Günlerdir televizyonlardan, Van depreminin acılarını izliyoruz toplum olarak. İçimiz yanıyor, ama çok fazla bir şeyler yapamadığımız için de, çaresiz olan biteni ibretle seyrediyoruz.

Bizler geçmiş depremlerde yaptığımız gibi, bugünde hep aynı şeyleri yaptık. Toplum olarak seyrediyoruz ve birden bire galeyana gelip, yardım kampanyaları oluşturuyor, deprem bölgesinde kullanılacak yardım topluyoruz. Peki, neden daha önce önlemler almak yerine, felaket geldiğinde aklımız başımıza geliyor? Gelişmiş ülkeler böylemi yapıyor? Yardım etmek elbette güzel, ama gerçek yardım acılar yaşanmadan, önlem alınmak adına yapılan yardımlardır.

Bakın ülke olarak güzel bir organizasyonla, hastalıklara karşı aşı oluyoruz, hiç hasta olmadığımız halde. Peki neden? Hasta olmayalım diye elbette. Çünkü hasta olduğumuzda, iyileşmek için çok daha fazla para harcamak gerekir, ya da çok daha zararı olur bedenimize de ondan.

Peki, aynı mantığı, niçin devleti yönetenler deprem, sel, yangın gibi afetler için uygulamıyor? Tek bir sebebi var. Bizler yöneticilerimizi ehil insanlardan değil, nefsimize hitap eden insanlardan seçiyoruz da ondan. Nefis aldatıcıdır, kulağa belki hoş gelebilir, ama akıl eğer devreye girmeden, yalnız nefsimizle hareket ediyorsak, sonunda üzülmemizde kaçınılmaz olacaktır.

Depremler hayatımızın gerçeğidir, bu gerçeğin bilincinde olan toplumlar, en az zararla derslerini alırlar. Allah sizleri depremlerle, felaketlerle imtihan ediyorum diyorsa, bizlere düşen bu tür imtihanlara hazırlıklı olmak ve en az zararla çıkmak olmalıdır. Ne yazık Rabbin bu imtihanlarından, bizlerin ders almadığı ve iyi bir notla imtihanımızı veremediğimiz anlaşılıyor.

Yine geçer not alamadığımız bir imtihandan geçtik ülke olarak. Ders alınmadan, acılarla dolu geçen boşa zaman. İşte bizler yine aynı yanlışa devam ediyoruz. Yapılan yardımlar, toplanan eşyalar acaba ne kadarı depremzedeye ulaşacak düşünceleri, akıllarda soru işaretleri bırakıyor.

Yıllardır deprem adına alınan vergilerin, başka amaçlarla kullanıldığını söyleyen devletin yöneticilerine, sanırım söylenecek söz yok. Savundukları mantık, kendi hatalarına buldukları kılıf, halk olarak bizleri çok ilgilendirmeyip ses çıkarmıyorsak, kula kulluk edercesine suskun tavrımız, Rabbin daha sonra yapacağı imtihanlarından da başarılı çıkamayacağımızın göstergesidir. Allah neye layıksanız onu veririm diyor.

Gazetelerin köşe yazarlarını okuyorum. Doğrusu neredeyse hepsi deprem konusunda uzman kesilmişler. Kimisi yüksek bina yaparsan işte böyle olur derken, bir diğeri de hep aynı sözleri tekrar edercesine, bina kolonlarının kesilmesinden, eksik malzeme kullanılmasından bahsediyor. Yapılan yardımların dağıtılma şeklinin üzüntü verdiği, tartışılıp duruyor.

Biz bu sözleri, her depremden sonra duymuyor muyuz? Elbette duyuyoruz, ama aklını başına alan ne yöneticilerimiz var, nede halk olarak zerre kadar ders alan toplum var. Boşa konuşmaktan öte giden yok. Neden kendimize bu soruyu sormuyoruz? Aynı yanlışı sürekli yaptığımız halde, önlem almayan yöneticilerin hiç günahı yokta, acıyı yaşayan ne yapacağını bilmez durumda olan, o an ki toplumun mu günahı var? Okulda aynı yanlışı ders almadan tekrar tekrar yapan bir öğrenciye öğretmen, ne der biliyor musunuz? Doğrusu bunu söylemekten utanıyorum, aklını kullanan anlayacaktır.

Peki, tüm bu gerçekleri neden göremiyoruz da, önlemlerimizi alamıyoruz? İşte en önemli sorunda buradan kaynaklanıyor. Bizler eğer Allah ın rehberini devre dışı bırakıp, beşerin kitaplarını da Allah katından gelmiştir diye inanırda, ardı sıra gidersek, hiçbir zaman gerçekleri görmemiz ve önlemler almamız da mümkün olmayacaktır. Kendi kendimizce yarattığımız bir inancın, peşi sıra giderde, Kur’an ı devre dışı bırakırsak, daha çok acılar çekeriz, üzülürüz ve hiçbir ders almadan boşa zaman geçiririz. Bunu da lütfen sakın unutmayalım. Allah Kur’an da aklını kullanmayan kullarının durumunu, çok güzel örneklerle anlatıyor. Lütfen onu anlayarak okuyalım ki, yaptığımız yanlışların da farkına varabilelim.

Yine aydın geçinenler, boş sözlerle toplumu avutacak, yine bizleri yönetenler, toplumu kandırmaya, aldatmaya, oyalamaya devam edecekler. Üzülüyorum çünkü birileri, bizleri nefislerimizle aldatıyor. Üzülüyorum çünkü ülke olarak inanç adına, din adına bölündük. Dini Allah ile kul arasından alıp, Allah, veli, kul eksenine kaydırdık. Tıpkı Hıristiyan toplumunda olduğu gibi. Sorduklarında bizde ruhban sınıfı yok deriz. Ama bizler öyle bir ruhban sınıfı yaratmışız ki farkında bile değiliz.

Kimin takvaca üstün olduğuna bizler karar verip, kendimizi temize çıkartarak, karşımızdaki insanları adeta inançsız ilan ettik. Hâlbuki Rabbim bizleri uyarıp, bakın ne diyordu?

(O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O'dur.)

İşte bizler gerçekleri, bunun için göremiyoruz. Kendimizi temize çıkarmış, birbirimizi inançsız olmakla itham edip, edindiğimiz velilerin ardı sıra giderek, Allah ın rehberinin nurundan uzak, güneşinin aydınlığından istifade edemez olmuşuz.

Yaşadığımız Van depremi, dilerim bazı gerçeklerin toplum olarak görülmesine vesile olur. Yok, eğer hiçbir ders almazsak, Allah bizleri çok daha büyük imtihanlardan geçireceğinin de farkında olalım.

Dilerim Rabbimden toplum olarak, Kur’an ın ipine sıkı sıkı sarılan, Allahın saf, katıksız inancına hurafeler katmadan yaşayan kullarından oluruz. Yoksa Allah ın bizleri, daha çok musibetlerle imtihan edeceğini de unutmayalım.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
Dünyagündemi.net