2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 13 Toplam: 13

Reflü hastalığı nedir ?

Hastalıklar ve Tedavi Yolları Kategorisi Dahiliye (iç hastalıkları) Forumunda Reflü hastalığı nedir ? Konusununun içerigi kısaca ->> Reflü ve Mide Fıtığı Mide fıtığı nedir ? Yutma borusu göğüs kafesi içinde aşağı doğru seyreden bir borudur ve bu ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    Reflü ve Mide Fıtığı

    Mide fıtığı nedir ?

    Yutma borusu göğüs kafesi içinde aşağı doğru seyreden bir borudur ve bu boru göğüs boşluğu içindeki seyrini diafram dediğimiz bir kası delip karın içine geçerek sonlandırır. Diafram ise göğüs boşluğu ve karın boşluğunu birbirinden ayıran, yekpare ve adeta bir cami kubbesi gibi son derece önemli görevleri bulunan bir kasdır. Diafram kasının sürekli ve ritmik kasılmaları sayesinde soluk alabiliriz. Gene bu diafram sayesinde karın içi ile göğüs boşluğu birbirinden ayrılmış olur ve karın içi pozitif basınç akciğerlere doğru yansımaz ve karın organları göğüs boşluğuna doğru geçemez. Bu sayede göğüs boşluğu içindeki akciğerlerimiz baskılanmamış olarak ve şişkin biçimde kalabilir. Çoğumuzun merak ettiği “hıçkırık” durumu da diaframın çeşitli nedenlerle uyarılması ve ani kasılmasının sonucunda oluşagelen bir durumdur. Normalde diaframda iki tane büyükçe delik mevcuttur. Bu deliklerden daha önde olanından yutma borusu aşağıya doğru geçmektedir.

    Arkadaki diafram deliğinden ise vücudumuzdaki en kalın atar damar olan “aort” geçer. Yutma borusunun geçtiği deliğin ki buna tıpta « hiatus » denilmektedir ; belli bir açıklıkta olması lazımdır. Diafram kası liflerinin bu deliği ve dolayısı ile yutma borusunu sıkı sıkıya çevrelemeleri lazımdır. İşte bazı insanlarda bu delik anormal biçimde genişler ve bu durumda “hiatus” yetmezliği ya da genişliğinden söz edilir. Bu deliğin belli bir genişlikten daha da fazla olduğu durumlarda mide ile yutma borusunun bileşkesi ki bu aslında karın içindedir; yukarı doğru deliğin içinden kayabilir. Burada yukarı doğru kayma olayı çok önemlidir çünkü yukarısı aslında göğüs boşluğudur. İşte bu duruma halk arasında “mide fıtığı” denmektedir . « Fıtık » aslında arapça bir kelime olup anlamı “yırtık” demektir. Mide fıtığı durumunda bahsedilen yırtık; yutma borusunun diaframı delip geçtiği delikteki anormal bir genişlemedir diyebiliriz. Yani ekstra bir yırtılma olmayıp sadece normalde de var olan bir deliğin iyice genişlemesi söz konusudur.

    Mide fıtıkları endoskopi ile kolayca saptanabilirler ve değişik tipleri mevcuttur. Eğer yutma borusu ve mide bileşkesi birlikte yukarı doğru göğüs içine kaymış ise buna “ kayma tipi ” mide fıtığı denilir ve bu durum sıklıkla reflü hastalığı ile de ilişkilidir. Daha doğrusu reflü hastalarının yaklaşık yüzde 40 ında bu tip mide fıtığı da bulunmaktadır. Kayma tipindeki mide fıtığı bulunan hastaların büyük bölümünde yutma borusu alt ucundaki daraltıcı mekanizma -ki buna LES (alt yutma borusu büzücüsü) diyoruz,- bozulmuştur. Bu da beraberinde reflü hastalığına yol açabilir. İkinci tip mide fıtıkları ise “ paraösefagal ” fıtıklardır. Bir de hem kayma ve hem de paraösefagal tipin birlikte gözlendiği durumlar vardır. Paraösefagal fıtıklarda mide-yutma borusu bileşkesi yerinde yani karın içinde durmaktadır ve bu bileşke yukarı kaymaz. Ancak diaframdaki genişlemiş delikten midenin “fundus” dediğimiz adeta tavanı göğüs boşluğu içine fıtıklaşmıştır. Bu fıtıklar tedavi edilmediklerinde tüm midenin göğüs boşluğu içine kaçmasına varana dek ilerleyebilmektedirler.

