+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Kuranın hakimiyet-i mutlaka'sı...

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan Kuranın hakimiyet-i mutlaka'sı... Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Kur’ân’ın hâkimiyet-i mutlakası Ümmet-i İslâmiyenin ahkâm-ı diniyede gösterdiği teseyyüp ve ihmalin bence en mühim sebebi şudur: Erkân ve ahkâm-ı zaruriye-ki

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.689
    Beğenmiş
    4
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Kuranın hakimiyet-i mutlaka'sı...

    Kur’ân’ın hâkimiyet-i mutlakası

    Ümmet-i İslâmiyenin ahkâm-ı diniyede gösterdiği teseyyüp ve ihmalin bence en mühim sebebi şudur:
    Erkân ve ahkâm-ı zaruriye-ki yüzde doksandır
    Bizzat Kur’ân’ın ve Kur’ân’ın tefsiri mâhiyetinde olan sünnetin malıdır.
    İçtihadî olan mesail-i hilâfiye ise, yüzde on nispetindedir.
    Kıymetçe mesail-i hilâfiye ile erkân ve ahkâm-ı zaruriye arasında azîm tefavüt vardır.
    Mesele-i içtihadiye altın ise, öteki birer elmas

    "Allah’ın ipine hep birlikte sım sıkı sarılın; ayrılığa düşüp dağılmayın." Âl-i İmran Sûresi, 3:103.
    "Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir." Bakara Sûresi, 2:1-2.

    SUNUHAT

    - - - Güncellendi - - -

    Acaba doksan elmas sütunu on altının himayesine vermek, mezc edip tâbi kılmak caiz midir?

    Cumhûru, bürhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder.
    Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur’ân’ı göstermeli;
    yoksa vekil, gölge olmamalı.


    Mantıkça mukarrerdir ki, zihin, melzumdan tebeî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez.
    Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasıtla eder. Bu ise gayr-ı tabiîdir.

    Meselâ, hükmün me’hazı olan şeriat kitapları melzum gibidir.
    Delili olan Kur’ân ise, lâzımdır.
    Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzımın lâzımıdır.
    Cumhurun nazarı kitaplara temerküz ettiğinden, yalnız hayal meyal lâzımı tahattur eder.
    Lâzımın lâzımını nâdiren tasavvur eder.
    Bu cihetle, vicdan lâkaytlığa alışır, cumudet peyda eder.

    Eğer zaruriyat-ı diniyede doğrudan doğruya Kur’ân gösterilseydi, zihin tabiî olarak müşevvik-i imtisal ve mûkız-ı vicdan ve lâzım-ı zâtî olan kudsiyete intikal ederdi.
    Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, imanın ihtaratına karşı asamm kalmazdı.

    SUNUHAT

    - - - Güncellendi - - -

    Demek, şeriat kitapları, birer şeffaf cam mâhiyetinde olmak lâzım gelirken, mürur-u zamanla, mukallitlerin hatâsı yüzünden paslanıp hicap olmuşlardır.

    Evet bu kitaplar, Kur’ân’a tefsir olmak lâzımken, başlı başına tasnifat hükmüne geçmişlerdir.
    Hâcât-ı diniyede cumhurun enzarını doğrudan doğruya, câzibe-i i’câz ile revnakdar
    ve kudsiyetle hâledar
    ve daima iman vasıtasıyla vicdanı ihtizaza getiren hitab-ı Ezelînin timsali bulunan Kur’ân’a çevirmek üç tarikledir:

    1. Ya müellifînin bihakkın lâyık oldukları derin bir hürmeti, emniyeti tenkitle kırıp o hicabı izale etmektir.
    Bu ise
    tehlikedir, insafsızlıktır, zulümdür.


    2. Yahut, tedricî bir terbiye-i mahsusayla kütüb-ü şeriatı şeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur’ân’ı göstermektir:
    Selef-i Müçtehidînin kitapları gibi,
    Muvatta, Fıkh-ı Ekber gibi.
    Meselâ, bir adam İbni Hacer’e nazar ettiği vakit, Kur’ân’ı anlamak ve Kur’ân’ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli.
    Yoksa İbni Hacer’in ne dediğini anlamak maksadıyla değil.
    Bu ikinci tarik de zamana muhtaçtır.

    3. Yahut cumhurun nazarını, ehl-i tarikatın yaptığı gibi, o hicabın fevkine çıkararak,
    üstünde Kur’ân’ı gösterip,
    Kur’ân’ın hâlis malını yalnız ondan istemek ve bilvasıta olan ahkâmı vasıtadan aramaktır.


    Bir âlim-i şeriatın va’zına nisbeten,
    bir tarikat şeyhinin va’zındaki olan halâvet ve câzibiyet bu sırdan neşet eder.

    Umur-u mukarreredendir ki, efkâr-ı âmmenin birşeye verdiği mükâfat, gösterdiği rağbet ve teveccüh, ekseriya o şeyin kemaline nisbeten değildir; belki ona derece-i ihtiyaç nispetindedir.

    Bir saatçinin bir allâmeden ziyade ücret alması bunu teyid eder.
    Eğer cemaat-i İslâmiyenin hâcât-ı zaruriye-i diniyesi bizzat Kur’ân’a müteveccih olsaydı,
    o Kitab-ı Mübin, milyonlarca kitaplara taksim olunan rağbetten daha şedit bir rağbete, ihtiyaç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur ve bu suretle nüfus üzerinde bütün mânâsıyla hâkim ve nâfiz olurdu.
    Yalnız tilâvetiyle taberrük olunan bir mübarek derecesinde kalmazdı.

    Bununla beraber, zaruriyat-ı diniyeyi, mesail-i cüz’iye-i fer’iye-i hilâfiyeyle mezc edip, ona tâbi gibi kılmakta büyük bir hatar vardır. Zira Musavvibenin muhalifi olan Tahtiecilerden....

    SUNUHAT
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.689
    Beğenmiş
    4
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Kuranın hakimiyet-i mutlaka'sı...

    biri der ki:
    "Mezhebim haktır; hatâ ihtimali var.
    Başka mezhep hatâdır; sevaba ihtimali var."

    Halbuki cumhur-u avam, mezhepte imtizaç etmiş olan zaruriyatı, nazariyat-ı içtihadiyeden vâzıhan temyiz etmediğinden,
    sehven veya
    vehmen Tahtieyi filcümle teşmil edebilir. Bu ise, hatar-ı azîmdir. Bence, Tahtîeci, hubb-u nefisten neşet eden inhisar zihniyeti illetiyle malûldür. Ve Kur’ân’ın câmiiyetinden ve umum tabakat-ı beşere şümul-ü hitabından gafletle mes’uldür.
    Hem Tahtîecilik fikri, sû-i zan ve tarafgirlik hissinin menbaı olduğundan, İslâmda lâzım olan
    tesanüd-ü ervah,
    tevhid-i kulûb,
    tehâbbüb ve teâvüne büyük rahneler açmıştır.
    Halbuki hüsn-ü zanla, muhabbet ve vahdetle memuruz.


    • • •

    Bu meseleyi yazdıktan biraz zaman sonra, bir gece rüyada Cenab-ı Peygamber Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Efendimizi gördüm.
    Bir medresede, huzur-u saadette bulunuyordum.
    Cenab-ı Peygamber bana Kur’ân’dan ders vereceklerdi.
    Kur’ân’ı getirdikleri sırada, Hazret-i Peygamber Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Kur’ân’a ihtiramen kıyam buyurdular.
    O dakikada,
    şu kıyamın,
    ümmeti irşad için olduğu birden hatırıma geldi.
    Bilâhare bu rüyayı suleha-yı ümmetten bir zata hikâye ettim.

    Şu suretle tabir etti: "Bu büyük bir işaret ve beşarettir ki, Kur’ân-ı Azîmüşşan lâyık olduğu mevki-i muallâyı bütün cihanda ihraz edecektir."

    • • •
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.689
    Beğenmiş
    4
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Kuranın hakimiyet-i mutlaka'sı...

    Okuduğunu anlamamak,
    Ilmi yetersizliğin kendisidir.
    Bir mevzu hakkında fikir belirtmek, mevzuya hakim olmayı gerektirir.

    Kur'an ve Risale-i Nur kıyaslamasını yapma yanlışına girenler,
    Risale-i nurları tanımadıklarına delildir...

    Her Nur talebesi yukarıdaki konuya hakîm olduğu gibi,
    Kuran'ın mutlak hakim olduğunu bilir...
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

Benzer Konular

  1. Her canli ölümü tadacaktir!! Mutlaka okuyun...!!
    SGOR Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 05-11-2015, 07:50 PM
Yukarı Çık