+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5
  1. #1
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.720
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062

    Dinin Sosyolojik Gelişimi

    Yüzyıllardır insanoğlunun yaş***** eşlik etmiş olan din, insanoğlu için ne anlam taşıyor? Din ile bilim neden birbirine karşıttır? Din’i yaratan olgular nelerdir?
    İnsanoğlunun önünde iki ayrı yaşam vardır: Bunlardan biri, kişinin düşünme eyleminde bulunarak yaşaması, öteki ise kişinin kendi yaşamını düşleyerek yaşamasıdır.

    Ne anlama geliyor bunlar? Hep birlikte özümsemeye çalışalım.
    İnsan, biyolojik ve organik bir canlıdır. Bu canlı, düşünme yeteneğini, sinirlerin etkileşimi ile gerçekleştirmektedir. Ancak, bilinç için sinirlerin, belli bir etkileşim noktasının ötesine geçmesi gerekir. Bu da evrimsel süreç içerisinde gelişen ve ilerleyen bir durumdur.

    İnsanoğlunun bugün geldiği evrimsel süreçte; evreni, doğayı, yaşamı ve kendini algılaması yeterli değildir. İnsanoğlu bugün, hayvanlar ile bilinçli insan arasında sıkışmış bir evrim süreci içerisindedir.

    İki canlı arasına sıkışmış ve “katiller çağı”nı yaşatan Homoeconomicus veya insanımsı, “araç değerler” uğruna dünyayı her türlü olumsuzluğa sürükleyebilmektedir. Bu da yaşamı ve doğayı katletmek/yok etmek demektir.
    Araç değerler” nelerdir?Araç değerler; yarar, çıkar, her türlü maddi ve hükmedici gereksinmeler (para, ev, arsa, yazlık, araba, ün, mevkii, kadın/erkek, kimlik), kıskançlık, kin ve rekabettir. Bilinçli insan bu geçici araçların arkasından koşmaz; bilinçli insan “yüksek değerler”in peşinden koşar.
    Nedir “yüksek değerler”? Yüksek değerler; düşünmek, üretmek, paylaşmak, sevmek, sorgulamak, okumak ve bilgi edinmektir. Bilinçli insan, bu değerlerin peşinden koşarak insanlaşma çabası içerisine girebilir.


    Düşünme yeteneğinden yoksun olanlar, neden araç değerlerin peşinde koşmaktadırlar? Din ile araç değerler arasındaki bağlantı nedir? Araç değerler peşinde koşanlar gerçekten din’e mi inanıyor yoksa araç değerlere mi?
    Bu sorunun yanıtını vermeden önce düşünme yeteneğinden yoksun olanların yaşamsal süreçlerini irdelemeye çalışalım.

    İnsanoğlu, erkek ve dişi bireylerin çiftleşmesinden meydana gelen bir canlıdır. Anne ve babadan gelen genler yeni bireyi oluşturur. Bu genler, oluşan canlının karakterini belirler. İnsanoğlunun sinir yapısı doğduğu andan yok oluş anına dek aynı kalır. Yani “düşünme yeteneği” ile doğmayan biri sonradan düşünemez. “Düşünme yeteneği” olan birisinin ise, düşünme eylemine geçtikten sonra, düşünme yeteneğini yitirmesi olanaksızdır. Kısaca insan; doğarken ne ise, yok olurken de odur.

    İnsanoğlu, doğacağı veya yaşayacağı ortamı önceden belirleyemez; doğduğu ortamda, geçmişten gelen gelenek ve göreneklerin etkisi altında büyür. Bu durum düşüncenin gelişimi açısından olumsuzluk taşısa da, doğal bir sürecin uzantısıdır. Gelecek olmadan geçmiş de olmayacağından, doğan çocuk da kuşkusuz gelenek ve göreneklerinin engelleme/kısıtlamalarıyla karşılaşacaktır. Düşünme yeteneğinden yoksun olanlar, gelenek ve görenekleri doğal karşılar ve bunun sürekliliğini sağlamaya çalışır. Oysa düşünme yeteneği olanlar, büyüdükçe ve dünyayı algılamaya başladıkça gelenek ve göreneklerin baskısından kurtulmaya çalışır ve kendi kendine sorular sormaya ve yaşamı sorgulamaya başlar. Bu soruların boyutu, kişinin düşünme yeteneğinin sınırlarına bağlıdır.

    Düşünen bireyin, geçmişin gelenek ve görenekleri karşısında kendi kendiyle konuşması, kendine sorular sorması ve gittikçe içselleşmesi artar. Gelenek ve göreneklerin yanlışlığını ayırt etmeye başlayan kişi, kendini çelişkiler yumağında bulur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda beyni bir karmaşanın ortasına düşmüş gibi çırpınmaya başlar. Kuşkusuz bu çocuk, büyüdükçe ve kendine sorduğu sorulara yanıt alamaya başladıkça karmaşadan kurtulmaya ve kendisi olma yolunda emekleyerek düşünce yapısını oluşturmaya başlar. Bu durumda, gelenek ve görenekleri “düşünen insan”ın kabul etmediğini gören düşünemeyenler korku ile “düşünen insan”ı gelenek ve göreneklere yönlendirmeye çalışır. Bunun için önceden tasarlanmış ve kendilerinin de benimsediği din kullanılır. Din; tasarlanmış en büyük gelenek ve görenektir.

    Düşünemeyenler Korku Duymazlar
    Korku, düşünebilen insana özgü duygudur. Düşünme yeteneği gelişmiş kişi korku duyar. Korku duymasıdır kişiyi düşünme eylemine götüren. Düşünemeyenler, din uygulayıcıları az da olsa bunu bildiklerinden, düşünen insanları korku ile sindirmeye çalışırlar. Kendileri korkmadıkları için de, din ile her türlü yalanı ve kötü eylemleri gerçekleştirebilmektedirler.

    Neden, gelenek ve görenekleri yaşatmak isterler?
    Düşünemeyenler, düşünme eylemine geçmemek için, bulunduğu ortamı değişimlerden soyutlarlar. Her türlü değişim, düşünemeyenlerin beyninde yıkıma yol açar. Bu yıkım, yaşanan hazların yitimidir. Hazların yitmemesi için düşünemeyenler her türlü değişime karşı çıkarlar. Değişim, düşünemeyenlerde bir tedirginlik bir sıkıntı yaratır. Gelenek ve görenekler, iye olunan nesneleri, bir biçimde güvence altına alır. Bu yüzden gelenek ve göreneklerin yok olması aynı sürede iye olunan nesnelerin ve bu nesnelerde alınan hazın da yok olması demektir.

    Neden araç değerlere iye olmak istiyorlar?
    İye (sahip) olmak, güçsüz ve aciz olan beyni, bir biçimde güçlü ve sıkıntısız bir ortamın içine sürüklemektedir. Nesnelere iye olmak, aynı sürede bu yolla alınan hazzı da arttırmaktadır. Kısaca; bireyciler, araç değerleri benimseyerek ve onlara iye olarak hem düşünme eyleminden kendilerini kurtarmış olmakta, hem de iye olma ile hazlarını tatmin etmektedirler.

    Neden tatmin olmak isterler? Çok mu acı çekmektedirler?
    Bireyci çıkarcılar yaşamı hiçe sayarlar. Eğer öldükten sonra yaşam sürüyorsa, yeryuvarlağının yaşamı boş bir yaşamdır. Doğanın doğal eylemleri karşısında çaresiz olan bireyciler, yok olma düşüncesini beyninden atmak için bir ilaca gereksinim duyarlar. Bu ilaç tatmin olma ilacıdır. Tatmin olmanın yolu ise, iye olmada, yani araç değerleri elde etmek ve bunlara tapmaktan geçmektedir. Araç değerleri elde ettikçe ve bu değerlere taptıkça ve iye olunan nesneler arttıkça kişinin öteki dünya düşü de artmaktadır. Kendi kendini kandırma eylemi ile bir biçimde doğayı kendince yorumlayan bireyciler, yok olma düşüncesi karşısınca tedirginlik duymaktadırlar.

    “Yok olmak” ne demektir.
    Bireyci çıkarcılar doğmadan önceki yaşamlarını asla aramaz ve dilemezler. Bilirler ki, doğumdan önce yoktular. Oysa yeryuvarlağının hazlarını tadan bireyci çıkarcılar, öldükten sonra, doğumdan önceki gibi yok olacaklarını kabullenmezler. Yaşamın bir değişim olduğunu algılayamayanlar, benmerkezci bir bakışla yaşamı, kendi küçük çıkar dünyasının çevresinde döndürmektedirler. “Ne düşlüyorsam doğrudur” mantığı ile kendi kendini kandıran ve kendini oyalayanlar, bu dünyadaki yaşamı; düşünmeden, üretmeden geçirmek istemektedirler.

    “Ne düşlüyorsam doğrudur!”
    Gerçekleri kabullenemeyenler, kendi kendilerini kandırarak yaşamını sürdürür. Düşünme yeteneğinin gelişmemesi sonucu oluşan bu durum, evrimin belirli aşamalarında yüzyıllarca kendini gösterecektir. Ta ki “insan evrimi” bilinç noktasına erişinceye dek… Bilinci oluşmamış kişiler kendilerini ve yaşamı algılayamazlar. Hazları doğrultusunda yaşamdan kendilerini soyutlayarak; düş ve umutları ile yaşarlar. “Ne denli düşlerim güçlü olursa o denli düşlerim gerçekleşir” mantığı ile yaşayanlar, dünyadaki olumsuzluğun kaynağıdırlar.
    Bilinci oluşamamış kişiler acı çekmezler. Acı çekmedikleri gibi başkalarının acı çekmesini ister ve bundan da mutluluk duyarlar. Bu durumun kaynağı beynin yapısı ile ilgilidir. Beyin, düşünme yeteneği kazanmammışsa, kişi, güdüleriyle yaşamaya başlar. Güdünün temelinde haz almak vardır. Haz ise ancak başkalarının acı çekmesiyle olur.

    Din, bütün bunları organize hale getirmek için, yine bu kişiler eliyle tasarlanmış bir olgudur. Haz alma isteği, din ile kutsallaştırılmak ve böylece masum hale getirilmek istenmektedir.

    Dünyada 6,5 milyar insan soyu evrimsel bir döngünün içerisinde; doğa ve kendiyle etkileşim halinde evrimleşmektedir. Bu evrimi kavramamız için milyarlarca yıllık evrimsel süreci bilmemiz ve özümsememiz gereklidir.

    Bilim ve Din arasındaki ilişki nedir?
    İnsanoğlunun bilimsel üretimi olan araç ve gereçler, toplumsal yaşamı değiştirebilir. Bu değişim evrimsel bir değişim değil; evrimsel sürecin bir sonucudur. İnsanoğlunun bu araç ve gereçlere iye olması veya bu gereçleri kullanması her süre gelişmişliğin, çağdaşlaşmanın, bilinçli bir yaşam sürmenin göstergesi olamaz. Gelişmişlik bireyin bilinç düzeyine bağlıdır. Ormanda yaşayan ve yaşamını doğal yiyeceklerle karşılayan biri, bilinçli bir insan olabileceği gibi; gelişmiş araç ve gereçleri kullanarak çağdaş görünümlü bir kentte yaşayıp, bilinçsiz biri de olunabilir. Burada söz konusu olan araç ve gereçlerin kullanımı değil, bu araç ve gereçlerin kimin için kullanılacağıdır. Bilinçli bir üretim ve paylaşımın olmadığı yerde, araç ve gereçlerin niceliği ve niteliği hiçbir önem taşımaz.

    Bilim ve din arasında ters bir orantı vardır. Bilim, bilineni ve bilinenin değişimini insanlara sunar; oysa din, bilinmeyeni ve bilinmeyenin değişmemezliğini insanlara sunar. Bilinenler artıkça bilinmeyenler azalır; bilimin ilerlemesi ile din, bilimin içinde ya erir ya da değişime uğrar. Din’in temel bir özelliği vardır: “Din her soruya yanıt verir” (T. Mengüşoğlu). Bu yanıt kanıtlanmış bir bilgi değildir. Dini var eden de budur: Kanıtlanmayanın üzerine kurulu olmasıdır. Bilim, bilinçli insanın ürünü olduğu gibi; din, bilinçsizliğin ürünüdür. Her soruya yanıt veren bir olguya, bilinçli bir insan tutsak olabilir mi? Sonsuzluğun içerisinde her olguya yanıt aramak düşünememenin bir sonucudur. Bilim kanıtlananı, yani bilgiyi insana sunarken, bireyci çıkarlara değil, toplumsal çıkarlara yanıt verir. Oysa din, toplumsal çıkarlara değil, bireyci çıkarlara hizmet etmektedir.

    İnsanoğlu bir dönemler, birilerinin, kendilerini yönetmesi gerektiğine inanmışlardır. Bu duruma düşmelerinin nedeni, bilinç yetilerinin olmamasıdır. Bilinç yetisi gelişmemiş olanlar güdüleriyle yaşamlarını sürdürürler. Güdüleriyle yaşayanlar, bilinçli de olmadıklarından kendilerini veya doğadaki tüm yaşamı birisinin yönlendirdiği duyusuna kapılırlar. Bu birisi genelde tanrı olmaktadır. Tanrı, bilinçsiz insanoğlunun güdüleriyle eşleşerek bilincin yerini almaktadır. Bundan sonra kişi, kendisi olamamakta ve kendi yaşamını güdülere tutsak etmektedir. Güdünün ardında ise hiç de masum olmayan olgular yatmaktadır.

    Güdünün ardında yatan gerçekler nelerdir?
    Din demek, güdüyle yaşayan insanoğlunun bilinçsiz yaşamı demektir. Güdü, insan evriminin birikmiş tortusudur. Bu tortu içinde haz, şiddet ve kargaşa yatmaktadır. Bilinç düzeyine erişmemiş olan insanoğlunun yaşam alanı, bu üç olgunun var olmasına bağlıdır. Bu bağlılık din ile birlikte sisteme oturtulmuş ve bir rekabet ve bir yarış alanı haline getirilmiştir. Güdü ile yaşayanlar rekabeti doğal karşılarlar. Kendilerini göremediklerinden veya özümseyemediklerinden her süre yaşamını başkalarıyla bir yarıştaymış gibi geçirirler. Kendi yetersizliklerini veya kendi benliklerini duymadıklarından, başkalarının acısını da duyamazlar. Başkalarının acısını duyamadıklarından, güçlünün güçsüzü ezdiği bir ortamı doğal bulurlar.

    Güdüleriyle yaşayanlar her süre birilerinin önünde olmak isterler. Bu yüzden toplumsal eşitliğe karşı çıkarlar. Eşitlik, bu kişiler için düşlenmesi bile korkunç bir şeydir. Eşitliğin olduğu yerde güdüleriyle yaşayanlar yaşayamazlar. Eşitlik; bilinci gelişmiş, düşünebilen insanın yaşam alanıdır.
    Eşitliğin olmadığı yerde rekabet vardır. Bu rekabet kişiyi doğanın gerçeklerinden soyutlar ve düşünmenin ona verdiği tedirginlikten kurtarır. Düşünmenin ne denli ürkütücü (güdüleriyle yaşayanlar için) bir şey olduğunu az da olsa bilenler, beyinlerini her saniye uyutma veya oyalama yoluna giderler. Bilinç yetisi gelişmiş kişiler, düşünme eyleminde bulunmadıklarında yaşayamadıkları gibi; bilinç yetisi gelişmemiş ve güdüleriyle yaşayanlar da düşündükleri an yaşayamazlar. Düşünme eylemini gerçekleştiren beyin, eğer düşünce üretecek yapıda değil ise kişi düşünemez.

    kaynak
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  2. #2
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Mesaj
    452
    Rep Gücü
    0
    ..SOSYALIS ..! Sen ve arkadaslarin Agnostik sitesini ,birkacida Turan DURSUN sitelerinin reklamini ve oralarda acilmis konularin neredeyse tamamini buraya tasimaktan bikmadiniz YILMADINIZ...
    SüperMeydan forumu ve Adminleri acisindan bu noktada bir SIKINTI yoksa devam edin,bu forum ile ilgili bir mesele..ama dikkatte cekmiyor degil..neyse.
    Gelelim konuya, Bakin bir yaziyi kaleme alirken baslarda bir yerde bir seyi verirsiniz ve yaziyi tamamen o verdiginiz sey üzerine kurgularsiniz...!
    Okuyan o zokayi yutarsa, basinda enjekte etmeye calistiginiz seyi az da olsa verdiyseniz okuyucu sonuna kadar o zihniyette yaziya devam eder...


    $imdi gelelim yaziya.... Aslinda eklediginiz yazinin kalan kismi teferruat, fasa-fiso...tüm mesele burada verilmeye calisilan , Din ile Dolayisiyle Islam ile ilim in Catisiyor olmasi....

    Halbuki bunu bir sosyalizm savunucusu olan sizde, ateistlerde, hülasa ez-cümle okuyup yazabilen herkes biliyor ki ; islamin ilimle catistigi söz konusu degildir...

    Ne zaman ki ilim karsisina dini almaya kalkiyor sadece ilimi bu istikamette kullaniyor iste mesele ön yargili bir ilimin ilim olup olmadigi noktasina geliniyor...


    Dönem dönem müslümanlarin ilmiyete karsi olmus olmalari, islami baglamaz..ilim-Islam iliskisini terstir ,birbiriyle catisma halindedir,ZIDLA$IR diyebilmeniz icin islamin kaynagi,yazili hali olan KURAN dan ayetler getirip $unu demeniz gerekir;
    Bakin iste Ayet...ilmiyete ,bilime savas acmis...milleti miskinlige sürükleyen emirler var, teknoloji neyinizi oturun sabah aksam ibadet edin yeter...! gibi ayetler sunmalisiniz ki bizlerde ilim ile dinin dolayisiyle islamin birbiri ile savas halinde oldugunu kabul edelim...


    Ama siz kalkip kurulus amaci sadece islama hasmaniyet yapmak olan bir siteden bir konu tasir öylece yapistirirsaniz, buda ne adil olur,ne size yakisir..nede ilmi olur...


    Kal muhabbetle

  3. #3
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    tam bir gerzeğin kaleminden çıkmış.Bide zamanımı israf ettim okucam die.

  4. #4
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.720
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    Arkadaşlar sizin bu konuyu kavramanız beklenilecek bir durum değildir aslında.
    Ama, çamur atmak yerine, alıntı yaparak veya şurasını yanlış buluyorum diyerek eleştirmeniz daha düzgün bir iş olurdu...
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  5. #5
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    yazının başına bu konuyu ancak ateistler kavrayabilir yazsaydınız boşuna okuyup zaman kaybetmezdik efenim bu soytarının fikirlerini .

Benzer Konular

  1. Kandırılmak ve Dinin Kandırmada Etkisi
    expositor Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-12-2011, 09:41 AM
  2. Lost Hangi Dinin Peşinde?
    Ala Nur Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-02-2010, 04:30 PM
  3. Dinin emrini bildirmek
    bziya Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-12-2009, 03:16 PM
  4. Dinin direği namazdır...
    nefisetülilm Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-10-2009, 10:44 PM
  5. Dinin özü Tasavvuf
    mmustafa02 Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 31-07-2008, 12:20 PM
Yukarı Çık