2. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci 123412 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 141

Cuma hutbesı

Din ve İnanç Kategorisi Dini Dokümanlar Forumunda Cuma hutbesı Konusununun içerigi kısaca ->> Selam! Muhterem Müminler ! İhtiyaç halinde borçlanmak beşeri bir zaruret, ihtiyaçlı olana borç vermek ise faziletli bir ameldir. Kur’an-ı Kerim’de ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Karz-ı hasen

    Selam!

    Muhterem Müminler !

    İhtiyaç halinde borçlanmak beşeri bir zaruret, ihtiyaçlı olana borç vermek ise faziletli bir ameldir. Kur’an-ı Kerim’de Allah rızası için iyilik ve hayır niyeti ile borç ve ödünç vermek “karz-ı hasen” olarak ifade edilir. Karz-ı hasen; herhangi bir karşılık beklemeden sıkıntı içinde bulunan bir kimseye borç vermek ve borcunu ödemede kolaylık sağlamaktır.
    Cenâb-ı Hak sıkıntıda olana borç vermeyi âdeta kendisine verilmiş bir borç gibi kabul etmiş ve bunun karşılığının fazlasıyla ödeneceğini şu beyanı ile dile getirmiştir: “Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa ,Allah da onun karşılığını kat kat verir. Ayrıca ona değerli bir mükafat da vardır.[1] Peygamber Efendimiz (s.a.v) borç vermenin sadaka vermekten daha faziletli olduğunu; “Sadaka on misliyle, borç verme on sekiz misliyle mükafat görür”[2] hadisi ile ifade eder.

    Değerli Müminler !
    Borç veren kardeşlerimiz yalnızca Allah rızası için vermeli ve borç alan kişiyi herhangi bir söz ve tavrıyla minnet altında bırakmamalıdır. Zira böylesi bir tutum kişinin hayır niyeti ile yaptığı amelini boşa çıkarır.[3] Borçluya ödeme kolaylığı sağlamak hususunda Allah Teâlâ’nın şu buyruğunu hatırda tutmakta fayda vardır: “Şayet (borçlu) darlık içindeyse eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek gerekir. Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır”[4]


    Aziz Cemaat !

    Sosyal bir yardımlaşma olan karz-ı hasen’in iyilik ve ibadet anlayışı içinde devam etmesi için borçlanan kardeşlerimiz de şu hususlara dikkat etmelidirler: İlerde muhtemel anlaşmazlıkları ve mağduriyetlerin önlemesi için borçlar yazılıp kayıt altına alınmalı iyi niyetler suistimal edilmemeli ve zamanı gelince borçlar ödenmelidir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Borcunu ödeyecek durumda olan kimsenin ödemeyi geciktirmesi zülümdür’’[5] buyurmuşlardır. Borç veren kişiye teşekkür ve onun için dua etmek isi ahlâkî bir ödevdir. Kişi borçlu olarak vefat ederse, kul hakkı olması hasebiyle ahiret vebalinden kurtulması için varisleri onun borcunu ödemelidir.

    Merhamet, fedakarlık ve kardeşliğin en güzel ifadelerinden olan karz-ı hasen bizi biz yapan değerlerimizden biri olduğuna şüphe yoktur. İhtiyaç sahibi nice kardeşimiz borç dahi bulamadığından bunalıma girebilmekte çaresizlikten tefecilerin eline düşebilmektedir. Zamanımızda aşırı dünyevîleşme, hayır ve iyilik yapma duygularının körelmesi, ekonomik sıkıntılar, borç verenin alacağını geri alamayıp mağdur edilmesi gibi hususlar karz-ı hasen duygusunu zaafa uğratan unsurlardır. Fakat bizler herhalükârda hayırlı ve faydalı olmayı emreden bir dinin mensuplarıyız. Onun için dara düşene borç verip sıkıntısını paylaşma geleneğimizi yaşatmalıyız. Bu bizim dinî ve millî bir hasletimizdir. Bu hasleti yaşatacak olan da aramızdaki sevgi, merhamet ve güven duygusudur.

    Sahip olduğumuz imkanlar dünya ve ahiret mutluluğu için birer vesiledir. Rabbimizin kat kat mükâfat vaad ettiği karz-ı hasen için daha duyarlı olmamız lazımdır. Çünkü fertlerin, ailelerin, toplumun mutluluğu karşılıklı yardımlaşma ve kaynaşmayla mümkündür. Kendimizi mutlu kılmanın sırrı başkalarını mutlu kılmaktadır. Hutbemi bir hadis-i şerif meali ile bitiriyorum “Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarından birini giderir. Kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımcısı olur..”[6]

    [1] Hadid 57 / 11
    [2] İbni Mace, Sadakat 19
    [3] Bakara 2 / 264
    [4] Bakara 2 / 280
    [5] Tirmizi, Büyü 68 (1308
    [6] Buhari Mezalim 3

    Alaaddin DEMİRYÜREK
    Erenler Köyü Camii İmam Hatibi / ŞİLE

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    TİCARET AHLÂKI


    Değerli Müslümanlar!

    Yüce dinimiz, beşerî münasebetlerle alakalı önemli ahlakî ilkeler getirmiştir. Bu ilkelerden bir kısmı da ticarî faaliyetlerimizle ilgilidir. İnsanın yaşaması ve Allah’ın verdiği sayısız nimetlerden istifade etmesi için çalışması gerekir. Peygamber Efendimiz “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.”1 buyurmuştur. Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere kişinin alın teriyle sağladığı kazançlar, en temiz ve en bereketli kazançlardır. Bunlar arasında ticaret de müminler için önemli bir rızık kapısıdır. Dinimiz, bizlerden çalışıp kazanmamızı isterken bunun başlıca ahlâkî kurallarını da belirlemiştir. Cenâb-ı Hak yüce kitabında: “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret haricinde, mallarınızı batıl/(haram) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin.”2 buyurur. Sevgili Peygamberimiz ticaretle meşgul olmuş, ticarî hayatında da dürüstlük ve güvenilirliğiyle örnek kişi olarak gösterilmiştir.

    Aziz Müminler

    Ticaret hayatı ile ilgili ahlâkî kurallar dünya ve ukbâ hayatımız için hayatî önem taşımaktadır. Bu sebeple her şeyden önce tüccar, elindeki malın gerçek sahibinin Cenab-ı Hak, kendisinin ise emanetçi olduğunu bilmelidir. İçinde yaşadığı toplumun bir ferdi olduğunu ve onlarla alış veriş sayesinde mala mülke kavuştuğunu dikkate alarak toplumun yarar ve zararını en azından kendi menfaati ve zararı gibi değerlendirmelidir. Alış verişte ölçüp tartarken adaleti gözetmelidir. Kur’an-ı Kerim’de, “Ölçtüğünüz vakit ölçüyü tam yapın. Doğru terazi ile tartın. Böyle yapmanız daha hayırlı, netice itibariyle daha güzeldir”3 buyurulur. Bir başka âyet-i kerimede ölçü ve tartıda hile yapanların ahirette hesaplarının çetin olacağından söz edilir.4 Kur’ân-ı Kerîm bizlere Şuayb aleyhisselamın kavminin ticaretle uğraşıp bolluk içinde yaşarken, Allah’a ve O’nun gönderdiği peygambere karşı gelip ölçü ve tartıda hilekarlık yaptıkları için helak olduklarından bahseder.5

    Kıymetli Müminler!

    Ticaretin yapısı, doğruluk, güvenirlik, müşteriye saygı ve kolaylık gösterme üzerine kuruludur. Bunlardan biri eksik olursa ticaretin ruhu zedelenmiş dolayısıyla tüccar kendi kazanç yollarını tıkamış olur. Efendimiz (s.a.v.), ticarî hayatta dürüst davrananlara, ‘Doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birlikte olacaktır’ müjdesini vermiştir.6

    Ticaret erbabı, yalan, aldatma gibi kötü huylar yanında, doğru dahi olsa, alış verişte yeminden de sakınmalıdır. Allah Resülü, yalan yere yeminle satılan maldan sağlanan kazançta bereket olmayacağını ifade etmişlerdir.7 Buna mukabil ticaret ehlinin tatlı dilli, güler yüzlü, cömert, kanaatkâr, kolaylaştırıcı olması beklenir. Bunlar modern ticaret hayatında da önemli kurallardır. Fahr-i Kâinat Efendimiz: “Satarken, alırken, borcunu isterken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmetiyle muamele eylesin” diye dua etmiştir.8 Onun duasına layık olanlara ne mutlu! Ticaret ehli dinî görevlerini de ihmal etmemelidir. Gazzâlî’nin ifadesiyle; ‘Tüccarın dünya pazarı, âhiret pazarına engel teşkil etmemelidir.’

    Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Ey müminler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.”9

    Aziz Kardeşlerim!

    Rabbimize karşı sorumluluklarını yerine getirerek iş yapan iş ve ticaret adamının, işinin başında geçirdiği dakikalar dahi dinimize göre ibadet sayılır. Şu halde müslümanlar olarak bizler, “İnsana sadâkât yaraşır görse de ikrâh / Doğruların yardımcısıdır Hazreti Allâh” diyerek bu temiz anlayışı hayatımızın her alanına hakim kılmalıyız.

    _____________________________________________

    1 Buhari, Büyû‘, 16.
    2 Nisa, 4/29.
    3 İsra, 17/35.
    4 Mutaffifîn, 83/1-6.
    5 Hûd, 11/84-85
    6 Tirmizi, Büyû‘, 4
    7 Buhari, Büyû‘, 26
    8 Buhari, Büyû‘, 16
    9 Münafikûn, 63/9.


    Ercan ÖZELCE
    Süleyman Çelebi Camii İ.-H. / Avcılar

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    SILA-İ RAHİM

    Muhterem Müslümanlar!
    Dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan biri sıla-i rahimdir. Sıla-i rahim; akrabayı arayıp sormak, onları ziyaret etmek, sevinç ve hüzünlerini paylaşmak demektir.

    Bütün müminlerin kardeş olduğunu ilan eden dinimiz[1] ‘insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır’ prensibini koymuştur. Bu itibarla sıla-ı rahime riayet etmek Allah’ın rahmet ve bereketine nail olmanın en etkili yollarından biridir. Dünyada mükafatı en çabuk verilen amel, sıla-i rahimdir.[2]

    Bu konuda Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: “Ey insanlar! Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.”[3] Kutsi bir hadis-i şerifte ise Cenâb-ı Hakk: “Kim yakınlarıyla ilgi kurup akrabalığın hakkını yerine getirirse ona lütuflarda bulunurum. Kim de akraba ile ilişkisini keserse ben de onlardan rahmetimi keserim”[4] buyurur.

    Aziz Cemaat!
    Sıla-i rahim dinî bir vecibedir. Bu sebeple yakınlarımızın hal hatırını sormak, onları ziyaret etmek, imkan ölçüsünde kendilerine yardımcı olmak görevimizdir. Bilindiği üzere insan, doğumundan ölümüne kadar ilgi ve sevgiye muhtaç bir varlıktır. Hemen hepimiz üstesinden gelmekte zorlandığımız hususlarda akrabalarımızı yanımızda görmek isteriz. Zor zamanlarda tesis edilen dostluk ve akrabalık bağının sıkı tutulması dünya ve ahiret saadetini de beraberinde getirir.
    Efendimiz (as); ‘Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen, akrabasını koruyup kollasın”[5] buyurur. Buna göre akrabalarımız arasında fakir ve muhtaç durumda olanlara maddî açıdan destek çıkmamız, zekat ve fitrelerimizi verirken yoksul akrabalarımızı tercih etmemiz icap eder. Nitekim bir hadis-i şerifte, akrabaya verilen sadakanın iki kat sevaba vesile olduğu bildirilmiştir.[1]

    Değerli Müminler!
    Akrabalar arasında sevgi ve ilginin, ülfet ve muhabbetin devamı için karşılıklı ziyaretleşmeler büyük önem arzeder. Akrabalarımızdan özellikle yaşlı, hasta, bakıma muhtaç durumdakilere, kendilerinin yalnız olmadıklarının hissettirilmesi ne kadar önemli bir meziyet ve ne büyük bir sevaptır! Bilindiği üzere dinimiz, akrabaya iyiliği sadece insanî bir görev olarak değil hukukî bir sorumluluk olarak da değerlendirmiştir. Onun içindir ki böylesi bir görevden uzak durmak, akrabalarla ilgiyi kesmek büyük günah sayılmış ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ Akrabası ile münasebetleri kesenler Cennete giremez” buyurmuşlardır.[8]

    Kıymetli Kardeşlerim!
    Aile ve akrabalara olan sevgi herhangi bir kabilecilik anlayışına sebep olmamalıdır. Küfrü imana tercih eden bir yakınımızla gönül bağımız olamaz.[2] Lakin akrabalık hukuku açısından onların terk edilmesi de doğru değildir. İslam, insanî ölçülerde her türlü ilgi ve alakanın devam ettirilmesini tavsiye eder. Bazı akrabalar vefasız olsa bile onlarla olan münasebetlerimizi de devam ettirmemiz gerekir. Böylesi bir durumu Hz. Peygamber’e ileten bir sahabîye Efendimiz: “Sen alakayı koparmadığın sürece Allah’ın yardımı seninle beraberdir” buyurmuştur. [9][3]

    Muhterem Müminler!
    Sıla-i rahim, ekonomik sebepler ve muhtelif meşguliyetler bahanesiyle ihmal edilemeyecek kadar önemlidir. Hayatın mana ve güzelliği, akraba ve dostlarımızla kuracağımız güzel ilişkilerde saklıdır. Bu konuda büyükler, akrabalık bağını zinde tutmada küçüklere örnek olmalıdırlar.

    Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum: “Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” [10][4]

    Alaaddin DEMİRYÜREK
    Erenler Köyü Camii İ.H./ Şile.

    [1] Tirmizi, Zekat 26.

    [2] Kur’an-ı Kerim, Tevbe 23.

    8 Buhari, Edep, 10
    9 Müslim, Birr 22.

    10Kur’an-ı Kerim, Nahl 90.



    [1] Kur’an-ı Kerim, Hucurât 10.
    [1] İbn Mâce, Zühd 23.
    [1] Kur’an-ı Kerim, Nisa 1.
    [1] Tirmizi, Birr 9.
    [1] Buhari, Edeb 12.

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Değerli müminler, bugünkü hutbemizde, hepimiz için hayati önem taşıyan bir konu üzerinde durmak istiyoruz.

    Yabancı bir enstitünün yayımladığı bir raporda, aşırı tüketimin “dünyayı tükettiği” ifade ediliyor; insanoğlunun ruhundaki din, aile, toplum ve sosyalleşme duygularının yerini, günümüz insanında “sahip olma ve tüketme” tutkularının aldığı anlatılıyor.

    “Dünya Doğal Hayat Fonu” adındaki bir kurumun, doğal kaynaklar üzerine yaptığı bir araştırma raporu, günümüzdeki tüketim çılgınlığının, dünyanın sonunu hazırladığını bildiriyor; son otuz yılda dünya üzerindeki doğal kaynakların üçte birinin insanlar tarafından tüketildiği ifade ediliyor.

    Oysa tabiatı yaratan Hikmetli Güç, tabiattaki bütün imkânları, her varlığın normal ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde karşılamaya yetecek düzeyde yaratmıştır. Yüce Kitabımızda şöyle buyuruluyor: “O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Doğrusu insanoğlu çok zalim, çok nankördür!”[1] Evet… İnsanoğlu çok zalim, çok nankör. Çünkü bütün canlılar içinde, israfta sınır tanımayacak kadar aşırı derecede tüketebilen tek varlık insandır.

