14. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 412131415 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 131 ile 140 Toplam: 141

Cuma hutbesı

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Selam! بِسْمِ اللّٰهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّح۪يمِ اِنَّمَا يُريدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهيرًا Bismillâhirrahmânirrahîm 33.33.“Ey ehl-i beyt! Allah ...

  1. #131
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Ehl-i Beyt sevgisi

    Selam!

    بِسْمِ اللّٰهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّح۪يمِ

    اِنَّمَا يُريدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهيرًا


    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.33.“Ey ehl-i beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
    Sadakallah!

    Aziz Kardeşlerim,

    Ehl-i Beyt, lügatte ’ev halkı’ manasına gelir. Genel manada, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ailesini, hanımlarını, akrabalarını, torunlarını içine alan bu tabir, farklı bir perspektiften ele alındığında, yine Efendimizin
    “Her takva sahibi kimse Muhammed'in Ehl-i Beytindendir.”
    Câmiu’s-Sagîr, 1/55.
    ifadeleri bizlere, Ehl-i Beyt mefhumunun dairesinin daha geniş olduğunu göstermektedir.

    Kısacası Ehl-i Beyt, Hz. Peygamberin (s.a.v) ailesi ve onun mübarek davasını devam ettiren mü‘minler manasına gelen bir terim olmuştur. Îmân sahibi her insan, Allah-u Teâla’yı, O’nun yüce peygamberini, davasını, mücadelesini, Ehl-i Beytini sever ve kendisine örnek alır. Bunun aksini düşünmek bir Müslüman için mümkün olamaz.

    Ehl-i Beyt sevgisi Müslümanlarda sadece peygambere akraba olmalarının bir sonucu değildir. Ehl-i Beytin ilim, ahlâk ve maneviyâtta Müslümanlara rehberlik etmeleri ve onların birlik ve beraberliklerini sağlayacaklarına olan inanç, bu sevgiyi besleyen faktörler olmuştur. Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.33. “Ey ehl-i beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
    Sadakallah!
    buyurmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamberin aile ve yakın akrabaları Müslümanların nazarında müstesna bir mevkiye sahip olmuş, onları sayıp sevmenin dinî bir vecîbe olduğu kabul edilmiştir.

    Kıymetli Müslümanlar,

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in nesli Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma’nın oğulları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiş ve onlar vasıtasıyla sonraki devirlere intikal etmiştir. Bu mübarek neslin devam etmesine vesile olan Hz. Hasan soyundan gelenlere “Şerif”, Hz. Hüseyin soyundan gelenlere ise “Seyyid” denilmiştir.

    Bütün İslâm ülkelerinde tarih boyunca, Ehl-i Beyte azamî hürmet ve saygı gösterilmiştir. Özellikle Müslüman ecdadımız, onlara çok büyük sevgi, saygı ve hürmet göstermiş olup çocuklarına en fazla Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ali, Ayşe, Fatma, Hasan ve Hüseyin isimlerini vermeleri gönüllerindeki engin Ehl-i Beyt sevgisini ortaya koymustur.

    O Halde Muhterem Kardeşlerim,

    Peygamber Efendimizin (s.a.v) emanetleri olan ve onun sünnet-i seniyyesini devam ettiren, onun davasını ve mücadelesini sürüdüren İslam’ın özünün muhafaza edilmesi ve insanların sağlam itikada sahip olmaları için mücadele eden Ehl-i Beyti sevmeli, kendimize örnek almalı, onlara dua etmeli ve gereken hürmeti göstermeliyiz.

    Evet, Ehl-i Beyt, ister özel manasıyla Peygamber Efendimiz'in mübarek nesli olarak düşünülsün, ister geniş manasıyla akrabaları da dairenin içine alınsın, isterse de en geniş manasıyla Peygamberimizin (s.a.v) gerçek mirası olan dine ve ilme hizmeti hayatlarının gayesi haline getirenler mülahazaya alınsın, hepsi de sevilmeye layıktır, sevilmelidir, sevileceklerdir. Önemli olan günümüzde Ehli Beyt-i kendimiz ve ailemiz icin ne kadar örnek olarak gördüğümüz ve aldığımızdır. İşte bu sevginin bizlerdeki gerçekliği ve tezahürü de bu şekilde ortaya çıkmış olacaktır.

    Değerli Kardeşlerim,

    Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’ine duyduğumuz sevgiyi ifade eden ve namazlarda okuduğumuz salli-barik duasının meâliyle bitiriyorum:

    “Allahım! İbrahim’e ve onun yakınlarına rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve onun yakınlarına da rahmet et. Şüphesiz övgüler Sanadır ve Sen çok yücesin. ”

    “Allahım! İbrahim’e ve onun yakınlarına bereket verdiğin gibi Muhammed’e ve onun yakınlarına da bereket ver. Şüphesiz övgüler Sanadır ve Sen çok yücesin.“


    Süleyman TEKSEN DİTİB Regensburg Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  2. #132
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Sağlık ve boş vaktin kıymetini bilmek

    Selam!



    بِسْمِ اللّٰهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّحِيمِ

    اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ * وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    94.6-8.“Gerçekten, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Boş kaldın mı (hemen) başka bir işe koyul ve yalnız Rabbine yalvar.”
    Sadakallah

    Aziz Müminler,

    Zamanın insan hayatinda önemli yeri vardır. İnsan ömrünün esası, zamandır. Çünkü insanın işleri, zaman içinde olur. Geçen her an, insanın ömrünü eksiltir ve ecelini yaklaştırır. Ne var ki, insan çoğu kez, geçen zamanı kazanç zanneder. Şüphesiz, zamanı iyi bilmek, iyi kullanmak ve iyi değerlendirmek gerekir. Örneğin sabahleyin tedbirsizlikten kaynaklanan bir gecikme bütün günü; planlı geçirilmeyen bir gün ise, haftanın hatta ayın veya yılın çalışma takvimini etkileyebilir.

    Zaman Allah‘ın kullarına en büyük lütuflarından biridir. Çünki herşey zaman içerisinde değer kazanmakta ve yine zaman ile değerini yitirebilmektedir. Saf ve tertemiz yaratılan, eşrefi mahluk olan insanoğlu bu zaman diliminde varoluş amacına uygunluk içerisinde hareket ederek alây-i illiyyîn dediğimiz en üst mertebelere yükselebilmekte ya da yaratılış amacına uygun olmayacak davranışlarla esfel-i sefîlîn dediğimiz sefîhler derecesine, yani aşağıların en aşağısına da inebilmektedir.

    Degerli Kardeşlerim,

    bu dünyada bedenimiz dahil malımız, mülkümüz ve evlatlarımızın bize bir emanet olduğu anlayışı ile hareket ederek gününü gün etmek yerine “iki günü eşit” geçirmeden yaşamayı ilke edinelim. Unutmayalım ki, boş ve faydasız geçen her anımız bir daha geri gelmeyecektir. Allah’a verilecek hesap sırasında kara bir leke olarak karşımıza çıkacaktır.

    Değerli Müminler,

    sağlık da yine aynı şekilde kaybedildiği zaman tekrar kazanabilmenin, önceki şekliyle tekrar elde edebilmenin en zor oldugu değerlerden birisidir. Ayrıca sağlığın korunması, İslam‘ın, korunmasına ehemmiyet verdiği beş gayeden biridir. Bir bakıma hastalıklara karşı tedbir almak ve sağlıklı yaşamaya gayret etmek de, dinî bir görevdir. Allah Resulü (s.a.s.)’in

    “Ey Allah‘ın kulları, tedavi olunuz, zira Allah, ihtiyarlıktan başka dermansız bir dert vermemiştir.”
    Ebû Dâvud, 4/37.
    sözleri hastalıklara karşı tedbirli olmanın gerekli oluşuna işaret etmektedir.

    Bu sebeble Efendimiz (s.a.s.) bir hadîs-i şerîflerinde;
    “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu iki nimetin kıymetini bilme noktasında aldanmıslar, hataya düşmüşlerdir. Bunlar, sağlık ve zaman nimetidir.”
    Bûhârî, Rikak, 1;
    [2] buyurmuşlardır.

    Yine başka bir hadîs-i şerîflerinde ise;
    “İman dışında hiç kimseye sağlıktan daha hayırlı bir nimet verilmemiştir.”
    Tirmizî, h.no: 3553.
    diyerek sağlığın imandan sonra gelen en büyük nimet olduğunu vurgulamıştır.

    Aziz Kardeslerim,

    sorumluluk sahibi ve şuurlu olarak yaratıldığımıza göre Cenâb-ı Hakk‘ın verdiği nimetlerden mutlaka hesaba cekileceğimizin bilinci içerisinde hareket ederek hesabını verebileceğimiz bir hayatı yaşama gayreti içerisinde olmalıyız. Allah‘ın nehyettiği şeyleri yiyip içerek, sağlıgımıza zarar vererek, nehyettiği şeylerle zamanımızı boşa geçirerek, dünya ve âhirette telâfisi mümkün olmayan sıkıntıların içerisine düşebileceğimizi asla unutmamamız gerekir.

    Hutbemi Allah Resulü (s.a.s.)’in bir hadîs-i şerîfiyle bitiriyorum:

    “Beş şey gelmezden önce beş şeyin kıymetini iyi biliniz!
    1. İhtiyarlıktan önce gençliğin,
    2. Hastalıktan önce sağlığın,
    3. Meşguliyetten önce boş vaktin,
    4. Fakirlikten önce zenginliğin,
    5. Ölümden önce hayatın kıymetini”
    [4]
    Hâkim, Müstedrek, 4/341, no:784.


    İsmail Ünal
    DİTİB Erlangen Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  3. #133
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İnsan onuru ve hakları

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلاَّ اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيما


    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.29-30.“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin.
    Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”

    Sadakallah!

    Muhterem mü’minler,

    İnsan, Rabbimizin, başka varlıklara vermediği özelliklerle yaratmış olduğu bir varlıktır. Fizikî, ruhî ve aklî özellikler açısından onu en güzel bir biçimde yaratmıştır. İlk yaratılış aşamasında ona en güzel biçimi verdikten sonra “kendi ruhundan” üflemiş ve melekleri ona secde ettirmiştir. En hassas dengeleriyle, yerde ve gökte ne varsa onun emrine vermiştir. Allah gökyüzünü onun için yıldızlarla süslemiştir. Yeryüzünü onun için döşek kadar rahat edebileceği şekilde yaratmıştır. Türlü türlü ve tertemiz yiyecek ve içecekleri onun zevkine sunmuştur. Tabiatı tüm güzellikleriyle onun gözünü gönlünü şenlendirmek için süslemiştir. Allah her şeyi onun hizmetine vermiş onu da en yüce amaç olan Kendisine kulluk için yaratmıştır. İnsan, Rabbinin kendisine vermiş olduğu değeri, O’na kulluk edebildiği ölçüde muhafaza eder.

