Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Ninnilerde Saklı Anadolu Pedagojisi

    Ninnilerde Saklı Anadolu Pedagojisi

    Biz sanıyor muyuz ki “Ağlama yat iki gözüm/Beşik olsun sana dizim/Uyusana körpe kuzum/Uyu yavrum ninni” şeklindeki manileri Batı’dan öğrendik. Değil elbette... “Yattım Allah kaldır beni/Rahmetine daldır beni/Can bedenden ayrılınca/İman ile gönder beni…” diyerek uykuya yatan ve bu duaların bereketiyle inancı, umudu sabaha başlangıç yapan çocuklarımız var bizim…

    Tarihini biraz daha geriye götürmek mümkünse de genel kabul gören bir anlayışa göre Tanzimat’tan itibaren her sahada daha gelişmiş bir toplum olabilmek için önümüze bir hedef koyduk. Bu hedefin sihirli kelimeleri ise “muasırlaşma”, “Batılılaşma”, “çağdaşlaşma”, “modernleşme” idi. İki asırdır bu hayalin peşinde koşuyoruz. Bu yolda aldığımız mesafe, geldiğimiz nokta ortada. Arzu edilen neticeye ulaşılamadığı için hâlâ bu kavramları telaffuz ediyoruz, hâlâ çağdaşlığın örneği, öncüsü gördüğümüz Batı’yı tüm kuramları ve uygulamalarıyla benimsemek adına Avrupa Birliği’ne girebilmeyi hayati bir konu olarak görüyoruz.

    Bütün bunlar, bir tek gerçeği ortaya koyuyor. Biz, çözülme döneminde modernleşmenin peşinde koşarken çok önemli bir gerçeği göz ardı ettik. O da “geleneğin bilgeliği”dir. Bu ihmal edilince Batı’nın bilimi, tekniği meselemizi çözmeye yetmedi. Biz, bilginin bilgeliğe dönüştürülerek faydalı hâle getirildiği bir yapıdan geliyorduk. Bu yapıda esas olan insandı ve insan sadece dünyası ile değil ahiretiyle, sadece kendisiyle değil çevresiyle düşünülmekte ve her türlü eğitim uygulamaları ona göre düzenlenmekteydi. Sadece fiziki olan değil metafizik olan da önemliydi. Dolayısıyla insana yönelik her uygulamada bu bütünlük anlayışı esastı. Psikoloji, pedagoji, sosyoloji bizde belki Batı’daki gibi sistemleştirilmiş bilgiler, bilimler değildi ama anlayış ve uygulama olarak bunların âlâsını biliyor ve yapıyorduk.

    Ancak biz sandık ki bağlama yerine gitarı alırsak elimize, musikide mesafe alırız. Kendi giyim tarzımız yerine Batılılar gibi giyinirsek her şey yoluna girer. Çocuğumuz dinî ilimler yerine sadece fennî ilimler okursa ihtiyacımız olan münevver kadrosunu kurmuş oluruz sandık. Misaller çoğaltılabilir ama sonuç değişmez. Sonuç maalesef şudur: Çağdaşlaşma, yenilenme yolunda yanlışlık yaptık. Bunca çabaya rağmen ortada ne bir Mimar Sinan’ımız vardır, ne Dede Efendi’miz, ne Kâtip Çelebi’miz ne de Şeyh Galip’imiz…

    Ninnilerde saklı bilgelik

    Oysa; karşımızda asırların tecrübeleriyle mükemmel hâle getirilmiş zengin bir birikim vardır. Siz, buna miras da diyebilirsiniz hazine de. Şöyle üzerindeki küller üfürülecek olursa hâlâ kullanılabilecek bir miras, hâlâ işimize yarayacak bir hazinedir bu…

    Bu hazine insan merkezli bir hazinedir. Çocuk, bu hazine içerisinde ilahî bir emanettir. Dolayısıyla en iyi şekilde yetiştirilmesi, belli değerlerle donatılması son derece önemliydi. Bu eğitim içerisinde çocuğun ilk eğitim yeri ailesi; öğretmenleri ise başta annesi olmak üzere evin bütün bireyleriydi. Biz sanıyor muyuz ki “Ağlama yat iki gözüm/Beşik olsun sana dizim/Uyusana körpe kuzum/Uyu yavrum ninni” şeklindeki manileri Batı’dan öğrendik. Değil elbette... Millet olarak var olduğumuz günden bu yana vardı ninnilerimiz. Nasıl olmasın ki; anne sütü ne ise ninni de bir bakıma o idi. Ninnilerde sadece ağlayan çocuk susturulmuyor yahut uyutulmuyor, onlara ilk dil ve edebiyat bilinci burada kazandırılıyordu. Çocuk ileride konuşacağı dilin musikisiyle ve kelimeleriyle bu yolla tanışıyordu. Gerçekten de ninniler geniş ve çok anlamlı bir dünya idi. Bir bakıma dua idi anne gönlünden dile dönüşen saf, samimi dua… Onlarda anneler dileklerini belirttiler çocukları için, kimi zaman sevgi ve şefkatlerini… Her kelimesi, her nağmesi çocuğun kulağından gönlüne bir su gibi aktı. Kulakları temiz Türkçe’nin billur sesiyle tanıştı. Öyle daldılar rüya gölüne…

    Dil gibi din de yani değerler de ninnilerle doldu çocukların yüreklerine: “Hu hu hu Allah/La ilahe illallah/Uyusun da büyüsün/Tıpış tıpış yürüsün/Hu hu hu yavruma/Ninni diyem büyüsün” diyen annelerin bu içli nağmeleri çocuğun manevi iklimlerle tanışmasının ilk adımı sayılabilir.

    Ninnilerle birlikte düşüneceğimiz anonim bir tür de “yatak duaları” idi. Konuşma çağına gelmiş ve bu tür bir metni ezberleyebilecek yaş olgunluğuna erişmiş çocuklara öğretilen bu dualar da tıpkı ninniler gibi manzum metinlerdi. Bunlarla çocuklara küçük yaşlardan itibaren Allah sevgisi, O’na teslimiyet ve yönelme duygusu kazandırılıyor, özellikle uyumadan önce ruhî bir huzur ve sükûnetle donanmaları sağlanıyordu. “Yattım Allah kaldır beni/Rahmetine daldır beni/Can bedenden ayrılınca/İman ile gönder beni/Yattım sağıma, döndüm soluma/Sığındım Sübhanıma/İki melek şahidim olsun/Dinime imanıma…” diyerek uykuya yatan ve bu duaların bereketiyle inancı, umudu sabaha başlangıç yapan çocuklarımız oldu.

    Ninnilerden masallara uzanalım. Her bir masal bir hayal dünyasına çeker çocuğu… Ama asla hayalperest yapmaz… Masallarda anlatılan aslında hayatın gerçekleridir ama bunlar sembollerle ve sembolik bir dille anlatılır. Masaldan hayata çıkan çocuk iyiliğin dostu, kötülüğün düşmanıdır. Her zorluğun aşılabileceğine dair güven duygusu içindedir. Masal anaları işte bunları telkin eder, şuur altlarını hep iyi ve güzel olan duygularla doldurur.

    Çocuğun şahsiyet oluşumu her şeyden önemli olduğu için masallar en çok bu konuda besledi çocukları... Çünkü milletlerin ruhsal ve düşünsel fotoğrafı masallarda vardı. Her masal, çocuğu değerler aktarımıyla bir taraftan millî bir ruhla yoğururken bir taraftan da ona evrensel bakış açısını kazandırıyordu. Çünkü iyi her yerde iyi, kötü her yerde kötüydü. Çocuklar her yerde çocuktu. Hayat, ne tür olaylarla doluydu, umut-umutsuzluk neydi, mücadele nasıl bir şeydi, başarı ne demekti. Bütün bunları çocuklara masallar öğretti kendi dilince ve duyarlılığıyla.

    Eğlendirirken öğretmek

    Eğlendirirken öğretmek… Bu konuda bilmeceler bulunmaz bir imkândır. İnsan zihni erişmek için dikkate, algılamaya, yoğunlaşmaya, nesneler arasında bağ kurabilmeye müsait hâle getirilmelidir. “Ak tavuk suda yüzer”in “sabun” olduğunu; “Bir fırınım var, dört somun ekmek alır”la “ceviz”in anlatılmak istendiğini bulabilmek bir dikkat meselesidir.

    Bilmeceler yoluyla dinî kavramlar da çocuğun zihnine yerleştirilmeye çalışılmaktaydı. Mesela onlara “namaz” mı öğreteceksiniz? Bilmece hazırdır: “Bir dalda beş meyve/İkisi gün görür, üçü görmez.” Bu beş vakit namazın bilmece mantığı ile anlatımıdır işte…

    Bilmeceler kadar yanıltmacaların da çok özel bir yeri vardır çocuk eğitiminde. “Şu köşe kış köşesi, şu köşe yaz köşesi, şu şişe su şişesi…” diyebilmek gerçekten bir hüneri gerektirmektedir. Bu her şeyden önce seslerin doğru yerden çıkarılması açısından önemlidir. Böylece ana dilin konuşma dili olarak düzgün kullanımında yanıltmacalar bulunmaz bir imkândır.

    Buradan kahramanlarımıza geçelim. Bir Battal Gazi’nin çocuklarımıza rol-model olarak sunulduğunu düşünün… Nasıl gençlerimiz olur o zaman bir düşünelim. Zira Battal Gazi, onlara bilekleri kadar yüreklerinin de güçlü olması gerektiğini öğretecektir onlara… Bilginin, erdemliliğin ne anlama geldiğini söyleyecektir. O zaman zulme, adetsizliğe karşı olma ve onlara karşı mücadele gücüyle donanmaz mı gençlerimiz… Elbette öyle olur.

    Çocuğu, genci Mevlana ile buluşturabilsek insan hem maddi hem manevi yönü itibariyle kendini geliştirtebilecek… Yine çocuğu internetin sanal dünyasında sanal arkadaşlara, sanal oyunlara emanet etmek yerine komşu çocuklarıyla arkadaş olmayı ve onlarla oynamayı öğretebilsek o sanal dünyada boğulmayacak, hayatın içine çıkacak, arkadaşıyla maç yapacak, kavga edecek, küsecek barışacak, elindeki bir paket çikolatayı bölüşmeyi öğrenecek… Bu süreçte hatalar yapsa bile her hata kalıcı bir derse dönüşecek…

    Bu listeyi uzatabilir, örnekleri çoğaltabiliriz. Önemli olan bunların bugün farkına varabilmek, bu değerleri hayatın içine katabilmek… Zira çözümü hâlâ Batı’da arama yanlışlığını bugün de sürdürüyoruz. Mesela şimdiki çocuklara yönelik oyuncak sektörünü bir düşünün… Çocuklar, daha o yaşlarda tüketim ekonomisinin zalim çarkları içine atılmıyorlar mı? Oysa geleneğin kadim bilgeliğinde çocuk oyuncağını kendisi yapar, oyununu kendisi kurar.

    Siz, insanları apartman yalnızlığına hapsetmişseniz komşulukların kurulamayacağı gibi çocuklar arasında arkadaşlıklar da kurulamaz. Aileniz küçülmüşse, evinizde dedeler, nineler yoksa çocuğunuz bakıcıya emanettir. Aile büyüklerinin sevgiyle yapacağı eğitimi o bir iş olarak yapacaktır. Oturup çocuğa oyun öğretmek yerine bir oyun cd’si ile onu avutacaktır. Masal anlatmak yerine eline masal kitabı tutuşturacaktır…

    Geleneğin bilgeliğine dönüş

    Hayatın karmaşası içinde bütün bunları düşünecek zaman ve imkândan yoksunuz. Bunu ben de biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var. Bütün bu karmaşa bizi düşünmekten, sorgulamaktan, kendimizle ve sorunlarımızla yüzleşmekten alıkoymak için yapılıyor. Her şey bu karmaşa içinde birer sorunlar yumağına dönüştürülüyor. Ama “Tasa etmeyin,” diyorlar. “Biz çaresini buluruz.” Ama çare dedikleri her şey, yeni bir dert olarak çıkıyor karşımıza...

    İnsan asıl bunlara karşı direnmeli… Bu direnç gücünü kazabilmek için, daha insanî bir hayat için geleneğin bilgeliğine dönmeliyiz. Bilgi tek başına kurtarıcı olamadı, olamıyor. Onu bilgelikle, erdemlilikle zenginleştirmek gerek. Bu noktada ifadesini dilimizde bulan ve bir zamanlar bizde karşılığı olan değerleri hayatlarımızda egemen kılmalıyız. Çocuklarımıza, öyle masallar anlatmalıyız ki, bunlar onları gelecekteki aydınlık dünyalarına ulaştırsın…

    Öyleyse aynamıza bakalım; kendimize, geçmişimize… Tanpınar, öyle demiyor muydu: “Mazi, daima konuşur…” Modern evlerin içinde Şark odalarının, köşelerinin oluşturulması mazinin konuşması olmasın. Evet, bir bakıma öyledir. Ama geleneğin bilgeliği Şark odasında tozlu bir şamdan yahut bakır bir kap olmayı değil, hayatımızın kılcal damarlarında bize hayat veren bir kan olmayı bekliyor. Bir kana ihtiyacımız varsa, bu özelliği bize uyan bir kan olmalı. Aksi takdirde bulunan kan bizi hayatla buluşturamayacak, ölüme götürecektir…


    Moral
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443
    [mv]2506499/ninni_turkish_lullaby.swf[/mv]

    Turkce Ninni ..

    Çok güzel bir ninni videosu izleyin bayılacaksınız..

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #3
    Acemi Üye Yakamoz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    218
    Rep Gücü
    23220
    Çok güzel anlatım ve örnekler bir harika. Gözümden kaçan veya unutmuş olduğum bazı şeyler tekrar geliverdi aklıma. Paylaşım için çok teşekkürler.
    " İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya asla müsaade, müsamaha etmezler.''

  4. #4
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Alıntı Yakamoz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Çok güzel anlatım ve örnekler bir harika. Gözümden kaçan veya unutmuş olduğum bazı şeyler tekrar geliverdi aklıma. Paylaşım için çok teşekkürler.
    İstifade edebildiyseniz ne mutlu...:)
    Ben teşekkür ederim.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. saklı bahçem
    cvtkoksal Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 07-11-2017, 12:45 PM
  2. Monşer/Saklı Seçilmişler
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-11-2011, 08:37 AM
  3. Türkiye'nin saklı cennetleri
    YukseLL Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-02-2010, 10:50 AM
  4. Saklı Kenti Arayanlar...
    blueice Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-03-2008, 12:22 AM
  5. "ezilenlerin Pedagojisi"
    güney Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 29-02-2008, 10:09 AM
Yukarı Çık