Geçenlerde televizyonlarda konuşulan bir haber geldi aklıma. Bahsedilen kişinin eşi televizyona çıkıp eşinin kendisini aldattığını anlatıyordu. Bu haberi dinleyince yine 7–8 ay önce gündeme gelen, mahkemeye intikal etmiş bir kız çocuğuna taciz olayı aklıma geldi. Doğrusu her ikisi de yaşını başını almış, olgun ve toplumda bir yeri olan insanlardı. Tabi tüm bunlar bir söylenti ya da iftirada olabilir doğruyu Allah bilir. Her ikisinde de ortak nokta kendilerinin dini anlatan, Allahın kitabından bahseden kişiler olmasıydı. Doğrusu her iki örnek eğer söylenenler, anlatılanlar, isnat edilenler doğruysa, tek bir noktanın önemi üzerinde çok itinayla durulmasının gerektiği çıkıyor ortaya, buda NEFİS TERBİYESİ.

Allah Kur’an da takvaca üstün olan bir insanın kim olduğunu yalnız ben bilirim diyorsa, bunun üstünde herhalde çok durmamız ve düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Rahman bu örnekleri boşuna vermese gerek. Bizler hiç düşünmeden, Kur’anı rehber almadan, onun ışığından faydalanmadan bazı insanları o kadar yüceltiyoruz ki, yanlışlarını gördüğümüzde ise hayal kırıklığına uğruyoruz. Hâlbuki Rabbim elçileri hariç, çünkü onları bizzat kendisi kontrol ediyordu, benden başka dayanacağınız, güveneceğiniz asla kimseyi bulamazsınız diye ikaz etmesi, bizlerin veliler ardına düşmemizi engellemesi, boşuna değildir.

Kur’an bir rehberdir, gönül gözüdür ama Allah biz insanları özgür iradesi ile serbest bırakarak, elimize verdiği yol ve yöntemin tespit edildiği kitapla, çok ama çok zor bir imtihanın bence en zor kısmı, yani nefis terbiyesi ile baş başa bırakmış olsa gerek bizleri. Çünkü doğru yapılması gereken sözlerin söylenmesi, onların anlatılması, Kur’anın izahı, cennet cehennem den bahsetmek, iyilik ve güzelliklerin karşılığı, tüm bunlar görmediğimiz bir mükâfatın, ya da cezanın anlatılması, eğer salt sözcüklerde, ya da dışarıdan görünen şekliyle hareketlerimize yalnız yansıyorsa, yani ulaşması gereken yere gitmiyorsa, demek ki eksik bir şey var demektir. Tüm bilgileri bilmemize, elimizde rehber olmasına rağmen büyük yanlışlar yapılıyorsa, bence bir yerde çok büyük bir sorun olmalı diye düşünüyorum. Bilmek, anlamak, inanmak yeterli değildir, önemli olan uygulamaktır, birisini atlarsak sonucu almak mümkün olmayacaktır.

Bizler Allahın varlığına, sorulduğunda inandığımızı söyleriz, her an kontrol altında olduğumuzu anlatırız, Kur’an dan aldığımız bilgiler ışığında. Ama yalnız kaldığımızda tüm söylediklerimizi sanki unutuveririz hemen. Çünkü nefis galip gelir genelde menfaatimiz varsa olayda. Bu nefis neyin nesidir diye hiç düşünmeyiz, çünkü bize hep yardım eder yanlış bir iş yaptığımızda, bizim yanımızda olur kurtarır BİZİ BİZDEN ADETA. Bu durumda neden onu terbiye etmeye kalkalım ki tümüyle diye düşünürüz, sanki düşüncemizin derin bir yerinde şeytanla işbirliği yaparcasına, ama bunun farkında bile olmayız.

Geçmişi düşünelim, bir başkasının malını kimsenin görmediği bir yerde gördüğümüzde, eğer ona sahip olma gücümüz yoksa, hemen nefis yardım eder bize, biraz al bir şey olmaz onda daha çok var, zaten oda bu serveti hırsızlıkla yaptı der bizlere nefis. Onun yardımıyla ve de gönül rahatlığıyla alıveririz hiçbir şey yokmuş gibi. Hayatımızda kaç kez yaptık kim bilir tüm bunları düşünmeden, Allah affetsin. Bunlara benzer nice yanlışı yaptırmadı mı bizlere NEFSİMİZ? Peki, bu nefis nasıl bir şey ki, namaz kılsan da, oruç tutsan da, zekât versen de bir anda yapılmaması gerekeni yaptırıyor insana? Doğrusu, yukarıda saydığım Rahmanın emirleri ve daha birçoğu işte o nefsi terbiye etmek için, ama tüm bunları eğer gereği gibi yapmıyorsak, işin özüne inemiyorsak, kesinlikle yaptıklarımızın sonucunu almamız mümkün olmayacaktır. Namazı kılarken onun gerçek bilincinde değilsek, oruç tutarken işin özüne inemiyorsak, yaptıklarımızın nefsimize hiçbir etkisi olmayacaktır.


İki insan düşünelim, her ikisine aynı anda bir görev verelim, diyelim ki aynı anda başlayarak ikinizde tahta kaşık yapacaksınız, bakalım sekiz saatte hanginiz daha çok yapacak. Anlatmak istediğimi lütfen dikkatle düşününüz. Sekiz saatin sonunda birisi 5 tane diğeri 15 tane kaşık yapmış olduğunu gördüğümüzde, acaba nasıl bir değerlendirme yapmamız gerekir? Elbette önce sayıya değil kaliteye bakmalıyız. On beş kaşık yapan amacına uygun yapmayıp yamuk yumuk ise, çok kaşık yapması onun başarısını mı gösterir sizce? Diğer arkadaş 5 tane kaşık yapmış, fakat özenle yapılan ve kaliteli, amacına uygun. Şimdi siz olsanız hangisini birinci ilan edersiniz? İşte ne yazık ki bizim İslam anlayışımız ve İslam ı yaşayışımız, nefsimizi terbiye edişimiz aynen bu yarışmadakine benziyor, ne yazık ki bana göre, ne dersiniz? Bizler İslam ı amaca ulaşmak için değil, görüntüye önem verip yüzeysel yaşayarak, gösteriş için yaparsak, daha çok melanetler gelecektir başımıza. Hepimiz nefsin esaretinde, bu durumda kendimizi kandırmaktan öte gidemeyiz, ah bir anlayabilsek.


Nefis her insanın içinde sanki onunla her an mücadele eden, onunla savaşan bir kardeşi gibi yaratılmıştır. Nefsin söylediğini insan genelde reddetmeye çalışır, onun isteklerini karşılamamak için mücadele içindedir adeta, çünkü istedikleri hiçte akla mantığa uyan şeyler değildir. İnsan içindeki nefse karşı kendisini güçlendirmeye çalışan kardeş kavgası gibidir. Kim güçlüyse o galip gelir, bazen de bir zayıf halini bekler insanın ve can elinden vurmak için hiç tereddüt etmez.

Görünmeyenin terbiyesi zordur, ama Rahman onun yolunu da göstermiştir görebilene. Nefis, üstünde oturulan, tek tekerlekli bisiklet gibidir, kontrolü çok zordur, ama her zaman üstünde sen varsındır, nefis insanlığın üstüne geçmiş ise, yani insan alta düştüğü an zaten insanlıktan çıkmışsın demektir, o durumda artık yapacak hiçbir şey yoktur. Çünkü nefsin kontrolünü kaybetmişsindir.

Nefis için bir başka benzetme yapmak gerekirse, her zaman mücadele ettiğimiz içimizdeki yaramaz çocuğa benzer. Her zaman kontrol altında tutulması gereken, kontrolden çıktığında büyük yaramazlıklar yapan, ama kontrol altındayken, küçük zararsız hataları yapan, bir çocuk gibidir.

Nefis konusunu oğlum ile konuşurken bana çok güzel bir örnek verdi, bunu sizlerle paylaşmak istedim, bunu da Lise yıllarında öğretmeninin anlattığını söylemişti bana.

Bir gün Kralın kızı bir seyahat sırasında yağmura yakalanır ve yağmurdan korunmak için bir eve sığınır. Kralın kızı olduğunu söylemeden çaldığı kapıyı açan delikanlıya, beni misafir edebilir misiniz çok yağmur yağıyor diyerek eve kabul edilir. Üzeri sırılsıklam olan güzel kız tüm güzelliği ve çekiciliğiyle gencin karşısında kurulanmış ve gencin verdiği giysileri giymiş, yağmurun geçmesini bekliyormuş. Evin delikanlısı eğitimli, akıllı bir genç olup, önündeki kitapları okumaya devam ederken, karşısında oturan çok güzel kızı da arada göz ucuyla seyrediyormuş.

Kızın dikkatini çeken olay ise, delikanlının arasıra elini önündeki mumun üzerine götürüp, alevin yakacağı ana kadar elini tutup, hemen çektiğini dikkatle izlemiş, hatta bunu birkaç kez yapmış. Bunun nedenini utancından soramamış, ama merak etmiş. Yağmur dindikten sonra kız müsaade isteyip çıkmış ve doğru babasına gidip, bu olayı anlatmış. Delikanlının kendisine hiçbir zarar vermeden yardım ettiğini ve mumun üzerine elini arasıra götürdüğü ve yanmak üzereyken çektiği olayı anlatmış, tabi kralda merak etmiş bu genci ve yaptığı hareketi, tabi hemen genci çağırtmış.

Önce kralın kızı olduğunu bilmediği halde ona zarar vermeden yardım etmesinden dolayı teşekkür etmiş ve mumun üzerine neden elini götürüp acı çektiği konusunu sormuş ona. Bakın delikanlı ne cevap vermiş. İşte nefis böyle bir şey. Onu terbiye etmek ise bir o kadar zor.

Kralım diye başlamış söze. Kızınız çok güzel ve gerçekten baştan çıkarıcı bir fiziği var. Ona her baktığımda içimden ona sahip olmak geçiyordu, onu arzuluyordum, ama her seferinde Rabbin uyarısı aklıma geliyor ve cehennemde çekeceğim ceza ve ateş geliyordu aklıma. Ben bir mumun çok az acısına dayanamıyorsam, cehennemde o acıya nasıl dayanırım diyor ve o acıyı bedenime, nefsime tattırıyor aynı zamanda nefsimin bana yaptırmak istediklerini engelliyordum. Nefsim beni her zorladığında ona o acının küçük bir parçasını tattırarak, bu kötülüğü yapmaktan böylece kurtuluyordum diye anlatır krala. Acaba bizler bu hikâyeden ne anladık dersiniz? Sen ne söylersen söyle, karşındakinin anlayacağı kadardır derler, ne kadar doğru.

Yaratan büyük günahları işlemezseniz küçük günahlarınızı affederim der Kur’an da. Doğrusu Rabbim de biliyor nefislerin bizlere neler yapacağını, ama nefis terbiyesinin yolunu da gösteriyor. Rabbimden dileğim az hata yaparak, nefislerinin esiri olmayan, anlattığım kralın kızı hikâyesindeki gibi, içimizde nefsimizin acımasız dürtüleri ile çetin mücadele veren ve kazanan kullarından olmamız.

Rabbim, nefsimizle bizleri büyük imtihanlardan geçirme ne olur. Yaşadığımız toplumda, nefsinin kurbanı olanlar arasına koyma bizleri. Senin her şeye gücün yeter ÂMİN.

SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK