12. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 21011121314 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 111 ile 120 Toplam: 141
  1. #111
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Sıla-i rahim

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَالجَارِ ذِي الْقُرْبى وَالجَارِ الجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيمَانُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لاَ يحِبُّ مَنْ كَانَ مخْتَالا فَخُورًا


    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.36.“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın Sonra anaya, babaya, akrabanıza, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşa, yolda kalmışa, elinizin altındakilere iyilik edin Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Kendisine akıl ve yeryüzünün nimetleri bahşedilen insanın, bir takım görev ve sorumlulukları vardır Bu sorumluluklardan birisi de sıla-i rahim olarak ifade ettiğimiz akrabalarımıza karşı yerine getirilmesi gereken vazifelerimizdir

    Sıla-i rahim;
    akraba ve yakınları ziyaret etmek, hallerini ve hatırlarını sormak, gönüllerini almak, bir sıkıntıları varsa onları gidermek anl***** gelir

    Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB

    İslam, ailede zengin olanın maddiyatını, bilgili olanın bilgisini, tecrübeli olanın tecrübesini paylaşmasını, kısacası, kim hangi konuda güçlü ise, güçlü olduğu alanda kendisinden daha güçsüz olanın elinden tutmasını emreder, herkesi bu anlamda sorumlu tutar

    Bu nedenle dinimiz İslâm, akrabaların ihtiyaç duyduğu bilgiyi onlarla paylaşmamayı, elinden tutulması gereken akrabaların elinden tutmamayı, açlıktan kıvranan akrabalar varken zevk ve sefâhat içerisinde yaşamayı günah sayar

    Muhterem Müminler,

    Dinimiz, aileyi ve akrabalık bağlarını korumayı toplum huzurunun temeli olarak kabul ederAilede oluşacak maddi sıkıntıların giderilmesinden ilk önce ailedekiler ve yakın akrabaların arasındaki maddi durumu elverişli olanlar sorumludur İnsanın sorumluluğu dalga dalga genişler Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyette her Müslümanın, akrabalıkta yakınlık sırasına göre, anne-babasına, çocuklarına, kardeşlerine ve diğer akrabalarına karşı sorumlulukları olduğu vurgulanır Hatta bu sorumluluk sadece kan bağı bulunan akrabalarımıza indirgenmezMü’min insan, akraba olsun ya da olmasın öksüzlerden, yoksullardan hatta komşularından ve arkadaşlarından da sorumlu tutulur Yüce Rabbimiz bize bu gerçeği Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde hatırlatmaktadır:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.36.“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın Sonra anaya, babaya, akrabanıza, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşa, yolda kalmışa … iyilik edin”
    Sadakallah!

    Aziz kardeşlerim,

    Özellikle aşırı bireysellik nedeniyle kalabalıklar içerisinde yalnızlığın yaşandığı günümüz toplumunda yakın çevre ile ilgilenmek, ziyaret ve yardım etmek önemli sosyal ve insani bir boşluğu dolduracağı konusunda kuşku yoktur Akrabalarımızla ilişkilerimizi canlı tutarak gerçekleştirdiğimiz sıla-i rahimin yanı sıra bu kalabalıklar içerisinde özellikle de yalnız kalmasına izin veremeyeceğimiz birileri vardır ki, onlar da öksüz ve kimsesizlerdir İçerisinde yaşadığımız toplumda aile içerisinde yaşanan sorun ya da geçimsizliklerden ötürü Alman Gençlik Daireleri (Jugendamt) tarafından ailelerinden geçici olarak alınıp bakıcı ailelere (Pflegeeltern) verilen Müslüman çocuklar vardır Bu çocuklar yasal düzenlemeler gereği kendi ailelerinin durumu düzelene kadar bakıcı ailelere verilmektedir Bazen de geçici dediğimiz durumun ne yazık ki kalıcı duruma dönüşüp, çocuklarımızın kimliklerini geliştirecekleri en önemli yıllarını Müslüman olmayan ailelerde geçirdiklerini, kendi kimliklerinden ve aidiyetlerinden koptuklarını görüyor, yaşıyoruz

    Bu ve benzeri konularda Almanya’da yaşayan Müslümanlar olarak, burada yapabileceğimiz pek çok şey vardır İçimizde durumları elverişli olanlarımız Gençlik Dairelerine başvurup bir Müslüman çocuğunu koruyucu aile olarak yanına alabilmesi, bir çok sıkıntıları bertaraf edecektir Bunun olamayacağı yerde en azından onlarla, çocuklarımızın arkadaş çevrelerinde olsun, başka vesilelerle tanışmamız durumunda olsun, yakından ilgilenmeli ve müşfik davranmalıyız Başta kendi çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki çocuk ve gençlere şefkat ve sevgi ile davranalım, komşu aile ve dostlarımız, cemaatimizi bu konuda en güzel şekilde uyaralım

    Muhterem Müslümanlar,

    Bir toplumda aile bağları ne kadar güçlü olursa, toplum o kadar sağlıklı ve güçlü olurYalnızlığın derin yaralar açtığı bir toplumun tamiratında sıla-ı rahmin rolü çok büyüktür En yakın daireden en geniş daireye kadar, yakınlarımız ve çevremizle ilgilenmeli, bu daireye kimsesiz ve öksüzlerimizi de dahil etmeliyiz - ta ki o kimsesizlerin kimseleri olalım Bir Müslüman olarak bu bizim en önemli görevlerimizden biridir

    Bugünkü hutbemi bir hadis-i şerifle bitirmek istiyorum:

    “Yetimin işleriyle ilgilenen kimse, ister yetimin yakınlarından olsun, ister yabancılardan olsun, (Hz Peygamber bu ifadelerinden sonra orta parmağı ile işaret parmağını göstererek) benimle cennette beraber olacaktır”
    Ebû Dâvud, Edeb, 123

    DİTİB Köln Merkez Hutbe Komisyonu

    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  2. #112
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Nasîhatın önemi

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    كُنتُمْ خَيرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.110.“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.”
    Sadakallah!


    Muhterem Müslümanlar,

    Bir Müslümanın diğer Müslümana samimiyetle yaptığı telkin ve tavsiyeye nasihat denir. Nasihat, bir Müslümanın din kardeşinin söz ve davranışlarından kendini sorumlu hissederek ona örnek olması ve doğru yönde rehberlik yapmasıdır.

    Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş oldukları bildirilmekte,
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    49.10.Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah'tan sakının ki, size merhamet edilebilsin.
    Sadakallah!

    Âl-i İmrân sûresi 110. âyet-i kerîmesinde de;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.110. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.’’
    Sadakallah!
    buyurulmaktadır. Kur’ân’a göre birbirlerinin din kardeşi olan mü’minler, gereği halinde birbirlerini uyarıp ikaz edecek ve kardeşine doğru olan yolu gösterecektir. İşte bunun yolu da nasihattir.

    Nasihat, insanların dünya ve ahiretlerini imar edecek, onları nefislerinin esaretinden kurtaracak adım atmalarını temin eder. Dinimizin iki temel kaynağı Kurân ve Sünnet, Müslümanlar için en önemli nasihat kaynağıdır.

    Muhterem müminler,

    Müslümanların nasihat etme sorumluluğu, bizlerin sadece kendi rahatını düşünen bir toplum olamayacağımıza işaret eder. İşte bu sebeple, bir Müslüman, yaşadığı topluma karşı duyarlı olmalı, “Her koyun kendi bacağından asılır”, ya da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesinde olmamalıdır. Çünkü Müslüman toplumun diğer adı; ‘ümmet-i Muhammed’dir.

    Ümmet kelimesi ise, Arapça ‘ümm’ kökünden gelmiş olup, ‘anne’ anla mina gelir. Annelik de şefkatin, merhametin, adanmışlığın, sembolüdür. Öyle ise, İslam dininin mensupları ‘ümm’ kavramının hatırlattığı değerler etrafında bir araya gelmeli, aralarındaki ilişkilere bu ulvî değerler yön vermelidir.

    Peygamber Efendimiz, nasihatin önemini şöyle anlatır:
    “Bir gemiye binen yolcuların bir kısmı kur’a sonucu geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşirler. Alt kata yerleşenler, bindikleri geminin alt katında su bulunmadığı için su ihtiyaçlarını görmek üzere üst kata çıkmak durumundadırlar. Böyle olunca, ‘Payımıza düşen alt katta bir delik açsak da su ihtiyacımızı buradan görsek ve yukarıdakileri de rahatsız etmesek’ diye düşünür ve geminin alt kısmında bir delik açmaya başlarlar. Bu durumda üst kattakiler bunları gördükleri halde bu işe göz yumar, engel olmayacak olurlarsa, açılan delikten içeriye su dolar ve gemi batar. Böylece sadece gemiye bu zararı verenler değil, gemide olanların hepsi boğulur. Eğer üst kattakiler onları bu işten men ederlerse, kendileri de kurtulur, onları da kurtarmış olurlar.”
    Buhârî, Şirket, 6.

    Muhterem kardeşlerim,

    Yüce kitabımız Kur’ân’da Peygamber Efendimize hitaben;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    51.55. “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt, müminlere fayda verir.”
    Sadakallah!
    buyurulmaktadır.

    Doğru olanı en yakınlarımız başta olmak üzere çevremizdekilere sunmak, hepimiz üzerine düşen manevî bir sorumluluktur. Rabbim bizleri hakkı hak bilip, ona uyan kullarından eylesin.

    Abdusselam ÖZDERE
    Solingen Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman hayirli olsun!

  3. #113
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Ramazan ayına girerken

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    شَهْرُ رَمَضَانَ الَّۤذِي اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.185.“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici,
    doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak
    Kur’ân’ın indirildiği aydır.”

    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Yüce Rabbimizin biz kullarına sayısız lütuflarından birisi de, bütün güzellikleriyle manevî hayatımızı bereketlendiren Ramazan ayıdır. Bu gün Peygamberimizin ifadesiyle; “Bir Ramazan ayının gölgesi daha üzerimize düştü.” Dün gece ilk teravih namazını kıldık, sahurumuzu yaptık ve bugün ise oruçluyuz.

    Ramazan ayı, Cehennem kapılarının kapandığı, Cennet kapılarının açıldığı, şeytanların zincire vurulduğu bir aydır.
    Buhârî, Savm 5
    Ramazan ayı, Kur’ân-ı Kerîm’in Peygamberimize indirildiği af ve mağfiret ayıdır. Allah (c.c.) tarafından Peygamberimize ilk vahiy Ramazan ayında indirilmiştir. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.185.“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır.”
    Sadakallah!

    Bu ay, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini de içerisinde saklayan bir aydır. Bu mübarek ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, (günahlardan bağışlanma) sonu ise Cehennem azabından kurtuluştur. Bu ay, tüm Müslümanların kalplerinde huzur, sevgi, merhamet, paylaşma ve şefkat duygularının zirveye çıktığı bir aydır.

    İşte bu vesile ile sizlere derim ki, Allah (c.c.) tarafından biz kullarına gönderilen, insanları karanlıktan aydınlığa çıkaran Kur’ân-ı Kerîm’i, Kur’ân ayı olan Ramazan ayında her zamankinden daha fazla okumaya gayret edelim. Kur’ân-ı Kerîm ile aramızdaki engelleri kaldıralım. Geliniz, onunla hayat bulanlardan olalım. Evlerimizi Kur’ân nuruyla aydınlatalım. Camilerimizde okunacak olan mukabelelere katılalım. Unutmayalım ki, Kur’ân-ı Kerîm, kendisini okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olacaktır.

    Muhterem Müminler,

    Bütün ilâhî dinlerde emredilen oruç ibadeti, Müslümanlara da farz kılınmıştır. Bu konuda yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîmde;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.183. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”
    Sadakallah!
    buyurulmaktadır.

    Akıl bâliğ olan, hastalık, yolculuk gibi geçerli bir mazereti bulunmayan her Müslümana oruç tutmak Allah’ın bir emridir. Bir Müslüman, sırf Allah emrettiği için oruç tutmalıdır. Bununla birlikte; orucun maddî ve manevî pek çok hikmeti vardır. Oruç sabrı, Allah’ın biz kullarına verdiği sayısız nimetlere şükretmeyi, o nimetleri başkalarıyla paylaşabilmeyi bizlere öğretir. Nefsimizin sonsuz istek ve arzularına oruç ile dur demeyi öğreniriz.

    Muhterem kardeşlerim,

    Hutbemizi oruç ibadetimiz ile ilgili birkaç hadîsi şerîf meâli ile bitirmek istiyorum: Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
    “Oruçlu iken kötü söz söylemeyiniz! Biri size sataşırsa, ben oruçluyum deyiniz.”
    Buhârî, Savm 2, 9
    “Kim Ramazan ayının faziletine inanarak, karşılığını da Allah’tan bekleyerek, Ramazan ayını ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”
    Buhârî, Îmân, 28.

    Ramazan ayınızı tebrik eder, mağfiretimize vesile olmasını dilerim.

    Adnan CÖMERT
    Duisburg Beeckerwerth Selimiye Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  4. #114
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Orucu Anlamak

    Selam!


    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2183“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”

    Muhterem Müslümanlar,

    Peygamber Efendimiz (sas)‘in Medine’ye hicretinin ikinci yılında farz kılınan oruç, İslâm’ın beş esasından biridir Hutbemizin başında okuduğumuz âyet-i kerîmede oruç konusunda meâlen;
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2183“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”
    Sadakallah!

    buyurulmaktadır Âyet-i kerîmeden de anlaşıldığı gibi, oruç geçmiş ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir

    Muhterem kardeşlerim,

    Oruç ibadeti, imsak vaktinden iftar (akşam ezanı) vaktine kadar Allah rızası için bilinçli olarak yeme, içme ve cinsel ilişkiyi terk etmekle yapılır Ergenlik çağına gelen ve akıllı olan her Müslüman erkek ve kadına Ramazan ayında oruç tutmak farzdır Bu, Allah‘ın kesin bir emridir

    Oruç bir arınma vesilesidir Mü’min, oruç tutarak Allah’ın bir emrini edâ ederken, aynı zamanda; Hz Peygamber (sas)’in;
    “Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız”
    Taberânî, M Evsat, 8174
    hadîsi şerîfinde bildirildiği gibi bedenî olarak da sıhhat bulmaktadır

    Oruç tutan kimse, orucun maneviyatından tam olarak istifâde için diline de hâkim olmalı, dilini ve gönlünü Kur’ân‘la, zikirle, ibadetle meşgul etmeli, birisi kendisine sataşırsa, “Ben oruçluyum” diyerek kavga ve dedi-kodu ortamından ve gıybetten uzak durmalıdır

    Muhterem mü‘minler,

    Oruç, insanın manevî yönden gelişmesini sağlar Onu kötü davranışlardan ve iffetsizlikten korur ve onun Cehenneme girmesine engel olur

    Oruca riyâ (gösteriş) bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardırPeygamber Efendimiz (sas)’in bildirdiğine göre, Allah Teâlâ:
    “Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece Benim rızâmı kazanmak için bırakmıştır Bu sebeple onun ödülünü de Ben vereceğim”
    Müslim, Sıyâm,164
    buyurarak sonsuz lütuf ve kerem kapısını oruçluya açmış, dolayısıyla oruç ibadetinin dinimizdeki müstesna yerini ve faziletini ortaya koymuştur

    Peygamber Efendimiz (sas) de;
    “Oruç tutan kimsenin sevindiği iki zaman vardır Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zamandır“
    Buhârî, Savm, 2, 9;
    buyurmaktadır

    Oruç tutmak için bu dünyada susuz kalanların ödülü, Cennette “Reyyan” kapısından girmek olacaktırReyyan; “suya kanmış” demektir Reyyan kapısından oruç tutanlardan başkaları giremeyecektir
    “Kim bu kapıdan girerse, sonsuza dek susuzluk hissi duymaz”
    İbn Mâce, Sıyâm 2;
    İşte orucun manevî mükâfatı böylesine yüce ve değerlidir Oruç tutan Müslümanlar bu manevî ödüle taliptir Rabbim rızası için tuttuğumuz oruçlarımız ve günde beş vakit olarak kıldığımız namazlarımız başta olmak üzere bütün ibadetlerimizi kabul buyursun ve bizleri rızasına nail eylesin

    Mustafa OĞUZ
    Remscheid Ditib Merkez Camii Din Görevlisi

  5. #115
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Zekat
    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَفيِ اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِينَ وَالْمَحْرُومِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    51.19.“Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Yüce Allah, bizlere maddî ve manevî olmak üzere pek çok nimet bahşetmiştir. Bu nimetlere karşılık bizden şükretmemizi istemiştir. Yüce Yaratıcının bizden istediği bu şükür, bazen namaz-oruç gibi bedenî ibadetlerle, bazen de infak, karz-ı hasen, sadaka ve fitre vermek gibi malî ibadetlerle olur. Hutbemizin konusunu teşkil eden zekât ibadeti de, İslâm’ın beş şartından biridir ve mâlî bir ibadettir. Hicretin ikinci yılında farz kılınan zekât, artma, çoğalma ve tezkiye anlamlarına gelmektedir. Dindeki anlamı ise, fıkhen zengin sayılan Müslümanların senede bir defa mallarının bir bölümünü yoksullara usulüne uygun olarak vermeleridir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de otuz iki yerde zekâttan bahsetmektedir. İşte o âyetlerden birinde şöyle buyurulur:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    73.20“Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önden gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha iyi ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
    Sadakallah!


    Muhterem Kardeşlerim,

    Yüce dinimiz, sosyal yardımlaşmaya büyük önem vermiş, zekât gibi malî ibadetleri vesile kılarak, zengin olanların, yoksullara yardım etmelerini emretmiştir. Zekât, kişinin malını temizlediği gibi, mal sahibini de eli sıkılık ve cimrilikten koruyarak onu güzel ahlak sahibi yapar. Böylece İslâm dini, insanlar arasında servet farkından doğabilecek dengesizlikleri ortadan kaldırmayı, kişiyi ahlaken olgunlaştırmayı, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı amaçlamıştır.

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    9.103.“Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından zekât al.
    Sadakallah!

    âyet-i kerîmesi zekâtın ferdî, ictimaî ve iktisadî faydalarını ortaya koymaktadır. Başka bir âyet-i kerîme’de Yüce Allah:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    34.39. “Siz Allah için verirseniz, Allah onun yerine daha iyisini verir.
    Sadakallah!

    buyurarak zekâtı verilen malın azalmayacağını, bilâkis çoğalacağını müjdelemiştir.

    Aziz Kardeşlerim,

    Zekât, kişinin isteğine bırakılmış bir yardım değil, yoksulun, zenginin üzerindeki hakkı ve zenginin de yerine getirmek mecburiyetinde olduğu bir görevidir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    51.19. “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.”
    Sadakallah!

    Bu sebeple; akıllı, erginlik çağına gelmiş, hür ve dinen zengin sayılan her Müslüman zekât vermekle yükümlüdür. Dini açıdan bir kimsenin zengin sayılabilmesi için aslî ihtiyaçlarından ve borcundan başka nisap miktarı veya daha fazla maddî imkâna sahip olması ve bu maldan zekat verilmesi için de üzerinden bir yıl geçmiş olması gerekir. Kişinin bir yıllık geçim nafakası, evi, lüzumlu giyim eşyası, binek aracı, ticaret için olmayan kitapları, sanatkârların aletleri kişiye ait asli ihtiyaçlardandır. Bunların dışında, nisab miktarına ulaşan mallardan zekât verilmesi gerekir.

    Değerli Mü’minler!

    Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmak için zekâtlarımızı eksiksiz olarak verelim. Mal, mülk ve servetin gerçek sahibi olan Yüce Rabbimizin rızasını gözeterek ve yoksulların onurunu incitmeden vereceğimiz zekâtın, malımıza bereket, aile yuvamıza huzur getireceğini asla unutmayalım.

    Cemil ALICI
    Mannheim Yavuz Sultan Selim Camii Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

  6. #116
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kadir Gecesi

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    إِنَّا أَنزَلْنَاهُ في لَيْلَةِ الْقَدْرِ ۞ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ ۞ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ ۞ تَنَزَّلُ الْمَلائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ ۞ سَلامٌ هِيَ حَتى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    971-5“Doğrusu, biz onu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır Melekler ve Cebrail o gece, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner O gece, tan yerinin ağarmasına kadar süren bir esenliktir”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    İçinde önemli olayların meydana geldiği zamanlar, diğer zamanlara göre daha büyük bir mana ve ehemmiyet kazanır Bu müstesna zaman dilimlerinden biri de Kadir Gecesi’dir Kadir Gecesini değerli kılan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in bu gecede indirilmiş olmasıdır Bu hususta aynı adı taşıyan sûrede Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    971-5 “Doğrusu, biz onu (Kurân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır Melekler ve Cebrail o gece, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner O gece, tan yerinin ağarmasına kadar süren bir esenliktir”
    Sadakallah!

    Sevgili Peygamberimiz bu gece ile ilgili olarak:
    “ Kim kıymet ve büyüklüğüne inanarak ve Yüce Allah’tan sevap bekleyerek Kadir Gecesi’ni ihya ederse onun geçmiş günahları affedilir”
    Buhârî, Fadl-u Leyleti’l-Kadr, 1
    buyurmuş, eşi Hz Aişe’ye bu gecede;
    “Ey Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet”
    Tirmizî, Deavât, 84
    diye dua etmesini tavsiye etmiştir Peygamber Efendimiz Ramazan gecelerinde daha çok ibadet eder, özellikle Ramazanın son on gününde dua ve ibadetlerini daha da sıklaştırır, Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde aranmasını tavsiye eder ve bu günlerde itikâfa girerdi

    Muhterem Cemaat,

    Cenab-ı Hak
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2187“Mescitlerde itikâfa girdiğiniz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın Bunlar Allah’ın sınırlarıdır onlara yaklaşmayın”
    Sadakallah!

    ayetiyle itikâf ibadetini biz mü’minlere tavsiye etmektedir

    Dinî bir terim olarak itikâf, ezan okunan ve kamet getirilen bir camide itikâf niyeti ile ikamet etmekten ibarettir Ramazanın son on gününde itikâfa girmek sünneti müekkededir Peygamber Efendimiz Medine’ye hicretinden sonra her yıl Ramazan’ın son on gününde itikâfa çekilir geceleri ve gündüzleri ibadetle ihyâ ederdi Rasul-ü Ekrem ile birlikte mübârek hanımları da hâne-i saadetlerinin bir odasında itikâfa girerlerdi

    Dünya meşgalelerinden sıkılan ruhumuzun, hususî vakitlerde bütün zamanını ibadete ve tefekküre ayırması, önemli bir ruhî teneffüs ve manevî bir istirâhat olarak değerlendirilmelidir

    Aziz Cemaat,

    Ramazan ayının manevî ikliminde bir ay süren feyizli ve yoğun ibadetlerimizin, ruhumuz üzerindeki tesirlerini yakından hissedebilmek ve yeni nefsî mücadelelere hazırlanmak için büyük bir fırsat olan Kadir Gecesi’ni gereği gibi anlayıp hakkıyla degerlendirmenin yolu; nasıl ki indiği gece bin aydan daha hayırlı olduysa, sanki Kurân-ı Kerîm bize yeni inmiş gibi onunla tanışmamızla onu okumamız ve anlamamızla, öngördüğü fazilet ilkeleri doğrultusunda yaşama ve her türlü kötülüğü terketme vesilesi olarak kabul etmemizle mümkün olacaktır

    Değerli kardeşlerim,

    Kadir Gecesi’nde hata ve kusurlarımız için tövbe ve istiğfar edelim Kur’ân okuyalım ve dinleyelim Kazâ ve nâfile namazları kılalım, duâ ve niyazda bulunalım, ana-baba, eş-dost ve akrabalarımızı mümkün olduğu ölçüde ziyaret edelim Sevdiklerimizi telefonla, ya da bir mesajla da olsa hatırlayalım Fakir ve düşkünleri unutmayalım, onlara yardım edelim Bu gecenin manevî feyiz ve bereketini komşularımıza da hissetirelim Nice Kadir Gecelerine hayır ve selametle ulaşmak temennisiyle Kadir Gece’niz mübarek olsun

    Mustafa SELEK
    DİTİB Mosbach Mimar Sinan Camii Din Görevlisi

  7. #117
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kullukta devamlılık esastır

    Selama!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقِينُ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    15.99..“Sana ölüm gelinceye kadar rabbine ibadet et
    Sadakallah!

    أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ (صلم): قَالَ رَسُولُ اللَّهِ
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:
    “Allah’ın en sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır“
    Buhârî, İmân 32


    Muhterem Müslümanlar,

    Evlerimize bereket, üzerimize rahmet, günahlarla kirlenmiş gönüllere mağfiret getiren Ramazan ayına veda etmek üzereyiz.

    Ramazan ayının ne kadar feyizli, bereketli ve huzurlu bir ay olduğunu hepimiz yaşayıp gördük. Bu ayda insanların birbirlerine daha çok saygı duyduklarını, birbirlerinin kalplerini kırmamak için çaba sarf ettiklerini, haram olan şeylere el uzatmaktan çekindiklerini, yalan vb. fiillerden kaçındıklarını müşâhede ettik. En önemlisi de yaratıcının emirlerini yerine getirmenin huzuru içerisinde, dolu dolu bir zaman dilimi geçirmenin hazzını yaşadık. Böylelikle, Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirmenin ve nefsanî arzularımıza gem vurarak manevî bir zafer kazanmanın sevincini yaşadık.

    Aziz Cemaat,

    Mü’min ibadetlerle, Allah’a karşı tam bir teslimiyet içinde iyi bir kul, örnek bir insan olma imkânını elde eder. Ramazan ayı bu ibadet yoğunluğuyla, Müslümanların kötülüklerden ve hatalı davranışlardan arınıp güzellikler ve iyiliklerle donanmasına vesile oldu. Artık onu geride bırakıyoruz. Ancak, Ramazan ayının sona ermesi, Ramazan’da yapıp ettiğimiz o güzelliklerin, iyiliklerin vb. hayırlı amellerin nihayete ereceği anla mina gelmez, gelmemelidir. Zira kişi, Müslüman olarak kaldığı sürece, Müslüman olmanın gereklerini hiç yüksünmeden yerine getirmekle mükelleftir. Nafile de olsa ibadette esas olan devamlılıktır. Sevgili Peygamberimiz, Allah’ın en çok sevdiği ibadetin, az da olsa devamlı yapılan ibadet olduğunu bildirmiştir. Bu bakımdan, bu ayda yerine getirmeye özen gösterdiğimiz ibadetlerimizi ve kazandığımız güzellikleri, Ramazan’dan sonra da hayatımızın her anını kuşatacak şekilde devam ettirmeliyiz. Böyle yapmakla hem kendimizde hem evlerimizde hem de toplumumuzda rahatlık ve ferahlığın oluşmasına katkı sağlayacağımızı da unutmayalım.

    Değerli Kardeşlerim,

    Hutbemin başında okuduğum Hicr Suresi 99. âyetinde Cenab-ı Hak, “Ölünceye dek Rabbine ibadet et.” emrini vermektedir. Buradan anlıyoruz ki; ibadetler ve diğer dinî ödevler, sadece belli bir zaman diliminde yapılmakla tamamlanmış olmaz. İnsan, ölünceye kadar bu yükümlülükleri yerine getirmek mecburiyetindedir. Öyleyse bizler de, son nefesimize kadar, sayısız nimetlerle bizlere ihsanda bulunan Allah Teâlâ’ya karşı kulluk görevlerimizi yerine getirelim. Yüce Kitabımızı okuyarak ve dinleyerek elde ettiğimiz kazanımları, ahlakî güzelliğimizi Ramazandan sonra da devam ettirelim. İbadet, sadaka, güzel davranışlar ve tövbe ile arındırdığımız gönüllerimizi tekrar günahlarla kirletmeyelim.

    Unutmayalım ki, Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve edindiğimiz güzellikleri devam ettirmemiz, onların makbul olduğunun bir göstergesi olacaktır.

    Ne mutlu, ibadetlerini yerli yerince ve düzenli bir şekilde içtenlikle yapanlara! Ne mutlu hayatını ibadete dönüştürenlere! Ne mutlu yüce Allah’ın dostluk ve sevgisini kazananlara!

    Mustafa ÇELİK
    Gaggenau, DİTİB Sultanahmet Camii
    Din Görevlisi

  8. #118
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Selamlaşmak

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَ اِذاَ حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا اَوْ رُدُّوهَا اِنَّ اللهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيئٍ حَسِيبًا

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.86.„Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Kur’ân-ı Kerîm, insan ilişkilerine büyük önem verir. Toplumun en çok ihtiyaç duyduğu toplumsal barışı sağlayacak hususları detaylarına kadar açıklar. Önce kişinin gerek Allah’a ve gerekse insanlara karşı görev ve sorumluluklarını bildiren yüksek, en güzel ahlak prensiplerini öğretir. İşte çok basit gibi görünen fakat insanları birbirlerine yaklaştırmada, sevgi, kardeşlik ve dayanışma içerisinde yaşamaları hususunda önemli etkisi olan güzel toplum kaidelerinden biri de selâmlaşmaktır.

    İslâm kelimesi ile aynı kökten gelen selâm, kurtuluşa ermek, huzur, barış ve güven içinde olmak, ayıp ve kusurlardan uzak kalmak anlamlarına gelir. Her şeyden önce “es-Selâm” Allah’ın doksan dokuz sıfatından biridir. Selâm; Allah (c.c.)’dan kişiye hem barış, huzur ve güven dileği, hem de dostane bir ilişki teklifidir. Selâma karşılık vermek ise, bu en kalbî yaklaşımı memnuniyetle kabul etmektir.

    Değerli Kardeşlerim,

    Kur’ân-ı Kerîm’de, mü’minlerin birbirlerine selâm vermeleri istenmiş ve şöyle buyurulmuştur:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.86. „Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
    Sadakallah!

    Bu sebeple İslâm dini selâmlaşmaya, toplum içerisinde selâmın yayılmasına büyük önem vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

    “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman et¬miş sayılmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”
    Müslim, İman 22

    Demek ki selâmlaşmak insanların birbirlerini sevmelerine, birbirini sevmeleri de cennete girmelerine vesile olmaktadır. Dinimiz selâmın yayılmasını, tanıdık, tanımadık herkese selâm verilmesini emretmiştir. Bir adam Peygamber Efendimiz’e:

    “İslâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorunca Efendimiz: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığına selâm vermendir.”
    Buhârî, İman, 20.

    cevabını vermiştir.

    Kıymetli Mü’minler,

    Araçta olan yaya olana, yürüyenin oturana, arkadan gelenin önde olana, az olanın çok olana, küçüğün büyüğe selâm vermesi uygundur. Toplu olarak bir yere gelenlerden birinin selâm vermesi, topluluktan birinin selâmı alması yeterlidir.

    Namaz kılana, uyuyana, selâm verilmez. Ezan, hutbe ve Kur’ân-ı Kerîm okunurken, okuyana ve dinleyene selâm verilmez. Yemek yiyene de lokma ağzındayken selâm verilmez. Vaaz esnasında da selâm vermek uygun değildir. Camiye girildiğinde içeridekiler meşgulse selâm verilmez, değilse verilir. Camiye ya da bir hâneye girince kimse olmasa bile, melekleri düşünerek selâm verilebilir. Zaman ve mekan değişmediği sürece selâmı tekrarlamak da gerekmez.

    Kıymetli Mü’minler,

    Cennetin kapıları açıldığında, mü’minlerin, selâmla karşılanacaklarını açıklayan bir âyetin meâli ile hutbemi bitirmek istiyorum.

    Bismillahirrahmanirrahim
    29.73.
    “Rablerinden korkup sakınanlar, bölük bölük cennete götürülür. Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır. Oranın bekçileri onlara derler ki:
    ‘Selâm size olsun. Gönül huzuru buldunuz. Haydi, ebedî kalmak üzere buraya girin.
    ”
    Sadakallah!

    DİTİB Merkez Hutbe Komisyonu

  9. #119
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    İlim ve alimin özellikleri

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    39.9.“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alır.”
    Sadakallah!

    Değerli Kardeşlerim,

    İlim; bilmek, bilgi ile meşgul olmak, ve bilgi üretmek anlamlarına gelmektedir. İlim ilk insan Hz. Adem (a.s.)’dan beri insanlığın kabul ettiği en yüce değerlerden birisidir. Allah, kendisinin de sıfatı olan böyle bir değeri yeryüzünde sadece insana hasretmiştir. Bundan dolayıdır ki, insanlık ilim ile ilerleyebilmiş, varlığını ve hayatiyyetini ilim ile devam ettirebilmiştir. Toplumlar ilme sarıldıkları müddetçe ilerlemişler; ilimden uzaklaştıkları oranda geri kalmışlardır.

    Değerli Mü’minler,

    İlim, hakikat yolunu aydınlatan bir ışıktır. Hak batıldan, hayır şerden, iyi kötüden, güzel çirkinden ancak ilim ile ayırt edilir. İlimsiz hiç birşey olmaz. Şu bir gerçektir ki, ilme, okumaya ve ilim ada mina değer veren devletler ve milletler, maddi ve manevi alanlarda her zaman yükselmişlerdir. Onun için dinimiz ilme ve ilim ada mina büyük önem vermiş, ilim öğrenmeyi ve öğretmeyi her vesile ile övmüştür. Konumuzla ilgili olarak:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    39.9.“(Rasulüm!)deki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu
    Sadakallah!
    âyet-i kerîmesi ile

    “Alimler Peygamberlerin varisleridir.”
    Buhârî, ilim,10.

    hadîs-i şerîfi üç önemli hususa işaret etmektedir. Birincisi; bir toplum için peygamberler ne kadar önemli ise alimler de o kadar önemlidir. İkincisi; madem ki alimler bu kadar önemlidir, öyleyse ilim adamı yetiştirmek toplumun önemli bir bir vazifesidir. Üçüncüsü ise; ey alimler! Madem ki peygamberlerin varislerisiniz, öyleyse peygamberler gibi toplumlara örnek insanlar olunuz.

    Muhterem Cemaat,

    İlim, cehalet batağından insanları kurtaran bir rehberdir. Bir toplumun en büyük hastalığı cehalette kalmaktır. Zira cehalet insanları kendi karanlıklarında boğar. İlim ise cehalet karanlıklarını aydınlatan ışık gibidir. Bu ışık sayesinde insanlar önlerini görürler, hayatlarına doğru bir yön verirler. Müslüman toplumların bugün düştükleri bataklık şüphesiz cehalet bataklığıdır. Bundan kurtuluş ise, ancak ilme sarılmakla mümkündür. Unutmayınız ki, maddî kalkınmamız da manevî yükselişimiz de ancak ilimle gerçekleşecektir.

    Hutbemi bir hadîs-i şerîf ile bitirmek istiyorum:
    “Şüphesiz ilim sahibi (alim) için, göklerdeki ve yerdeki herşey, hatta sudaki balık(lar) dahi dua ve istiğfar ederler.”
    Müslim, zikir, 39.

    Ömer ŞENGÜN
    Rheinfelden Din Görevlisi

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!
    Konu mopsy tarafından (31-08-2012 Saat 11:27 AM ) değiştirilmiştir.

  10. #120
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Çocuklarımızın geleceği, eğitim ve mesleki eğitim

    Selam!




    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّحِيمِ

    وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى ، وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    53.39-40.“Şüphesiz insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Ve insanın çalışması ileride (dünyada ve âhirette) görülecektir.”
    Sadakallah!

    Değerli Cemaat,

    Dinimiz İslâm, ferdin hem dünya hem de âhiret mutluluğuna ulaşması için insana maddî ve manevî sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların başında çocuklarımız gelmektedir.

    Çocuklar, Allah’ın insana lütfettiği en güzel nimetlerden biridir. Bu nimet, büyüklüğü nispetinde de aynı zamanda bir sorumluluk ve külfettir. Önemli derecede, imtihan vesilesidir. Dünya hayatında gurur ve övgü vesilesi olabildiği gibi utanç kaynağı da olabilmektedir. Âhiret hayatı için ise sadaka-ı câriye olarak sevap ve huzur vesilesi olurken, azaba da vesîle olabilir. Bundan dolayıdır ki anne-babaların çocukları üzerinde hakları olduğu gibi, sorumlulukları da vardır.

    Değerli Mü’minler,

    Dinimiz, anne babaya çocuklarına karşı bazı görevler yüklemiştir. Bunlar;

    henüz doğmadan onların hayırlı bir evlat olması için dua etmek,
    onları himâye etmek, bakım ve beslenmelerini üstlenmek,
    hem lafızca hem de anlamca güzel bir isim vermek,
    küçük yaşta iken ona temel dinî bilgileri öğretmek,
    kız-erkek ayırımı yapmadan aralarında adâletli davranmak,
    evlilik çağına gelenleri evlendirmek,
    sağlam kişilikli, bilgili, faziletli, sanat ve hüner sahibi iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olarak yetişmesi için her türlü gayreti göstermek.

    Bu görevlerin her birisi çok önemli, ancak yaşadığımız toplum şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda, her bir ebeveynin çocuklarını, gerek eğitim yolu ile, gerekse de çıraklık yolu ile bir meslek sahibi yapmaları, çağımızın büyüyerek artan işsizlik sıkıntısına karşı bir nevî aşılanma ve güvence altına alma anlamı taşıyacaktır. Böylece, çocuklarımızın zararlı ortam ve alışkanlıklara düşmelerinin de önüne geçilecektir.

    Gençlerimiz de kurumların verdiği imkânları iyi değerlendirmeli, bir meslek sahibi olmalıdırlar. Yapılan duyurulardan anlaşıldığına göre, nice meslek gurupları eğitim için müracaat yapacak gençleri beklemektedirler. Şayet işsizliğin yüzde olarak en büyük dilimini oluşturan gençlerimiz bu alana yönelmezlerse, bu bekleyiş sonsuza kadar sürecektir. Diğer müracaatlar dikkate alınacak, mesleği olmadığı için işsizi giderek artan bizim toplumumuzun gençleri olacaktır.

    Ayrıca her meslek sahibi de ileride, kendi meslekî alanında toplumsal bir hizmeti yerine getirdiğini de bilmeli ve o işin ehli olmaya çalışmalıdır. Allah Resûlü (sas):
    “Allah (c.c.), işinizi yaparken onu iyi yapmanızı ister ve bundan memnun olur.”
    Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275.
    “İşler ehliyetsiz kimselerin eline verildiği zaman da kıyameti bekleyiniz.
    Buhârî, Rikak, 35.
    diye buyurmuştur. İş konusunda ehliyet sahibi/kalifiye olarak, kendi kıyametini engellemek siz gençlerimizin elindedir. Mü’min bir genç, dininden aldığı güç ve kuvvet ile titiz ve ahlaklı bir çalışan olarak yaptığı işten hem kendi lezzet almalı, hem de gösterdiği bu ahlâk tablosu ile Müslümana duyulan güveni artırmalıdır.

    Hutbemizi, başta okuduğum âyet meâli ile bitirmek istiyorum:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    53.39-40.“Şüphesiz insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Ve insanın çalışması ileride (dünyada ve âhirette) görülecektir.”
    Sadakallah!

    DİTİB Köln Merkez Hutbe Komisyonu

    Musluman
    Cuman Mubarek olsun!

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 145
    Son mesaj: 15-12-2017, 03:47 PM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 237
    Son mesaj: 15-12-2017, 03:29 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık