Merhaba



Benim gurbet maceram 15 sene önce başladı ve geldiğim zamanlarda Türkler sayılabilecek kadar azdı. Türk camileri, Türk bakkalları tek tüktü. Yokluğunu öyle hissetmişim ki, ilk senelerde bazen bir yerlerden Türkce konuşmalar ya da Türkçe müzik sesleri geliyor sanar, nefes kesilirdim acaba etrafımda iki çift Türkçe konuşabileceüim birilerini bulabilir miyim diye.

Türkiye’yi aramanın dakikası neredeyse $2 idi. Öğrencilik koşullarında ise ailelerimizi ayda bir arayabiliyor, ancak hal hatır sorabiliyorduk. Mektup vardı o zamanlar, heyecanla posta yolu beklemek vardı benim için. Her mektup alışımda heyecanla okur, hüzünlenir, oturur ağlardım, sevdiklerimin elleri değmişti, gönülleri değmişti zira o mektuplara. O zamanlar Amerika gerçekten gurbeti yaşattı bana, yaşatırken de bilinçlendirdi, eğitti ve öğretti.

Sevdiklerimin ve beni sevenlerin kadri kiymetini öğretti evvela. Kuvvetli olmayı, sabırlı olmayı, kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğretti, çünkü eşimden başka, güvenebileceğim, derdimi paylaşabileceğim, yardımlaşabileceğim kimse yoktu artık yanımda.
Yeni evli iken ikinci elden eşya kullanmayı, kendi evimin ahçısı, terzisi, temizlikçisi, tamircisi hatta berberi olmayı öğretti. Berberlik dedim de, eminim benim gibi gurbette olanlara çok normal gelecektir bu terim. Amerikan kültürüne uygun ama bize çok ters düşen bay-bayan salonlarının aynı olmasi, kültür şoku ile birlikte bu konuda da bir Türk hanımı olarak sorunumuzun üstesinden gelmeyi öğretti elhamdülillah.

Sık sık taşınma vesilesi ile çok eşyanın ülfet değil külfet olduğunu öğretti. Hiç bir yere çok bağlanmamayı, çok bağlılığın hep hüsran getirdiğini öğretti. Ayrıldığım yerde ne gibi izler bıraktığımın asıl önemli nokta olduğunun bilincine vardırdı. Türkiye’de dış görünüşe, kılık kıyafete ne kadar gereksiz önem verildiğini, Amerika’nın getirdiği rahatlığa alışıp, kim ne der endişesinin yersizliğini öğretti.
Hiç gayri müslim örnek alınır mı demeyin sakın çünkü ben Amerikalılardan çocuk yetiştirme konusunda çok şeyler öğrendim. Sevgiyle ama şımartmadan, bir arkadaş gibi yaklaşarak, kendine özgüvenleri çok yüksek, küçük yaşta kişiliği gelişmiş, terbiyeli, disiplinli çocuklar yetişiyor burada. Çünkü büyük adam muamelesi görüyorlar da ondan. Çocuklarıma karşı, sen yapabilirsin, ben sana güveniyorum, bu harikaydı gibi cümleleri kullanmayı öğretti. Küçük yaşlarda ellerinden tutarak kütüphane yollarında o minicik yüreklerine nasıl kitap sevgisini işlediklerini öğretti.

Tabii ilk senelerde çocuğumuz yoktu ya da çok ufaklardı ve de dolayısı ile dışardaki insanlarla interaktif olmamızı gerektiren bir durum pek olmuyordu. Daha sonra çocuklar büyüdü, okullara başladılar ve eşlerin mesguliyetleri sebebiyle, cocukların öğretmenleri ile diyalog kurmak, arkadaşlarının aileleri ile tanışmak, doktora, parka götürmek gibi işleri bizim omuzlarımıza kaldı. Bu durum ise beni öncelikle daha iyi ingilizce öğrenmeye yönelti. İngilizcem geliştikçe görüştüğüm kişi sayısı da doğal olarak gelişti.

Diğer Müslümanlarla dialoglarımız da gelişti. İslamın evrenselliğini bir kez daha hissettirip, dünyanin neresinden gelirse gelsin, bir Müslümanın seninle aynı değerleri taşıdığını görüp paylaşmanın sevincini öğretti. Tek cami çatısı altında dünyanın binbir yerinden gelmiş Müslümanlarla, hep birlikte Cuma ve Bayram namazlarının, insanın gönlüne, ruhuna verdigi o hazzın keyfine varmayı öğretti. Şimdi Turkiye’ye dön deseler, en cok özleyeceğim şeylerden bir tanesi burada geride bırakacağım Müslüman arkadaşlarım olacaktır.
Recycle (geri dönüşüm) yapmayı, çevreci olmayı, hakkımı aramayı, tanımasam dahi herkese selam vermeyi, her yediğimiz besinin önce içeriğini okumayı, gayri müslimlerin bakışları altında namaz kılmayı da yine Amerika öğretti.

İnsanların yaşamak, gezmek, eğlenmek, yemek ve içmek adına bir ömrü nasıl tükettiklerini, hiç yaşlanmak istemezcesine hayata nasıl tutunduklarını öğretti. Hem sağlıklarına hem fiziklerine çok önem veriyorlar, ben de yaşlandım artık deyip o psikolojik çöküntüyü yaşamak istemiyolar. Eli ayağı titreyen yaşlıların toplumdan kopmamak adına nasıl hayatın her alanında hala ve de gönüllü olarak hizmet vermeye çalıştıklarını görüm. Bizlerin de yaşlılarımızı birer tecrübe hazinesi gibi görmemiz gerektiğini ve onları tekrar hayatın içine çekebilmenin yollarını bulup, onları tekrar verimli hale getirmenin üzerinde düşünmemiz gerektiğini öğrendim. Buradaki çğu kilisenin, yaşlı gönüllülerin maddi ve manevi destekleri tarafından ayakta durduklarını ve aktif hizmet verdiklerini biliyor muydunuz? Ben burada öğrendim.

Ayrıca, Amerika bana burada yaşayan insanları İslamiyete çağırmanın, hem çok kolay, hem de bir o kadar zor olduğunu öğretti. Nedeni ise; İslamın ön gördüğü güzel hasletler, vasıflar, büyüklerimizin çok önceden tesbiti gibi, onlarda bulunuyor zaten (iman hariç). Komşularına iyi davranıyorlar, dürüstler, hak hukuk gözetiyorlar, yardımseverler, hediyeleşiyorlar, cömertler. Hep istemişimdir; bu diyarlarda bu kadar sene yaşadık, en azından bir kişiye hidayet vesilesi olabilseydim diye, ama duaya devam..

Son olarak da yetişen yeni nesillerin, yani bizim evlatlarımızın, elimizden kayıp gitmemesi için aktif olarak çok çalışmamız gerektiğini öğrendim. Onlar bizim geleceğimiz, onları çok iyi yetiştirmemiz, kendi dini ve kültürel değerlerini çok iyi öğretmemiz gerekiyor ki burada azınlık psikolojisi ile çoğunluğa karışıp gitmesinler, onlara özenmesinler, kendi değerlerinin farkında, sağlam karakterli güçlü bireyler olarak yetişsinler. Eminim bu her annenin hayalidir. Allah(c.c.) bu yolda hepimizin yardımcısı olsun(amin)
Filiz ARSLAN

America Kotku Women's Association