    Sıklığı nedir ve mide fıtıkları kimlerde daha sık görülür ?
    Çoğu ufak mide fıtıkları herhangi bir şikayete yol açmadıkları için saptanamamaktadırlar. Bu nedenle gerçek sıklığı tam bilememekteyiz. Ancak genelde kayma tipinde olanlar “paraösefagal” olanlardan yaklaşık 7 kez daha sık gözlenmektedir. Atmış yaşını geçmiş kişilerin % 50 ‘sinden çoğunda kayma tipi mide fıtığının bulunduğunu söylemek bu durumun nedenli sık olduğuna iyi bir örnek olacaktır. Paraösefagal olan tip kadınlarda erkeklere oranla 4 misli fazla gözlenmektedir ve daha ziyade ellili hatta atmışlı yaşların hastalığıdır bunlar. Kayma fıtığı ise nisbeten reflü hastalığının da en çok gözlendiği 40 lı yaşlardan sonra sıklaşmaktadır. Bazen çok gençlerde de rastladığımızı söylemek yerinde olacaktır.

    Neden olur mide fıtıkları ?

    Bazı nadir doğumsal mide fıtıklarını bir kenara bırakırsak, karın içi basıncının sürekli etkisi altında kalan diafram deliğini oluşturan kas ve kirişimsi yapıların zaman içinde güçlerini kaybetmeleri ve gevşek hal almaları en önemli nedendir. Bazen de genetik etkenlerin rol oynadığını da bilmekteyiz. Karın içi basıncını arttıran tüm durumlar da riski arttırabilir. Bunun en güzel örnekleri ileri şişmanlık ve çok sayıda hamileliktir.
    Mide fıtıkları ne tip belirtilere yol açabiliyorlar ?
    Öncelikle vurgulanması gereken ; daha nadir de gözlense, paraösefagal mide fıtıklarının hayatı tehdit edebilen çok ciddi problemlere yol açabildiğinin bilinmesidir. Bunlarda da reflü hastalığı nadiren gözlenebilir ancak reflü sıklığı kayma tipindeki mide fıtığında çok daha fazladır. Paraösefagal fıtıklarda ; yutkunma güçlüğü, yemek yedikten sonra ciddi bir dolgunluk hissi ön plandadır. Hastaların üçte birinde ise mide kanamasına ve ağızdan kahve telvesi gibi kan gelmesine yol açabilir paraösefagal tipteki mide fıtıkları. Hatta bazen “anemi” dediğimiz bir kansızlık durumunun araştırılması esnasında bile karşımıza çıkabilir bu tip fıtıklar. Bunun nedeni fıtıklaşmış mide duvarının diaframa yaslanmış kısmında oluşan bir ülserden sürekli ve az az kanama olmasıdır. Gene birçok solunum problemine yol açabilir bu fıtıklar. Dolayısı ile çok nadir olan paraösefagal fıtıklar tanı konulduğunda ve hasta ileri yaşta olsa bile mutlaka ameliyat edilmelidirler. Özellikle erken yakalanılanları gene “laparoskopik” olarak yani karnı kesmeden ameliyat edebilmek mümkündür.

    Mide fıtıklarının tedavisine cerrahi diyebilir miyiz ?

    Bu sorunun cevabı hem evet ve hem de hayırdır. Çünkü hiçbir sıkıntıya yol açmayan tesadüfen farkedilmiş bir kayma fıtığına hiçbirşey yapmak gerekmez. Bunun aksine ; ciddi sıkıntı ( ki bu en çok reflü hastalığı şeklinde ortaya çıkmaktadır) , oluşturan kayma fıtıklarında hem fıtığı laparoskopik olarak ortadan kaldırmak ve hem de “hokka” mekanizması yaparak kişinin hem fıtığını ve hem de şikayetlerini ortadan kaldırmak en kesin çözüm olmaktadır. Paraösefagal fıtıklarda ise ameliyat kararını almamız çok daha çabuk olmaktadır. Ciddi cerrahi risk taşımayan herhangi bir kişide paraösefagal fıtık varsa derhal cerrahi önerilmelidir.

    kaynak

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    Hamilelikte Reflü

    Tüm hamileliklerin % 30 -80 ‘inde (hamilelerin üçte ikisinde) reflü sıkıntıları başgösterir.

    Doğumu takiben reflü sıklıkla ve genellikle kendiliğinden geçer.

    Hamileliğin ileri aylarında rahmin de büyümesine bağlı olarak reflü daha sıkıntılı seyreder.

    Gebelikten önce reflü varsa şiddet gebelikte iyice artar.

    Çoğul doğurmuşluk durumunda reflü daha da fena seyreder.

    Annelik yaşı ileri ise reflü daha da fena seyreder.

    Hamilelikte reflü neden olur ?
    Artmış karın içi basınç (reahmin giderek büyümesi sonucu)

    LES (alt yutma borusu büzücüsü) basıncı düşüklüğü (Östrojen ve Progesteron yükseldiği için)

    Abdominal LES (alt yutma borusu büzücüsü) kısalığı
    Hamilelikte Reflü Tedavisi
    Aşağıdaki öneriler hamile hanımefendilerin doğacak çocuklarının hiçbir riske maruz bırakılmadan reflü açısından nisbeten de olsa rahatlayabilmeleri için son bilimsel çalışmalar gözetilerek özetlenmiştir. Gene de hamilelerin tüm ilaç ve önlemleri kadın doğum ve çocuk doktorlarına danışarak almaları gerekmektedir.

    Hamilelerde anti-reflü cerrahisi uygulanamaz!

    Ciddi reflüsü olup da hamile kalmayı planlayanlarda anti-reflü ameliyatın hamilelikten önce yapılması şiddetle önerilmektedir.


    Bebek için ilk 10 hafta tehlikeli. Anormal çocuk doğumu açısından en tehlikeli süre son menstürasyondan (adet kanaması) sonra 31-71 gün arası.

    Doğum esnasında aspirasyona (mide içeriğinin ağıza ve oradan da akciğerlere kaçması) karşı önlem al!

    İntragastric PH 2.5 un üstünde olmalı

    Bu nedenle kullanabilecekler: Na HCO3 veya Na sitrat

    Ranitidin

    Omeprazol


    Laktasyonda (Emzirmede)

    Antiasitler (Al ve Mg içeren)

    Gaviscon muhtemelen OK

    Sucralfate muhtemelen OK

    H2rec: Famotidin OK

    PPI YASAK

    Bebek ve Çocuklarda Reflü
    “Reflü” merkezimizde yeni doğan, bebek ve 10 yaş altındaki çocukların tanı ve tedavisi yapılmamaktadır. Bu yaş gurubunda reflüsü olan çocuklar için bir pediatrik gastroenteroloğa ya da pediatrik cerraha başvurmanız uygun olacaktır.


    Tüm yaştaki çocuklarda en sık yutma borusu hastalığı reflüdür.

    Yeni doğan ve küçük bebeklerde mide içeriğinin ara sıra ağza gelmesi aslında fizyolojik bir durum olup “hastalık” değildir. Bu durumun ciddi biçimde şikayetlere yol açması ya da sıkılığının ileri derecede artması ya da birtakım solunum problemlerine yol açması durumunda tabi ki bir hastalık durumu söz konusu olacaktır.

    İlk yaş içindeki bebeklerde reflü yaşamın ilk aylarından itibaren başlar ve 4. ayda maksimum düzeye ulaşır. Belirtiler 12. aya doğru büyük ölçüde kendiliğinden geriler ve 24. ayda sıklıkla tamamen ortadan kalkar. Dolayısı ile anne ve babaların bebeklikteki reflü benzeri şikayetlerden çok korkmamaları ve bu durumun bebeğin gelişimi ile birlikte birkaç yıl içinde kendiliğinden geçebileceğini bilmeleri gerekmektedir.

    Daha ileri yaşta ortaya çıkan reflü hastalığı bile erişkinlerdekinin aksine kendiliğinden ve çocuğun gelişimini takiben % 50 ihtimal ile ortadan kalkabilmektedir.

    Giderek daha ciddi sorunlara yol açan, yaşın ilerlemesine karşın gerek tipik ve gerekse atipik şikayetlere ve hatta solunum problemlerine yol açan reflü durumlarının ise kuşkusuz olarak düzgün biçimde tedavi edilmeleri gerekmektedir.


    kaynak

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    Reflü Komplikasyonları ve Kanser


    Uzun süreli reflü hastalığının yol açabileceği ciddi sorunlar var mı ?
    Nadir de olsa evet ,çok ciddi problemler var !

    Yutma borusundaki sürekli tahriş sonucunda burada hareketlilik azalması söz konusu olabilir ve bu da yutma güçlüğüne yol açabilir. Yutma borusu normal şartlarda kurşun bir boru gibi değildir ve yutma işlemi de tamamen pasif bir hareket olmayıp salt yer çekimi etkisi ile gerçekleşmez. Yani kendine ait bir dizi hareketlilik özelliği vardır yutma borusunun ve bu sayede bizler yatar pozisyonda bile, yutma borusunun tıpta « peristaltizm » denilen yılankavi hareketliliği sayesinde lokmaları yutabiliriz. Uzun süreli reflü, kronik yaralanma süreci neticesinde yutma borusunun hareket özelliğinde ciddi azalmaya yol açarak, özellikle katı gıdalara karşı yutkunma güçlüğüne yol açabilir. Daha ileri olgularda ise ; yaralanma/iyileşme kısır döngüsünün ardından « skar » yani nedbe dokusu gelişerek yutma borusu kısalabilir ve hatta alt ucunda darlık gelişip kişi katı gıdaları tamamen yutamaz hale gelebilir. Bu durumlar artık standart laparoskopik anti-reflü ameliyatlarının uygulanamayacağı çok geç komplikasyonlardır.

    En korkulan komplikasyon ise ; sürekli tahriş altında kalan yutma borusu alt ucunda kanser gelişimidir. Bu gerçek bir risktir ve sürekli reflü çok uzun dönemde kanser riskini hatırı sayılır oranda yükseltir. Böyle bir riskden söz ederken ; milyonlarca kişide bulunan bir hastalık olan reflü ile ilgili olarak aşırı bir korku da yaratmamak gerekmektedir. Şunu vurgulamak gerekir ki ; her reflü hastası tabi ki kanser olmamaktadır. Yani ortadaki ilişki sigara içmek ile akciğer kanseri gelişimi arasındaki gibidir. Sigaranın akciğer kanserine yol açabildiği kesin olmakla birlikte her sigara içen kansere yakalanmamaktadır. Öte yandan akciğer kanseri gelişen ve yıllarca tütün kullanmış kişiler ; sigara kesin ve net bir risk faktörü olduğundan A.B.D. de sigara şirketlerini dava ettiklerinde milyonlarca dolar tazminat alabilmektedirler.

    Ancak uzun süreli reflüsü bulunan bir hastada yutma borusu alt ucunda “ Barrett ” diye adlandırılan bir özel yara gelişmiş ise işte bu durum kanser habercisi bir durumdur ve reflü cerrahi olarak derhal tedavi edilmelidir ki kanser gelişimi riski ortadan tamamen kaldırılamasa da azaltılabilsin . Artık çok iyi biliyoruz ki; hangi nedenden olursa olsun mide kapsamının yukarıya yutma borusunun içine doğru fazla miktarda kaçması ve bu durumun uzun sürdüğü olguların % 5 - 15 ‘ e yakınında Barrett dediğimiz durum gelişebilmektedir. Barrett denilen doku farklılaşması yutma borusu alt ucundaki hücrelerin barsak tipi hücrelere dönüşümü demektir ve bu aslında sürekli tahriş olmaya karşı bir savunma mekanizmasıdır.Tıpda bu hücre farklılaşmasına “ intestinal metaplazi ” denilmektedir. Bu durum ilk olarak Norman Barrett isimli bir İngiliz cerrah tarafından 1950 yılında tanımlandığı için onun adı ile anılmaktadır. Barrett her tedavi edilmemiş reflü hastasında oluşagelebilir ancak sigara içiyor olmak, ileri yaş, şişmanlık, beyaz ırka mensup olmak, birinci derece akrabada Barrett veya yutma borusu alt ucu kanseri hikayesi olmak, çok eski reflü hastası ve erkek olmak Barrett olasılığını arttıran durumlardır.


    Barrett genellikle 40 yaş civarı ortaya çıkmaktadır ve dolayısı ile daha gençlerde saptanırsa tedavisi daha ivedidir.

    Erkeklerde kadınlara oranla 2 misli fazla görünür

    KOMPLİKE REFLÜ ALARMLARI !

    - Yutkunma güçlüğü
    - Ağrılı yutkunma
    - Kusma
    - Kanama
    - Demir eksikliği anemisi gelişmesi
    - Erken doyma
    - Kilo kaybı

    “Barrett” çok ciddi bir durum mudur ?
    Doğrudur. Barrett tamamen tedavi edilmemiş ve kronik (müzmin) reflü sonucu gelişir ve o hastayı yutma borusu alt uç kanseri gelişimi açısından normal insanlara göre 30 ila 125 kez (ortalama 100 misli) daha fazla riske sokar. Barrett tanısı sadece endoskop yardımı ile alınan biyopsilerle konur ve kesin tanı, yutma borusu alt ucundan alınan minicik parçaların bir patalog tarafından mikroskop altında incelenmesini gerektirir. Barrett de kendi içinde ciddiyet açısından farklı üç aşama içerir ve erken Barrett ‘ li de yapılacak iş basit bir anti-reflü ameliyatı iken gecikmiş Barrett ‘ lide ise (patolojide hafif ya da ağır « displazi » saptanması Barrett ‘in ileri evreleridir) , çok ciddi adeta kanser benzeri ameliyatlar gerekebilmektedir. Sonuç olarak Barrett tanısı almış kişilerin vakit geçirmeden bir reflü merkezine başvurmaları gerekir.

    Son yıllarda deneyimli ellerde yapılan laparoskopik anti-reflü ameliyatların Barrett in ileri evrelere geçişini engelleyebildiği ve hatta Barrett i ortadan bile kaldırılabildiğine dair yayınlar mevcuttur.
    Sözü edilen kanser nasıl bir kanser türü ?
    Özel bir yutma borusu kanseri tipidir ve sıklığı son yıllarda çok artmaktadır. Yutma borusu kanserleri içinde bu tip kanserlerlerin sıklığı % 5 lerden % 50'lerin üstüne çıkmıştır. Özellikle reflü hastalığını ve Barrett durumunu çok daha iyi anlamış olduğumuz son dönemde Barrett' e bağlı kanserlerde % 350 ‘ lere varan oranda artma olduğunu biliyoruz. Gelişen kanserin tipi yutma borusu „adenokanseridir“ ve geliştikten sonra tedavi şansı çok çok az olan bir kanser türüdür. Beş yıl yaşama şansı % 10 ‘un altındadır ve kanser tanısı konulduğunda olguların .% 50 ye yakınında hastalık tedavi şansını yitirmiş olmaktadır. Bu nedenlerle zamanımızdaki en büyük mücadele kanser gelişimini önlemeye yöneliktir. Dolayısı ile ciddi reflü hastalığı varsa bunun doğru tanısının erkenden konulması ve tedavide gecikilmemesi son derece önemlidir. İlaç tedavisine yanıtsız reflü hastalığı durumlarında ve özellikle Barrett gelişmiş ise hastaların etkin biçimde ameliyat edilmeleri gerekmektedir. Reflü tedavisi için ameliyat seçeneği; kişi artık bir gün içinde taburcu olabildiğinden son derece geçerli bir yöntemdir. Çok yeni olarak Barrett gelişmiş insanlarda hastalığın doğal seyrini (yani bu örnekte kansere doğru gidişi) ameliyat tedavisi ile değiştirebilmek mümkündür.
    Reflü hastalığında ameliyat kanser oluşmasın diye mi uygulanıyor ?
    Bu çok önemli bir soru olup cevabı hayırdır ! Önceden de kısaca değindiğimiz gibi anti-reflü cerrahisi esas olarak; tıbbi yani ilaçla tedaviye yanıtsız reflü hastalarına önerilmesi gereken bir tedavi şeklidir. İşin evrensel boyutta altın standartı şudur : 8 – 12 haftalık ilaç tedavisi ve bir dizi diyet ve sosyal yaşam önlemi sonrasında rahatlayamayan ve reflü şikayetleri devam eden hastalarda ameliyat önermek gerekmektedir. Yani anti-reflü cerrahisi hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmak ve ilaç almadan rahat yaşamasını sağlamak için önerilmeli ve uygulanmalıdır. Bir yandan da cerrahi tedavi reflü mekanizmasına yönelik bir tedavi olup reflüyü tamamen ortadan kaldırabildiği için uzun dönemde de hem Barrett ve dolayısı ile kanser riskinde azalmaya yol açabildiği düşünülmektedir.
    Barrett olan bir hastada anti-reflü ameliyatı sonrası tüm risk ortadan kalkıyor mu ?
    Bu önemli sorunun cevabı malesef hayırdır. Barrett' li bir hastada yutma borusu alt ucundaki kronik tahrişi en etkin biçimde azaltmanın yolu tabiki anti-reflü cerrahidir ve bu sayede Barrett'in daha da ileri evrelere gidişi önlenebilmekte, ve son üç yıllık yayınlara baktığımızda bazı olgularda Barrett de gerileme bile sağlanabilmektedir. Ancak her türlü önleme karşın bazı hastalarda kanser gelişimi gene de olasıdır. Bu nedenle Barrett'li bir hastanın anti-reflü cerrahisinden sonra bile belli aralıklarla endoskopik takibi elden bırakılmamalıdır. En ideal olan anti-reflü cerrahisinin henüz Barrett gelişmeden uygulanmış olmasıdır.
    Yutma Borusu Alt Uç Kanseri
    Barrett’de kanseri engellemenin en iyi yolu halen net değildir. Muhtemelen yutma borusu içine asit ve safra kaçağının tam anlamı ile ortadan ve hem de yıllar öncesinden kaldırılması yani etkin bir reflü tedavisi yapılması en iyi yöntemdir. Zamanımızda bunu en kalıcı ve etkili biçimde sağlayan yöntem anti-reflü cerrahidir. Bu yöntemin etkinliğini destekleyen çok yeni çalışmalar mevcuttur.

    istanbulcerrahihastanesi

Benzer Konular

  1. Meniere Hastalığı Nedir?
    Nil@y Tarafından KBB (Kulak, Burun, Boğaz ) Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 24-10-2011, 10:09 AM
  2. Beden Hastalığı mı önemli yoksa Kalp Hastalığı mı ?
    Ahrariyye Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-01-2010, 10:05 PM
  3. Behçet Hastalığı nedir?
    sibel Tarafından Dermatoloji (deri hastalıkları) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 24-12-2009, 11:38 PM
  4. Meslek Hastalığı Nedir ?
    Gül@y Tarafından Borsa ve Ekonomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-08-2008, 11:20 AM
  5. Koroner Kalp Hastalığı nedir? ( KKH )
    sibel Tarafından Kalp & Damar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-01-2007, 10:22 AM
Yukarı Çık