Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Otostop ya da Otobistop

GÜNCEL GÜNDEM Kategorisi Güncel Haber ve Manşetler Forumunda Otostop ya da Otobistop Konusununun içerigi kısaca ->> Otostopu herkes bilir. Yoldan geçen arabalara el edersiniz tabiri caizse. Genç kızlara çabuk durur giden araçlar. Baş parmak yukarıda ise ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    33
    Mesaj
    861
    Rep Gücü
    0

    Otostop ya da Otobistop

    Otostopu herkes bilir. Yoldan geçen arabalara el edersiniz tabiri caizse. Genç kızlara çabuk durur giden araçlar. Baş parmak yukarıda ise şehir (ve ya bölge) dışı aşşağı ise yakınlara gittiğini ifade eder otostopcu yaya. İşaret parmağı da kullanılabilir. Hem de giden araç ve yayanın birbirinin hareketlerini anlaması zor olduğundan parmak hareketleri ısrarla vurgulanır.

    "bi" arapça olumsuzluk eki la ve na gibi. otostop çeken giden bi araca biner gider. otobistop olursa hiçbir araç durmamış olur anlaşıldığı gibi. Bu terimi yeni ürettik. Otobistop çekiyorum diyen kimse durmuyor demiş oluyor. Neden durmazlar?
    Zaman kötü, kimseye güven olmuyor, şirket izin vermiyor, ya bi kaza olsa yanımdakinin de sorumluluğu bende kalırsa?, (polis söylüyor) bindirdiğim adam bindiği aracı katletti.....
    Mahana bahane çok. Zaman kötüyse otostopçu n'apsın? Kırmızı ışıkta durmuyo musun? Bi şe yapacak olan seni hayatın içinde yakalayamaz mı? Trafik akışındaki kalabalıkta sana kim n'apabilir? Ve sende yeri gelip de yolda kalmayacak mısın? Otostopçulara atılan iftiraların kaçta kaçı doğru? Şirket nası izin vermiyor? Şoför sensin dur istediğini al. Şirket hayatın her tarafında kanun üretmekle mi yetkili? Kaza olsa yanındaki kendinden sorulur.
    Kısaca milyarda bir etmez ihtimallerle insanlara kast ediliyor. Otostop tanışma muhabbet biçimidir, enerjinin iyi kullanılmasıdır(araç boş gitmez), güveni arttırmaktır.

    Ne zaman durmak zordur??
    Kalabalık trafikte araçların arasından bir aracın kenara çıkabilmesi çok zordur, epey ileride durabilir durabilen.
    Yokuş yukarı durmak tekrar kalkışa sebeptir insanı durmamaya zorlar hem de yük araçlarını.
    Yokuş aşşağı araç sallanmış gittiğinden gidişi durdurmak zor gelir.
    Ağır araçlar her türlü durması zor ama en çok duranlardandır.
    Gece görme işi çok zordur. Gördükten sonra kişiyi süzmek gerektiğinden bu iş gerçekleşemez çoğunda.
    Araç birçok yerde kişiyi göremez. Sanıldığı gibi değildir görülme işi. Gerekirse kişi müsait olduğu kadar araç şeridine yaklaşmalı ve kendini belli etmelidir.
    Araç durduğu yerde başkalarının yolunu kesecekse tereddüt eder. Çünkü özellikle büyük araçlarda indir-bindir zaman alır.

    En kolay otostop?
    En kolayını trafik polisi çeker, birini bindirirse hemen yoluna devam eder o kişi.
    Genç güzel bayanlar
    Öğrenciler
    Yüzünden çok zorda kaldığı anlaşılabilenler
    Bi de parayla yolcu arayanlar olur, onlara da kolay olur otostop. Ama durmadan önce selektör(far) yakarlar ki tekrar sormuş gibi.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    33
    Mesaj
    861
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Otostop ya da Otobistop

    Şimdi otostop hikayeleri;
    Sinop un Durağan ilçesinde Beybükü Köyü civarında otostop çekiyorum. Yol önce Vezirköprü sonra Havza sonra Kavak sonra Samsun a gidiyor. Vezirköprü de bi tanıdığın eski Renault u ile devam etmek üzere yola otostop ile başlıyorum.

    Atıl bi benzinlik önünde kırmızı eski bi renault duruyor. Karısı ve bir çocuğu arkada ben ön koltukta başlıyoruz yolculuğa. Sene 2015 ve ya 2016 civarları. Devamında Kızılırmak köprüsüne girerken iki kişi daha araba bekliyor. Bizimki bunları geçtikten sonra dönüp almak istiyor onları da. Benim gibi şeriatçı birisi; biri erkek öbürü başı açık bi bayan olan otostopçuları alma fikrini hiç beğenmiyor ama bi müddet sonra 6 kişi devam ediyoruz yola. Binenler Almanca ve İngilizce biliyorlar ve de turistler. Hepimizi arabasına kabul eden şahsiyet de Durağan tarafı köylerinden bir kürt vatandaş.

    İngiliz gavurunun para etmez diliyle anlaşıyoruz turistlerle. Diğerleri bi şe anlamıyor ama biz epey konuşuyoruz. Şoförün ehliyeti yokmuş direksiyona geçmemi istiyor. Bir müddet ben kullandıktan taka tuka arabanın eksiklerini anlatmaya çalışıyorum. Ama adam araba kız gibi modunda. Sonra turistlere "much voice less work" diyorum yani çok ses az iş diyorum kız gülüveriyor. Kızacağız biraz dekolte.

    Vezirköprüye gelince adam bizi hayrına getirdiğini söylüyor. Birkaç defa vurgulayınca iması (para) anlaşılıyor ama bizim hiç o taarrrrraklarda bezimiz olmadığından "he he ööle" edasıyla savuşturuyoruz.

    Ayrılıyoruz. Vezirköprü ışıklarında üçümüz beklerken yanımızdaki direkte asılı o zaman referandumla Tayyip-mhp ve chp nin adayı-hdp nin adayı nın cumhurbaşkanlığı seçim kağıdını yırtıyorum. Yırtma sebebim dinen canlı suretlerinin haram olması. Ama yanımdakiler siyasi bi hareket sanmış olmalılar. Onlara Tayyip i soruyorum. "blokating internet..." felan yani interneti engelliyor(twitter mwitter söylemleriyle) diye "radical" sözüyle yaftalayıveriyorlar bizim Tayyipi. Gavuristandaki Tayyip imajı böyle diye düşünüyorum. -Tabi bizim trusitlerin solcu olma ihtimali de yok değil- Uzaktan birileri bakıyor, kızın üstü biraz dekolte rahatsız olup çantasından şal niyetine bi şeyi omzuna alıyor. Bakanlar geliyor ve bizim turistlerin Polonya mıydı neydi memleketince konuşup bıdı bıdı kendilerini göstermeye çalışıyor.

    Neyse arkadaş geliyor eski renaultsuyla. Misafirlerden bahsediyorum hoşgelmişler diyor. Dev gibi çantalarını bagaja atıp depoyu fullemek üzere 5 kişi benzinlikteyiz. Sonra çıkıyoruz yola. Aracımızın sadece kırmızı olan rengi yeşile dönmüş oldu ama bu seferki daha bi bakımlı.

    Yalap şap Almancamı karıştırmaya çalışıyorum ama nafile unutmuşuz İngiliz gavur(casıyla)uyla devam ediyoruz. Yolda dinden bahsediyoruz, gavuristanda İslam aleyhine propaganda olduğunu müslümanları radikal gibi görüldüğünü anlatıyor. Sonra "God is only one" Allah c.c. tektir diyor. Hristiyanların üçlemesini çöpe atıyor. SOnra:!: "I beleive prophet Muhammed" diyor.... Hazret-i Muhammed Mustafa sallAllahü aleyhi ve sellem e iman ediyorum diyor................. Ben bunlara inanan müslümandır diyorum. O gavuristanda müslüman olmanın zorluklarından bahsediyor... Buradan oradaki insanların zoraki bir felsefelerinin olduğu anlaşılıyor. Yani bizim turistler İslam karşıtı değil ama gavuristanda müslümanız diyemeyeceklerini ifade ediyorlar.

    Amasya mıydı Merzifon muydu o tarafa gidecekler. Samsuna gittiğimi birlikte Samsuna kadar gidebileceğimizi söylüyorum. Samsunun önemli bi yer olduğunu ve aslında oraya gelmeleri gerektiğini söylüyorum ama istikametlerinden vazgeçmiyorlar. Havza da ayrılacaaz. İndim ve hemen diğer bi arabaya teklif ettim ve turistleri kabul etti.

    Bendeniz sakallı sarıklı biriyim. Turistler de gavurca konuşuyor. O sırada birinin cep telefonu ile oynayarak yanımıza yaklaşması ve bıdı bıdı sinsi gülüşü aklımda. Neyse yola devam ediyorum ama Havza sanayisi yanında ruhsat vb belgeleri kağıtları düzeltmek üzere duruyorum. O sırada yanıma bi araba duruyor ve bana dik dik bakarak iniyor birileri. polis. Sinsi gülüşlü vatandaş aklıma geliyor. Ayak üstü adrenalin yaşamak tiyatro seyretmek isteyen birilerinin polisi köpek kıskıslar gibi birilerinin üstüne salma anlayışı vardır ya... Kimlik kontrolünden sonra ruhsatı istiyorlar. Tabi trafik polisi olmadıklarından pek iddialı değiller. "araba emanet şimdi bi eksiği çıkarsa mahçup olurum" diyorum yanındaki kısa boylu polis diğerine "hiç gerek yok" diyor ve ayrılıyoruz.

    Turistlerin aynı bizim inandığımız gibi dini inanışları çok ilginç. Tabi anlattıklarına göre internetten yazıştıkları birisinin daveti üzerine geldiklerini ve o kişinin barınma sağladığını söylemeleri de ilginç. Kızı "my wife" karım diye tanıtmıştı. İlerki senelerde çalışma hayatının temposunda tatil fırsatı bulamayacaklarını ve bunun için Türkiye ye geziye geldiklerini anlatıyorlar. İnternetten davet eden de Durağandaki barajda bi çalışan. Zaten orasının imkanlarıyla misafir ediyorlar olsa gerek. O mevkide başka bi turist kılıklı birisini de görmüşlüğüm var. Beybükü mevkiinde barajın büyük su birikintisi aynı Adana Balcalıdaki gibi (aynı büyüklükte olamasa da) enfes bi görüntüye sahip. yüzlerce vşrajdan oluşan yolları 10km kıvrılıp kıvrılıp birkaç km karşıya çıkıyor. McGayver ın bi filminde de o tip bi sahne vardı. Epey bi yol gidiyor ama az önceki yerin karşısına çıkıyor.
    Yine aynı zamanlarda ermenilerin de bi otobüs Vezirköprüye geldiğini duydum. Bu ermenilerin altın aramak için(atalarından kalma) otobüslerinin altında dedektör ile gezdikleri ihtimalini ortaya atmıştım.

    Turistler ermeniler felan derken acaba Sİnop Durağan tarafında bi şeyler mi oluyordu???

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    33
    Mesaj
    861
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Otostop ya da Otobistop

    25 Nisan 2017 günü öğlen namazına doğru otostopla Ankaraya gitmek üzere yola çıktık. Tek başına. Samsun Çatalarmut tarafından otogarı geçtik ve oradaki camiinin karşısından bismİllah dedik. Başka bir yaşlı da otostop çekiyor.
    Mavi tofaş durdu, yakına gidiyorum dedi. Ben kabul ettim ama çağırdığım yaşlı kişi kabul etmedi. Ben devam ettim mavi tofaşla. Sonra inip tekrar otostopa devam. Bir kamyona bindik ağır ağır devam ediyoruz yola. akp aleyhinde konuşuyor şoför biz de onu eleştirmekle meşgulüz. Kendisi kamyonculuğu bırakmış şoför olarak çalışıyormuş. "Görüyor musun heryer tır. bunlara şart koşacaksın bu kadar çoğalmayacak nakliyeciler" diyor. Biz de "sen de zamanında o çoğalanlardan biriydin. Ekonomik olarak piyasanın dengeye gelmesine müdahale edilemez. Gerekirse iş değiştirirsin. Şahsi menfaat için kamu göz ardı edilemez." Havzada gideceği dpoya yanaşınca biz tekrar otostopa devam. Otostopa uygun bi yer için birkaç km yürüyorum. Otostop çekerken yaşlı amca "burda sana araba durmaz. Ben de yıllarca seyahat ettim. Otogara gideceksin bineceksin" diyor. Köylü biri herhalde. "Tamam" diyoruz. Tekrar aynı laflarla üsteliyor. Tamam diyoruz. Tekrar. Biz yine anladık tamam. Hala ısrar edince "tamam amca tamam" diye biraz çıkışıyoruz gidiyor. Kısa süre sonra beyaz opel vectraya biniyoruz. Ankaradan Samsuna yerleşmiş ama eşinin kendisini terk ettiği, kayınvalidesi üzerine(diyalize giren kayınvalidesinin sakat raporundan faydalanmak için) aldığı sıfır arabası ve her şeyini yeni aldığı evinin de karısıgil tarafından boşaltıldığı, çocuğunu habersizce aldırması üzerine karısına boşanma davası açmış türlü sorunları olan bir öğretmen. Onu avukat hataları yüzünden uyarmak istiyoruz ama bilmişce cevap veriyor. Sonra bayaa bir tartışma konusu açıyor. 3 saatlik birlikteliğimizin rahat 2 buçuk saatinin hatipliğini yapıyor. Susmuyor. İptal olacağı zaman özellikle saçmalayarak laf ebeliğine başlıyor. Kaçınılmaz sonunu duymak istemiyor. İptal olmasına dayanamayarak biraz hakaretsi konuşunca biz de cevabı veriyoruz kendisine. Öğretmenlerin eğitim seviyesinin düşüklüğünden bahsediyoruz. Polisi çok eleştiriyor biz savunuyoruz. Terör saldırısında 20metre ötedeki teröristi vuramamış polis. Kendisi çok iyi atıcı olduğunu ve polise 5 çekeceğini iddia ederek subjektif olarak saldırıyor. Polisin terör saldırısına maruz kaldığında eğitimlerdeki gibi ateş edemeyeceğini, korku ve heyecanın insanı zor durumda bırakacağını anlatıyoruz ama kafasının dış yüzeyinin ölçüsü müsade etmiyor anlamasına. Öğretmenlerin eğitim seviyesi lafına çok takıyor. Doktorların hepsi salak diyor. Anlaşılan öğretmen olamasa polis olacaktı belki de doktorluk hayali vardı. "doktor hakim ... hepsini öğretmen yetiştiriyor" diyor. Biz de tarla sürdü diye öküzün mahsulün sahibi olamayacağını gayet kibarca anlatıyoruz. Yapılan iş mi sonucu büyütüyor yoksa başarılı kişi mi? "öğretmenden başkası ders anlatmayı beceremez, öğretmenleri hiçkimse denetleyemez ancak biz kendimizi denetleriz" diye yuvarlıyor lafı. Ders anlatmak için ille de eğitimini almak lazımsa bunu insan kendini geliştirerek alamaz mı? Birisinin 40 yılda alacağı eğitimi başkası 1 günde alamaz mı? Beynini analitik tutan ve her daim öğrenme yetisini geliştiren birisi 1000 tane öğretmeni sollayamaz mı? Ve denetlenememek... Belki de ne mal olduğunun ortaya çıkmasından korkmak...
    Delice miydi neydi ama herhalde Kırıkkaleydi biz namaza geçince hemen kaçmış. kaçmış... Belki bizi yoldan aldı ama yolda bıraktı. Almsaydı başka ama aldıktan sonra bırakmak vebaldir. Aklımıza gelenler: Kısa aklıyla üstadlara hakaret edenler, kendisini ezip geçen gerçeğe düşman olanlar, menfaati için Hakkı yok etmek isteyenler insanı yolda bırakanlar... hainlik midir bu? Bunlar var ama Allah da var.

    Sonra indiğimiz küçük petrolden başlıyoruz tekrar otostopa. Orada kavunculuk yapan diyor ki:" Burada sana araba durmaz. İlerideki tesiste otobüsler var bin onlara. kaç yıllık kavuncuyum ama durmayacağını biliyorum. Adımın Mustafa olduğu kadar eminim durmayacağına" Kısa süre sonra çok ağır tonajlı bir Tır duruyor. İsmini değiştirse mi diye düşünüyorum kavuncu Mustafa için. Tır çok yavaş gidiyor ve "60 ton atom bombası gibi gidiyoruz" diyor. Yozgatlı ama Ankarada yaşayan kendi tırının şoförü Özgür çok sorunlar yaşamış hayatında. Bir kısa kapılıp heba olmuş, pavyoncularla (kadınlar vs) yatıp kalkmış. Ayık gezdiğimi bilmiyorum diyor. "Bir tek küçükken ayık olduğumu sanıyordum ama o zamanlar da araba tamircisinde çırakken parçaları yıkadığımız benzin üstümüze bulaştığından burnumuza sürdüğümüzde burnumuza da giriyordu. Dedim ki Özgür sen o zaman da ayık değilmişsin..." Hapse girip çıkmış başka cezalar almış şimdi imza vererek serbestmiş. Bi keresinde tırı yolun dışına park ettiğinde ir araba arkadan trın altına girmiş. Arabadaki yolcuların tamamının kafası gövdesinden ayrılmış... Büyük bir sallama yaptırmış ve bi yerde dağıtmış işletmenin elektrikli teşikilatlarını. Geçende önüne aniden çıkan tıra çarpmış arabası haşat olmuş. Haklı olduğunu anlatıyor. Yine kayınpederine saldıran birisini dövmüş ve mahkemede HAGB kararı ile ertelenmiş.
    "Özgür ismi nereden konmuş?" diye dalıyoruz. "Babamın alevi arkadaşı varmış ondan koymuş. Özgür felan isimlerini onlar koyar. Zaten babam da diyor bana nereden koydum bu ismi sana diye"... Zamanında ANkaradan Bodruma evden kaçtıklarını ve sırıl sıklam ıslanıp aç kaldıklarını, karşılarına çıkan limon bahçesinden her yerlerini doldurduklarını, bir dürü limon yediklerini ve bu limonlar yüzünden ağızlarının çok kötü olduğunu onları bulan bir kamyoncunun her türlü yardımı yapıp haşlıklarını verdiğini ve bu yüzden otostopçulara yardımcı olduğunu anlatıyor.

    Özgür son otostopçumuz. Akşam Özgürün tırından Ankara Akköprüye iniyoruz. Hemen metroya dalıyoruz ve gişeden bilet alacakken gişedeki kız "4 dakika var kasanın kapanmasına tamam veriyim biletinizi" diyor. Sonra acaba ANkara kart mı alsam diye doruyorum. Sonra alalım tekli bilet diyorum. 100Tl para veriyorum kız bozuk paraları gösterip tüm para üstünü onlarla ödeyeceğini söyleyince duraklıyorum. O ara başkaları geliyor felan derken kız "kasa kapandı" deyip kesiyor. Sonra o çocuklar başkasından kart basmasını rica edip ödüyorlar parasını. Biz de 15 yaşlarındaki bir delikanlıdan rica ediyoruz basmasını hemen kabul ediyor. "Ama bozuğumuz yok" diyoruz. "Önemli değil" diyor. Ben geçiyorum, kendisi geçecekken "yetersiz bakiye" diyor makina.(turnike) "Ne olacak şimdi" diyorum. Sorun değil ben yüklerim diyor. Kasanın kapalı olduğunu söylediğimde başka yerden(herhalde matik tipi olan sistemden) yüklerim diyor. Ben bir tarafta o geçememiş tarafta ayrılıyoruz....

    Hayat insan dolu. İnsanlar bi dünya. Herkes kendi menfaatini istiyor ve menfaatine dokunacak herşeye düşman olabiliyor. Tabi bunlar bi tarafa gayet güzel insanlar da ortada. Ama o güzel insanlar da kötünün baskısına maruz kalırsa güzellikleri azalabiliyor. Yani güzellik hakim oldukça kararsızlar da güzl-iyi olmak zorunda kalıyor...

Yukarı Çık