Hafıza, muhafaza edeceği bilgi, değer ölçülerini ve zihin sistemini kaybederse, muhafazakar olabilir mi?

Hafızanın muhafızı olduğu değerler, hafıza kaybı ile silinirse veya yerine başka bilgiler doldurulup, sanki eskisiymiş gibi “aha size hafızam” denilirse, genetiği ile oynanmış bir gıda gibi olmaz mı?

Ya da eski/yeni karması bir ahenksizlikle taklidin kapısı çalınır veya kompleksin duvarları aşınır ise muhafızlıkla muhafaza arasında sıkışma olmaz mı?

Bu durumda, koruyucu hafıza bir anlam ifade eder mi? Tıpkı, cumhurbaşkanlığını korumak için kurulan “muhafız alayı”nın darbe dönemlerinde, askeri hafıza ile cumhurbaşkanını teslim alması gibi bir şey. 27 Mayıs askeri darbesi bunun en tipik örneği.

Kaporta aynı, ancak motoru sökülmüş bir mekanik görüntü neyse, muhafaza edilememiş değerlerin, hayatta devam ettirilememiş doğruların maruz kaldığı çürümüş hafıza da aynıdır.

Kaportaya araba dediğimiz oranda, hafıza kaybına da muhafazakar diyebiliriz.
İnsanın “beşer şaşar” ebadından türeme şekliyle, “Eskide sağlıklı düşünmüyormuş”, “şimdi gerçeği anlamış” türü yitik hafızanın savunma psikolojisine aldanmayın. Ama nedametin kemale erdiren vicdani muhasebesi ile söyleniyorsa “Eyvallah” deriz.

Hafızasına takviye yapmak, mevcudu güncellemekle mümkün. Ana belleği silmeden, hayatın hafızasına ve değerlerin muhafazasına zarar vermeden, hafıza yenilemesi yapılması makbuldür.

Bu yapılamaz mı?
Elbette mümkün. Ama kolayına kaçıp, hafıza yitirerek yenilenmek pek de değişim sayılmaz. Belki bu durum vahimdir ve “kopma”dır.

Hafızayı silerek, yeni bir hafıza düşüncesi, travma geçiren hastalar için onları hasta eden tutumlarından kurtarmak amaçlı “sil” seçeneği ile çözmek, tedavi amaçlı olabilir. Ama hayatını nevrotik bir sonuç, fikirlerini ise silinmesi ve geçmişini unuturcasına kopuş yaşamak için tahrip etmek, yenilik değil geriliktir.

Bir de tersine bakalım. Tekrarı gerilik, ısrarı körlük, yaklaşımı demode bir hafızanın da yenilenmesi, esasını kaybetmeden güncellenmesi, tecdidi bir ihtiyaçtan öte zaruridir.

Eğer hakikate yabancı bir hafızasızlıktan, doğrulara ulaşan ve hakikate yanaşan bir hakikat yüklemesi yeni ise, bu tam bir tecdit basamağıdır. Aranan inkişaf budur.

“Eskiye mazi derler” halk tabiri hala geçerli.
“Eski hal muhal” hakikati ise yüzleştiğimiz bir vakıa.
Tecdit/yenilik fitili ise eskiye “muhal “demekle, yeniye ise “Ey yeni hal/gel benimle kal” demekle başlar..

Kâr güden hafızalarla muhafaza”kâr” olunur.
Yar güdenlerle muhafaza”yar”.
“Ya Hafiz” diyenlerle de emanet-i kübranın muhafazası mümkün.

Teşebbüs cesaret ister, hafıza ise tefekkür, hakikat ise yaşanmak.
Şimdi muhafız olmadan, hakikat emanetini muhafaza etme zamanı.


İsmail Berk

kaynak