Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Nietzche ve Sartre'ın Varoluşçu Ateizmi

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda Nietzche ve Sartre'ın Varoluşçu Ateizmi Konusununun içerigi kısaca ->> Modern dönemde ateizmin yayılmasında ve taraftar bulmasında rol oynayan iki önemli düşünür daha vardır. Bunlar Nietzche ve Sartre'dır. Kendi kültürlerine ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye kapkale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Nerden
    malatya __balıkesirde oturuyorum
    Mesaj
    642
    Rep Gücü
    8914

    Nietzche ve Sartre'ın Varoluşçu Ateizmi

    Modern dönemde ateizmin yayılmasında ve taraftar bulmasında rol oynayan iki önemli düşünür daha vardır. Bunlar Nietzche ve Sartre'dır. Kendi kültürlerine karşı isyankâr bir ruh yapısına sahip olan bu düşünürler birtakım duygusal, moral ve varoluşsal gerekçelerle Tanrı'yı reddetmiş, geleneksel (dinî ve ahlâkî) bütün değerleri yıkarak insanın özgürlüğüne dikkat çekmeye çalışmışlardır.

    Söz konusu düşünürler özellikle hıristiyanlığın Tanrı anlayışına ve bu anlayış üzerine kurulan ahlâkî yapıya karşı amansız bir mücadele vermiş ve inançsız yaşamayı ilke edinmişlerdir. Bu düşünürlere göre hıristiyan ahlâkı da insanı küçültmüş ve özgürlüğünü kaybettirmiştir. Her iki düşünürü de bunalımlı bir dünyanın ortaya çıkardığı bunalımlı insanlar olarak nitelemek mümkündür.(73)


    "Tanrı öldü O`nu biz öldürdük" diyen Nietzsche bu ifadesiyle Tanrısız bir yaşam istediğini açığa vurmuştur. Tanrı'nın ölmesi de ona göre insan zihnindeki Tanrı kavramının yok edilmesi ve çıkarılıp atılması anl***** gelmektedir.(74) Bu durumda insan, Nietzsche'ye göre, özgürlüğünü ve onurunu yeniden kazanacak ve kendi özünü yine kendisi belirlemiş olacaktır.


    Nietzche'den büyük çapta etkilenen Sartre da insanın özgürlüğü için Tanrı'nın yok olması gerektiğini öne sürmüştür. Ona göre Tanrı varsa özgürlük yok demektir. Bu durumda insan kendi özünü oluşturma imkân ve gücünden yoksun kalacaktır. Ona göre Tanrı var olmadığı için herhangi bir mutlak değerden de bahsedilemez. Dolayısıyla insan kendi değerlerini ve kendi dünya görüşünü yine kendisi yaratmak durumundadır. Dolayısıyla O dünyada kendi başına olup, yalnız kalmıştır.(75) Bu nedenle o özgürlüğe mahkûmdur. Özgürlük içerisinde de kendi özünü oluşturmak ve belirlemek zorundadır.


    Gerek Nietzsche ve gerekse Sartre'ın fikirleri sadece Batı'da değil dünyanın değişik yerlerinde büyük bir heyecan uyandırmıştır. Pek çok düşünüre cazip gelmiş ümitsizliğe, karamsarlığa ve bunalıma düşmüş insanların tesellisi olmuştur. Ancak her iki düşünürün iddiaları Tanrı'nın varlığını çürütmekten ziyade onun ahlâkî açıdan var olmaması gerektiği gibi bir ön kabulle yola çıkılarak ileri sürülmüş haykırma ya da şikâyet türü şeylerdir. Muhatapları da hıristiyanlığın baskısından bunalmış, sıkıntıya düşmüş ve arayış içerisindeki insanlar olmuştur.(76) Ortaya koydukları şeyler de sıradan insanların benimseyebileceği düşünceler olmaktan ziyade, uçlarda gezen ve aykırı davranan kişilerin hoşuna gidecek olan düşüncelerdir.


    Ayrıca Nietzsche ve Sartre'ın düşüncelerini doğrudan İslâmiyet'e yöneltilmiş bir eleştiri olarak da düşünmemek gerekir. Çünkü her iki düşünürün de reddettiği Tanrı İslâmiyet'in Tanrı'sı değildir. Görünen o ki bu düşünürler daha ziyade hıristiyanlık'la hesaplaşmaktadırlar.Bu kişiler Tanrı'nın (İsa) trajik bir biçimde çarmıha gerildiği, insanların günahkâr doğduğu ve kiliseye gidip vaftiz olmadıkça aklanamadığı, insanların günah işlediğinde (Ortaçağ'da görüldüğü gibi) acımasızca ateşe atıldığı, ölümden sonra da cehennemle korkutulduğu bir kültürde yetişmişlerdir. Yıllar süren din savaşlarının ve kilise baskısının altında ezilen bir toplumun fikrî özgürlüğünü seslendirmişlerdir.(77) Dolayısıyla böyle düşünürleri kendi şartları içerisinde anlamak ve değerlendirmek gerekmektedir. Projelerini ve ideallerini de evrensel bir norm olarak düşünmemek gerekmektedir.


    Söz konusu düşünürlerin fikirleri önemli olmakla birlikte onları dine (İslâmiyet) karşı geliştirilmiş teorik itirazlar olarak görmek mümkün değildir. Bu kişilerin gözünde Tanrı, Tanrı olmaktan çıkmış başka bir hüviyete bürünmüştür. Dolayısıyla ne bu kişileri ikna etmek ne de zihinlerindeki kavramları kabullenmek mümkündür. Yapılabilecek en iyi şey onları kendi hallerine bırakmak ve zaman içerisinde yanılmış olduklarını görmeyi beklemek olacaktır. Bu kişiler ahlâk (özgürlük) ve erdemlilik adına Tanrı'yı inkâr etmişlerdir. Halbuki İslâmiyet'e göre Tanrı inancıyla birlikte ahlâklı ve erdemli olmanın yolları sonuna kadar açılmıştır.


    Gerek Kur'ân'a ve gerekse Peygamber'in yaş***** bakıldığında insanlara daima ahlâklı, rasyonel ve kişilikli bir şahsiyete sahip olmalarının tavsiye edildiği görülecektir. Nitekim Tanrı insanı böyle bir yetenekte yaratmış ve ahlâklı olma imkânlarını önümüze sunmuştur. Hangi şartta olursa olsun erdemli yaşamanın ön koşulu bulunmamaktadır. Yani dini, dili, ırkı, sosyal statüsü, maddî durumu, sağlığı, huzuru, ne olursa olsun herkesin uyması gereken birtakım insanî ve ahlâkî normlar bulunmaktadır. İnsan olumsuz şartlarda dahi bu özelliğini korumalıdır. Dinin istediği budur. Dolayısıyla ateistlerin iddiasının aksine dinin (İslâmiyet) ahlâk konusunda olumsuz bir rolü bulunmamaktadır. Dini bu durumla itham etmekte dinî bilgisizliğin ve ideolojik bir tavrın sonucudur.


    İster Batı'da olsun ister Doğu'da Tanrı'ya inandığı halde bazı insanların ahlâka aykırı tavır sergilemeleri o kişilerin eksikliğidir. Bu durumdan Tanrı'yı sorumlu tutmak mümkün değildir. Ahlâksızlığın kol gezdiği bir toplum yaş***** veya insanların zararına olan şeylere Tanrı'nın onay vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla bazı ekonomik ve sosyal sıkıntılardan dolayı insanların ahlâksız olmaları veya içine düştükleri sıkıntıdan kurtulmak için Tanrı'yı reddetmeleri anlaşılır değildir. Bu noktada ateistlerin ileri sürdüğü özgürlük ideali de sorumsuzluk, kuralsızlık, dağınıklık ve kaos istemiyle eş anlamlı olacaktır.


    İnsanın çoğu zaman duygusal bir varlık olduğu âşikârdır. Bu duygusallığın inanç, ahlâk ve bilim konularına da yansıdığı ve dolayısıyla yanıltıcı olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bu yüzden birtakım hissi gerekçeler üzerine inançsızlığı inşa etmek, kişilerden ve bazı kurumlardan dolayı Tanrı inancına karşı çıkmak doğru olmayacaktır. Kaldı ki böyle bir tavır insana mutluluk kazandırmayacak, mevcut problemlerini de çözmeyecektir. Nitekim inançsızlığın yaygın olduğu yerlerde insanların gerek ruhen ve gerekse sosyal açıdan mutlu olduklarını söylemek zordur. Kaldı ki o insanların pek çoğu da artık inançsızlıkla ilgili hayal kırıklığını ve ümitsizliğini gizlememektedir. Nitekim kendilerini inkârcı ideolojinin etkisinden kurtaranların pek çoğu Tanrı sevgisinin ön plana çıktığı yeni bir yaşam biçimine yönelmiş ve dünyaya daha değişik bakmaya başlamışlardır.


    İslâm peygamberi görevinin birinci derecede ahlâkı kemale erdirmek olduğunu belirtmiştir.(78) İnsanları Tanrı inancına çağırırken onlara ön koşul olarak moral değerlere bağlılığı, iyi bir insan olmayı ve kötü alışkanlıkların bırakılmasını telkin etmiştir. Bütün bunlara rağmen bazı insanların din adı altında uygunsuz davranışlarına, ikiyüzlü, menfaatperest, ya da çıkar dolu eylemlerine rastlanmaktadır. Elbetteki bunlar o insanların kişisel zaaflarıyla ilgilidir. Dolayısıyla insan unsurundan kaynaklanan olumsuzlukların Tanrı'dan kaynaklandığını düşünmek ve dini eleştirmek büyük bir haksızlıktır.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Mesaj
    319
    Rep Gücü
    1762
    samimi soruyorum Nietzsche nin hiç kitabını okudun mu?

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Birakin Nietzsche ve Sartre'in kitabini, su ekledigi yaziyi bile okudugundan süpheliyim :)

    Bu arada, ekledigimiz videoya bile kaynak verme zorunlulugunu abartan moderatörler, kendilerince videonun adini üstüne yazarak kaynak sorununu cözmek gibi büyük gayret verirken, bu ve benzeri pek cok kopyala yapistir yazilar icin kaynak sorununu görmemeleri oldukca garip dogrusu.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Oct 2010
    Mesaj
    221
    Rep Gücü
    0
    bu iki filozofun da çıkış noktası tanrıyı redetmek değildir.

    gerek felsefi anlamda materyalizm ve gerekse bilimlerdeki gelişmeler tanrı fikrini zaten öldürmüştü.
    bu iki filozof da zaten ölmüş olan tanrının cesediyle uğraşmaya bile gerek görmediler.

    ancak tanrı fikri bir ihtiyactır.
    insan sadece açıklayamadığı doğa olaylarını bir çırpıda açıklama kolaycılığı nedeniyle tanrı fikrine sığınmaz.
    bu bir etkendir , ancak yegane etken değildir.

    ikinci ve belki de daha önemli etken ise şudur.

    insan bilinci oldukça gelişmiştir.
    insan ölümlü olduğunu bilerek yaşayan tek türdür denilebilir.
    bu bilgi oldukça ağır bir bilgidir ve sonuçları da trajiktir.
    insanın bir tanrı yaratıp ona inanmasının asıl sebebi, böylece kendini sonsuz hayat yalanına inandırabilmesidir.
    insanın derdi aslında tanrı değil.
    sonsuza kadar yaşamak.

    tanrı ölünce ortaya çıkan tek gerçek, doğada olup bitenlerde tanrının parmağı olmadığının ortaya çıkması değildir.
    bir gerçek daha ortaya çıktı.
    tanrı bir masal olduğuna göre bizler ölümlüyüz.
    cennet bir masal olduğuna göre ölüp yok olacağız.

    bu gerçeği kabul edemeyenler, bilimi de redederek inanmaya devam ettiler.

    ancak tanrının olmadığı gerçeğinin trajik sonuçlarına karşı tanrıyı rededenler adına felsefe üretme arayışındaki iki filozoftur işte sartre ve nitche.

    özellikle sartre tam da öyledir.
    nitche biraz daha kendi dünyasının felsefesini yapsada, sartre tam olarak tanrı yalanının daha önce doldurduğu boşluğu doldurabilmenin felsefesini yapmıştır.

    sözkonusu filozofların islama ilişkin bir itiraz getirmediğini ve itirazlarının hristiyanlık özelinde olduğunu didia edebilmek ise tam bir zavallılıktır.

    bu adamlar zaten dinleri eleştirmediler bile.

    o iş zaten yapılmıştı.
    onlar dinsiz insana bir çıkış bulmak istediler.

    din bir afyondur.sonsuza kadar yaşayacağına kendini inandıran bir dindar , kafayı bulmuş ve ölümlü olduğunu bilmenin acısını unutmuştur.

    ancak ateist ayıktır.
    acılarının da farkındadır.
    sartre bu acılardan çıkışın mücadelesini vermiştir.

    dindarların bu meslenin özünü anlamaları mümkün değil.

    bu bağlamda hepsi sarhoş çünkü.

    onlar sonsuz hayat ve huri masllarıyla beyinlerini uyuşturup ölüm gerçeğini aştıklarına kendilerini inandırıyorlar.

    sartreyi nasıl anlayacaklar.

Benzer Konular

  1. Freud'ün Psikanalitik Ateizmi
    kapkale Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-10-2010, 12:58 AM
  2. Günlükler / Jean Paul Sartre
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-01-2010, 01:04 AM
  3. "Duvar"Sartre
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-11-2009, 04:38 PM
  4. nietzche üstün insanmıydı?
    cahil73 Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 02-11-2008, 05:23 PM
Yukarı Çık