyoruz. Geçmişte yaşadığımız keder ve acıların; yeni üzüntülere sebebiyet vermemesini, aksine bizleri birbirimize sevgi ve muhabbetle bağlamasını Cenab-ı Mevla’dan niyaz ediyoruz.

    Muhterem Müminler!

    Kerbelâ şehitlerimizi anmak ve onların ruhlarına bağışlamak üzere, İstanbul Müftülüğü tarafından Sultanahmet Camii’nde 04 Aralık 2011 Pazar günü Saat 11:00’da başlayıp öğle namazı sonrası da devam emek üzere İstanbul’un tanınmış hafızları tarafından Kur’an Ziyafeti programı düzenlenmiştir.

    Muharrem ayınız ve 1433’ncü hicrî yılınız mübarek olsun.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Cumaniz Mubarek olsun!

8. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 678910 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 145
    Son mesaj: 15-12-2017, 03:47 PM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 237
    Son mesaj: 15-12-2017, 03:29 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık