Merhaba



Adamın biri Demirel’e karşıymış, sevmezmiş. Bir gün televizyonda Demirel’i görünce, ‘Konuş konuş, bir gün gelecek kazık bir yerine girecek’ demiş…

DEMİREL başbakan, hemen başbakan’a hakaretten dava açılır. Dava sürerken ’12 Eylül’ gelir, Demirel başbakanlıktan indirilir, sürgüne gönderilir… Aradan bir zaman geçer, mahkemeden tebligat gelir, ‘Hakaret davası karar aşamasındadır.’

DEMİREL hemen avukatlarını arar:

‘Davadan vazgeçiyorum!’

‘Aman efendim…’

‘Adam benim için ne demişti?’

‘Gün gelecek, bir yerine kazık girecek demişti!’

DEMİREL kahkahayı patlatır:

‘Adamın dediği çıkmadı mı?’




Doğu’nun bir vilayetinin bir mezrasında, vatandaşın aile nüfusu çok kalabalıktır, o kadar ki ebeveyn çocuklarına koydukları isimleri bile hatırlayamamaktadır.

Günün birinde, küçük erkek çocuklarından bir tanesi kaybolmuştur, jandarma’ya haber verilir, aile çaresizdir, yapacak fazla bir şeyleri de yoktur!

Kaybolan çocuk ise, bir zaman önce Süleyman Demirel’in mezraya gittiğinde, başını okşadığı ve adını sorduğu çocuktur.

Günün birinde, kaybolan çocuk çıkıp gelir, aile şaşkındır ve sevinç içindedir.

Ancak, bir şey var ki, o da; anne ve baba çocuklarının adını unutmuştur!

Adam, büyük bir mahcubiyetle karısına sorar;

‘Hanım, bu oğlanın ismi neydi?’

‘Bil miyom bey!’

‘Ben de unuttum hanım!’

Kısa bir sessizlikten sonra; kadın kocasına şöyle der,

‘Hatırlıyor musun, bizim oğlan daha küçüktü, Süleyman DEMİREL, köye geldiğinde, oğlanı kucağına alıp, sevdiydi, sonra adını sormuştu, bizde ona adını söylemiştik, ’

Adam vaziyeti çakar; çözüm bulunmuştur.

‘Gelecek ay memlekette seçim var, DEMİREL, kasabaya geldiğinde, çocuğu da yanımızda götürürüz, Demirel çocuğun adını unutmamıştır, gördüğünde, muhakkak çocuğu tanıyacak ve adını söyleyecektir’ der,

Öyle olur; ertesi hafta kasabaya gidilir,

Adam Demirel’e doğru yönelir; çocuğunu da işaret ederek;

‘Hoş geldin Ağam!, yıllar evvel kucağına aldığın bizim oğlan büyümüştür, aha ‘ der,

Demirel çocuğa dikkatle bakar, meşhur zenit saati gibi hafızasıyla çocuğun ismini hatırlar,

‘… Vay Yusuf! Sen ne kadar büyümüşsün! Der,

Anne-baba bu vesile ile çocuklarının ismini de öğrenmiş olur.

Hasan Pulur