    Muhterem Kardeşlerim,

    Her insan bizim gibi Allah’ın özenle yarattığı bir varlıktır. Dili, dini, rengi, cinsiyeti, sosyal statüsü, ekonomik durumu ne olursa olsun herkes kuldur ve o kulun Rabbi Allah-u teâladır. Bu sebeple İslam literatüründe insan hakları, “kul hakkı” olarak tabir edilmiştir. Kulun hakkına saygı göstermeyen o kulun Rabbine saygısızlık etmiş olur. Her insanın yaşama hakkı vardır. Can kutsaldır. Bir insanın yaşa mina kıymak tüm insanların yaşa mina kıymaktır. Bir insanın yaşamasına vesile olmak tüm insanlığı yaşatmak gibidir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    5.32.“Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.”
    Sadakallah!

    Her insanın malı kutsaldır. Yüce kitabımızda şöyle buyurulur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.29-30.“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”
    Sadakallah!
    Her insanın onuru kutsaldır. Dinimizde yalan, dedi kodu, gıybet (hoşa gitmeyeceği bir şeyi başkasının arkasından konuşmak), iftira, hakaret, kötü lakap takmak gibi insan onurunun zedelenmesine sebep olan şeyler, cezası çok büyük günahlardandır. Her insanın, başkalarının haklarını çiğnememek şartıyla inanma ve inancını yaşama hakkı vardır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm‘de; hak ile batılın tam bir şekilde açıklandığını, dileyenin iman edip dileyenin inkar edebileceğini, hakikati kabul edip ona uyanları cennetin, aksini tercih edenleri ise cehennemin beklediğini, kimsenin müslüman olmaya zorlanamayacağını, peygamberin vazifesinin sadece hakkı insanlara tebliğ etmek olduğunu bildirmiştir.

    Değerli Mü’minler,

    İnsan hakları hususunda çok dikkatli olmamız gereken alanlardan birisi de kamu haklarıdır. Parklar, bahçeler, sokaklar, toplu taşıma araçları, su, enerji gibi ortak tüketim ve kullanım alanlarında insanlara zarar verecek şekilde tasarruflarda bulunmak, yalan beyanda bulunarak devlet malından faydalanmak telâfisi imkânsız kul haklarındandır. Haklarına dikkat etmemiz gereken sadece kendi dindaşlarımız veya soydaşlarımız değildir. İçinde bulunduğumuz ülke göz önünde bulundurulduğunda başkalarına karşı yaptığımız haksızlığın vebalinin daha ağır olduğunu unutmamalıyız. Çünkü dinimizi güzel temsil etmek dünya dolusu menfaatten daha hayırlı olmasına karşın, yüce dinimiz hakkında insanların güvenini sarsmak ise bir o kadar veballi bir durumdur. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm‘de diğer dinlerden olanlara haksızlık etmek bir tarafa, müslüman olmadılar diye bir takım kişilere hayırda bulunmaktan kaçınan müslümanları uyarmış,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    39.41. “Onların hidayetlerinden sen sorumlu değilsin”
    Sadakallah!
    buyurmuştur.

    Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in üzerinden asırlar geçtikçe insan hakları açısından anlamı ve değeri daha da artan Veda Hutbesinde yer alan şu ifadeleriyle bitirmek istiyorum:

    “Ey İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.”
    Müslim, Hac 19

    İbrahim ŞENTÜRK
    Bonn Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  4. #134
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Öfke kontrolü

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.134.“Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yenenlerdir ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri (iyilik edenleri) sever.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Allah-u Zülcelâl Hz.lerinin mahlukâtın en şereflisi olarak yarattığı ve imtihan için dünyaya gönderdiği insanoğlunun, en çok ihtiyaç duyduğu şey huzur, güven ve mutluluktur. Bu huzur ve güven de ancak ve ancak mensubu olduğumuz yüce dinimiz olan İslamı hakkıyla yaşamakla elde edilir. Zaten İslam kelimesinde de huzur, barış ve selâmet mânası vardır.

    Son zamanlarda toplumumuzda öfkenin, şiddetin, nefretin yaygınlaştığını görüyor ve medya organlarından da izliyoruz. Bu hal hepimizi derinden üzmektedir. Yaratılışımızda var olan bu davranışın tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ama mutlaka kontrol edilmesi gerekir. Dinû terbiye alan ve Kur’ân ahlakı ile ahlaklanan bir müslüman, öfkesine hakim olmayı, sabretmeyi ve teenni ile hareket etmeyi bilmesi gerekir. Peygamber Efendimiz (sav);
    “En kuvvetli pehlivan öfkesini yenendir”
    Buhârî, Edeb 76
    buyuruyor.

    Muhterem Müslümanlar,

    Aile münakaşalarının, huzursuzlukların ve şiddetin çoğu öfkenin sonucudur. Öfke, öyle bir hastalıktır ki; ne eşler arasında, ne evlat ile ana-baba arasında, ne akrabalar, ne arkadaşlar ve ne de komşular arasında huzur bırakır. Hızla yayılan bir virüs gibi bütün organlara yayılarak sevgi bağlarını koparır, insanlar arasında bir gerginlik, soğukluk ve nefret oluşturur, telâfisi zor zararlar meydana getirir, yuvalar yıkılır, yavruları yetim, eşleri dul bırakır. Atalarımız ne de güzel söylemişler; “Öfkeyle kalkan zararla oturur.”

    Muhterem Müslümanlar,

    Şiddeti ve öfkeyi bir kahramanlık olarak göstermek doğru değildir. Çünkü güçlü ve kendine güvenen insanlar daima sakin; zayıf ve aciz olanlar ise öfkeye meyillidir. O halde sevgi bağlarımızı koparan, bize dünya ve ahirette pişman olabileceğimiz şeyleri yaptıran ve toplumda huzur bırakmayan bu hastalığa karşı ne yapmalıyız? Herşeyden evvel bir imtihanda olduğumuzu unutmadan öfkeyi, asabiyyeti önleyecek ve de kontrol edecek en büyük mekanizma olan sabrı harekete geçirmeliyiz. Sabırlı ve olgun insanların Kur’ân-ı Kerîm’de;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    42.43.“Her kim de sabır eder ve bağışlarsa, şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.”
    Sadakallah!
    âyeti ve bu manada birçok âyet öfkeyi yenmenin ve sabretmenin büyük bir takvâ eseri olduğunu bildirmektedir.

    Muhterem Müslümanlar,

    Hz. Ömer (ra), kendisine haksız yere hakaret eden birine;
    “Vallahi elimle de, dilimle de sana karşılık verebilecek durumdayım. Ama ben müslüman oldum, eskisi gibi her aklıma geleni söyleyemem, her aklıma geleni de yapamam. Ben Allah’a ve âhiret gününe inandım, hesap vereceğimi biliyorum. Böyle olmasa işler farklı olurdu.”
    İbn Mâce, Zühd, 18
    demek suretiyle “Haklı bile olsa kavgadan vazgeçene cennette köşk vardır” müjdesini veren Peygamberimiz (sav)’e uymuştur. İslamdan önce öfkeli ve hırçın bir ahlâkı olan Hz. Ömer’i İslamiyet; son derece sabırlı, affedici, merhametli ve adaletli bir hale getirmiştir. O halde; hepimiz inancımızın ahlakımıza ne derece etki ettiğini iyi düşünmeliyiz.

    Muhterem Müslümanlar,

    Öfkenin kendisi, kötü bir hastalık olması yanında birçok kötülüğün de sebebidir. Kavga, küslük, kin, intikam, gıybet, ayıplama, kötü söz ve hareketlere sebep olduğu gibi bütün insânî ve ahlâkî ilişkileri de bitirir, dostluğu ve güveni yok eder. O halde bu öfke ateşini sabır suyuyla söndürmeliyiz. Dua ve iltica ile Yüce Allah’a yalvararak yardım talep etmeliyiz.

    Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şeriflerdeki övülen ve cennetle müjdelenenlerin, öfkesini yenen ve affedenler olduğunu sık sık hatırlamalıyız.

    Aziz Cemaât-ı Müslimîn,

    Hutbemi; okuduğum Âl-i İmrân suresinin 134. âyetinin meâliyle bitirmek istiyorum:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.134. “Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yenenlerdir ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri (iyilik edenleri) sever.”
    Sadakallah!
    Huzura, mutluluğa, sevgiye, barışa, merhamete, adalete en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde Rabbim cümlemizi öfkesini yenenlerden eylesin!

    Muammer Özbek
    Düren DITIB Fatih Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  5. #135
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İyilerle beraber olmak

    Selam!


    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    يَآ يُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.119.“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekte sakının ve doğrularla beraber olun.”
    Sadakallah!

    Muhterem Mü'minler

    Allah Teâlâ, Kur’ân’da;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.”
    Sadakallah!
    emr-i ilâhisinde bizlerden, îmânda, ahidde, sözde ve özde hakikatten ayrılmayanlarla beraber olmamızı istemektedir. Bu hususta Efendimiz de şöyle buyurmaktadır:
    “İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık da kötü arkadaştan hayırlıdır. İyilerle dost olan, misk satanla beraber olan gibidir. Onun güzel kokusu diğerine bulaşır. Kötülerle beraber olan da demirci çırağı ile beraber olan gibidir. Onun kiri de diğerine yansır.”
    Buhârî, Zebâih, 31
    “Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.”
    Tirmizî, Zühd, 45
    [ “Kişi sevdikleriyle beraberdir.”
    Buhârî, Edeb, 96
    [4] “Mümin, müminin aynasıdır.”
    Ebû Davud, Edeb, 49.
    “Müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler.”
    Buhârî, Mezâlim, 5

    Değerli Kardeşlerim,

    Bir kimse hangi topluluğun arasında bulunursa, onların davranışlarını kendi âdeti ve itiyâdı (davranışı) hâline getirir. Eger iyilerle dost olursa, kendisi kötü bile olsa iyi olur. Çünkü iyilerin duası ve hikmetli sözlerinin tesiri, onu hayırlı bir insan hâline getirir.

    Eğer kötülerle dostluk kurarsa, kendisi iyi bile olsa, kötü olur. Çünkü kötü ve bozuk ahlâklı, edebten nasibi olmayan şahsiyetlerle ünsiyet peyda edilmesi (yakınlık kurulması) dinî duyarlılıktan yoksunluğu gösterir. Bu sebeple birey başkaları ile olan birlikteliklerinin; gıda kadar gerekli, ilaç kadar şifalı olmasına; felaket ve sıkıntı getiren helâk edici birlikteliklerden olmamasına dikkat etmelidir.

    Kıymetli Mü’minler,

    Sâlih ve sâdıkların anılıp hatırlanmasını ve iyilerle beraber olunmasını bireyin terbiyesi açısından gerekli gören İmâm Gazâlî, insan tabiatının çevredeki iyi veya kötü her türlü söz, davranış ve eylemlerden etkilenişini şu şekilde değerlendirmektedir:
    “Aklı başında fazîlet sahibi insanlar bile çevre faktörünün olumsuz etkilerinden kendilerini zor kurtarabilir. Bundan dolayı insan kötü kimselerle birlikte bulunmamalıdır. Eğer bu gibilerle düşüp kalkarsa, önceden hoşlanmadığı çirkin davranışlara yavaş yavaş alışır ve artık onlara aldırış etmez olur; duyarsızlaşır.”
    Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, Dâru’l-Cîl, Beyrut 1412/1992, c.II, s. 332.

    Gazâlî’nin bu tespitleri ile güçlü şahsiyetlerin, mıknatısın demiri çektiği gibi çevresindekileri etkilediğini öğrenmekteyiz. Dolayısıyla zihinsel bulgularımız, derin hislerimiz, davranışlarımız ve benliğimiz, tesir halkası güçlü şahsiyetlerin etkileri ile şekillenip biçimlenmektedir. Bireyler olarak, yaşadığımız toplum ve çevrede, iyi veya kötü mutlaka bir hâl transferi yaşamakta, çevremizdekilerin hâlet-i ruhiyelerinden fazlasıyla etkilenmekteyiz. Kişi, neşeli şahsiyetlerin yanında neşeli, bilge isimlerin yanında kültürlü, güçlü bir ressamın yanında sanat inceliklerine meraklı, mahir ustanın yanında kendi cevherini ortaya çıkaracak kadar liyakatli şahsiyet olmaya başlar.

    Muhterem Müslümanlar,

    Yaratılışımızın asıl gayesi olan kulluk vazifesini yerine getirebilmek ve bu kulluğu kemale ulaştırmak icin; kendini bilen örnek şahsiyetlerle beraber olmak, ilmî, ahlâki ve mânevî değerleri yüksek bu kimselerin üstün hasletlerinden istifade etmek, bedenlerimizi gıdalarla beslediğimiz kadar ruhlarımızı da ihlâs ve samimiyetle beslemek durumundayız. Zira Mevlana’nın zikrettiği gibi gönül, kişiyi gönül ehlinin ve âriflerin mahallesine doğru çekerken; ten de onu su ve çamur hapsine koymak istemektedir.

    Bu vesileyle Rabbimiz bizleri, muhtelif meşrepler içindeki mensubiyetlerimizin ötesinde asıl büyük mensubiyetimiz olan İslam kardeşliği üzere Kur’ân’a hâdim olan, nebevî ahlâkı, şiar edinen, çevremizde ve toplumumuzda iyiliklerin ve hayırların güçlenmesine vesile olan takva sahibi salihlerden eylesin.

    Emre ŞİMŞEK
    DİTİB Köln Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!
    Konu mopsy tarafından (21-12-2012 Saat 08:21 AM ) değiştirilmiştir.

  6. #136
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Yeni Yıla Girerken

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    59.18.“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
    Sadakallah!

    Değerli Kardeşlerim,

    2012 yılını acısıyla tatlısıyla geride bırakırken, ömür takvimimizden de bir yaprak daha koparmış olduk. Ailemize yeni katılanlar ve sevdiklerimizden de aramızdan ayrılanlar oldu. İslâm’ın hoş sedası nice insanların gönlüne hidayet ışığı olurken, Ümmeti Muhammedin başına, akıl sahiplerinin uykularını kaçıran, yüreklerini sarsan ve kalplerine kan ağlatan nice felaketler geldi.

    İnsanlığın, İslâm’ın yüce kitabından ilham alarak yolunu aydınlatması gerekirken, modernitenin, sermayenin ve bunların insana sunduğu sınır tanımama, dünyevîleşme ve tüketim çılgınlığının girdabında varoluş gerekçelerinden biraz daha uzaklaştığını görmekteyiz.

    Terör, şiddet, insan hak ve özgürlüklerindeki kısıtlamalar, açlık, yoksulluk insanlığın daha da fazla konuştuğu konular arasına girdi. Kimi İslâm coğrafyalarında ise mezhep, meşreb ve ırk kavgaları sebebiyle kan akıtıldığına, nice masumların canlarına kıyıldığına şahitlik ettik...

    Aziz Kardeşlerim,

    Hayat anlamsız bir var oluş olmadığı gibi, ölüm de bir yok oluş değildir. Hayat; hayırlı faaliyetler yapmak için bir fırsat, bir imtihan, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedî varlık âlemine geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır. İnsan günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak geride bıraktığı ömrü değerlendirerek kendi kendini sorgulamalıdır. Zamanını nerede ve nasıl harcadığının hesabını yapmalıdır.

    Değerli Mü`minler,

    Allah korkusu ve dini sorumluluğumuz gereği, geride bıraktığımız günlerimizin muhasebesini yapmalıyız. Bunu yaparken, Rabbimizin; “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” [1] âyetini düşünerek hem yaptığımız hem de yapacağımız herşeyden hakkıyla haberdar olduğu bilinciyle geleceğe dair şu soruları kendimize sorarak muhasebe yapmalıyız:

    Dinimi, aslî çehresi ve gerçek güzelliği içerisinde tanıyor muyum?
    Rabbimin huzuruna günde beş defa yürekten gelen bir sevgi ile çıkıyor muyum?
    Muhtaç olduğum aşkı, irfânı ve ihlâsı sağlamak için boş vakitlerimi ve gecelerimi, ilim, tefekkür ve ibâdetle değerlendiriyor muyum?
    İçki, kumar, zina, riyâ, yalan, sömürü ve haklara tecavüz gibi dinin, ortak aklın ve ilmin yasakladığı işlerin hayatımda yeri var mı?
    Nafakamı katıksız ve şüphesiz helâlden kazanmak için yeterince hassasiyet gösteriyor muyum?
    İnandığım ve özlemini çektiğim ahlâk, eğitim, iktisad ve cemiyet düzeninin gerçekleşmesi için bana düşen vazifeler hususunda sorumluluğumu yerine getirebiliyor muyum?
    Yaşadığım Avrupa toplumunda İslâm’ın şeref libasını üzerimde layıkıyla taşıyabiliyor muyum? İslâmın güler yüzünü bütün çevreme, tek başıma kalsam dahi yine ben aktarabilir miyim?

    Kardeşlerim,

    Dün geride kaldı. Yarına ulaşacağımız belli değil. Bu günümüzü iyi değerlendirelim. Bir yıl daha geride kaldı. Yeni bir yıla girmek üzereyiz. Yeni yıla girerken yapılacak en önemli iş; geçmiş yılın muhasebesini çok iyi yapmaktır. Geçmişte yaptığımız hataları terk etmek, yeni yıl için yeni hedefler ortaya koymak, yeni atılımlar yapmak hepimizin hedefleri arasında olmalıdır.

    2013 yılına ayak basarken, geçmişimize yönelik bir muhasebe yaparak yeni yıla girelim. Kendi adımıza, milletimiz ve insanlık uğruna neler yaptığımızı ve ne gibi güzellikler, hayırlar ve fedakârlıklar yapabilecegimizi bir kez daha düşünelim.

    Rabbim daha nice yıllara; sağlıkla, huzurla ve sevdiklerinizle birlikte kavuşmayı nasip etsin.

    İmran ÇELİK
    DİTİB Bergheim Camii Din Görevlisi


    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  7. #137
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Alkol ve uyuşturucu maddeler

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    5.90.“Ey îmân edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir.
    Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”
    Sadakallah!

    Muhterem Mü’minler,

    Cenâb-ı Hakk‘ın verdiği sayısız nimetleri, gayelerine uygun olarak kullanmak ve en güzel şekilde korumakla yükümlüyüz. Hiç şüphesiz bunların başında sağlık nimeti gelmektedir. Yüce dinimiz İslâm, beden ve ruh sağlığımıza zarar veren maddelerin yenilmesini, içilmesini ve kullanılmasını yasaklamıştır. Bunlar içinde, alkollü içkiler ve her türlü uyuşturucu maddeler başta gelmektedir. Bu konuda Yüce Rabbimiz hutbemizin başında okuduğumuz âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    5.90“Ey îmân edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”
    Sadakallah!
    İçkinin haramlığında, sarhoş olup olmamaya değil, sarhoş edici olmasına bakılmıştır. Dolayısıyla,
    “Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır.”
    Ebû Dâvud, Eşribe, 5
    Zira azı içen, çoğa yönelmekte ve zamanla bağımlı hale gelmektedir. Hz. Peygamberimiz (sav);
    “İçkiyi üreten, kendisi için üretilen, içen, taşıyan ve taşıtan, ikram eden, satıp da parasını yiyen, satın alan ve aldıran kimselerin lanetlendiği bildirilerek bu kişiler ağır bir şekilde kınanmıştır.”
    Ebû Dâvud, Eşribe, 2.
    hadîsi ile içkinin yaygınlaşmasına yardımcı olmayı yasakladığı gibi,
    “İçki deva değil, bilakis derttir.”
    Müslim, Eşribe, 3.
    hadîsi ile de tedavi amaçlı da olsa alkollü içkilere kesinlikle müsade etmemiştir.

    Değerli Kardeşlerim,

    Tıbben birçok zararı kanıtlanmış olan alkollü içkiler, kişiyi rûhen ve bedenen mahvettiği gibi, boşanmaların, cinayetlerin ve trafik kazalarının da en önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Alkollü içkiler gibi, kişilerin öncelikle mâneviyat eksikliğinden kaynaklanan rûhî boşluk olmak üzere, merak, özenti, ailevî ve ekonomik problemler gibi çeşitli sebeplerle yöneldikleri her türlü uyuşturucu madde de dinen haram kılınmıştır. Alkol ve uyuşturucu, alışılması kolay ancak bırakılması oldukca zor bir bağımlılıktır.

    Aziz Cemaat,

    Özellikle gençliğimizin alkol ve uyuşturucudan korunmasında, aileler ve toplum olarak gerekli tedbirleri acilen almak zorundayız. Özellikle mânevi bilinçten yoksun bazı kardeşlerimizin, yaşadığımız toplumun değer yargılarına özenerek bu tür alışkanlıklara başlamaları daha kolay olmaktadır. Benim evladım içmez, kullanmaz gibi aldatıcı düşünceleri bırakarak, gençlerimizin mânevi terbiyesiyle yakından ilgilenerek, yanlış arkadaşlıklara ve kötü alışkanlıklara karşı onları koruyup kollamalıyız. Düğün, arkadaş toplantısı gibi bazı özel günlerde, âdeta normal karşılanarak alınan alkollerin, gençlerimizin içki ile tanışmasında hiç de küçümsenmeyecek bir rolü olduğunu unutmamalıyız. Ayrıca, alkol ve uyuşturucunun zararlarının anlatıldığı, gençleri ve aileleri bilinçlendirici konferans ve programlar düzenlenmesinin toplumsal görevimiz olduğunu unutmayalım.

    Hutbemi, mânevi sorumluluğumuza ve ebedî kurtuluşuna işaret eden şu ilahî ikazla bitirmek istiyorum:
    “Ey mü’minler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun. ”
    Tahrîm, 66/6.

    Hüseyin ACAR
    Münih DİTİB Mehmet Akif Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  8. #138
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Kibir

    Selam!

    *Değerli Kardeşlerim!

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir gün,
    “Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse cennete giremez”buyurdu.
    Müslim, Îmân, 147.(...devami)
    Bunun üzerine bir sahabî elbise, ayakkabı ve benzeri eşyalardan hoşlanmanın kibir olup olmayacağını ima eden bir soru sordu. Bu soruya Efendimiz şöyle cevap verdi:

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    31.18.“Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Gerçek anlamda kibir, hakkı inkâr etmek ve insanları hakir görmektir.”
    Sadakallah!
    Şefkat Peygamberi, bu sözleriylegerek insanlara gerekse Rabbimize karşı haddimizi bilmemiz ve her daim kulluk bilinci ile hareket etmemiz gerektiğini öğretiyordu.

    Kardeşlerim!

    Yüce dinimiz fıtrata aykırı, insana yakışmayacak, izzet ve onuru zedeleyecek her türlü huy ve davranışı yasaklamıştır. İşte bu davranışlardan biri de kibirdir. Kibir, kişinin kendini üstün görmesi ve bu duygusuyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması demektir.

    Esasen kibir öyle bir hastalıktır ki, kalpleri katılaştırır, gözleri kör eder. Bu hastalık, kronik bir hale gelirse insana kendisini ve sonsuz nimetlerin gerçek sahibi olan Rabbini unutturur. Allah’ı unutmak, hâşâ Allah yokmuş gibi yaşamaksa insanı helake götürür.

    Kardeşlerim!

    Kibrin ilk temsilcisi şeytan olmuştur. Yüce Rabbimiz, Âdem (a.s.)’i yarattığında meleklerden O’na secde etmelerini istemişti. Melekler bu emri tereddütsüz yerine getirdikleri halde, kendisinin ateşten yaratılmasını üstünlük vesilesi sananİblis, kibrinin esiri olmuş ve Allah’ın bu emrine isyan etmişti.

    Başta Peygamberimiz olmak üzere bütün güzel huyların ilk temsilcileri olan peygamberler ise insanlığa kibre karşı alçak gönüllülüğü, katı kalpliliğe karşı şefkat ve merhameti, kin ve nefrete karşı sevgi ve şefkati öğretmişlerdir. Bu öğretileri kabul eden ve onlara sadık kalan müminler kibir ve gurur hastalığına düşmekten kendilerini korumuşlardır. Bu kutlu yolu bırakıp şeytanın yolunu tercih edenler ise kibir girdabına kapılarak kendilerine yazık etmişlerdir.

    Şeytan ve yandaşları her zaman, küçük iddiaların peşinde koşarak sözde büyük adamlar olmayı vaat etmişlerdir. Peygamberler ve onların yolundan gidenler ise büyük iddiaların mütevazı savunucuları olmak gerektiğini insanlara öğütlemişlerdir. Bu öğüt, Kur’an-ı Kerim’de Lokman (a.s.)’ın oğluna yaptığı hikmetli bir baba nasihati şeklinde insanlığa şöyle sunulmuştur:

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    17.37. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.”
    Sadakallah!

    Kıymetli Kardeşlerim!

    Hepimiz insanız. Ne kadar geniş imkânlara sahip olursak olalım, Kur’an’ın ifadesiyle, ne yeri yarabilecek bir kuvvete, ne de dağlarla boy ölçüşecek bir kudrete sahibiz. Bizler, övülmekten hiç hoşlanmayan, kendisine “Allah’ın kulu ve rasûlü” denmesini isteyen bir Peygamberin ümmetiyiz. O Peygamber ki karşısında konuşurken titreyen bir adama;
    “Rahat ol. Ben kral değilim. Kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.”
    Buhârî, KitâbuEhâdîsi’l-Enbiyâ,
    diyerek tevazunun en güzel örneğini sergilemiştir. Aynı zamanda O,
    “Allah için tevazu gösterenin, Allah derecesini yükseltir.”
    Müslim, Birr, 69.
    sözüyle mütevaziliği kendisine şiar edinenleri müjdelemiştir.
    O halde geliniz kardeşlerim; Rabbimizin birer lütfu olan servet, makam, mevki, rütbe, unvan gibi nimetleri kibir değil şükür vesilesi sayalım ve bu nimetlerin gerçek sahibine şükredelim. Unutmayalım, kibir afet, tevazu ise rahmettir.

    Nurullah FAYDALI
    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!
    Konu mopsy tarafından (11-01-2013 Saat 07:27 AM ) değiştirilmiştir.

  9. #139
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Mevlid Kandili

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيم

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.128.“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”
    Sadakallah!

    Muhterem Cemaat,

    Peygamber Efendimizi âlemlere rahmet olarak gönderen Allah-u teâlaya hamd-ü senâlar olsun. Bütün insanlığın kurtuluşuna vesîle olan Kur’ân-ı Azimü’ş-Şân’ın hayata nasıl aktarılacağını bizlere sahabesiyle birlikte yaşayarak öğreten sevgili peygamberimiz, 571 tarihinde Rebîul evvel ayının 12’sinde Pazartesi günü dünyayı şereflendirmişlerdir. Önümüzdeki Çarşamba günü -salat ve selam onun üzerine olsun- peygamber aleyhi’s-selamın hicrî takvime göre doğum günü olan Mevlüt Kandilini idrak edeceğiz.

    Muhterem Kardeşlerim,

    Yüce Rabbimiz
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.128. “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”
    Sadakallah!

    buyurduğu peygamberini, bizlere yine Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle büyük bir lutuf olarak göndermiştir. Rabbimiz âyeti celîlesinde şöyle buyuruyor:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.164. “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah‘ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü‘minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.”
    Sadakallah!

    Degerli Kardeşlerim,

    Bizlere büyük bir lutuf ve âlemlere rahmet olarak gönderilen peygambere itaat etmek, yine biz Müslümanlara Kurân-ı Kerîm’in şu ifadeleriyle nasihatidir:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.31. “(Ey Peygamber) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbi olun. (Eğer böyle yaparsanız) Allah da sizi sever ve günahlarınızı bağışlar. Allah Ğafûr ve Rahîm’dir.’”
    33.21. “Andolsun, Allah’ın Resûlünde; sizin için, Allah’a ve Resûlüne kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.”
    7.158. “(Ey Muhammed!) De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümrânlığı kendisine ait olan Allah‘ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O‘ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde Allah‘a ve O'nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere îmân edin ve ona tabi olun ki doğru yolu bulasınız.”
    Sadakallah!

    Aziz Cemaat,

    Biz mü‘minler için en güzel örnek olan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimize karşı görevlerimiz ise;

    - İnsanlara duyurmak ve açıklamakla görevli olduğu Kur’ân-ı Kerîm’i okumak ve anlamak,

    - Bizâtihi ashâbıyla birlikte nasıl yaşanılacağını gösterdiği, Hz. Aişe’nin onun hayatı
    Kur’ân‘dı dediği Sünnetine tabi olmak.

    - Bir aile reisi olarak eş ve çocuklarına karşı davranışlarını örnek almak,

    -Akrabalarına ve müslim gayrimüslim komşularına nasıl davrandıysa onun ümmeti olarak ona yaraşır şekilde davranmak,

    - “Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları bana en çok salât-ü selâm getirenleridir.”
    Tirmizî, Vitir, 21.
    buyurduğu ve Rabbimizin
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.56. “Allah ve melekleri o peygambere salat-u selam ederler. Öyleyse ey müminler siz de ona salât-u selâm edin ve tam bir teslimiyetle Allah’a teslim olun.”
    Sadakallah!
    buyurduğu peygamber efendimize salât-u selâm getirmektir.

    Degerli Müminler,

    Hutbemi peygamber efendimizin bizlere tebliğ ettiği, Rabbimizin peygamber göndermesindeki hikmetlerin başında gelen Kurân-ı Kerîm’in evrensel bir mesajıyla bitiriyorum:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    41.33-36. “Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir? İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
    Sadakallah!

    Ahmet Fuat Çandır
    DİTİB Merkez Din Eğitimi ve Hizmetleri Uzmanı

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!
    Konu mopsy tarafından (18-01-2013 Saat 08:50 AM ) değiştirilmiştir.

  10. #140
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Dec 2012
    Mesaj
    10
    Rep Gücü
    0
    çpk teşekkürler böyle yararlı paylaşımlarınız için

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 144
    Son mesaj: 08-12-2017, 09:17 AM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 236
    Son mesaj: 08-12-2017, 08:59 AM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık