10. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 89101112 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 91 ile 100 Toplam: 141

Cuma hutbesı

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Dokümanlar Forumunda Bulunan Cuma hutbesı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Selam! بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ ...

  1. #91
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İman-amel bütünlüğü

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.277.“İman edip iyi işler yapan ve namaz kılıp, zekât verenlerin, Rablerinin yanında, şüphesiz kendilerine ait mükâfatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve hiç üzülmeyeceklerdir.”
    Sadakallah!

    Aziz Mü’minler!

    Yüce dinimiz İslam’ın, biri inanç diğeri amel olmak üzere iki yönü vardır. Bu dünyanın yaratılmasındaki asıl amaç, şuuru ve irade sahibi her insanın Allah (cc)’ı tanıması ve ona gereği gibi kulluk etmesidir. Yüce Allah’ın Hz. Peygamber aracılığı ile göndermiş olduğu dini emirleri tereddütsüz kabul edip bunların doğru olduğuna can-ı gönülden inanmaya “iman” denir.

    Değerli Kardeşlerim!

    İman, İslam’ı dil ile ikrâr kalp ile tasdikten ibarettir. Olgun bir mü’min olmak için de imanın amel ile desteklenmesi şarttır. Amel ise imanın gereği olarak ihlas ve iyi niyetle yapılan, Kur’an ve Sünnete uygun olan her türlü söz fiil ve davranışa denir. Bu sebeple iman ile amel arasında sıkı bir münasebet söz konusudur.

    Ayrıca unutulmaması gereken bir husus vardır ki; o da Allah’ın yalnızca olgun mü’minlerden razı olduğu gerçeğidir. İşte bu nedenden dolayı iman ile birlikte ibadet etmek, salih amel işlemek ve güzel bir ahlaka sahip olmak gerekir. Bu hususta Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde:
    "İslam beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi olan Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."
    Buhârî, Îmân 1, 2
    buyurmuştur.

    Değerli Mü’minler!

    Hiç şüphe yoktur ki; ibadet etmek imanın bir göstergesidir. Unutulmamalıdır ki:

    -Amelsiz iman, meyve vermeyen ağaca benzer.
    -Amelsiz iman, tamamen desteksiz kalmış, sarsılıp yıkılması an meselesi olan kuru bir bina gibidir.

    Bunun için sadece “inandım” demek, bu düşünceye sahip kişilerin kendilerini kandırmalarından başka bir şey değildir. Aynı şekilde bir takım kimselerin “Dinde kalbin temizliğine bakılır. Namaz gibi oruç gibi ibadetlerin pek ehemmiyeti yoktur, terk edilse de bir zararı olmaz, nasıl olsa Allah affeder.” demeleri nefsin aldatmacası ve şeytanın tuzağıdır. Bu nedenle İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır ortaya koyup yasakları çiğnemeye devam ederse Allah’a ve Peygamberine ve dolaysı ile dinine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır ve Allah korusun günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gidebilir.

    Muhterem Müslümanlar!

    İmanın, gönüllerde hep taze olarak kalabilmesi ibadete ve salih amele bağlıdır. İman, ibadet sayesinde hiç eskimeden hep yeni kalabilir, nurunu arttırabilir. İnsanda bulunan iman sonsuz bir güç kaynağıdır. Allah’u Teâlâ’nın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için bu güç kaynağı olan imanın samimi, gösterişten uzak bir şekilde ibadet ve amellerle desteklenmesi gerekir. Nitekim Kurân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hak söyle buyurmaktadir:
    “İman edip iyi işler yapan ve namaz kılıp, zekât verenlerin, Rablerinin yanında, şüphesiz kendilerine ait mükâfatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve hiç üzülmeyeceklerdir.”
    Bakara, 2/ 277.

    Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kızı Fatıma’ya yaptığı bir tavsiye ile bitiriyorum:
    “Kızım Fatıma! Kıyamet günü Allah’ın huzuruna salih amelle gelmeye çalış! Sakın bana ve nesebine güvenme! Çünkü orada herkes kendi ameliyle baş başa kalacaktır.”
    Buhârî, cüz 11 shf:354.

    Yusuf AY
    Berlin Merkez Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  2. #92
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Mutlu aile, huzurlu yetişen nesiller

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَمِنْ اٰيَاتِهِ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوٓا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فِي ذٰلِكَ لاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    30.21.“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve
    aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.
    Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır

    Sadakallah!

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي
    Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
    “Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır.
    Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım.”
    İbn-i Mace, Nikah, 50


    Muhterem Müslümanlar,

    Nasıl ki binaların sağlıklı olarak ayakta durabilmesi için temelinin sağlam olması gerekiyor, bitkilerin güçlü, dayanıklı ve verimli olması köklerin sağlıklı oluşundan kaynaklanıyorsa, toplumun ayakta durabilmesi için de aile kurumunun sağlam ve dayanıklı olması gerekmektedir. Yarınlara güvenle bakabilmenin, huzurlu ve mutlu bir toplum oluşturmanın temel şartı budur! Çünkü toplumun devamını sağlayacak olan nesillerin yetiştirilmesi aileye bağlıdır.

    Muhterem Mü’minler,

    Ailede eşlerin temel görevlerinden birisi, Allah’ın aralarına koyduğu sevgi ve merhameti koruması ve birbirlerine saygı duymasıdır. Karı-kocanın birbirine değer vermediği bir ailede huzur bulunmaz, böyle bir ortamda yetişen çocuklar da topluma yararlı fertler olamazlar.

    Eşler arasındaki sevgi ve anlayış eksikliği geçimsizliği; geçimsizlik ise kötü muamele ve aile içi şiddeti doğurur. Sevginin, saygının ve karşılıklı anlayışın hakim olmadığı ailelerin oluşturduğu toplumda huzur ve mutluluk olabilir mi?

    Muhterem kardeşlerim,

    Aile içi ilişkilerde esas olan, eşlerin birbirlerine hoşgörülü olup müsamaha göstermeleridir. Eşlerin, başkalarına gösterdiği müsamaha ve anlayışı hayat arkadaşından esirgemesi ne kadar yanlıştır! Bu konuda Peygamber Efendimiz;
    "Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım.”
    İbn-i Mace, Nikah, 50.
    buyurmaktadır.

    Muhterem kardeşlerim,

    Evliliğin sağlıklı bir şekilde devamını sağlayan etkenlerden birisi de paylaşımdır. Sıkıntılar paylaşıldıkça hafifler, sevinçler paylaşıldıkça artar. Aile olarak, yemekleri beraber yemek, ziyaretlere mümkün mertebe birlikte gitmek, alış-verişi birlikte yapmak, beraber seyahate çıkmak ve bunun gibi paylaşımlarımız aile mutluluğunun tuzu biberi olacak, huzurumuza katkı sağlayacaktır.

    Hayatımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz ailemiz, bizlere dünya huzurunu yaşatacak ortamların başında gelmektedir. Bu birlikteliği sevgi ve saygı çerçevesinde, anlayışla, hak ve hukuka riayet ederek devam ettirirsek, her günümüz bir öncesinden daha güzel olacak, hüzünler, sıkıntılar, dertler, hayatın zorlukları en aza inecek, sevinçlerimiz, mutluluklarımız ve huzurumuz artacaktır.

    Değerli Anne ve Babalar,

    Dünya dediğimiz kısa bir zaman dilimidir ve hepimiz için imtihan vesilesidir. Dünya hayatının süsü, yuvalarımızın neşesi olan yavrularımızın kişiliği temel olarak aile içinde aldığı eğitimle şekillenmektedir. İnsanların evlat sahibi olmaları tabii bir arzudur. Ancak, çocuklarına karşı görevlerini layıkı ile yerine getirmeyen anne ve babaların da huzuru ilâhîde sorumlu olacakları bilinmeli, Peygamber Efendimiz (s.a.w.)’in bu konudaki;
    “Hiçbir anne ve baba çocuğuna edep ve terbiyeden daha iyi bir hediye veremez”
    Tirmizi, Birr, 33.
    hadisi şerifi asla unutulmamalıdır.

    Son olarak şunu söylemek istiyorum. İnsan sevgi ile büyür olgunlaşır, sevme yeteneği de sevilerek kazanılır. Yersiz övgüler, gerçek övgülerin değerini azaltır. İçten bir sarılma, sevgiyi tüm kelimelerden daha iyi anlatır. Unutmayınız! Sevgi görmeyen bir çocuktan saygı beklemek hayalden başka bir şey değildir.

    Kazım GÜL
    Hamburg Alipaşa Camii İmam Hatibi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  3. #93
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İslam’da kadının yeri

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَحْمنِ الْرَحِيِمِ
    وَ مَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثَى وَ هُوَ مُؤْمِنٌ فَاُلئِكَ يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ وَ لاَ يُظْلَمُونَ نَقِيراً

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    4.124.“Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar

    Sadakallah!


    Muhterem Müslümanlar!

    Evrene baktığımızda, özellikle canlılar aleminde, Yüce Allah’ın her şeyi çift yaratmış olduğunu görürüz. Eşref-i mahlukât, yani yaratıkların en şereflisi olan insan için de durum bundan farklı değildir. Bu ilâhî düzen içerisinde erkek veya kadın olmayı tercih etmek kendi istek ve rızamıza bağlı olmadığı gibi, bunun övünülecek bir tarafının olmadığı da ortadadır. Çünkü, kendisine hesap vereceğimiz Allah (c.c.), bize şeklimize veya cinsiyetimize göre değil, kulluğumuzun derecesine göre değer vereceğini belirtmektedir:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.124. “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim sâlih ameller (iyi işler) işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”
    Sadakallah!

    Değerli Mü’minler!

    İslam dünyası da dâhil olmak üzere, dünyanın her yerinde kadınlara yönelik bir takım olumsuz yaklaşımlar ve tavırlar gözlenebilmektedir. İşin vahim tarafı, Kur’ân ve Sünnet çizgisine ters düşmesine rağmen, İslam toplumunda meydana gelen bu olumsuz davranışların bir kısmının dinden kaynaklandığı imajı verilmesidir. Halbuki, kadına yapılan her türlü ayrımcılık, onu aşağılayan sözlü ve fiili davranışlar cahiliye dönemine ait davranışların kalıntılarıdır.

    Kur’ân, kadını erkekle birlikte muhatap alır ve onlara şöyle seslenir:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    33.35. “Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar; sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah'a) saygılı erkekler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namusunu koruyan erkekler ve namusunu koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah bunlar için bağış ve büyük bir mükfat hazırlamıştır
    Sadakallah!

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.32.“Erkeklere de kazandıklarından bir pay var kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.”
    âyetinden de anlaşıldığı üzere cinsiyet ayrımı gözükmemektedir.
    Sadakallah!

    Aziz Kardeşlerim!

    İslâmiyet’in hedefi, geldiği zaman itibariyle câhiliye sisteminde bir hiç olan kadını aşağılanma batağından kurtararak saygının zirvesine ulaştırmaktır. Eğer günümüzde kadın aleyhine bir takım düşünce ve faaliyetler varsa bunun dinden değil, içinde yaşanılan toplum ve kültür algısıyla yakından alakalı olduğu bilinmelidir. Kur’ân’da kadınlarla ilgili hem müstakil sureler, hem de pek çok âyetler vardır. Her kadın, bir erkeğin ya annesidir, ya kızıdır, ya kardeşidir, ya da hanımıdır. Bizler annelerimizi, ilâhî kudretin genişletilmiş bir rahmet kucağı, ailede saadet kaynağı, aile fertlerinin şefkat odağı olarak görürüz. Kadınlara kötü şeyleri reva görmek bir yana onları başımızın tacı olarak nitelendiririz.

    Değerli Kardeşlerim!

    Hutbeme Veda Hutbesinden konuyla ilgili bir bölümle son vermek istiyorum.
    “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetin ve bu konuda Allah'ın koyduğu ölçülere hassasiyetle uyun. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onları, Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır..
    Ebu Davud, Menasik 57

    Kazım GÜL
    Hamburg Barmbek Alipaşa Camii Din Görevlisi

  4. #94
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Yaşlılara saygı

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
    اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَ هُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    30.54.“Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve
    sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah'tır.
    O, dilediğini yaratır.
    O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Allah’ın koyduğu kanun gereği, insanlar farklı şekillerde yaratılmışlardır. Kimi sağlıklı, kimi engelli. Bazıları erkek, bazıları kadın. Bazı insanların ömrü uzun bazılarının kısa. Uzun ömürlü olmak hep arzu edilse de, onun da zor yanları, sıkıntıları vardır. Çünkü yaşlılık döneminde insan çoğu zaman hayatını sürdürebilmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyar.

    Yüce Allah’ın “Sünnetullah” dediğimiz bu sistemi içerisinde bütün canlılar dünyaya geldikleri zaman genelde güçsüz ve korunmaya muhtaçtır. Sonra gelişir, olgunlaşır, güçlenir ve nihayet yaşlanırlar. Yaşlanmak, bu dünyadaki geçici hayatın kaçınılmaz bir gerçeği, kendine pek güvenen insanoğlunun acizliğinin açık bir ifadesidir. Çünkü insanın güçten düştüğü yaşlanma dönemi, önlenmesi mümkün olmayan bir gerçektir.

    Kutsal kitabımız Kur’ân’da bu konuda;
    “Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve
    sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah'tır.
    O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.”

    Rûm, 30/54
    ...buyurulmaktadır.

    Hayatlarının bu zayıf ve güçsüz dönemlerinde yaşlılara saygı göstermek, onlara değer vermek ve onları incitecek davranışlardan kaçınmak inancımızın bir gereğidir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yaşlılara, büyüklere ve tüm insanlara karşı daima merhametli, güler yüzlü ve yardımsever olmayı hayatında bizâtihî uygulamak suretiyle öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur:

    “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Yaratılanlara merhamet ediniz ki, Allah da size merhamet etsin.”
    Tirmizî, Birr, 66.

    “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.”
    Tirmizî, Birr, 15

    “Bir genç, yaşından dolayı bir yaşlıya saygı gösterirse, Allah da ona hizmet edecek kimseler yaratır.”
    Tirmizî, Birr, 2022.

    Muhterem Müminler,

    hadîs-i şerîflerden açıkça anlaşıldığı gibi, bir kimse Müslüman kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, Allah da ona yardım eder. Bir kimse bir Müslüman'ın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarından birini giderir.

    Yaşlı ve muhtaç durumda olan kimselere yardımcı olmak hepimiz üzerine düşen dini bir görevdir. Düşkünlere yardım etmek İslâm kardeşliğinin gereği ve gerçek mü’minin bir özelliğidir. Bu davranış, yüreğimizde taşıdığımız şefkat ve merhamet gibi yüce duyguların meyvesidir. İnsan ancak bu ulvî duygular sayesinde mutlu olabilir. Bu duyguların olmadığı yerde ise hüzün ve keder vardır.

    Muhterem kardeşlerim,

    yaşlı kimselerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sevgi ve ilgidir. Elinden geldiği halde ihtiyaç sahibinin yardımına koşmamak, daha da ötesi, başkalarının hüznü, başkalarının acısı üzerine huzur bina etmeye kalkmak islâmî bir davranış değildir, bizim inancımız buna izin vermez.

    Asla unutmamamız gereken husus, sahip olduğumuz her şeyin her an elimizden kayıp gidebileceği, fakirleşebileceğimiz, yaşlanacağımız, sıhhatin, servetin ve ömrün devamlı olmadığı, bir sonunun ve hesabının olduğu gerçeğidir. Akıl ve irade sahibi kimseler olarak bize düşen; hayatımızı bu yüce gerçeğe göre dizayn etmektir. Aksi taktirde kaybedenlerden, pişman olanlardan oluruz ki, son pişmanlığın kimseye faydası olmaz!

    Sinan POLAT
    Hamburg Mescid-i Aksa Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  5. #95
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Engellilik ve engellilere karşı vazifelerimiz

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الخَوفِ وَالجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِين

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    2.155.“And olsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    İnsanı yaratan yüce Allah, ona idrâk etmek için akıl, görmek için göz, konuşmak için dil vermiş, onu sayılamayacak kadar nimetle donatarak rûhen ve bedenen bezeyip güzelleştirmiştir. Bu nimetlerin sonsuzluğunu Kur’ân-ı Kerîm şöyle beyân etmektedir:
    16.18.“Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

    Muhterem Mü’minler,

    iyice bilinmelidir ki, Allah teâla insana bahşettiği her nimeti bir imtihân vesîlesi kılmıştır. Bu konuda da Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
    2.155.“And olsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”

    İnsan, doğuştan, bir kaza veya hastalık sonucu felçli, işitme, görme veya ortopedik engelli olabilmektedir. Sebebi ne olursa olsun günümüzde dünya nüfusunun neredeyse yüzde on’u hayatını engelli olarak sürdürmektedir. Kim bilir belki bir gün bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- ama bu anlamda her birimiz aynı zamanda bir engelli adayı değil miyiz? Hiç beklenmedik bir anda gören gözümüz görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız yürüyemez olabilir

    Muhterem kardeşlerim,

    hayat, hepimiz için bir imtihândır. Öyleyse nihâî gayemiz bu imtihânı kazanmak olmalıdır. Çünkü dünyadaki imtihânımız sadece; imân edip etmemek, ibâdetleri yerine getirip getirmemek gibi inanç alanlarıyla sınırlı değildir. Tabii afetler, yoksulluk, hastalık, ölüm gibi pek çok acı ve sıkıntılarla da imtihân olmaktayız.

    Hangi türden olursa olsun bütün imtihânları, her şeyden önce sabırla karşılamalıyız.

    Sabır, imtihânın kazanılmasında ve zorluklarla mücadelede en önemli adımdır. Çünkü karşılaşılan dert ve sıkıntılar Allah’tan gelmektedir. Bu bilince sahip olan kimseler herhangi bir zorluk karşısında;
    2.156.“Onlar; başlarına bir musîbet gelince, ‘Şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz”
    diyerek, Rablerine sığınmanın manevi huzurunu yaşarlar.

    Ancak, yaşanan olumsuzlukları ve güçlükleri aşmak için sabrın yanında âfet, hastalık ve diğer musîbetlerin sebeplerini araştırmak, imkânlar ölçüsünde bunları ortadan kaldırmak için gereken tedbirleri almak da temel görevimizdir.

    Öte yandan, yüce dînimiz, zayıf ve düşkünlere yardımcı olmayı, onlara yol göstermeyi İslâm’ın ahlâk prensibi olarak saymış, sağlıklı insanların engellilerle ilişkilerini düzenleyen birtakım ahlakî ilkeler koymuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa, (s.a.s.) görme engelli bir kimseye yol göstermenin, sağıra ve dilsize yardımcı olmanın sadaka olduğunu bildirmiştir.

    Bu vesile ile özellikle ifade etmek isteriz ki, insanın hangi sebepten dolayı olursa olsun, engelli olması bir kusur değildir. Öte yandan, insanları fizikî durumlarına göre değerlendirmek, dinimizce uygun da görülmez. İnsanın Allah katındaki değeri, fizikî yapısı, rengi, ırkı, cinsiyeti, sağlam veya engelli oluşuna göre değil; imân, ibâdet, takva ve güzel huylarına göredir. İlâhî imtihânı kazanarak ebedî kurtuluşa ermek, ancak takvâ ile mümkündür.

    Ahmet ALTINTAŞ
    Harburg Diyanet Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  6. #96
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Müslüman kardeşimize son görevimiz

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    29.57.“Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar,

    Her başlangıcın bir sonu, her canlının bir ömrü ve her ömrün bir ölümü vardır. Kâinatın özü olan insan da zamanı gelince elbet ölecektir. Ölüm bu hayatın sonu olmakla birlikte insan için bir son değil, fani âlemden ebediyet yurduna geçiştir.

    Kutsal kitabımız Kur’ân, ölüm ve sonrasındaki gerçeklerden şöyle bahseder:

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    4.178.“Nerede olursanız olun, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile ölüm size ulaşacaktır.”
    Sadakallah!

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    3.185.“Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müminler,

    ömür; doğumla başlayıp mezara kadar devam eden bir yolculuktur Cenazeler her gün önümüzden akıp giderken nefsimiz hala bu gerçeği anlamakta zorluk çekmektedir. Bugüne kadar kim bilir kaç cenazenin tabutuna omuz dayamış, kaç bedeni kara toprağın bağrına gömmüş ya da Türkiye’de defnedilmek üzere son istirahatgâhına göndermiş ve bu ibret tablosundan sonra: “Benim de sonum bu, artık iyi insan olmalıyım” diye kaç kez karar vermiş ve kaç kez bu kararımızdan dönmüşüzdür.

    Bazılarımız daha sözü edilir edilmez ürperse de ölüm korkulacak bir şey değildir. Esas olan, nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde karşılaşacağımızı bilmediğimiz ölümden korkmak değil, hesap gününe hazırlanmaktır

    Bin bir hayalle yatıp gözünü öteki dünyada açanları düşünelim Mâdem ki yolcuyuz ve her an çağrılacak durumdayız, neden çantamız hazır, amellerimiz derli toplu değil? Yüce Allah’ın: “Her nefis ölümü tadacaktır” ilâhî fermanı gereği, neden amel defterlerimizi gözden geçirip, eksiklerimizi tamamlamıyoruz?

    Muhterem kardeşlerim,

    İslam dîni, insana saygıyı önemli bir görev saymış, insanın hayatta olanına da, ölenine de saygı gösterilmesini istemiştir. Musallaya konulan ölü üzerine Allah rızası için farz-ı kifâye olarak kılınan cenaze namazı, yapılan dua, aynı zamanda o din kardeşimize karşı görevimizdir, duadır ve ona karşı gösterilen fiilî bir saygının ifadesidir.

    Ölüm, geride kalanları üzüntü içinde bırakır. Böyle de olsa, Müslümanlar olarak, bu tür haber ve olayları sabırla karşılamalı, o anda yapılması gereken görevlerimizi en güzel şekilde yapmaya gayret etmeliyiz. Ölenin arkasından ağlamak caiz ise de, bağırıp feryad-ü figân etmek, saç-baş yolmak, yaka-paça yırtarak ağlamak uygun değildir. Mümkün mertebe bir sükûnet, teslîmiyet ve tefekkür hali muhafaza edilmelidir. Cenaze törenlerinde yapılan alkışın bu ortama uymadığı da özellikle bilinmelidir.

    Peygamberimiz (s.a.s.);
    “Kimin son sözü; ,Lâ ilâhe illallah’ olursa, o kişi cennete girer.”
    Ebû Dâvud, Cenâiz, 20.
    buyurmuşlardır. Bu sebeple, vefat etmek üzere olan kimseye uygun bir tarzda Kelîme-i Tevhîd’i ve tevbeyi hatırlatacak şekilde telkinde bulunulmalıdır. Ancak hasta ‘haydi sen de söyle’ diye zorlanmamalıdır. Vefât gerçekleşince ölünün bulunduğu oda içerisinde cenaze yıkanıncaya kadar Kur'ân okunmaz. Fakat duâ edilebilir.

    Ölen bir Müslümanı yıkamak, kefenlemek, cenâze namazını kılıp duâ etmek ve kabrine kadar götürüp defin işlerini yapmak, Müslümanlar için farz-ı kifâyedir. Ölüm olayı gerçekleşince, bu işlemlerin zaman geçirilmeden hemen yapılması gerekir.

    Ölen kimsenin kötülüklerini, ayıplarını araştırmak ve hakkında dedikodu yapmak, sağlığındaki davranışları hakkında onu kınamak doğru değildir. Cenâze sahiplerine sabır dileyip, rahatlatıcı ve teselli edici sözler söyleyerek, acı ve üzüntülerini paylaşmak da unutulmamalıdır.

    Şerafettin ARSLAN
    Hamburg Wedel Aksa Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  7. #97
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Vefâ ve sadâkat timsâli, Hz. Peygamber

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللّهَ كَثِيرًا

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    [Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
    33.21.“Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü arzu eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için, Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”
    Sadakallah!

    Değerli Müslümanlar!

    Hz. Peygamber’in toplumsal kimliğini tesbit etmeye çalıştığımızda karşımıza çıkacak en önemli özelliği şüphesiz onun “güvenilirliği” olacaktır. İçinde doğup büyüdüğü toplum tarafından kendisine “Muhammedü’l Emîn” denilmesi, vahyi ve peygamberliğini inkâr etmelerine rağmen kendisini yalancılıkla ithâm edememeleri, aralarındaki husûmete rağmen mallarını ona emânet etmeleri bunun en bâriz göstergesidir.

    El-Emîn ismi, iki temel özelliğe sahip olmayı içerir. Bunlardan biri, ahde vefâ, yani verdiği sözde durmak, ikincisi de dosdoğru olmaktır.

    Kıymetli Müslümanlar!

    İster Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun, her söz ve ahid, yükümlülük açısından imân iddiasında bulunan herkesi borçlu ve sorumlu kılar. İslâm ahlâkında bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefâ denir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hadîs-i Şeriflerde olgun mü'minlerin vasıfları sayılırken, onların ahde vefâ gösterme özelliklerine de işaret edilmiştir. Bir âyet-i kerîmede:
    Bismillâhirrahmânirrahîm
    17.34. “Vermiş olduğunuz sözlerinizi yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk vardır.”
    Sadakallah!
    buyurulmuştur.

    Sevgili Peygamberimiz her türlü ahlâkî erdemde olduğu gibi ahde vefâ göstermede de bizler için en önemli örnek ve model insandır. O, insanlığın en büyük vefâ timsâli idi. Verdiği sözde ne olursa olsun duran, yaptığı sözleşmelere bağlı kalan üstün bir insandı. Hayâtı boyunca iş ortaklarına, ticârî münâsebetlerdeki muhâtaplarına ve diğer insanlara karşı son derece dürüst davranmıştır. Bu hususta hiç kimseyi ayırt etmemiştir. Dostlarına verdiği sözleri yerine getirdiği gibi, kendisine karşı olanlarla yaptığı anlaşmalara da her ne pahasına olursa olsun sâdık kalmıştır. Abdullâh bin Ebi'l-Hamsâ (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor;
    “Peygamber olarak gönderilmeden önce Resûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile bir alış veriş yapmıştım. Kendisine borçlandım, biraz beklerse hemen getireceğimi va'd ederek gittim. Fakat verdiğim sözü unutmuşum. Üç gün sonra hatırlayıp konuştuğumuz yere geldiğimde, onu aynı yerde beklerken buldum. Beni görünce sadece: «Ey delikanlı! Bana eziyet ettin, üç gündür burada seni bekliyorum
    Ebû Dâvûd, Edeb, 82.
    buyurdu.”

    Habîb-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in bu bekleyişi, borcunu alabilmek için değil, verdiği söze sadâkatinden dolayı idi. Onun ahdine vefâ göstermesi o derece zirveleşmiştir ki bütün insanlar bu rahmetten istifâde etmişlerdir.

    Değerli Müslümanlar!

    İslâm ahlâkının en mühim esaslarından biri olan ahde vefâ en güzel şekliyle Peygamber Efendimiz'in şahsında yaşanmış, onun söz ve davranışlarında ortaya konmustur. Âlemlere rahmet olan Efendimiz'in bu güzel ahlâkına sıkıca sarılmak, bütün insanlığın huzûr ve emniyetinin sağlanması yönünde atılan en mühim adım olacaktır. Dünyâ ve âhiretin mutluluğu bu esaslara bağlıdır.

    Ahmet DEMİRCİ
    Essen-Plettenberg Eyüp Sultan Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  8. #98
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Kutlu Doğumu Anlamak

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يحُولُ بَينَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تحْشَرُونَ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    824.“Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda onun katında toplanacağınızı bilin”
    Sadakallah!


    Kardeşlerim,

    Âlemlere rahmet olarak gönderilensevgili Peygamberimize karşı milletçe derin sevgi ve bağlılığımızın tezâhürü olan Kutlu Doğum Haftasını idrak etmenin mutluluğunu yaşamaktayız

    Kutlu Doğum Haftası, Peygamberimizin getirdiği hayât veren öğütleri zihnimize nakşetmek için bulunmaz bir fırsattır Ancak bundan daha da önemlisi onu anlamak, insanlığa sunduğu evrensel değerleri tanımak ve bu değerleri hayatımıza yansıtabilmektir Çağımızın bu değerleri tanımaya her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır

    Değerli Mü’minler!

    Hz Peygamber,
    “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”
    Ahmed b Hanbel, Müsned,

    buyurarak, gönderiliş gayesinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu ifade etmiştir Hz Aişe validemize onun ahlâkından sorulduğunda,
    “Siz Kur'ân'ı okumuyor musunuz? O'nun ahlâkı Kur’ân’dı”
    Müslim, Kitâb-u Salâti’l-Müsâfirîn

    diyerek, getirdiği en büyük mucize olan Kur'ân'ı sadece tebliğ etmekle kalmayıp bizzat yaşadığını da özellikle vurgulamıştır Bu açıdan bakıldığında Hz Peygamber'i anlamanın yolu Kur'ân'ı anlamaktan geçmektedir Dolayısıyla Kur'ân'ı doğru anlamanın da Hz Peygamber'in hayatını ve sünnetini iyi tahlil etmekle bağlantılı olduğu görülür

    Kardeşlerim,

    sevgili Peygamberimiz (as) güzel ahlâkın ve insanı insan yapan değerlerin temsilcisiydi Barış ve kardeşliği, af ve müsâmahayı, adâlet ve doğruluğu, rahmet ve merhameti, diğergâmlık ve nezâketi kuru bir laf olmaktan çıkarmıştı O, insana büyük değer verirdi Yolda karşılaştığı kişilere selâm verir, onlarla musâfaha eder ve kendilerine duâ ederdi İnsanlara alçakgönüllülükle yaklaşır, asla kibirlenmezdi
    “Ey insanlar! Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır İnsanlar tarağın dişleri gibi birbirine eşittir Kimsenin diğerine takvâ dışında üstünlüğü yoktur”
    Tirmizî, Sünen

    diye uyarırdı Bu değerleri bizzat şahsında yaşamış ve kendisine inananlara da tavsiye etmiştiİşte onun bu tavsiyelerine uyan ve onu doğru anlayan arkadaşlarının yaşadığı döneme “asr-ı saadet” diyoruz

    Muhterem Mü’minler,

    Mutlu bir yuvamız olsun, bizi anlayan eşimiz olsun, iyi yetişmiş ve saygılı evlatlarımız olsun, zararı dokunmayan, güvenilir komşularımız olsun, doğruya ileten arkadaşlarımız olsun diyorsak; asr-ı saadet dönemini özlüyorsak, daha yaşanılır bir dünya istiyorsak Peygamberimizi ve onun evrensel mesajını çok iyi anlamalı ve çevremize de anlatmalıyız Bu yılın Kutlu Doğum teması olan „Kardeşlik Hukuku ve Kardeşlik Ahlâkı“ ile alakalı şu eşsiz uyarılarla hutbeme son veriyorum
    İki cihan güneşi (sav) buyurdular ki:

    "Sakın zanna yer vermeyin Zira zan, sözlerin en yalanıdır Tecessüs etmeyin (kimseleri araştırmayın), haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasetleşmeyin (birbirinizi kıskanmayın), birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun Müslüman müslümanın kardeşidir Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrûm bırakmaz, onu tahkîr etmez (hakir/küçük görmez) Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkîr etmesi yeterlidir Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar Takva şuradadır (eliyle göğsünü işaret etti) Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın Ey Allah'ın kulları kardeş olun Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz”
    Buhârî, Nikâh 45

    Abdullah ÖZMEN
    Werdohl Eyüp Sultan Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  9. #99
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Af ve Merhamet İnsanı Hz. Muhammed (s.a.v.)

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَ مَا اَرْسَلْنَاكَ اِلََّا رَحمَةً لِلْعَالَمِينَ

    Bismillahirrahmanirrahim
    21.107.“Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”
    Sadakallah!

    Muhterem Müslümanlar!

    Peygamberimiz (s.a.v.)’den önce insanlar pek çok değer ölçüsünü yitirmişlerdi. Toplumun genelinde sevgi, saygı, kardeşlik, hoşgörü ve merhamet yerine güçlünün haklı olduğu adaletsizlik ve zulüm hüküm sürmekteydi. Sıkıntıların doruk noktasına ulaştığı bir zamanda, cahiliye dönemini geride bırakan ve Kur’ân-ı Kerîm’le insanları aydınlatacak rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v), üstün değerlerle görevlendirilmişti. Sevgi, saygı, barış, kardeşlik, hoşgörü, şefkat, af ve merhamet denince, akla ilk gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. O, sevgi ve merhametle dopdolu, iyiliği isteyen, incinmesine rağmen incitmeyen, hep şefkatle davranan bir insandı. Kendisini insanlığa adamıştı. Çünkü o, rahmet Peygamberiydi. Yüce Allah (c.c.), bize onu şöyle anlatıyor:
    Bismillahirrahmanirrahim
    21.107. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
    Sadakallah!

    Muhterem Mü’minler!

    Sevgili Peygamberimiz yaşadığı topluma güven, sevgi ve kardeşlik tohumları ekmiş ve bu tohumlar kısa zamanda yeşermiştir. Sevgi ve merhamette eşsiz olan Peygamberimizin merhameti, hayatının her dönemini kapsamıştır. Bunlardan hangisini hatırlatayım? Çocuklara sevgi ve merhametini mi? Yetimlere, yoksullara, kimsesizlere şefkatle el uzatışını mı? Hanımlara, kız çocuklarına değer verişini mi? Bir çocuğun ağlamasından dolayı namazını kısa tutuşunu, ya da torunları omzunda iken secdesini uzatışını mı? Savaşlarda çocukları, kadınları... öldürmeyin fermanını mı? Yoksa en azılı düşmanlarını bile affedişini mi?

    Muhterem Müslümanlar!

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bütün olumsuzlukların hüküm sürdüğü cahiliye toplumuna peygamber olarak gönderilmişti. Ona ve arkadaşlarına haksızlık ettiler, zulmettiler, hor ve hakir gördüler. Hatta Taif’liler, onun davetine, onu taşlayarak karşılık verdiler. Uhud savaşında amcası Hz. Hamza ile birlikte yetmiş arkadaşını şehid ettiler, mübârek dişini kırdılar, öldürmek istediler.

    Bütün bu yapılanlar karşısında asla intikam almadı. İnsanların helâk olması için beddua etmedi. Aksine onların hidayeti için duâ etti. Bedduâ etmesini isteyenlere:
    “Ben bedduâ etmek için gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim
    Müslim, Birr, 87
    buyurarak şöyle dua etti:
    “Yâ Rabbi kavmime hidâyet nasip et, çünkü onlar bilmiyorlar”
    Buhârî, Enbiyâ, 37

    Aziz Mü’minler!

    Bize düşen görev, tüm ahlakî güzelliklerin yanında, şefkat ve merhamet konusunda da bilhassa Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’i örnek alıp, onun örnekliğini yaşamak ve anlatmaktır.

    Hutbemi, Tevbe suresinin 128. ayetinin meâli ile bitirmek istiyorum:
    Bismillahirrahmanirrahim
    9.128.“Size içinizden öyle peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir
    Sadakallah!

    Hasan SERÇE
    Bochum-Wattenscheid Eyüp Sultan Camii Din Görevlisi

    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

  10. #100
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Bir kul olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)

    Selam!

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنَا فَاعْبُدُونِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    21.25.“Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.”
    Sadakallah!

    Aziz Müminler!

    Kainattaki her varlığın bir yaratılış gayesi vardır. Hiçbirşey boşu boşuna yaratılmamıştır. İnsanın yaratılış amacı ve dünyadaki en büyük payesi herşeyden önce yüce Allah’a kulluk etmektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hak:
    Bismillahirrahmanirrahim
    51.56.“Ben, cinleri ve insanları, bana kulluk etsinler diye yarattım”
    Sadakallah!
    buyurmaktadır. Kulluk ve ibâdetin derecesi ise Allah’ı tanımaya ve O’nu tanıdığı oranda sevmeye bağlıdır.

    Bu konuda zirve ise her konuda olduğu gibi Peygaberimiz, insanlığın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Kelîme-i Şehâdette Peygamberimizin önce kul sonra peygamber olduguna şâhitlik ediyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “
    Bismillahirrahmanirrahim
    21.25.‘Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona:Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım
    Sadakallah!

    Başka bir ayette de
    Bismillahirrahmanirrahim
    39.11.“De ki: dîni Allah’a hâlis kılarak, O’na ibadet etmekle emrolundum”
    Sadakallah!
    buyurulmuştur.

    Aziz Kardeşlerim!

    Peygamberimiz (s.a.v.)’in ibâdet hayatı Kur’ân’da kulluğunu yerine getirmek için elinden geldiğince amel eden, Allah’ı zikreden, Allah’a tevekkül eden, Allah’a sığınan, Allah’a imân eden, O’na kulluk eden, sıkıntılara sabreden, Allah’a şükreden, O’na duâ eden, Allah’ı hamd ile tesbîh eden, secde yapan, Kur’ân okuyan, Allah’tan bağışlanma dileyen, âhirete yönelmiş ve Islâm’a tâbi olmuş şeklinde tasvîr edilmiştir.
    Allah Resûlü, bazı geceler ayakları şişinceye kadar namaz kılar, Allah’ı zikrederdi. Ashâbdan Muğîre b. Şu’be (r.a.):
    “Ey Allah'ın Elçisi! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı hâlde, neden hâlâ kendini bu kadar zorluyorsun?” diye sorunca: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?”
    Buhârî, Rikâk 20.

    Peygamber Efendimiz (sav)‘in kulluğundaki bu derinliğin yanı sıra, Hz. Âişe vâlidemizin anlattığına göre, her gece teheccüd namazı kılmasına rağmen bütün gece sabaha kadar namaz kıldığı veya ibâdet ettiği söz konusu olmamıştır. Aynı sekilde Ramazan orucu dışında aralıksız bir ay boyunca oruç tuttuğu görülmemiştir. Yani Peygamberimiz (s.a.v.), ibâdetlerde itidâlli, aşırılıklardan uzak, dengeli ve devamlı olmayı yaşayarak bizlere göstermiştir.

    Muhterem Müminler!

    Namazın kendisine göz aydınlığı kılındığını buyuran Peygamberimiz (s.a.v.) namaza özel bir önem vermiş ve günlük farz namazlarıyla birlikte kıldığı sünnet namazlarına ek olarak kuşluk vaktinde duha, akşam namazından sonra evvabin, sabah namazından önce de teheccüd namazlarını kılmaya özen göstermiştir. Bizleri de
    “Namazı kasten terk etmeyin. Kim namazı kasten terk ederse, Allah’ın ve resûlünün korumasından uzak olur”
    Buhârî, Mevâkit, 15.
    buyurarak uyarmaktadır. Ayrıca gün aşırı tuttuğu oruçlar vardır. Bunlara ek olarak günün tam***** yayılmış elbise giyerken, çıkarırken, yatarken, uykudan uyandığında, eve girerken, evden çıkarken, kısacası hayatının her karesinde yapmış olduğu duâlar vardır.

    O halde Peygamberimiz (s.a.v.)’e layık ümmet olabilmek icin kulluk, ibâdet ve duâyı hayatımızın her ânına dâhil etmeliyiz. Evde, işte, alışverişte, sokakta vb. her ortamda kulluğun gerektirdiği sorumluluk ve farkındalıkla hareket etmeliyiz. Öyle ki ruhumuz sıkıldığında, dertlerden bunalıp gönül huzuru istediğimizde, dünyanın bin bir türlü endişe ve kaygılarına bir an olsun son vermek istediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)‘in yaptığı gibi hayatımızın her ânını namaz, duâ ve zikirle dolduralım ki huzur ve sükûna kavuşalım.

    Hutbemizi kurtuluşun Allah’a kulluktan geçtiğini ifade eden bir âyet meâliyle bitirelim:
    Bismillahirrahmanirrahim
    37.77.“Ey imân edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz
    Sadakallah!

    Hayrettin GÜL
    Bremen E. Sultan Bahçe Din Görevlisi


    Musluman:
    Cuma gunun hayirlara vesile olsun!

10. Sayfa, Toplam 15 BirinciBirinci ... 89101112 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bu Gun CUMA!!!
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 144
    Son mesaj: 08-12-2017, 09:17 AM
  2. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 236
    Son mesaj: 08-12-2017, 08:59 AM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 03:59 PM
  4. ATATURK ve BALIKESİR HUTBESİ
    mopsy Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-10-2009, 03:00 PM
  5. Veda hutbesı/ılk evrensel beyanname
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 17-07-2009, 05:43 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık