6. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 45678 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 51 ile 60 Toplam: 141

Cuma hutbesı

Din ve İnanç Kategorisi Dini Dokümanlar Forumunda Cuma hutbesı Konusununun içerigi kısaca ->> Selam “Kimileri de, Ey Rabbimiz, bize dünyada iyi hal ver, ahirette merhamet et ve bizi cehennem azabından koru! der.” (Bakara ...

  1. #51
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İslam’a inanmak hayra talip olmaktır

    Selam

    “Kimileri de, Ey Rabbimiz, bize dünyada iyi hal ver, ahirette merhamet et ve bizi cehennem azabından koru! der.”
    (Bakara Suresi, [2:201])

    Aziz kardeşlerim,
    Bağlısı olmakla şeref duyduğumuz dinimiz İslam, iyiliklerin ve güzelliklerin hayata hakim olması için gönderilmiş bir dindir. İslam’a inanmak, hayra talib olmak ve güzele bağlanmak demektir. Yüce Rabbimiz, Maide Suresi’nin 2. ayetinde şöyle buyuruyor:

    “...İyilikte ve (Allah’ın sizin iyiliğiniz için koyduğu yasaklarından) sakınma hususunda (birbirinizle) yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.”
    (Maide Suresi, [5:2])

    Rabbimiz bu ayet-i Kerime ile yer yüzünde fesad, bozgunculuk çıkmaması için, mü’min kullarına sorumluluk yüklemektedir. Kur’an-ı Kerim’de bir diğer ayette de şöyle buyurulur:

    “Kimileri de, Ey Rabbimiz, bize dünyada iyi hal ver, ahirette merhamet et ve bizi cehennem azabından koru! der.”
    (Bakara Suresi, [2:201])

    Biz bu ayetten, İslam Dini’nin gayesinin, insanların dünya ve ahiret hayatlarının mutluluk içerisinde geçmesini temin etmek olduğunu anlıyoruz. Netice itibarı ile İslam, cihanı kuşatan bir hayırdır. Rabbimiz, mü’minlerin daima hayra vasıta olmalarını, kardeşlik ve dayanışma duygularını korumalarını istemiştir. Bu hususta Rabbimiz şöyle buyuruyor:

    “Ey iman edenler! (Rabbinize) Ruku edin (eğilin); secdeye (yere) kapanın; Rabbinize ibadet (kulluk) edin; hayır yapın ki, kurtuluşa eresiniz.”
    (Hac Suresi, [22:77])

    Değerli müslümanlar,
    Aziz Peygamberimiz mü’minlerin şuurlu bir toplum insanı olmaları gerektiğine işaret eden bir çok tavsiyelerde bulunmuştur. Bu hususta et-Tac isimli hadis kitabının kaydettiği bir hadislerinde Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    “Güneşin doğduğu her gün müslümana sadaka vermek (iyilik yapmak) vaciptir.”Sahabiler sorarlar: “Ey Allah’ın Resulü! Eğer mü’min sadaka verecek bir şey bulamazsa ne olacak?” “Çalışır nafakasını sağlar ve bir kısmı ile de sadaka verir.”“Buna gücü yetmezse ne olacak?” “O takdirde bedeni yardıma ihtiyacı olan kimseye yardım eder; bu, onun için sadaka olur.” “Bunu da yapamazsa?” “O zaman insanları iyiye, güzele ve doğruya çağırsın. Hakk’a davet etsin ve nefsini başkalarına zarar vermekten korusun.”
    (et-Tac, 2/40)

    Aziz Müslümanlar,
    Sizlere Sevgili Peygamberimiz’in bu hususta ifade buyurduğu hadislerinden bazılarını paylaşmak istiyorum: Efendimiz buyuruyorlar:

    “Hakk ve doğru söz söylemekten Allah’a daha sevimli bir sadaka yoktur.”
    (et-Tac, 454)
    “Sadakanın en faziletlisi, dili (yalan, gıybet ve kırıcılıktan) korumaktır.”
    (et-Tac, 454)
    “En güzel sadaka, ihtilaflı dargın kişilerin arasını bulmaktır. İki kişi arasında adaletle hüküm vermek sadakadır.”
    (Camius Sağir)
    “Aç bir kimseyi doyumak faziletli bir sadakadır.”
    (Keşful Hafa, Hadis No:469)
    “İçinde düşmanlık besleyen akrabaya verilen sadaka en verimli sadakadır.”
    (a.g.e. No:467)
    “Yoldan taş, diken ve kemik gibi geçenleri rahatsız eden maddeleri bir kenara almak, vasıtalı ve yaya olarak yolda rahatsız edici olmamak sadakadır.”
    (Mişkat ul Mesabih, Hadis No: 1991)
    “Hanımlarınıza iyi davranmak sadakadır.”
    ( a.g.e. No:1898)
    “Müslüman kardeşine güler yüz göstermen şekliyle dahi olsa, hayırdan hiç bir şeyi küçümseme.”
    (Muhtasar Sahih-i Müslim, No:1782)

    Aziz kardeşlerim,
    Hutbemizi bir önemine ve aktüelliğine binaen bi hatırlatma ve tavsiyelerle bitirmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz haftadan beri Avrupa’nın bir çok yerleşim biriminde okullar tatil oldu. Bazı kardeşlerimiz bulundukları yerlerde tatili geçirecek, bazıları başka yerlere gidecek, kimileri de sıla-i rahm yapacaklardır. Tatillerini bulundukları yerde geçirenler, çocuklarını camilerimizde, eğitim veren kuruluşlarımızda organize edilen eğitim ve öğretim faaliyetlerine göndermelerini tavsiye ediyoruz. Bizler bu faaliyetlerimizle toplumda faziletli ve faydalı insan adedini çoğaltmaya gayret ediyoruz. Amacımız insanımızı daha bilgili, daha ahlaklı, bütün insanlığa daha faydalı işler yapabilecek duruma getirmektir. Çünkü biz en büyük düşmanın cehalet, en büyük huzursuzluk kaynağının ahlaki yozlaşma ve kokuşma olduğunu, bunun ise ancak çocukların eğitilerek geleceğe hazırlanmasıyla mümkün olacağına inanıyoruz.

    Tatillerini sıla-i rahim yaparak geçirenler ise çocuklarına bulundukları yerlerdeki tarih ve kültür zenginliklerini tanıtmalıdırlar. Ki onlar, oralardaki farklı ortamları görsünler, kültürel zenginliklerimizi tanısınlar, ilim ve irfan sahibi insanlarla tanışsınlar. Akrabalar mutlaka ziyaret edilmelidir. Çocuklarımız akrabalar, dostlar ve arkadaşlar arasındaki muhabbet ortamlarına mutlaka iştirak etsinler. İnanıyoruz ki, bunlar, çocuklarımızın eğitimine, karekter gelişimine çok önemli katkılarda bulunacaktır.

    Yüce Rabbimizden cümlemizi yaşadığı sürece vaktinin tümünü hayır ve ibadetle değerlendiren bahtiyar kullardan kılmasını diliyor, hepinizi Allah’ın korumasına tevdi ediyorum.

    IGMG İrşad Başkanlığı

    Mopsy'nin notu:
    Sıla-i rahim icin bkz.

    http://www.supermeydan.net/forum/for...tml#post279588
    Konu mopsy tarafından (09-07-2010 Saat 10:16 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #52
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Boşanma

    Selam!


    Aile demek, millet demektir. Ailenin inşası nesillerin inşası, Nesillerin inşası ise milletin ihyası, devletin bekası ve gücü demektir. Allahın rızası gözetilerek yapılan, evlilik, başlı başına bir ibadettir. Aile için yapılan harcamalar da sadakaların en faziletlilerinden birisidir. Aile mukaddes bir yuvadır. Böyle bir kudsiyeti barındıran evliliğin, meşru olmayan sebeplerle bozulması; gönüllerde yıkım, fikirlerde çözülme ve duygularda aşınma meydana getirir.

    Yüce dinimizin, devamını istediği aile yuvasının yersiz ve gereksiz sebeplerle yıkılıp dağıtılması toplumsal bir afete dönüşmektedir. Türkiye’deki boşanma oranları, her ne kadar Batı ülkelerine göre oldukça düşük gözükse de, ülkemizdeki boşanmalarda son yıllarda maalesef ciddi bir artış gözükmekte; aile yapımız, üzülerek ifade edelim ki, büyük bir ateş çemberi içine sürüklenmektedir.

    Sevgili Peygamberimiz Efendimizin;
    “Allah katında en sevimsiz helal”[1]
    olarak nitelediği boşanma ile milli ve manevi duygular zayıflamakta; taraflar, duygusal yönden hayal kırıklıklarına uğramaktadırlar. Ailenin dağılması ile, aslında, en büyük tahribat; eşlerin yanında, çocuklar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

    Aziz Müslümanlar!

    Millî ve manevî değerlerimizin âdeta dinamitlenmesi manasına gelen boşanmanın sebebleri arasında; bencillik, saygısızlık ve sorumsuzluk yer alırken, büyüklerin tecrübelerinden istifade etmemek ve maneviyat eksikliği de önemli unsurlardandır. Ekonomik sorunlar, aile içi şiddet ve iletişim bozukluğu da boşanmada rölü olan problemlerdir. Adeta bir kasırga şiddeti ile boşanmaları körükleyen iletişim araçlarının yanlış amaçlar için kullanılması da çok ciddi bir sorundur. Medyanın, aile konusunda kültürümüze ait olmayan yayınları ve gayri meşru yaşantılar özendirmesi de boşanmanın fitilini ateşleyen önemli etkenlerdendir.

    Kıymetli Müminler!

    Yüce kitabımız Kur’an-ı kerim, ailenin mutlu bir şekilde devamı ve yuvanın yıkılmaktan kurtulması için çok önemli tavsiyeler ihtiva etmektedir. Bir âyet-i Kerime’de;
    “Hanımlarınızla iyi ve güzel geçinin. Onlardan hoşlanmadınızsa, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah çok hayır koymuş olabilir”[2]
    buyrulur.

    Mutlu bir evliliğin kurulması ve boşanmaların önlenmesi ancak; fedakârlık, sabır, şükür, sorumluluk, kanaatkârlık, saygı, hoşgörü, haklara riayet ve zerafet gibi ahlâkî ve insani erdemlere sahip olmakla mümkündür. Saygı ve sevgi temeline dayalı bir yuvanın sadece dünyaya dönük değil, ahiret eksenli inşası da çok önemlidir. Aile konusunda en değerli örneğimiz âlemlere ve ailemize rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamber Efendimizdir. O’nun hayatını öğrenmek, ahlâkını ahlâk edinmek; yuvamıza huzur getirecektir.

    Hutbemi sevgili Peygamberimizin boşanma hakkındaki önemli uyarıları ile bitirmek istiyorum:

    “Evleniniz, boşanmayınız. Şüphesiz boşanma sebebiyle Arş-ı alâ titrer.” [3]
    “Evleniniz, fakat meşru bir sebep yokken boşanmayınız. Çünkü Allah zevklerine düşkün erkek ve kadınları sevmez.” [4]

    Nuh ALTUNAY
    Altıntepsi Yeni Camii İmam Hatibi
    BAYRAMPAŞA

    [1] Ebû Dâvûd, Sünen, Talak 3
    [2] Nisa:4/19
    [3] Camius sağir;
    [4] Feyzü’i-Kadîr, 3:242;

  3. #53
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Günahlardan Arınmak

    Selam!

    Yüce Allah insanoğlunu günahlardan koruyacak melekelerle donatmıştır. Ama hikmeti gereği imtihan etmek istediği için, günah işleme eğilimleri de vermiştir ona… Nitekim yüce kitabımızda
    “Allah insan ruhuna kötülük eğilimini de kötülükten sakınma eğilimini de vermiştir”
    [1] buyurulur.

    Günah Allah’ın engin rahmetine ve rızasına karşı bir perdedir. İnsanın Hakk’a olan meylini köreltir, kötü temayüllerinin önünü açar, kalbine huzursuzluk verir. Gönlünü bulandırır ve giderek, onun fıtratını bozan mânevi bir hastalık halini alır. Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
    “Kul bir günah işlediğinde, kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi arınır. Tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah nokta artar ve nihayet kalbin her tarafını kaplar.”
    [2] Yüce Allah’ın Kuran’da zikrettiği kalp kirlenmesi, işte budur.

    İnsanın fıtratını kirleten günahların birçok çeşidi vardır. Bunların başta gelenlerini Sevgili peygamberimiz şöyle sıralamıştır:
    “Allah’a ortak koşmak, anne babaya isyan etmek, yalan şahitliği yapmak, haksız yere bir cana kıymak, büyü yapmak, faiz almak, yetim malı yemek, savaş günü cepheden kaçmak, namuslu kadına zina iftirasında bulunmak, yalan yere yemin etmek.”
    [3]

    Aziz Müminler!

    Günah, nefsin kötü arzularına ve şeytanın çeşitli tuzaklarına kapılmanın sonucunda işlenir. Bundan kurtulmanın en etkili yolu ise ölümü ve hesap gününü çok hatırlamaktan geçer. Bununla birlikte insan hata ve günaha düştüğünde bunu dışarıya yansıtmamalı, özendirici ve teşvik edici olmamalıdır. En kısa zamanda pişman olarak dönüş yapmalı tövbe etmelidir.

    Günahlarımızdan arınmak için Allah tövbe kapısını her zaman açık bırakmıştır. Nitekim âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:
    “ Deki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
    [4]

    Kur’an-ı Kerim’de Allah bizlere nasıl tövbe ve dua edeceğimiz hususunda da örnekler verir. Bunların başında Hz. Adem ile Havva validemizin tövbesi gelir. Onlar Allah Teâla’ya şöyle yalvarıp yakarmışlardı.
    “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka hüsrana uğrarız.”
    [5]

    Manevî temizliğin temeli olan tövbe, günahtan pişman olmak, bir daha o günaha dönmeme konusunda kararlı olmak ve kul hakkıyla ilgili günahlarda hak sahipleriyle helalleşmektir. En geniş anlamıyla tövbe, dinimizin yasakladığı kötülüğe götüren bütün sebeplerden ve kötülüklerden uzak durmak, kötü duyguları kalbimizden silmek, ibadetleri yerine getirmek, riya ve gösterişten sakınmak, hülasa haramlardan ve yasaklardan kaçınmak demektir.

    Günahın büyüğünden küçüğünden, gizlisinden açığından uzak durmaya gayret edelim, değerli cemaat… Günah asla hayır getirmez; başlangıçta tatlı ve çekici gelse de sonu acıdır hüsrandır. Bu hep böyle olmuştur.

    Allah hepimizi günahlardan uzak duranlardan ve günahından tövbe edenlerden eylesin.

    Satılmış ÇÖREKCİ
    Kazım Karabekir Camii İmam Hatibi ESENLER İSTANBUL

    [1] Şems 91/8
    [2].İbni Mace Zühd, 29,

    [3] Buhari, Şehadât 10; Eyman, 16. Vesaya, 24

    [4] Zümer 39/53

    [5] Araf, 7/23.

  4. #54
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Ramazan ayına girerken

    Selam!

    بسم الله الرحمن الرحيم

    شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَان
    كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ وَكَانَ أَجْوَدَ مَا يَكُونُ فيِ رَمَضَانَ

    Muhterem Müslümanlar!
    Yüce Allah’ın sayısız lütuflarından birisi de bütün güzellikleriyle, maddî ve manevî bereketleriyle Mübarek Ramazan ayıdır. Ramazan ibadet, rahmet ve mağfiret ayıdır. Bereketi bol, hayrı çok olan bir aydır. Bu ay, yardım, bağış ve ihsan ayıdır; bir yıllık manevî kirlerden, günahlardan temizleneceğimiz, insanî duyguların coştuğu, kusur ve günahlarımızdan tövbe edip hakka yönelme niyetimizin, irademizin geliştiği maddî ve mânevî bir terbiye ayıdır. İnsanlığı, fikrî ve ahlâkî yozlaşmalardan, cehaletten kurtarıp, ilme, medeniyete, edep ve ahlâka yönelten, Kur’ân-ı Kerîm, bu ayda Rasûlullah efendimize (s.a.v.) indirilmeye başlamıştır. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi de bu aydadır.
    Bu ayın faziletini Yüce Allah, şöyle özetler:
    “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân’ın indirildiği aydır. Sizden her kim bu ayda bulunursa oruç tutsun.”[1]

    Bir Ramazan öncesinde, bu ayın fazileti hakkında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir hutbesinde şöyle buyurmuşlardır:
    “Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düşmüş bulunmaktadır. Bu ay içerisinde, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Bu ayda Allah, gündüzleri oruç tutmanızı farz kıldı, ben de bu ayın gecelerinde teravih namazını size sünnet kıldım. Bu ayda gönüllü olarak bir iyilik yapan, başka zamanlarda bir farzı yerine getirmiş gibi sevap kazanır. Bu ayda bir farzı yerine getiren kimse de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi (mükâfât almış) olur. Ramazan sabır ayıdır, sabrın ve yardımlaşmanın mükâfatı ise cennettir. Ramazan bereket ayıdır, mü’minin rızkının çoğaldığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, onun bu davranışı günahlarının bağışlanmasına, cehennemden kurtuluşuna ve iftar ettirdiği kimsenin tuttuğu orucun sevabından pay almasına vesile olur. Oruç tutan kimsenin sevabından da bir şey eksilmez.”[2]

    Muhterem Mü’minler!
    Ramazan, Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olduğu ay olması münasebetiyle, mübarek bir aydır. Kur’an, Müslümanların hidayet rehberidir. Şu halde bu ayda Kur’an’ı daha çok okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışalım,

    Aziz kardeşlerim…
    Yüce Allah’ın vermiş olduğu nimetlere karşı yapılacak şükürlerden birisi, bu ayda oruç tutmaktır. Oruç, en önemli ibadetlerden biri olmasının yanında, insanın beden ve ruh sağlığına, toplum hayatına da sayısız faydalar sağlamaktadır.

    Nihayet Ramazan bir cömertlik ve yardımlaşma ayıdır; Peygamber efendimizin cömertliğinin coştuğu aydır. [3] Müslümanlar olarak bu mübarek ayda, İslâm’ın beş şartından birisi olan oruç ibadetini tam olarak yerine getirmek için maddî ve manevî olarak güzelce hazırlanmalı, huzurlu, mutlu ve sevgi dolu bir Ramazan ayı yaşamaya çalışmalıyız.
     
    Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı
    İstanbul Müftüsü
     
    [1] Bakara, 2/185.
    [2] Mişkâtü’l-Mesâbih, Hadis no: 1965.
    [3] Buhârî, Sahîh, “Savm”, 7.

  5. #55
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Ramazan

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَحْمنِ الْرَحِيِم
    شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ

    Bismillahirrahmanirrahim
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği aydır..
    [Bakara suresi, ayet 185]

    Muhterem Müslümanlar!

    Önümüzdeki Salı akşamı ilk teravih namazını kılacağız, aynı gece sahura kalkıp 11 Ağustos 2010 Çarşamba günü de ilk orucumuzu tutmaya başlayacağız.
    Ramazan ayının diğer aylara oranla dini ve sosyal yaşantımızda büyük önemi vardır. Zira insanları doğru yola ileten ilahî kelâm Kur'an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bir ay olması ve içinde
    “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin”
    bulunması, bu ayın manevi değerini daha da artırmaktadır.

    Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği aydır...” [1]

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de bu ayla ilgili olarak:
    “Bir kimse, inanarak ve sevabını sadece Allah’tan bekleyerek, Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” [2] buyurmuştur.

    Değerli Mü’minler!

    Oruç ayı olan Ramazan ayı, bir çok hikmeti içerir. Kavuşmakla manevi açıdan huzur bulduğumuz ve sevinç duyduğumuz bu ayda, sayısız nimetlerin kıymetini hatırlıyor, geçici lezzet ve duygulardan vazgeçip Yüce Allah’ın emir buyurduğu oruç ibadeti ile manevi hazlara ulaşmanın sırrına eriyoruz.

    Oruç; insanın azim, sebat, kanaat, metanet ve sabır gibi ahlakî güzelliklere sahip olmasına, aç kalarak nimetlerin kıymetini bilmesine ve bu vesile ile, yoksulların halini düşünüp onlara merhamet ve şefkat hisleriyle yaklaşmasına sebep olur.

    İşte bu özelliği ile Ramazan, nefislerin terbiye edildiği, yoksulların doyurulup gözetildiği, sevap ve mükafatın arttığı, af ve mağfiretin çokça verildiği bir aydır.
    Ramazan, tutulan oruçları, kılınan teravih namazları, okunan hatim ve mukabeleleri, iftar ve sahurları, dua, tövbe, zikir ve niyazları ile baştan sona bir feyiz, rahmet ve bereket ayıdır. Peygamber Efendimizin ifadesiyle
    “Başlangıcı rahmet, ortası bağışlanma ve sonucu cehennemden kurtuluş olan” [3] bir aydır.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ramazan, Allah’a olan kulluk şuurunu derinden hissettiğimiz; milli birlik ve beraberliğimizin pekiştiği mübarek bir zaman dilimidir. Özellikle Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak Ramazan ayının kıymetini bilip ondan en iyi şekilde yararlanalım. Aile efradımızı Ramazan ayı içerisinde Kur’an kültürüyle, cami kültürüyle tanıştıralım. Mukabelelere ve teravih namazlarına devam edelim. Ramazan’ın gönüllerimizi ferahlatan manevî havasını yaşayalım. Bu vesileyle, geçmişimizi muhasebe edip gafletten, kötülüklerden ve haramlardan kendimizi uzaklaştırarak, Ramazan ayının rahmet, bereket ve mağfiretinden istifade edelim. Yapacağımız iyilikler ve ibadetlerle Allah’ın rızasını kazanmaya çalışalım. Kur’an ayında Kur’an’a sarılalım, onu okumaya, anlamaya ve yaşamaya gayret edelim. Onu hayatımıza rehber edinelim.

    Yüce Mevlâ’dan Ramazan ayının, milletimize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini, insanlığın hidayet ve barışına vesile olmasını dilerim.

    [1] Bakara, 185.
    [2] Buhari, Savm, 7.
    [3] Zevâidü’l-Heysemî c.: 1 s.: 412.

    Lokman ÇİFTÇİ
    DİTİB Neunkirchen/Saar Yunus Emre Camii Din Görevlisi

  6. #56
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Kabir ziyareti

    Selam

    Aziz Müminler!

    Şüphe yok ki, Allah’ın bize layık görüp verdiği bu hayatı sevmeli, ölümü değil yaşamayı istemeliyiz.
    Rabbimizin bizim için yarattığı nimetlerden meşru ölçülerde yararlanmalıyız. Ancak şu gerçeği hiçbir
    zaman aklımızdan çıkarmamalıyız: Bu dünya, her şeyi ile fânidir. Bâki olan yalnızca Allah’tır. Her canlı
    mutlaka ölümü tadacak, bu dünya hayatı sona erecek ve inancımıza göre daha hayırlı ve ebedî olan
    âhiret hayatı başlayacaktır. Doğum gibi, ölüm de Allah’ın değişmez bir kanunudur. Ölüm, yok olup
    gitmek değil, yeni ve ebedi bir hayatın başlangıcıdır.

    Âhiret hayatına geçiş için açılan ilk kapı, kabir kapısıdır. Nitekim Kurân-ı Kerîm, bu konuda şöyle buyurmaktadır:
    “Allah insanı neden yarattı? Onu, bir nutfeden, spermden yaratıp ona şekil verdi. Sonra ona, yolunu kolaylaştırdı.
    Sonra ona ölümü verdi ve kabre koydu. Sonra dilediği bir vakitte, onu yeniden diriltir”


    Muhterem Müslümanlar!

    Bir insanın, ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı kişileri unutması,
    elbette kolay değildir. Her fırsatta onları yâd etmek ve onlarla olan münasebetini, bir şekilde devam
    ettirmek ister. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefâ borcu bilir ve bu ziyaretlerle de bir
    teselli bulur. Bu âyet normal bir insanî tutumdur. Ancak kabir ziyaretinin dinî bir sorumluluğu da vardır:
    İslâm dininde, ölümü hatırlamak, âhiret hayatını düşünmek, ölmüş kişinin günahlarının affı için Allah’a
    dua etmek ve kabirde yatanlardan ibret almak üzere kabir ziyaretinde bulunmak dinimizin tavsiye ettiği
    hususlardandır. Nitekim. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
    “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirler size âhireti hatırlatır”

    Ancak kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm'ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da
    yanlış olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir. Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar
    olarak görmek, bu zatların duaları kabul ettiğine, tanrısal kudretlerinin olduğuna inanmak, bir kısım
    ihtiyaç ve dilekleri, Allah’a değil de onlara arz etmek, onlardan medet ummak, bunun için kabirlerde,
    türbelerde bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker v.b. yiyecek maddeleri dağıtarak
    onlardan yardım dilemek tevhid dini olan İslâm ile bağdaşmaz.

    Değerli Müminler!

    Kabir ziyaretinde bulunan kişi, âhireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de
    öleceğini düşünmelidir. Kabrin yanına gelince;
    “Mü’minler yurdunun sakinleri sizlere selam olsun. Allah’ın dileği vakitte, yakında biz de
    aranıza katılacağız. Allah’ın bizi de sizi de bağışlamasını dilerim”

    denilir. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada
    bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun görülmüştür. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü
    yapmak, kabrin demirlik ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak ise kabir ziyaretinin adabıyla
    bağdaşmaz.
    ESSELAMÜMALEYKÜM

    Diyanet

  7. #57
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Bütün benliğimizle oruç tutalım

    Selam!

    "Oruç bir kalkandır; sakın bir kimse oruçluyken cahillik edip de kem söz söylemesin. Birisi sataşır veya kötü söz söyleyecek olursa 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' desin."
    (Buhârî, Savm, 2, 9)

    Muhterem Müslümanlar,
    Bir Ramazan ayını daha idrak etmekteyiz. Cenab-ı Hak, gereği gibi bu ayın hayır ve bereketlerine kavuşmayı cümlemize nasip eylesin. Bu öyle bir aydır ki,
    -orucu ile,
    -Teravih namazı ile,
    -zekat, fıtra ve sair sadakalarıyla,
    -Kur’an mukabale programlarıyla,
    - itikaf ve
    - ilmi meclisleriyle

    .... tam bir manevi ziyafet sofrasıdır. Hepimizin bundan nasiplerimizi doyasıya almamız için bütün gayretlerimizi seferber etmemiz gerekmektedir. Bilhassa karşılığını tam olarak Rabbimizin ihsan edeceği oruç ibadetini eda etmekte asla kusur etmemeliyiz. Öyle sudan sebeplerle oruç ibadetinden mahrum kalmamalıyız. Çünkü oruç, tıpkı namaz gibi, oruç tutan insanı korur ve muhafaza eder. Zira Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    "Oruç bir kalkandır; sakın bir kimse oruçluyken cahillikedip de kem söz söylemesin. Birisi sataşır veya kötü söz söyleyecek olursa 'ben oruçluyum, ben oruçluyum'desin."
    (Buhârî, Savm, 2, 9)

    Değerli kardeşlerim!
    Oruç, sadece iştah ve şehveti dizginlemek değildir, ayrıca dilini kötü ve çirkin söz söylemekten korumaktır. Oruçlu bir mümin cahillik edip kötü söz söyleyemez, kavga edemez, etmemelidir. Birisi sataşsa bile oruçlu Müslüman buna karşılık vermemelidir. Nitekim Peygamberimiz bu hususa şöyle emretmiştir:
    “Oruç sadece yemeyi ve içmeyi terk etmekten ibaretdeğildir. Aynı zamanda oruç, çirkin, kötü ve kaba sözlerdenuzak durmaktır. Eğer (oruçlu bulunduğun sırada) birisisana sataşır, sövüp sayar, bağırıp çağırır, kaba ve çirkindavranırsa, ona ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ de”
    (Münzirî, II, 148, No:4)
    Kişiyi haram ve kötülüklerden korumayan oruç amacına ulaşamamış demektir. Peygamberimiz bu hususu şöyle dile getirmişlerdir:
    “Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur”
    (Buhârî, Savm, 8)
    Görüldüğü gibi Hadis-i Şerif, orucun gayesinin insanın edep ve ahlakını iyileştirmek, onu kötülük ve haramlardan korumak olduğunu ifade etmektedir. Böyle bir oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Nitekim Peygamberimiz (sav),
    “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasiplerisadece aç (ve susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namazkılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadeceuykusuz kalmaktır”
    (İbn Mâce, 21)buyurmuştur.

    Öyle ise Aziz Kardeşlerim!
    Oruçtan tam manası ile nasipleneceksek, yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak, iş ve işlemlerimizde, söz ve sözleşmelerimizde, alım ve satımlarımızda dürüst ve dosdoğru olmalıyız. Kısacası oruç tutan bir Müslüman olarak bütün azalarımızla oruç tutmalı, yeme, içme ve şehevi arzularımıza gem vurduğumuz gibi, ellerimize, dillerimize, göz ve gönüllerimize ve bütün uzuvlarımıza da oruç tutturmalıyız ki, bizi takvaya ve bağışlanmaya ulaştıran bir oruç tutmuş olalım.

    IGMG İrşad Başkanlığı

  8. #58
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Sosyal denge ve mali adaletin anahtarı: Zekat

    Selam

    “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın.”
    (Cuma Suresi, [62:10])

    Muhterem Müslümanlar!
    İslam dininin hedefi, ahlak ve eşitlik esaslarına dayalı bir sistem kurmaktır. Kur’an’ın inmeye başladığı devirde korkunç bir sosyo-ekonomik eşitsizlik yaşanıyordu. Mekke hem zengin bir ticaret şehri, hem de zayıf, kimsesiz, köle ve çalışanları sömürülen bir şehir devleti idi. Ticari ve parasal hilelerin bir çok çeşidi mevcuttu. Kur’an bir yandan bencil, merhametsiz ve aşırı lüks harcamalarda bulunanlarla, diğer yandan ezici yoksul ve çaresizlikle karakterize edilen o toplumu ve ortamı şöylece tenkid ediyordu:
    “Çokluk yarışı sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız)”
    (Tekasür Suresi, [102:1-2])
    “Habire mal yığıp sonra sayan, gıybet eden ve devamlı insanların hatasını bulmaya çalışan her fesat kişinin vay haline! Malının kendini ebedi yaşatacağını sanır. Hayır! Andolsun ki o şahıs hutameye atılacaktır. Hutamenin ne olduğunu bilir misin? (Bu duygusuz cimri insanların) kalbine işleyen Allah’ın tutuşturduğu bir ateştir.”
    (Hümeze Suresi, [104:1-9])

    Aziz kardeşlerim!
    Aslında dinimiz, servet edinmeye karşı değildir. Tam aksine, Kur’an’da servet, “Allah’ın lütfu”(fazlullah) ve “hayır” olarak tanımlanır ve helalinden olan mal çokluğu övülür. Nitekim
    “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın.”
    (Cuma Suresi, [62:10])
    ayetinde bu duruma şahit olmaktayız. Fakat servetin kötüye kullanılması hoş görülmez. Çünkü insanın yüksek değerlere yönelmesini engeller. Servet edinmek tek hedef ve gaye haline gelir ki, bu ise tenkid edilen bir durumdur:
    “Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.”
    (Necm Suresi, [53:29])
    ayetinde anlatılan durum budur.

    Değerli kardeşlerim!
    Servet, şahsın meşru ihtiyaçları ve kalanında da hayırda sarfedilmek üzere kazanılmalı. Diğer insanların da refahtan pay almasına aracılık edilmelidir. Servet sahibi servetini harcamakta sorumsuzca davranmamalıdır. Çünkü serveti veren Allah, şu ayet-i kerimede olduğu gibi servetin içine başkalarının da haklarını saklı tutarak vermiştir:
    “Mallarında, isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalmışa belli bir hak olanlar...”
    (Mearic Suresi, [70:24-25])
    Servet sahiplerinin servetlerinde sorumsuzca hareket edip, ihmalkâr davranmaları toplumların çöküşü için temel sebeblerden birisi olmuştur. Bundan dolayı Kur’an’da egoist davranarak etrafını gözetmeyen zenginler şöylece kınanmıştır:
    “Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, haram helal demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı biçimde seviyorsunuz.”
    (Fecr Suresi, [89:17-20])
    Dinimizde bu durumu önlemeye yönelik iki önemli tedbir alınmıştır. Birisi faizli alış-verişin yasaklanması, diğeri ise zekat ibadetinin farz kılınmasıdır. Bu iki tedbirle servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir şey olmaması sağlanmıştır.

    Muhterem kardeşlerim!
    Dolayısı ile zekat, sosyal adaletin sağlanmasında çok büyük katkıları olabilecek bir ibadettir. Zekatın tam manası ile toplanması ve dağıtılması yoksullukların aşağıya çekilmesi demektir. Zekâtın verileceği yerler Kur’an’da isim isim sayılmış olmakla beraber geniş anlamda, bir toplumun bütün ihtiyaç alanlarını kapsamaktadır. Bunun için de zekatın ve sadaka-i fıtırın ödenmesi tek tek şahısların eline ve vicdanlarına terkedilecek bir husus değildir. Ya devlet alacak ve yerine harcayacak, ya da Müslümanlar devlet gibi hizmeti yaygınlaştıracak kendi müesseselerini kuracaklardır. Bu manada Avrupa’da zekât ve fıtra müessesesini çok doğru bir kararla kurmuş olan İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı bu ihtiyacı bihakkın yerine getirmeye çalışmaktadır. Toplanan zekâtlar, fitreler ve diğer yardımlar, teşkilat tarafından ihtiyaç hasıl olan her yerde, hikmete uygun bir şekilde değerlendirilmektedir. Zekâtın hikmetine uygun ve zekâttan elde edilecek maddi ve manevi kazanım kat kat olsun isteniyorsa – ki elbette istenir - şahıs şahıs bu görevi ifa etme yerine, teşkilatımızın Zekât ve Fitre Fonu'na kendi zekât ve fitrelerimizi vermeye ve başkalarının da katılması noktasında aracı olmaya gayret edelim.

    IGMG İrşad Başkanlığı

  9. #59
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İnfak Şuuru ve Zekat

    Selam!

    Mopsy-Ramazan ayinin son CUMAsi.
    Zekat vermemis olanlar icin FIRSATin alasi......


    İslam dininin gayesi, kâmil iman ve sâlih amel sahibi insanlardan oluşan huzurlu bir toplum oluşturmaktır. Toplumu bu kıvama ulaştıracak dini vecibelerimizden biri de infaktır, yani muhtaçlara mâli yardımdır.

    İnfak ile ilgili birçok ayet ve hadis bulunmaktadır. Yüce Rabbimiz;
    “Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir pazarlığın, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın…”[1]
    âyetiyle bizi infaka teşvik etmektedir.

    Peygamberimiz (sav) de
    “Yarım hurmayla bile olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.”[2]
    buyurarak infakın önemine değinmiş, şahsi hayatında da bunu her zaman uygulamıştır.

    Muhterem Müslümanlar!

    İnsanı maddenin esiri haline getiren modern hayat, onu, temel ihtiyaçlarının ötesinde daha fazla tüketmeye ve sürekli kendisi için harcamaya yönlendirmektedir. Bu ihtiyaç dışı harcamalar ve aşırı tüketim çılgınlığı sınırlanmadığı takdirde insanı felaketlere götürür. Diğer taraftan cimrilik ve servet biriktirme hırsıda insanı duygusuz ve ruhsuz hale getirip, sonu helâkle biten bir yaşama sürükler. Neticede infak şuurundan mahrum insan, ahiret duygusu zayıfladığı için komşu, akraba, fakir fukara ve ihtiyaç sahiplerinin seslerine kulak veremez hale gelir.

    İnfak şuuru ise insanı maddenin esaretinden kurtarır, merhamet duygularını artırıp, çevresiyle olan ilişkilerini geliştirmesine vesile olur. Diğer taraftan toplumda infak bilincinin gelişmesi, fakir fukaranın gözetilmesi, hayır duygusunun geniş kitlelere yayılması sağlanmış olur. Bu da toplumsal denge ve huzur için kaçınılmazdır.

    Bütün ibadetlerde olduğu gibi infak ibadetini yerine getirirken de dikkat etmemiz gereken bazı hususlar vardır.

    Her şeyden önce infak ettiğimiz kişiyi incitecek bir tavırdan kaçınılmalı, gösterişten uzak durmalı ve mümkün mertebe gizli olarak infak etmeliyiz[3].

    Kendimize verildiğinde burun kıvıracağımız bir şeyi başkasına vermemeliyiz, her hususta olduğu gibi infakta da orta yolu tercih etmeliyiz.[4]

    İnfak ederken yakınlardan, hısım-akraba ve komşulardan başlamalıyız.[5]

    Değerli Kardeşlerim!

    İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı müminlerin infak şuurunun coştuğu bir aydır. Müminler bu ayın fazilet ve bereketinden faydalanabilmek için genelde zekâtlarını bu ayda verirler. Yine bu ayın sonuna kadar yerine getirilmesi gereken bir diğer ibadet sadaka-i fıtırdır.

    Zekât, şartlarını taşıyan her müminin yılda bir kez vermekle yükümlü olduğu farz bir ibadettir. Fakirin ve yoksulun hakkıdır. Ayet-i kerimede şöyle buyurulur:
    “Zenginlerin mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.”[6]

    Fitre ise, Ramazan ayında fakirlere verilen vacib bir sadakadır. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin hem kendisinin hem de aile fertlerinin fitrelerini vermesi vaciptir. Hanımının ve aile içindeki büyük çocuklarının fitrelerini aile reisinin vermesi caiz olmakla birlikte, kendilerinin vermesi daha faziletlidir.

    Fakirlerin bayram hazırlıklarını zamanında giderebilmeleri bakımından fitrelerin bayramdan önce verilmesi daha uygundur. Bayram namazından önce veremeyenler, daha sonra mutlaka vermelidirler.

    Yüce Rabbimizden yaptığımız ve yapacağımız her türlü infak, zekât ve fitrelerimizi kabul buyurmasını niyaz ederim.

    Muhammet Hanefi SULUOĞLU
    Karaali Mescidi İmam-Hatibi

    [1] Bakara, 2/254
    [2] Buhari, Zekat, 10.

    [3] Bakara, 2/263.

    [4] Bakara, 2/267.

    [5] Bakara, 2/215.

    [6] Zariyat, 51/19.

  10. #60
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Ramazan Bayramı

    Selam!

    Ramazan ayında, sair zamanlarda eksik bıraktığımız, birçok güzellikler hayatımızda yer buldu. Birçok kötü alışkanlıklarımız sabahtan akşama kadar da olsa hayatımızdan çıktı ve biz sabrı ve irademizi kullanmayı öğrendik. Dileriz ki, bundan sonra da aynı minval üzere hayatımıza giren bu güzel tertip ve düzeni devam ettiririz.

    Muhterem Kardeşlerim!
    Cenab-ı Hakka hamdu senalar olsun ki, bizi bir bayram sabahına daha kavuşturdu. Sağlık, sıhhat ve afiyetle kavuştuğumuz rahmet, mağfiret, bereket ve ihsan ayı Ramazan`a kavuştuk ve hamdolsun hayır ve bereketle uğurladık. İşte bu gün de bayram sabahına ulaştık. Eğer şartlarına riayet ederek oruçlarımızı tutmuş, teravihlerimizi kılmış, mali ibadet ve diğer sorumluluklarımızı yerine getirmiş ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini de ihya edebilmişsek, ne mutlu bize!

    Muhterem Kardeşlerim!
    Ramazan ayı boyunca Müslümanlar Rablerinin rızalarını temin edecek güzel amellerle bu mübarek zamanı değerlendirmeye çalıştılar. Bedeni ve mali ibadetlerini yerine getirme gayreti içinde oldular. Ramazan ayı, izin mevsimine gelmesine rağmen camilerimiz, teravih namazlarında ve Cuma namazlarında dolarak, bu mübarek ayın hayır ve bereketlerini yaşama imkanını buldular. Camilerimizde ve cemaatlerimiz arasında bu güzellikler yaşanırken, diğer taraftan yine Müslümanların bir kısmı tabii afetlerle imtihan olmaya devam etti. İşte Pakistan’da yaşanan sel felaketi neticesinde meydana gelen ölümler, yıkılan evler ve evsiz barksız kalan insanlar. Bayrama kavuştuğumuz bu günde bile aynı manzaralar devam ediyor. Bu kardeşlerimizin bu acılarını biraz olsun hafifletmek için cemaat olarak bu güne kadar desteklerimizi sürdürdük, sürdürmeye de devam edeceğiz. Bu anlamda yapılan çalışmalara bu bayram sabahında da katkılarımızı sürdürebiliriz. Diğer taraftan Filistin ve diğer sıcak savaş ortamlarında bulunan Müslümanların acıları da hız kesmeden devam etti. Avrupa’da yaşayan Müslümanları ilgilendiren bir çok tartışmalı konu, bu kutlu mevsimde de güncelliğini korudu. Irkçılık, ayırımcılık, İslami müesseselere karşı bilhassa siyasiler tarafından propaganda çalışmaları hız kesmeden devam etti. Bu da Müslümanlar olarak bizleri rahatsız etti, rahatsız etmeye de devam ediyor. İşte bu gün şu bayram sabahını yaşayan bizler bu bayramda da olan bu olaylar karşısında buruk bir bayram havasını teneffüs etmekteyiz. Dileriz ki, Rabbimiz, hem Ümmet-i Muhammedi hem de bütün insanlığı tez zamanda zulümlerin, haksızlıkların ve insan hakkı ihlallerinin olmadığı bir dünyaya kavuşturur.

    Aziz Kardeşlerim!
    Yukarda da belirttiğimiz gibi Ramazan ayında, sair zamanlarda eksik bıraktığımız, birçok güzellikler hayatımızda yer buldu. Birçok kötü alışkanlıklarımız sabahtan akşama kadar da olsa hayatımızdan çıktı ve biz sabrı ve irademizi kullanmayı öğrendik. Dileriz ki, bundan sonra da aynı minval üzere hayatımıza giren bu güzel tertip ve düzeni devam ettiririz. Hayatımızda yer alan pırıl pırıl güzel amel sayfalarını donatmaya ve güzel amellerle süslemeye devam eder; bu güzellikleri bir ömür boyu geliştirerek devam ettiririz. Zira Cenab-ı Hak,
    “Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!”
    (Hicr Suresi, [15:99])
    buyururken, sevgili Peygamberimiz (sav),
    “Allah’ın en sevdiği ibadet az da olsa devamlı olanıdır”
    (Buhari, iman, 32)
    buyurarak bizi devamlı güzel amel yapmaya teşvik ediyor.

    Muhterem Kardeşlerim,
    Bu bayram sabahında bile ifa edilmesi gereken bazı dini görevlerimiz var. Üzerimize vacip olan fıtır sadakalarımız, bu sabaha kadar verilmeli idi. Eğer halen sadaka-i fıtırlarını ve zekatlarını verememiş olan kardeşlerimiz varsa halen bu gün bu ödemelerini yapabilirler. Mazlum ve Mağdurlar kampanyasına iştirak edememiş kardeşlerimiz varsa, onlar da halen bu hayırlı çalışmaya katılarak, kendilerini bekleyen mazlum ve mağdur kardeşlerinin umutlarını boşa çıkarmamış olurlar. Bu bayram günlerinde bayramı da vesile bilerek, küçükler büyükleri ziyaret etmeli, küskünler barışmalı, unutulanlar hatırlanmalı, ulaşım imkanları kullanılarak sıladaki yakınlarımız aranmalı ve böylece bayram, hikmeti gereği kardeşliklerin yenilendiği günler haline getirilmeli. Bütün bunları çoluk-çocuklarımıza da örnek olacak şekilde yerine getirmeliyiz ki, aynı zamanda eğitim şeklini alsın.

    Bu duygu ve düşüncelerle önce siz kardeşlerimizin sonra da
    bütün Ümmet-i Muhammedi’n ramazan bayramlarını tebrik eder, bu mübarek günleri asıl yevm-i kıyamette sürur ve sevinç günlerimizin müjdecisi kılmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederiz.

    IGMG İrşad Başkanlığı

6. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 45678 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 144
    Son mesaj: 08-12-2017, 09:17 AM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 236
    Son mesaj: 08-12-2017, 08:59 AM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık