7. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 56789 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 61 ile 70 Toplam: 82
  1. #61
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Alıntı sabit´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

    İnanç tasavvufi açıdan hakikati arama çabasıdır. Kişinin kendi hiçliğinde tanrıyı bulmasıdır. Burada tanrı tahayyülü ne olursa olsun hakikat kişinin ''hiç'' liğidir. İslam tasavvufu tanrı tahayyülünü yada kendi hakikatini ''AŞK'' olarak tanımlar. Bu çok önemli bir insanlık öğretisidir.
    eyvallah efenim.Kuranın ikinci suresinde kuranın muttakilere hidayet olduğu belirtilir.yani la ilahe illallah dedin olduda bitti maşallah hidayete erdin değil durum.takvalı bir hayat yaşarsan hidayetin bahşedileceği.Yani tevhid kelimesini söylemek hidayete ilk adım.Aşama aşama şuhuda kadar giden bir olgu hidayet.
    kişi kendi hiçliğinde tanrıyı bulmaz.kendinin hiç olduğunu anladığında yani kendini bildiğinde mevlasını bilir.Hiç,yok denecek kadar değersiz şey demektir.bu beka,yani sahva erenlerin,ayılmışların halidir.bu hiçlik,insanı özgür kılar.Allahtan başka kimseye eyvallah ettirmez.Çünkü herşeyde kendisi gibi onun kuludur.ondan izinsiz yaprak bile kımıldamaz.
    Bundan önce fena,yani yokluk idraki vardır ki,kişi kendi varlığından habesizdir aşktan dolayı.Enel hak gibi kelimelerle ifade edebilirler bu hali yaşayanlar.sarhoştur kişi aşktan dolayı ve Allahtan başka hiç bir varlık olmadığı anlayışındadır.Bu felsefi değil ,kalbi bir anlayıştır.Fakat bilmeyenler panteizmle karıştırabiliyorlar.eksik bir anlayış olmakla birlikte,insanların geneline göre ldukça yüksek bir manevi ve kalbi hal yaşamaktadırlar.
    yani yokluk ve hiçliği karıştırmışsınız.genede akılla anlamaya çalışan biri olarak iyi sayılırsınız.
    bu arada tanrı tahayyülü diye birşey yoktur.O ne hayal ederseniz edin onun ötesindedir.Veralarında verasında,veralarında verasında,veralarında verasındadır.

    Bilgi kaynağını doğadan (bir öğretiye göre Tanrı'dan ) alır ancak toplum içinde uğradığı ''epistemik'' kırılma sonucu meşruiyet kazanır. Bu kırılmaya etki eden faktörlerin bir diğer deyişle epistemik cemaatin taşıdığı fikri kalıpların insanlığın tüm yaşamsal macerasının sonucu olduğu açıktır. Dolayısıyla bu kırılmaya etki eden faktörler bir çok yabancılaşmış değeride içinde zorunlu olarak taşır. Bu bilimsel çalışmalar için de geçerli bir değerlendirmedir ki biz kendi jargonumuzda buna ''bilginin metalaşması'' diyoruz.
    Bizi ilgilendiren inanaçtan çok benimsenen düşünsel yöntemin bu süreci sorgulamaya elverişli olmasıdır. Bizim diyalektik materyalizmi benimsememizin temel sebebide budur.
    Umarım bir nebzede olsa kendimi ve amacımı anlatabilmişimdir.
    efenim bendeniz felsefeci değilim.bu nedenle bilgi felsefesiyle ilgili konuşacak değilim.
    Bu konuda şunu söyleyebilirim ki,insan aklı kendi kendine doğruyu bulamaz.Mutlaka vahyin ışığına muhtactır.yani insanın en doğru nasıl yaşayabileceğini,onu yaradan en iyi bilir ve bildirir.
    bilgi her ne kadar çeşitli tesirlere maruz kalıp değişmişsede ,kuran ve hadis gibi iki kaynak tüm safiyetiyle elimizde mevcuttur.Birde,gönülden gönüle aktarılagelen Peygamberin nefis tezkiyesi vazifesinin mirasını devralan hakikat ehli mevcuttur.ve o muhakkikler eliyle dinin özü muhafaza edilmektedir.Muhakkikler bu dünyadan çekilirse,nüfus cüzdanında müslüman yazması toplumları kurtaramaz.kıyamet kopar.
    efenim ehli hakikat,hakkal yakin ehlidir.yani;bir şeyi birinden duyarsınız,öğrenirsiniz,,bu ilmel yakindir.o şeyi gözünüzle görürseniz,Aynel yakin olur,O şeyi yaşarsanız hakkal yakin olur.yani iman bir ön kabulsede başta,imanı doğrultusunda yaşamakta istikamet sahibi olanlar hakikate kavuşur.
    madem sebepler ve sonuçları önemsiyorsunuz,Bu yolculuktada bu sebeplere sarılan herkesin aynı sonuçlara ulaşmış olmaları sizin için anlamlı olmalı değil mi.Seyrü suluk yolcularının hangi mertebelerde hangi halleri yaşayacakları hatta hangi ruyaları gördükleri bile belirlidir.bir hakikat adamından alınan Allahı unutmamak öğüdü,zamanla kalpteki karanlıkları kaldırır.O zaman insan daha önce gözünün önünde olupta farketmediği hakikatleri gün gibi aşikar görür.denemesi bedava.
    ama banane diyene bişi yok.

  2. #62
    Aktif Üye tansxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2011
    Mesaj
    1.640
    Rep Gücü
    14450
    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu konuda şunu söyleyebilirim ki,insan aklı kendi kendine doğruyu bulamaz.Mutlaka vahyin ışığına muhtactır.yani insanın en doğru nasıl yaşayabileceğini,onu yaradan en iyi bilir ve bildirir.
    selam ederim;

    sayın ümmi alıntı yaptığım yerde eksiklik var. zaten ulu Allah insan aklının kendi kendine doğruyu bulamayacağından birde insana vicdan eklemiştir. akıl ve vicdan sahibi her insan islamı veya herhangi bir din'i bilmese bile doğru iş sergileyebilir. ve bunu sizin din'dar dediklerinizden çok daha ileri şekilde yapan hiçbir dine mensup olmayan insanlarda var. hatta tartıştığınız sabit adlı kullanıcının uslubu tutumu ölçüsü bunun bir kanıtıdır. ayetleri bilmeyen yanlış iş yapar diye birşey yoktur. zaten yaşanan bütün bu dünya kainat ve içindekiler birer ayettir üstadım. bu yazıda sadece ön yargı yok kendi dininizden olmayanada yine gönderme var. bu tutum ve düşünce yanlışdır.
    "birimiz hepimiz hepimiz birimiz için"

  3. #63
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Zıtların çatışması ''kaos'' tur. Çatışma nitel değişime sebep olabilecek düzeye geldiğinde nitel değişim gerçekleşir ve kaos düzene dönüşür yeni kaoslar üretmek üzere.

  4. #64
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Alıntı sabit´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zıtların çatışması ''kaos'' tur. Çatışma nitel değişime sebep olabilecek düzeye geldiğinde nitel değişim gerçekleşir ve kaos düzene dönüşür yeni kaoslar üretmek üzere.
    efenim aksine zıtların yaratılmış olmasıda birer ayettir.yani Allahın varlığına dair işaretlerdendir.(ayet;işaret,delil manasına gelir)
    ak-kara,dişi-erkek,sıcak,soğuk,negatif,pozitif,iman-küfür,karanlık,aydınlık......
    nitekim kuranda buyurulur;

    “Her şeyi çift yarattık ki, düşünüp ibret alasınız.” (ez-Zâriyât, 49)

    “Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mâhiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah’ı tesbih ve takdis ederim.” (Yâsin, 36)

    “Ve sizi çift çift yarattık.” (en-Nebe, 8)
    bu âyetlerde zikredilen çift yaratılma keyfiyeti, aynı varlıktan iki adet şeklinde değil, yukarıda zikredildiği gibi her şeyin “erkek-dişi” veyahut da “eksi-artı” olarak yaratılmasıdır. Aksi hâlde bunlardan birinin yaratılışı fuzûlî bulunur ve böyle bir gereksizlik de Cenâb-ı Hakk’ın “müteâl” yani “bütün kemâl sıfatlarının sahibi” mânâsındaki yüce sıfatına ters düşerdi. Kısacası o çift çift yaratmış, ancak her şeyiyle birbirine benzer şekilde hiçbir ikiz yaratmamıştır. Tek yumurta ikizlerinin de iç dünyalarından parmak uçlarına ve gözlerine kadar birbirinden farklı o kadar yönleri vardır ki…

    Hâsılı Allah Teâlâ, varlıkları çift çift yaratmış ve aralarına da birbirlerine yakınlık kurmaları için cezbetme ve cezbedilme kanunu koymuştur. Böylece onların maddî ve mânevî kemâlini, birbirleriyle bütünleşmelerine bağlamıştır.

  5. #65
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    ''zıt'' kavramını bizim anladığımız(felsefe de kullanılan) manada kullanmıyorsunuz, bizim kullandığımız manada zıtlık bir antogonizma içerir. Bu anlamda kadın erkeğin zıddı değildir. Sizden kavramsal inşa sürecine katkıda bulunmanızı beklemiyorum ama kelimelerin sokaktaki karşılıkları üzerinden felsefi bir konuyu tartışmak olanaksızdır. Ne yazık ki kavramsallaştırma konusunda yeterli akademik çalışması olmayan ülke insanları kavramları çeviri dili üzerinden öğrendiler. Felsefe bu konuda en sorunlu alandır bu nedenlede felsefe çevirilerinin yarattığı sorunlar akademik dünyada yıllardır tartışılır.
    Bu durumun yarattığı en önemli sonuç, kavramın içeriğinin çeviri ile birlikte karşılık gibi tanımlanan kelimenin üzerine yüklenememesidir. Bu da ''zıt'' kelimesinde gördüğümüz gibi kelimeyi kavramsal içeriğinden kopartarak kullanmak gibi bir yanlışa bizi düşürür. Disiplinlerin terminolojisi üzerinde ısrarla durmamın sebebi budur.

  6. #66
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    efenim size daha öncede söyledim ben felsefeci değilim bu nedenle felsefe terminolojisinide kullanmam.kullanamada.İslami ilimlerde bile aynı dini anlatmalarına rağmen terminoloji farkı vardır.Fıkhın,kelamın terminolojisiyle tasavvuf,tefsir anlatılmaz mesela.bu da normaldir.
    bu yüzden sizin terminolojinizle yazmamı beklemeniz,kendi sahanızda maç yapmaktaki ısrar olacaktır.
    hakikati arıyorsak ortak bir dil bulmamız gerekir herhalde.bendenizde tasavvuf terminolojisi kullanarak yazıp ,size bu terminolojiyi kullanarak yazmak konusunda ısrar edemem.

    zıtlığa gelince;tam anlamıyla zıt iki şey olabilir mi bu da düşünülmesi gereken bir konu belkide.Belkide varlık ve yokluk dışında zıt yok.Soğuk,sıcağın yokluğu,Karanlık,Aydınlığın yokluğu,cehalet bilginin yokluğu,küfür imanın yokluğu vs.gerçi yokluk diye birşeyde yok.(sesli düşündüm sadece)

  7. #67
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    Ben tartıştığımız konunun ait olduğu disiplinin terminolojisinden bahsediyorum, sizin terminolojiniz benim terminolojim diye bir şey yok. Ayrıca ilgili olmama rağmen ben de felsefeci değilim ama bu konuda ilk öğrendiğim şey ''felsefe çalışmak istiyorsan terminolojisine hakim olmak gereğidir'' bu bütün disiplinler için geçerlidir. Şüphesiz ki her disiplinin terminolojisine hakim olamayabiliriz ancak o zaman da iddialarımızın daha mütevazi olması gerekir.

  8. #68
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    efenim tartışma kelimesinden pek hoşlanmam.Fikir teatisinde bulunuyoruz diyelim."tartıştığımız konunun ait olduğu disiplin ne demek".Ateizm yada Allaha iman konusunun dinin yada felsefenin dışında bir disiplini mi var ki.
    Felsefe çalışmak gibi bir derdimde yok bendenizin.
    İddiada mütevazi olmak sa ikimizde olamayız çünkü iki uç fikri savunuyoruz."Allah var" ve "yok" mevzuunu.ve" Allah var "mevzuu benim için bir iddia değil hakikat ayrıca.

  9. #69
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    Bütün akademik çalışmalar ''disiplin'' olarak tanımlanır. Tartışma ''ateizm-inanç'' noktasından başlamış olsada son kısmı terminoloji üzerinedir ve daha genel bir konudur. ATEİZM VE ALLAHA İMAN hiçbir akademik disiplinin konusu değildir. Bilimsel disiplinler ateizmle de, Allaha imanla da ilgilenmezler. İnancın yada inançsızlığın dayandığı felsefe ayrı şeydir inançsızlık yada allaha iman ayrı şey. Allahın varlığı konusundaki iddianda mütevazi olmanı beklemiyorum bu inançlı birinden beklenecek bir davranış değil ancak bu iddianın vesile olduğu ve akademik disiplinlerin alanına giren konularda tevazudan bahsediyorum.
    İnançla ilgili her konu bir hipotezdir bunun senin içini, benim içini olmaz. Aksi halde bir varlık yokluk tartışmasının olması düşünülemez. Daha önce verdiğim örneği yenileyim, odanın ortasında bulunan bir masa için, ''odanın ortasında bir masa olduğuna inanıyorum'' demezsiniz ''odanın ortasında bir masa var'' dersiniz ve onun varlığını ispatlamaya çalışmazsınız.
    Hakikat tasavvuf felsefesine ait bir kavramdır evrenin zerresi olmamıza rağmen bu zerrede Allahı bulmak ve onun parçası olarak onunla bütünleşebilmekmektir hakikati bulmak, tasavvuf bunun zihinsel melekelerle değil aşk ile bulunabileceğini ifade ederek aynı zamanda bu konunun bir disiplinin konusu olamayacağınıda ifade etmiş olur. Aşk burada bir halin tanımı değil betimlenmesidir. Bu hal tasavvufun da son kapısıdır. Ayrıca bu hal yaşamsal kaygıların tümünden arınmış Allahla bütünleşmiş ''saf'' insan olmaktır. Eğer bu manada ''hakikatten'' bahsediyorsanız bunun için diyeceğim bir şey yok (inançsızım ama) ''ALLAH HER KESE NASİP ETSİN'' demekten başka.

  10. #70
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    İnançla ilgili her konu bir hipotezdir bunun senin içini, benim içini olmaz. Aksi halde bir varlık yokluk tartışmasının olması düşünülemez. Daha önce verdiğim örneği yenileyim, odanın ortasında bulunan bir masa için, ''odanın ortasında bir masa olduğuna inanıyorum'' demezsiniz ''odanın ortasında bir masa var'' dersiniz ve onun varlığını ispatlamaya çalışmazsınız.
    elle tutulup gözle görülmeyen şeylerin isbatı yoktur mu demek oluyor yani.
    peki ya his dünyamız,fikir dünyamız,.......
    gözümüzün algıladığını kulak inkar etmez,kulağınkini burun inkar etmez..........Bilir ki,kendi algılayamasada,algılanan bir gerçek var ortada.
    insanın bu beş duyu haricindede bir takım duyuları vardır ki bunlardan herkesin haberi yok.tasavvuf erbabı bunlara letaif der.bu letaifler çalıştırılmaya başlayınca çeşitli algılar,sezgiler oluşur.
    şöyle bir örnek vereyim;diyelim ki kör olarak doğdunuz.size ışık diye birşeyden bahsediliyor.Ve deniyor ki bu ışık öyle bir şey ki,neye değse onu aydınlatıyor,renklendiriyor.envai çeşit renk var.Eşyanın kabiliyetine göre her şey ayrı bir renk sahibi oluyor.Kör bir insan,bunları ezberlese,renk karışımlarını,pirizmadan geçen beyaz ışığın tayfını,......vs vs.hatta dersini verse,Kendi gözü açılıp görmedikçe rengin ışığın ne olduğunu bilemez.
    Letaifleri açılan insanında (çakralarla karıştırmayın)gönlü nurlanır (hatta bu nur yüzüne bile yansır).ilahi nuru farkeder öyle bir nur ki,herşey neliğini,niceliğini ondan alır,O'nun esmasını yansıtır ama Hiçbirşey O(c.c.) değildir.bu gözle görülen ışığa teşbih edilebilirsede ondan çok çok farklı birşeydir.hem ilim ,hem hayat,hem kudret,.hem aşk,hem merhamet..ilh.......
    felsefede bile aydınlanmadan bahsedilirAydınlanmanın aslı kalpteki bu idrakin,İlahi nurun idrakidir.Belkide unuttular,Aklına bir fikir geldi , kafasında ampul yandı diye karikatürize ediyolar.Kişinin gönlüne hakikat güneşi tüm ihtişamıyla doğdu mu ona karanlık kalmaz.Yunus emrenin deyimiyle elif okuduk ötürü,Pazar eyledik götürü.Yani elifi ötreli okudukYani "O" nu okuduk,,Pazarı toptan götürdük.Yani Onu bildik,Toptan muammayı çözdük.kainatın en büyük muammasını çözdük.

    .“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandile benzer. O lamba bir cam fanus/cam sırça içindedir. Cam fanus ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu lamba ne doğuya ne de batıya mensup olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bir ağaç ki, neredeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Nur üstüne nurdur/pırıl pırıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah -gerçeği anlamaları için- insanlara misâller verir. Allah her şeyi bilir.” (Nur, 24/35)

    nurun ne olduğunu bilmeyen de karanlıktadır.ne iç dünyasında,ne dış dünyasında bir istikrar ve huzur vardır.kalbindeki karanlıktan haberi yoktur bile çünkü nurun,ıışığın ne olduğundan habersizdir.


    Hakikat tasavvuf felsefesine ait bir kavramdır evrenin zerresi olmamıza rağmen bu zerrede Allahı bulmak ve onun parçası olarak onunla bütünleşebilmekmektir
    efenim biz evrenin zerresi değiliz.Maddi bedenimiz evrenin maddesinden oluşsada,insan maddesiyle değil manasıyla insandır.Allahın parçası falanda değiliz.Ayrıca onunla bütünleşmek diye birşeyde söz konusu değil.yarım mı ki.
    Allah tek hakiki varlıktır.Allah Samed 'dir .Yani som ,Ona hiçbirşey dahil olamaz,hariçte kalamaz.Kişi fenaya erdiğinde,Kendisini ayrı bir varlık olarak görmez,Her şey O diye görebilir.Mesela Gözü açılan körün gözü kamaştığı için herşeyi ışık zannetmesi gibi.bu bütünleşme falan diye tabir edilemez.Kendini yok bilme yani fena denir.
    hakikati bulmak, tasavvuf bunun zihinsel melekelerle değil aşk ile bulunabileceğini ifade ederek aynı zamanda bu konunun bir disiplinin konusu olamayacağınıda ifade etmiş olur. Aşk burada bir halin tanımı değil betimlenmesidir. Bu hal tasavvufun da son kapısıdır. Ayrıca bu hal yaşamsal kaygıların tümünden arınmış Allahla bütünleşmiş ''saf'' insan olmaktır. Eğer bu manada ''hakikatten'' bahsediyorsanız bunun için diyeceğim bir şey yok (inançsızım ama) ''ALLAH HER KESE NASİP ETSİN'' demekten başka.
    Efenim Allah kime Hİdayet dilerse ona bahşeder.Kulun dileğide bunda tahrik edicidir.Sizin şu son dileğiniz bile umarım bu konuda bir kıvılcım olur.yani önce kul diler Allahım seni istiyorum diye.(gerçi buradada Allahın dilemesi öncedir.
    aşk odu evvel düşer maşuka, andan aşıka,
    şem i gör ki yanmadan yandırmadı pervaneyi)
    Ama biz bu dilemeyi bilmediğimizden isteriz Allahım bana seni ver ,beni sana al.....
    sonra bizi hidayete sevkedecek olaylar dizisi süreci başlar.Tevafuken birileriyle karşılaşırsın,biryerlerde bişiler okursun,bir takım işaretler alırsın sen niyetinde samimi olduğun müddetçe sen farketmeden perçeminden tutulup ha bire Hakka çekilirsin.salih insanlara,sana hakkı sevdirecek insanlara,amellere,kitaplara,fikirlere..vs.Gönlüne bir sevgi konur.bu sevgiyle çekilirsin.ve en sonunda sultanın kapısına kadar getirilirsin.Nasipse kişisel miracını yaşarsın.
    Aşk tasavvufta son kapı değildir.kapının eşiğine kadar sürüp götüren yulardır.O kapıdan girdinmi,anlarsın ki,hep huzurdaymışında haberin yok.O hep senleymiş te senin haberin yok.Ve anlarsınki,en üstün mertebe Kulluk mertebesi.O na kul olmak,bütün bütün hürriyet,başta kendin olmak üzere diğer tüm kulluklardan azadeliktir.
    Hakikat,İsmi var cismi yok bir ankadır insanların çoğunluğuna göre.Ama onu bulanlara gün gibi aşikar.zaten Şükreden kullarım çok azdır buyuruyor mevla.Hakikat ehli her devir ve zamanda azınlık olacak bu da bir gerçek.Ama dileyenleri yollarına ileteceğinide vaad ediyor.
    En azından şöyle deseniz,"Allahım seni istiyorum,Bana seni bildir,sevgini nasib et."bunu kimseye söylemenize gerek yok.kendi iç aleminizde Allahla bir bağ kursanız gerisinin nasılda olaylar silsilesi halinde sizi ona sevkettiğini hayretle göreceksiniz.
    İnsan nasıl hakikate aşıksa asıl hakikat ona aşıktır.sevgiliye yetrki seni Özledim de;uçak biletini yollar.yanınada refakatçiler katar.

7. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 56789 SonSon

Benzer Konular

  1. ateizme cevap ahlaki özgörlök ve tanrı inancı
    kapkale Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 18-09-2012, 05:11 AM
  2. Can Dundar'a bir Türk Gencinden tokat gibi cevap...
    güney Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 15-11-2008, 01:05 PM
  3. Tokat Gibi Cenaze Töreni
    SAHARAY Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-05-2008, 08:11 PM
  4. tokat gibi cevap
    Mevt Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-04-2008, 10:38 PM
  5. Atatürk'ten Yasakçılara Tokat Gibi Cevap!
    RABİA Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 02-04-2008, 11:27 PM
Yukarı Çık