CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan'dan milyonların hissine tercüman olan açıklama:

"Kendine ne pahasına olursa olsun bir taht kurmaya çabalayan başbakan halk savaşı ile tehdit edilerek, “ada sakini”nin ağır ayarına maruz kalmıştır."


*********

“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde, bırakın emekçiyi, “kadın” dahi diyemeyen, eşitliğe inanmayıp, kadını nakıs gören bir başbakanın yönettiği ve hiç yaşayamadan kaybettiğimiz gençlerle dolu bu topraklarda, oğlu askerlik yaşına yaklaşan bir kadın olarak kanın durmasını ondan daha çok istediğimi bilmem ispata gerek var mı? Ancak kadına şiddete teslim olunduğu gibi teröre de teslim olmuş birinin bize “çözüm havarisi” diye yutturulmasını da kabul etmiyorum. Hatırlayalım. Birinci açılım başbakan ve şurekasının yönetim beceriksizliğinden Habur’da tarihe gömülmüş, ardından çok canlar verilmişti. İkincisine gelince, kiminle masaya oturulduğunun idraki gerekirdi, olmadı. İşte bu fahiş hatalar nedeniyle ben çocuklarımızın geleceğinden endişeliyim. Çünkü, yapılanlar, yöntem olarak da, ahlaki olarak da yanlıştır ve sonuçları ağır olabilir.

Ahlaki değil...

Yöntem yanlıştır çünkü gerçek ve sürdürülebilir bir çözüm siyaset zemininde ve silahlar sustuğunda mümkündür. Demokrasiyi güçlendirmenin ve değer katmanın yolu budur. Ama bugün yapılanlar teröre değer katmış, demokrasi umudunu azaltmıştır. Çünkü terör demokrasi ve özgürlüklerin en büyük düşmanıdır. Kafanıza silah dayamış bir örgütle demokratik bir anayasa yapamazsınız. Meşum tutanak da göstermiştir ki, terör, tehdit ve gözdağından vazgeçmez. Hukukun ve siyasetin dışındaki yöntemler ona sadece cesaret verir. Ahlaki değildir çünkü başbakanın meramı ülkenin geleceği değil, başkanlıktır. Açılım açılmış, saçılmış, kapanmış, yarım kalmış umrunda değildir. Meclisten, milletten hatta kendi partisi ve kabinesinden habersiz onun nefsini körletmek uğruna yapıldığının sağduyulu AKP’liler de farkındadır.

"Ada Sakini"nin Ağır Ayarı...

Konuştuğunda sadece sansürden bahsediyor. Çünkü içindeki çatlağın da deşifresinden korkuyor. Ama güvensiz bir lider sorun çözemez. Bu tür liderlerin “deliğe süpürmeyip, kullanmaya” karar verenler için dahi raf ömrü dolmuştur. Zaten, çevresindeki iki cihanı birlikte kurtarma heveslilerinin, dünyalıkların yarattığı paylaşım kavgalarının ve sponsorlarının “usta sana güle güle” diyebileceklerinin farkındadır. Tutanak, süreci yönetenin de o olmadığını, kontrolü orada da yitirdiğini, hatta uzun süredir örgütün başbakanı koruma ve kollama görevini üstlendiğini gözler önüne sermiştir. Anayasanın bazı maddelerini kimin yazdığı, milliyetçiliğin kimden alınan sufleyle ayaklar altına alındığı, kime eyalet valiliği sözü verildiği anlaşılmış, “valiler seçimle gelsin” önerisinin gizemi de çözülmüştür. Üstelik, kendine ne pahasına olursa olsun bir taht kurmaya çabalayan başbakan halk savaşı ile tehdit edilerek, “ada sakini”nin ağır ayarına maruz kalmıştır.

Açıklama Yoksa İkrar Var

“Af yok, sadece silah kullanmayanlar başka bir ülkeye gidecek” öyle mi? Kimin silah kullandığına, sınırlı yetenekli istihbarat örgütünüz mü, Habur yargınız mı karar verecek? Peki, ölüm kararı verenlerin önümüzden geçip gitmesine izin vermek af değil de nedir? Komşulara konuşlanıp hazır kuvvet halinde bekleyeceklerine, fırsat kollayacaklarına göre PKK ile işbirliğinin esbabı mucibesi yeni bir seçim ittifakı olmasın sakın.

Gizli kapaklı yapılanları öğrenmek kadın, anne, yurttaş olarak hakkımızdır. Bu sürecin sonunda, bir AKP milletvekilinin “buyurduğu” gibi Diyarbakır’a “abdestsiz” girilip, girilemeyeceğini de, tutanak yoluyla “zatı alilerine” kamuoyunu yönlendirme görevi verilip verilmediğini de. Öcalan kurtarmasaydı eğer, başbakanın kendisini tutuklatacak güce karşı PKK ile omuz omuza mücadele edip etmediğini de öğrenmek hakkımız. Açıklama ise, 30 yıllık terörle mücadele döneminin 11 yılında başarı sağlayamamış ve teslim olmuş bir iktidarın başına düşer. Kürtajdan, çocuk sayısı ve emzirme süresine kadar kadınların her tür mahremiyet alanına girip, ilgili ilgisiz konuşabilme yeteneğine sahip başbakan asıl bu konuda artık korkularından sıyrılıp, gerçek bir açıklama yapmalıdır. Aksi halde “sükut ikrardan gelir”