    Birçok âyette çeşitli doğal varlık ve olayların insana “müsahhar kılındığı”, yani onun yararlanmasına uygun olarak yaratıldığı bildirilir. Ancak, ne yazık ki insanoğlu, bunlardan istifade ederken helali haramı gözetmiyor, yeterince sorumlu davranmıyor. Oysa Rabbimiz bizden, lutfettiği nimetleri, tabiata, çevremize, insanlara, diğer canlılara ve kendimize zarar vermeyecek şekilde kullanmamızı istemektedir; “Allah israf edenleri sevmez” buyurmaktadır.

    Muhterem cemaat,

    Akıllı, ölçülü ve tutumlu kullanmamız gereken en önemli nimetlerden biri de “su”dur. Hepimizin izlediği gibi, ilgili kurumlar mevcut su potansiyelimizi en verimli bir şekilde değerlendirmek için çalışıyor. Ancak, ne yazık ki, insan oğlunun tabiattaki nimetleri hoyratça kullanması yüzünden son yıllarda küresel düzeyde ciddi bir kuraklık yaşanmaktadır.

    -Birkaç yıl önce olduğu gibi- musluklardan su yerine hava gelmesini, geceleri sabahlara kadar ailemizin musluk başlarında su beklemesini ister miyiz? Elbette istemeyiz! O halde bugünden tedbirli olmak, hazır suyumuzu akıllı kullanmak zorundayız. Sahip olduğu imkânları har vurup harman savuran bir toplum, medeni bir toplum değildir; geri bir toplumdur. Yarın içmek için kullanacağı suyu bugün ölçüsüzce tüketen bir kişi akıllı biri de değildir. Ayrıca böyle biri, erdemli bir Müslüman da sayılmaz.

    Ashab-ı Kiram’dan Saad bin Ebî Vakkas, abdest alırken suyu gereğinden fazla kullanıyordu. Bunu gören Peygamberimiz, “Bu ne israf, yâ Saad!” dedi. Saad, “Abdestte israf olur mu yâ Resûlallah?” diye sorunca, “Evet olur; ırmak kenarında bile olsa suyu israf etmemelisiniz” buyurdu Efendimiz .[1]

    Yapacağımız şey zor değildir, muhterem müslümanlar. Sadece musluğumuza elimizi uzattığımızda, boşa akıtacağımız suyun ne kadar değerli olduğunu bilmek ve bunu ailemize, öğrencilerimize, elemanlarımıza, kısaca yeri ve zamanı geldiğinde herkese anlatmaktır; daha da önemlisi, bütün iyi ve güzel insanlar gibi, bu konuda herkese örnek olmaktır. Neler yapmalıyız?

    -Meselâ diş fırçalarken, bulaşık yıkarken, tıraş olurken, abdest alırken muslukları açık bırakmayalım.
    -Balkon, teras gibi yerleri temizlerken, araba yıkarken, hortum yerine kova, fırça, sünger kullanalım.
    -Bahçelerimizi güneşsiz zamanlarda ve en tasarruflu bir şekilde sulayalım.

    Milyonlarca İstanbullu olarak bu şekildeki basit tedbirlerle ne kadar çok su tasarruf edeceğimizi bir düşünelim!..

    Yüce Rabbimiz maddî ve mânevî rahmetlerini üzeremizden eksik etmesin. Allah’ın selâmı üzerinize olsun.

    Prof.Dr. Mustafa ÇAĞRICI
    İstanbul Müftüsü

    1 İbrahim 14/34
    [1] Müsned, II, 221; İbn Mâce, “Taharet”, 48.

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Hz. Osman r.a. Böyle Seslendi

    Hz. Osman r.a, hemen her hutbesinde (söylemek istediklerini söyledikten sonra) cemaate şöyle derdi:

    “İmam Cuma günü (minberde) hutbe irad etmek üzere ayağa kalktığı zaman dinleyin ve susun! Zira imam hutbe irat ederken susan kimse, dinlemese bile, susup dinleyen kadar sevap alır. (İmam minberden indikten sonra) namaz için kamet getirilince safları düzeltin, omuzlarınızı bir hizaya getirin. Zira safların düzgün tutulması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardandır.”

    Hz. Osman r.a. hutbeyi bitirip minberden indikten sonra, safları düzeltmekle görevlendirdiği kimseler gelip, safların düzgün olduğunu bildirmeden (namaz kıldırmaya başlamak için) tekbir almazdı.

    (Muvatta, “Cumu’a”, 2.)

    Hz. Osman r.a. bir hutbesinde Allah Tealâ’ya hamd, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e salât u selamdan sonra şöyle dedi:

    “İçkiden uzak durun! Zira içki bütün kötülüklerin anahtarıdır. Sizden önceki kavimlerden birinde bir adam vardı. Kendisine şöyle denilmişti: Ya şu haça secde edeceksin, veya şu (mukaddes) kitabı yakacaksın, veya şu çocuğu öldüreceksin, veya şu kadınla zina edeceksin, veyahut da şu kadehteki içkiyi içeceksin! Adam, içkiyi içmeyi diğerlerine göre daha hafif bir cürüm olarak gördü. İçkiyi içtikten sonra (sarhoş oldu), haça da secde etti, kitabı da yaktı, çocuğu da öldürdü, kadınla da zina etti.”

    (et-Tefsîr min Sünen-i Sa’îd b. Mansûr, no: 776. Ayrıca bkz. el-Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, 8/288; 10/5.)

    Hz. Osman r.a. zamanında, özellikle Cuma namazları esnasında cemaat Mescid-i Nebi’ye sığmaz olmuştu. Hz. Osman r.a. Mescid’i genişletmeyi düşündü ve Sahabe ile bu hususta istişare etti. Kendisine olumlu görüş bildirdiler. Bunun üzerine bir hutbe irad etti; Allah Tealâ’ya hamd u sena ve Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e salât u selamdan sonra şunları söyledi:

    “Ey insanlar! Ben Rasulullah s.a.v.’in mescidini yıkıp genişletmeye niyetlendim. Şahitlik ederim ki ben Rasulullah s.a.v.’in şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kim bir mescit inşa ederse, Allah da onun için cennette bir köşk yapar.’ Bu konuda benim selefim ve önderim de var. Ömer b. el-Hattab aynı şeyi daha önce yapmıştı. Rasulullah s.a.v.’in ashabının ileri gelenleriyle istişare ettim. Onlar da mescidin yıkılıp genişletilerek yeniden yapılması konusunda görüş birliği ettiler.”

    Cemaat de bu fikri onaylayınca 10 ay süren bir çalışmayla mescit yıkılıp yeniden ve daha geniş bir şekilde yapıldı.

    (Vefâu’l-Vefâ’dan naklen Kandehlevî, Hayâtu’s-Sahâbe, 3/359.)
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Hz. Peygamber'in Cuma Hutbesi
    Allah Resulünün Medine'de, Beni Salim b. Avf kabilesinde ilk kıldığı cumanın hutbesi şöyle idi:

    "Hamd Allah'a mahsustur. Ona hamd ediyor ondan yardım, mağfiret ve hidayet taleb ediyorum. Ona iman ederim, onu inkâr etmem. Onu inkâr edenlere düşmanlık yaparım. şahidlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yok. Biriciktir, ortağı yoktur. Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. Muhammed'i hidayet, nur ve mev'ize ile Peygamberlik zincirinin kesildiği, ilmin azaldığı, sapkınlığın yayıldığı, zamanın sonu geldiği, hayatin son bulup kıyametin yaklaştığı bir zamanda, insanlara doğru yolu göstermek, aydınlatmak ve irşad etmek için göndermiştir. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de onlara isyan ederse, doğru yoldan çıkmış, kendine zulmetmiş ve derin bir sapıklığa düşmüştür. Size Allah'ın kahrından, azabından korkmayı tavsiye ediyorum. Çünkü bu, bir Müslüman'ın diğer Müslüman'ı teşvik edeceği şeylerin en hayırlısıdır. Öyleyse Allah sizi nelerden sakındırdıysa onlardan sakının. Bundan daha hayırlı bir öğüt ve daha üstün bir hatırlatma olamaz. Şüphesiz takva, Allah'tan korkarak amel yapan bir kimse için, istediğimiz ahiret için doğru bir yardımcıdır. Kim Allah ile arasındaki gizli ve açık ilişkilerini düzeltir ve bunu da Allah'ın rızasını gözeterek yaparsa, bu davranışı onun için dünyada güzel bir isim bıraktığı gibi, ölünce de, azığa ihtiyaç duyduğu ahirette kendisine güzel bir sermaye olur. İnsan ahirette, bunun haricinde hiç bir şeye sahip olmayı istemez ve bunun haricindeki şeyler için "Ne olurdu, aramızda uzun bir mesafe olaydı" der.

    Allah sizi azabından sakındırıyor. Çünkü Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Allah her sözünde doğrudur ve sözünü yerine getirir. O va'dinden asla caymaz. Çünkü Allah "Benim katımda söz değiştirilmez. Ben kullarıma zulmedici değilim" (Kaf: 50/29) buyurmuştur. O halde gizli-açık hiç bir işinizde takvadan ayrılmayın. Çünkü kim Allah'tan sakınırsa, büyük bir kazanç elde eder. Kuşkusuz takva Allah'ın azabından korur, Allah'ın dargınlığını önler, yüzleri ağartır, Allah'ı razı eder ve dereceyi yükseltir. O halde nasibinizi alınız, kulluk etmede kusur etmeyin. Allah size kitabını öğretmiş ve yolunu göstermiştir ki, doğrularla yalancılar belli olsun.

    Allah'ın size ihsan ettiği gibi siz de ihsan edin. Allah'ın düşmanlarına düşman olunuz. Allah yolunda gereği gibi cihad edin. O, sizi seçmiş ve Müslüman adını vermiştir. Bunu da, helâk olanlar bilerek helak olsunlar, yaşayanlar da bilerek yaşasınlar diye yapmıştır. Güç ancak Allah'a mahsustur. O halde Allah'ı çok anın ve ahiret için çalışın. Çünkü kim, Allah ile ilişkisini düzeltirse, Allah da onun insanlar ile olan ilişkilerini düzeltir. Çünkü Allah insanlara hâkimdir, insanlar ise Allah'a hükmedemezler. İnsanları Allah idare eder, insanlar ise Allah'ı idare edemezler. Allah en yücedir, bütün güç ve kudret O'nundur.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Birazdan Cuma namazi icin cikacagim.
    Ben bana duseni aldim.

    Allah sizi nelerden sakındırdıysa onlardan sakının. Bundan daha hayırlı bir öğüt ve daha üstün bir hatırlatma olamaz. Şüphesiz takva, Allah'tan korkarak amel yapan bir kimse için, istediğimiz ahiret için doğru bir yardımcıdır.
    Beserin sakindirdigini degil,Allah cc nun sakindirdigini.Cunku;
    İnsanları Allah idare eder, insanlar ise Allah'ı idare edemezler.
    Allah cc adina din kurallari belirliyen nakilcilere...
    O, sizi seçmiş ve Müslüman adını vermiştir. Bunu da, helâk olanlar bilerek helak olsunlar, yaşayanlar da bilerek yaşasınlar diye yapmıştır.
    Demekki adimiz YALNIZ MUSLUMAN mis.
    Sucu bucu diye yasiyanlar...........

    HADIS;
    "BEN RESULUN SOZUYUM!"
    ...DIYE BAGIRIYOR!
    Allah cc nun selami Resulumun ustune olsun!

  8. #18
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    DOĞRULUK ve DÜRÜSTLÜK

    Selam!

    Saygıdeğer müminler,

    Hutbeme bir hadis-i şerif meâliyle başlıyor ve bu hadise büyük bir dikkatle kulak vermenizi rica ediyorum.

    Aziz Peygamberimiz buyuruyor ki:

    “Sakın doğruluktan sapmayın! Çünkü doğruluk sizi üstün ahlâka ulaştırır, üstün ahlâk ise cennete götürür. Doğruluk ve dürüstlüğe devam eden kişi, neticede (Allah’ın katında) ‘sıddîk’ (yani dürüstlüğü karakter haline getiren insan) olarak yazılır. Yalan söylemekten de kaçının! Çünkü yalan insanı günahlara sürükler; günahlar ise cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye en sonunda Allah’ın katında kezzâb (yani yalancılığı huy haline
    getirmiş kimse) diye yazılır.”

    Doğruluk ve dürüstlüğüne düşmanlarının bile hayran olduğu Muhammedü’l-Emîn, “Benim için sözlerin en güzeli, en doğru olanıdır” buyuruyor.

    İslâm âlimleri doğruluk ve dürüstlüğü ahlâkın en büyük alâmeti kabul etmişler ve –Nisâ sûresinin 69. âyetindeki ve ilgili hadislerdeki sıralamayı dikkate alarak- peygamberlerden sonra en yüksek derecede, sıddîkların yani dürüstlüğü hayatlarının ilkesi haline getirenlerin bulunduğunu bildirmişlerdir.

    Yalan dolanla iş çevirenler, işlerine sahtekârlık katanlar, belki bir zaman için başarılı olabilirler; fakat sonunda kaybeden onlar olacak, aziz cemaat…

    Allah’ın insanoğluna verdiği nimetlerin en büyüğü akıl, zekâ ve konuşma yeteneğidir. Yüce Rabbimiz bunları bize, hak ve hayır yolunda kullanalım diye vermiştir; yalancılık, hilekârlık gibi ahlâk dışı yollarla şunu bunu aldatmak için değil!..

    Resûl-i Zîşan efendimizin şu hadisi, dürüstlükten uzaklaşmanın dinî hayatımız için ne büyük bir tehlike teşkil ettiğini dile getirmektedir:

    “Münâfığın alâmeti üçtür: (1) Konuştuğu zaman yalan söyler,
    (2) Söz verdiğinde sözünden döner,
    (3) Kendisine bir emanet bırakıldığında emanete hıyanet eder.”

    Bu hadis de gösteriyor ki, sadece sözlerimizde değil; işlerimizde, duygu, düşünce ve niyetlerimizde de dürüst olmamız gerekiyor,

    Muhterem Müslümanlar…

    Sözümüz özümüze, özümüz işimize uygun olmadıkça, görünüşteki iyiliklerimiz ne dinî ne de ahlâkî bir değer taşır. Çünkü Yüce Kitabımızın ifadesiyle Allah Teâlâ, “Gözlerin hâin bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” “İçinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da (fark etmeyecek), Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir.” Aynı uyarıyı, Efendimiz (s.a.v.) de “Ameller niyetlere bağlıdır” şeklindeki özlü hadisleriyle dile getirilmiştir.

    Yaklaşık bin sene önce yaşamış ünlü bir Müslüman âlim olan Ragıb el-Isfahânî’ye göre, “Doğruluk bütün iyi ve güzel şeylerin temeli, peygamberliğin dayanağı, takvânın meyvesidir. Doğruluk olmasa dinlerin hükümleri anlamını kaybeder. Öte yandan bir kimsenin yalanı huy haline getirmesi, onun insanlıktan çıkmasıyla aynı anlama gelir. Çünkü konuşma yeteneği sadece insanın özelliğidir. Yalancı olarak tanınanların sözlerine güvenilmez; konuşması hiç kimseye fayda getirmez; konuşması faydasız olan ise hayvanlarla eşit duruma düşer. Hatta –anılan âlime göre- böyle biri hayvandan da kötüdür; çünkü hayvan (konuşamadığı için) diliyle faydalı olamaz; ama zarar da vermez, yalan konuşan ise başkasına faydalı olmadığı gibi üstelik bir de zarar verir.

    Yüce Rabbim bizleri sözümüzde, özümüzde ve işlerimizde doğruluktan, dürüstlükten ayırmasın.

    Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
    İstanbul Müftüsü

    Buhârî, “Edeb”, 69; Müslim, “Birr”, 103-105.
    Buhârî, “Vekâlet”, 7; Ebû Davud, “Cihad”, 121.
    Buhârî, “İman”, 24.
    Mü’min 40/19.
    Buhârî,”İman”, 41.
    ez-Zerî‘a ilâ mekârimi’ş-şerî‘a, s. 270-271.

  9. #19
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Veda hutbesi

    Selam!

    Değerli müminler!

    Milâdî 610 yılında, Mekke’deki Nûr dağında başlayan Yüce Kitabımızın indiriliş süreci yaklaşık yirmi üç yıl devam etmiş; Allah’ın rızası ve insanlığın kurtuluşu uğruna çekilen nice çileler, acılar ve özverilerden sonra bu süreç tamamlanmıştı. Resûlullah Efendimiz, 632 yılında Arafat meydanında yüz bini aşkın Sahâbe’ye hitaben yaptığı, Veda Hutbesi denilen tarihî konuşmasıyla bu dinin kemale erdiğini ilan etmişti.

    İslâm’ın ana ilkelerinin sunulduğu bu konuşmanın bazı bölümleri şöyledir:
    “Ey insanlar!.. Bugünleriniz nasıl kutsal bir gün ise; bu aylarınız, bu kentiniz nasıl mübarek ve kutsal ise; canlarınız, mallarınız, namus ve onurlarınız da öylece değerlidir ve her türlü tecavüze karşı dokunulmazdır.

    Ashâbım!. Hepiniz Rabbinize kavuşacaksınız; O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Benden sonra eski Câhiliye sapkınlığına dönmeyin, birbirinizin canına kıymayın!.. Elinin altında bir emanet bulunan kimse, onu kendisine emanet edene iade etsin.

    Ne haksızlık ediniz, ne de haksızlığa boyun eğiniz. Allah böyle hükmetmiştir… Câhiliye devrinden kalma kan davaları kaldırılmıştır. Kasten (haksız yere) adam öldürme ise misliyle cezalandırılacaktır.

    Ey insanlar!.. Sizlere kadınların haklarını gözetmenizi, bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız var, kadınların da sizin üzerinizde hakları var… Kadınlara en iyi şekilde davranmanız gerekmektedir.

    Ashabım!.. Sözümü iyi dinleyiniz… Müslüman müslümanın kardeşidir. Bir müslümana kardeşinin kanı ve malı helal değildir; malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.
    Ey insanlar!.. Rabbiniz bir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem de topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba üstünlüğü yoktur. Beyaz ırkın siyaha, siyah ırkın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâdadır.

    Kimse kendi suçundan başkasıyla sorumlu tutulup cezalandırılamaz.
    Dikkat ediniz… Şu dört şeyden kesinlikle uzak durunuz: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayınız, haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayınız, zina etmeyiniz, hırsızlık yapmayınız.”

    Muhterem müminler!

    Aziz Peygamberimizin, bazı bölümlerini arzettiğim bu konuşmayı günümüzden 1400 yıl önce yaptığını unutmayalım. O zamanlar, dünyanın en uygar ülkesi olarak bilinen Roma İmparatorluğu’nda bile, eğlence olsun diye insanlar, arenalarda birbirine veya vahşi hayvanlara öldürtülüyordu. Dünyanın her yerinde “alttakiler”, insan sayılmıyor, hayvan ve eşya muamelesi görüyordu.

    İşte böyle bir dünyada; cehaletin, acımasızlığın, zulmün dibe vurduğu bir ortamda Mekke’de bir ses yükseliyordu: “Ey insanlar! Rabbiniz bir, atanız birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba üstünlüğü yoktur. Beyaz ırkın siyaha, siyah ırkın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâdadır.”

    Dünyada, bu çağrının yankı bulduğu toplumlarda, ülkelerde; İspanya’dan Bağdat’a, Kahire’den Bosna’ya, İstanbul’dan Kudüs’e bütün İslâm beldelerinde farklı ırkların ve dinlerin mensupları bir arada barış içinde yaşadılar. Aramıza dışarıdan fitnelerin sokulduğu 20. yüzyılın başına kadar bu böyle sürüp gitti.

    Değerli kardeşlerim!

    Medeniyetlerinde bu tecrübe bulunmayanlar, insan haklarını, barış içinde birlikte yaşama idealini gerçekleştiremezler. Günümüz dünyasında yaşananlar da bunu göstermektedir. Çağımız, “küresel etik” denilen bir ahlâk arıyor: İnsana, canlı cansız doğaya saygı gösterilmesini ve onların korunmasını sağlayan bir ahlâk… Tarih göstermiştir ki, bunu ancak âlemlere rahmet olan o yüce Peygamber’in yukarıda özetini sunduğumuz çağrısına uyanlar başarabilir.

    Biz müslümanları, yeniden bu kutsal göreve layık bir ümmet haline getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

    [1] Hucurât 49/13.

    Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
    İstanbul Müftüsü

  10. #20
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Affedici olmak

    Merhaba!

    Muhterem Müminler
    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de tavsiye edilen güzel ahlak esaslarından biri de affedici olmaktır. Bilindiği gibi affetmek, insanlara olumsuz, haksız, kötü davranışlarına karşı gücü yettiği halde misilleme yapmayıp, suçluyu bağışlamaktır. Bu davranış, nefse ağır gelse de Kur’ân-ı Kerim’de takva sahiplerinin sıfatları ve cennete götüren ameller arasında zikredilmektedir: “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcarlar; öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever”.[3] Sevgili peygamberimiz (s.a.v) de öfkeye hakim olmayı, gerçek kahramanlık olarak tanımlar: “Yiğit dediğin güreşte rakibini yenen kimse değildir. Asıl yiğit kızdığı zaman öfkesini yenebilendir”. [4]

    Değerli Müminler

    Beşeri münasebetlerin temeli karşılıklı sevgi ve saygıdır. Bu güzel hasletlerin olmadığı yerde tartışma, kin, kavga ve husumet her zaman mümkündür. Çok basit diyebileceğimiz sebeplerden dolayı intikam alma duygusuyla insanlarımız zaman zaman birbirini kırıp incitmekte, hatta düşmanlıklara kadar gidebilmektedir. Halbuki affetmenin vereceği mutluluklar, intikam almanın vereceği hazdan hem daha kalıcı hem de sonucu itibariyle daha hayırlıdır. Tecrübeyle sabittir ki, “öfkeyle kalkan zararla oturur”.

    Öfke ve intikamda ısrar etmek kişiyi sürekli huzursuz edeceği gibi, beden ve ruh sağlığı açısından da ciddi olumsuzluklara sebep olmaktadır. Bir anlık öfkeyle, sevdiklerimizi kırdığımız, dostlarımızı kaybettiğimiz, sonra da pişman olduğumuz anlar çok olmuştur. Çünkü “öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır.”

    Kimi insanlar affetmekle mağlup olduğunu ve onurunun incindiğini düşünebilir. Halbuki affetmek zilleti kabul etmek değil, aksine şerefli olmayı başarmaktır. Zira Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurur: “Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah şerefini artırır”. [5]

    Muhterem Müslümanlar,
    Affetmenin de elbet bir sınırı ve ölçüsü vardır. Allah ve Rasulünün teşvik ettiği affedicilik de yalnızca kişisel haklarımıza yönelik kötülüklerle ilgilidir. Zira yapılan her kötülüğü mâzur görmek, bazen daha kötü sonuçlara yol açabilir. Dolayısıyla bizler yalnızca şahsımız ve dünyevi menfaatlerimize karşı yapılan kötülükleri affedebiliriz. Buna karşılık dinî ve millî değerlerimiz, birliğimiz ve dirliğimiz ile insanlığa karşı yapılan kötülükler karşısında son derece duyarlı olmak hayatî önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda dinimizin gereği olan emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker görevi yerine getirilmelidir.

    Aziz müminler
    Neticede hepimiz nefis sahibiyiz. Şahsımıza karşı yapılan bir kötülüğü affetmek, hem de gönülden affedebilmek kolay değildir. Bununla birlikte, huzurlu bir hayatı yaşayabilmek için bu olgunluğa erişmek zorundayız. Zira Allah’ın affına mazhar olmanın bir yolu da, başkalarını affedebilmektir.[7] Bu aynı zamanda Rasulullah (s.a.v)’in ahlakıdır. Yüce Rabbimiz bu hususta Rasulullah (s.a.v)’a hitaben şöyle buyurur: “Sen af yolunu tut. İyiliği emret, cahillerden yüz çevir!”. [8] Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu yüce hitaba uyarak, kendisine karşı yapılan kötü muameleler karşısında intikam almak, beddua etmek yerine şöyle dua etmiştir: “Allah’ım, halkımı bağışla, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar”. [9]

    Affedici olabilmek sevgi, merhamet, sabır ve hilim gibi güzel ahlakın bir göstergesidir. Bizler Rabbimizin rızasını, dünya ve âhiret mutluluğunu arzu eden müminler olarak önce affedilmeyi gerektirecek yanlışlıklardan uzak duracağız. Şahsımıza karşı yapılan üzücü ve kırıcı davranışlar karşısında da, karşılığını Allah’tan bekleyerek, affetmeyi bileceğiz. Allah cümlemize affeden bir gönül versin; kendi affını nasip eylesin.

    [1] Araf, 7/199
    [2] Buhari, Edeb, 76.
    [3] Ali İmran, 3/134.
    [4] Buhari, Edeb, 76.
    [5] Tirmizi, Zühd, 17.
    [6] Nur, 24/22.
    [7] Araf, 7/199
    [8] Buhari, İstiaze, 5.
    [9] Ebu Davud, Edeb 4


    Alaeddin DEMİRYÜREK
    Erenler Köyü Camii İmam-Hatibi / ŞİLE

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 144
    Son mesaj: 08-12-2017, 09:17 AM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 236
    Son mesaj: 08-12-2017, 08:59 AM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık