Günümüzde ne yazık ki kur’an meallerini çok daha dikkatli kelimelerle topluma nakletmenin önemini, sizlere vereceğim örnek ayetlerle sizlere sunmak ve sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bu konu hakkında bir kardeşimin sorduğu bir soru doğrultusunda bu yazımı yazdım, sizlerle de paylaşmak istedim. Ayetlerde geçen kelimelerin değişik sözcüklerle verildiğinde anlamlarının nasıl değiştiğini ve kur’anın onlarca ayetine nasıl uymadığını sizlere göstermek istiyorum. Bir kelimeye kur’anın onay vermediği bir anlam yükleyerek, kur’an da çelişkiler yaratıldığının farkına varmak, gerçek Müslüman’ın görevi olmalıdır. Önce ayetlere bakalım. Nahl 43 ve Ankebut 43. ayetler.

Nahl 43. ayeti birkaç mealden alıntı yaparak örnek yazalım.

Diyanet Meali: Senden önce de ancak, kendilerine vah yettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.(Kitap ehline sorun.)

Süleyman Ateş meali: Biz senden önce de, kendilerine vah yettiğimiz erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Sorun, Zikir ehline; eğer bilmiyorsanız.

Yaşar Nuri Öztürk: Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vah yettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur'an ehline sorun.

Ali Bulaç meali: Biz senden evvel kendilerine vah yettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

Suat Yıldırım meali: Senden önce de, gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vah yettiğimiz bir kısım adamlardan başka bir varlık değildiler. Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına sorunuz.

Aynı ayeti değişik meallerden naklettik. Rabbin ne söylediğini anlamaya çalışalım şimdide. Allah peygamberimize senden öncede açıkladığımız, bildirdiğimiz izah ettiğimiz insan olan kişilerden başkasını göndermedik diyor peygamber olarak. Peki, bu izahı, açıklamaları bildiriyi nerede yapıyordu rabbim? Elbette sizlere rehber olsun, güneş ve gönül gözünüz olsun diye gönderdim dediği KURANDA bildiriyordu. Daha öncede bildirdikleri yine gönderdiği kitaplarda vardı. Gelelim ayetin sonundaki sözlere. Önce en son yazdığım Suat Yıldırımın mealine bakalım orada bakın ne diyor? Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına sorunuz. Peki diğer meallerde ne yazıyordu? Bilmiyorsanız zikir ehline yani kur’an ehline sorun. Bunun apaçık anlamı kur’ana Allahın gönderdiklerine müracaat edin, okuyun, düşünün anlayacaksınız. Zikir ehli kur’an ehli demektir, buda kur’ana müracaat edip onu anlayarak okuyan Müslüman ın ta kendisidir. Eğer ilim adamlarına sorunuz dersek, kur’ana müracaat etmeyi, onu rehber alıp ona danışmayı, onun üzerinde düşünmeyi ortadan kaldırmış oluruz. Böylece kur’anı anlaşılması zor bir kitap yapıp, âlimlere, velilere müracaatı ön plana çıkarmış oluruz. Elbette âlimlerden faydalanacağız ama önce müracaat edeceğimiz kitap kur’an olacaktır. Örneğin âlimlerin yardımıyla müteşabih ayetler anlaşılacak ve açıklığa kavuşturulacak, bunu da söyleyen Rabbim, ama dikkat edin muhkem ayetler değil, müteşabih ayetler. Bu ayetlerde dinin anası olan ayetler değildir, yani hüküm veren ve bizlerin yapacağı konuları kapsamaz.

Gelelim Ankebut 43. ayete, onu da yine değişik meallerden önce yazalım.


Diyanet vakfı meali. Ankebut43: İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.

Suat Yıldırım meali: Ankebut 43: İşte bazı gerçekleri anlatmak için, Biz bu kabil temsiller getiriyoruz, ama bunları, ancak ibret almasını bilenler anlar.

Yaşar Nuri Öztürk: Bunlar bizim, insanlara vermekte olduğumuz örneklerdir ki ilim sahiplerinden başkası onlara akıl erdiremez.

Ali Bulaç meali: İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.

Muhammet Esed meali: İşte Biz insanın önüne bu temsilleri koyuyoruz: ama onların gerçek anlamını ancak [Bizi] tanıyanlar kavrayabilir.

Muhammet Esed ayetin daha iyi anlaşılması için bakın nasıl bir dip not yazmış.

( Allah'ın varlığından haberdar olmak, burada, Kur’ânî kıssaları (ve dolayısıyla, telmîhleri, temsîlleri de) tam anlamıyla kavramanın bir ön şartı sayıldığından, bu ayet, Kur’an'ın, “insan idrakini aşan bir hakikat[in varlığın]a inanan, Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip bütün insanlar için bir rehber” olduğu ifadesi ile birlikte okunmalıdır (bkz. 2:2).)

Örnek gösterdiği bakılmasını istediği ayet Bakara suresi 2. ayet bakın ayet ne diyor?

(Bakara2: Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.)

Eğer bizler Rabbin verdiği kur’an da ki örnekleri yalnız âlimler anlar dersek, ya da sözleri çekip çekiştirerek bu anlamları çıkarırsak, kur’anın onlarca ayetine ters düşmüş oluruz. En kötüsü insanları kur’ana müracaat etmekten alıkoyar, onu bizzat okumalarına engel olup, onun nurundan aydınlanmalarını engellemiş oluruz. Aşağıdaki ayet her şeyi sanırım özetliyor.

Nahl 44- (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.

Bakar mısınız yüce Rabbim ne demek istiyor, nasıl anlaşılıyormuş zikir ehli demekle, kur’an ehli olduğu çok açık. Yani buradan şunlar çıkıyor. Allah kur’an ile meşgul olup, onu anlamak için çaba gösteren, onun ruhunu kendi ruhuna enjekte etmek ve onun güneşi ile aydınlanmaya çalışanların kur’an dan istifade edeceği sanırım çok açık anlaşılıyor.İşte buradan da anlaşılıyor ki kur’anı herkes anlayamaz, onu veli insanlar anlar demek kur’anın özüne ve anlatım şekline aykırıdır. Okulları düşünün tüm öğrenciler aynı değerde derecede mi mezun oluyorlar? Elbette hayır, çünkü her insanın aklını kullanma ölçüsü farklıdır da ondan. Okulda bazı öğrenciler vardır arkadaşlarına öğretmenlik bile yapar. Evine giderler anlayamadığı konuyu ondan öğrenirler. Bu o öğrenciyi çok özel konuma getirmez. Elbette o daha akıllı, daha iyi anlıyor daha çabuk kavrıyor diyebiliriz. Bakın Rabbim ne diyor elçisine 44. ayetinde. Sana apaçık delillerle ayetlerimizi gönderdik sana da kur’anı indirdik ki onlara iyice açıklayasın, onlarda iyice düşünsünler diyor. Demek ki anlaşılmayacak bir durum yok, yeter ki aklımızı kullanalım düşünelim yeter.



Buradan yola çıkarak Ankebut suresi 43. ayeti şöyle anlamalıyız ki kur’ana ters düşmesin. Biz kur’anda sizler için verdiğimiz bütün örnekleri düşünesiniz, ibret alasınız diye sizlere iletiyoruz, naklediyoruz. Fakat bu sözlerden, örneklerden ancak kur’an dan nasiplenen, onun ilmiyle, nuruyla aydınlanan ona gerektiğinde müracaat eden, verdiğimiz örneklerin ne maksatla verdiğimizi ve onlardan nasıl dersler alınması gerektiğini ancak kur’an ehli anlar.

Bakın Rabbim ayetinde ne diyor?

Muhammet 24: Peki bunlar, Kur'an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde o kalplerin kilitleri mi var?

Rahman yalnız âlimlerin anlayacağı değil, inceden inceye anlayarak okuyup, düşünen elbette kalplerinde mühür olmayan, tüm iman edenlerin anlayacağı bir kitap gönderdiğini sizce daha açık nasıl söylesin. Bir ayetin anlamını düşünürken kur’anın diğer ayetleriyle mutlaka bağlantılı bir anlam çıkarmalıyız. Bakınız Ankebut suresi 35. ayet aslında bahsettiğimiz ayeti çok net açıklıyor, bakın Rabbim ne diyor bu ayette.

Ankebut 35: Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.



Ne yazık ki günümüzde ayetleri kendi çıkarlarımıza alet etmekten, rivayetleri doğrulamak adına feda etmekten kaçınmıyoruz. Allah bizleri affetsin. Rabbin elçisi Başöğretmenimiz Hz. Muhammet ın yolundan gittiğimizi söylüyorsak, onun bizlere tebliğ etmekle yükümlü olduğu KUR’ANA var gücümüzle sarılıp, onu anlamaya çalışalım, çünkü peygamberimizde aynen bunu yapmıştı.

Allah cümlemizi zikir ehli olan ve Rabbin verdiği örneklerden dersler çıkaran, aklı ile düşünüp iman eden, Beşeri değil Yüce Rabbim i VELİ edinen kulları arasına, bizleri alması dileklerimle.

SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK