Dünya Hırsını Yok Eden Konuları Düşünmekten Kaçınmak

Bazı insanların imanı kavradıkları halde hayatlarının kimi anlarını sıkıntı içerisinde geçirmelerinin en önemli nedenlerinden biri, dünya hayatı için büyük bir hırs taşımaları ve bu hırslarını giderecek konuları düşünmekten kaçınmalarıdır.

Kuran'a baktığımızda insanların dünya hayatına ilişkin olarak hırsa kapıldıkları konuların hep aynı olduğunu görürüz. Mal biriktirme tutkusu, cana olan düşkünlük insanların gözünde değer kazanabilme isteği ve itibar kaygısı bu konuların başlıcalarındandır. Allah insanların hırsa kapıldığı bu konuları bir ayette, "Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14) sözleriyle bildirmiştir. Tüm bunlar elbette ki dünya hayatının nimetleridir. Allah insanları bu nimetlerden zevk alacak şekilde yaratmıştır. Doğru olan tüm bu nimetleri, her birinin Allah'tan geldiğini bilerek, O'na şükrederek kullanmaktır. Yanlış olan ise bu nimetlere sahip olabilmeyi ahiret hayatını kazanmaktan daha önemli görmek ve bunun için hırsa kapılmaktır.

Kuran ayetlerinde önemle üzerinde durulan ve insanların büyük bir çoğunluğunun düşünmeye yanaşmadıkları dünya hırsını gideren konulardan başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

1-Dünya hayatının geçiciliğini düşünmek

İnsanların bir kısmı dünya hayatının geçiciliğini düşünmekten kaçınır. Ama aslında bu durum, onların bu gerçeği kavrayamamış olmalarından kaynaklanmaz. Çünkü hemen her gün bu gerçeği ortaya koyan pek çok olayla karşılaşırlar. Kimi zaman bir yakınlarının iflas ettiğine, kimi zaman bir kaza geçirdiğine, kimi zaman da yaşamını yitirdiğine şahit olurlar. Hepsinden önemlisi, başta kendileri olmak üzere tüm tanıdıklarının her geçen gün ölüme daha da yaklaştıklarını bizzat yaşayarak görürler. Yaşlılıkla birlikte kaybolan güzellikleri zamanla ortaya çıkan hastalıklar, acizlikler ve zayıflıklar insanların dünya hayatının geçiciliğini anlayabilmeleri için fazlasıyla yeterlidir.

Buna rağmen bazı kimseler bu konuyu düşünmekten kaçınırlar. Bunun nedeni, düşünürlerse dünyaya bağlanamayacaklarını bilmeleridir. Eğer insanlar hayatın çok kısa olduğunu, her an hiç beklemedikleri herhangi bir sebeple ölebileceklerini, güzellik, zenginlik, itibar gibi değerlerini her an yitirebileceklerini düşünecek olurlarsa, bunlara sadece hak ettikleri kadar değer vereceklerdir. Bunun sonucunda ise hırs yapmalarının mantıksızlığını anlayacak ve dolayısıyla tümüyle Allah'ın rızasını ve ahiret hayatını kazanmaya yönelmeleri gerekecektir.



Cahiliye toplumunda yaygın olan bu düşünmekten kaçma özelliği, kimi zaman iman ettiklerini söyleyen insanlarda da görülebilir. Bu kimselerin dünya hayatına olan bakış açıları elbette ki cahiliye insanlarına göre büyük farklılıklar gösterir. Ama onların içine düştükleri hata, dünya hayatının gerçek konumunu çok iyi

bildikleri halde, bunu yaşamlarına gereği gibi hakim etmemeleridir. Dünyaya ilişkin hiçbir konuda hırs yapmamak gerektiğini, en fazla 60-70 yıl içinde yaşamlarının sona ereceğini, insanın asıl olarak ahiretteki sonsuz hayatı için çaba harcaması gerektiğini çok iyi bilir ve bunu her fırsatta başkalarına da anlatırlar. Ancak bildiklerini kendi hayatlarında uygulamazlar.

Bu insanların durumunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: Son model bir arabaya sahip olan bir kimse, her fırsatta bu arabanın dünya hayatının geçici güzelliklerinden biri olduğunu, bu nedenle bu konuda hırsa kapılmanın mantıksızlığını anlatıyor olabilir. Ancak çok acil bir durumda arabasının başkası tarafından kullanılması gerekse, bir anda bu anlattıklarını unutabilir ve ciddi şekilde bir mal hırsına kapılabilir. Bu kimse o ana kadar hep tam tersini anlattığı, bu tarz tavırlar gösterenleri alabildiğince kınadığı halde, verdiği örnekler gerçek hayatta karşısına çıkınca tavrı tamamen değişir.

Bu kişilerin vicdanen çok iyi bildikleri bu konuları, kendi dünyevi menfaatleri ile çatıştığında göz ardı etmeleri, kendilerinde ciddi anlamda bir vicdani sıkıntı oluşturur. İşte bu da, söz konusu insanların doğru bildiklerini yaşamamalarının getirdiği manevi bir azaptır. Bundan dolayı sürekli sıkıntılı bir ruh hali içinde olurlar.

Dünya hırsı olan bir insan için yaşlanmak, hastalanmak, itibarını ve malını yitirmek gibi olaylar da büyük bir gerilim kaynağıdır. Oysa bir gün öleceğini, öldükten sonra da hiçbir eşyasını, parasını ve mülkünü yanına alamayacağını bilen bir insan, hiçbir şeyin hırsını yapmaz. Herşeyini, Allah'ın razı olacağı şekilde, cömertlikle kullanır; dünyadaki kısacık ömrünü nasıl yaşayacağını değil, ahiretteki sonsuz hayatının nasıl olacağını düşünür ve bunun için çalışır.

2-Allah'tan başka ilah olmadığını unutmamak

Evrende meydana gelen her olay ancak Allah'ın dilemesiyle, O'nun gücü ve O'nun iradesiyle gerçekleşmektedir. Allah'ın dışında hiçbir güç yoktur. Kuran'da bu gerçeği Allah şu sözlerle bildirir:

Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

Ancak buna rağmen insanların büyük çoğunluğu Allah'a katıksız bir iman ile iman etmezler. Bir ayette Allah'ın, "Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü, haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38) hükmüyle bildirdiği gibi, bazı insanlar Allah'ın gücünü kabul ederler, ama bir yandan da kendilerine Allah'tan başka ilahlar edinirler. Ancak insanların gözlerinde büyütüp hoşnutluklarını kazanmaya çalıştıkları bu ilahlar, kendilerine dahi fayda sağlamaktan aciz, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve kendileri yaratılmış varlıklardır. Allah Kuran'da insanların Allah'ın dışında edindikleri ilahların bu acizliklerini ayetlerde şöyle bildirmektedir:

O'nun dışında, hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen birtakım ilahlar edindiler. (Furkan Suresi, 3)

Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler. (A'raf Suresi, 194)



Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bu insanların çoğuna sorulacak olsa, hiçbir zaman için gözlerinde büyüttükleri bu varlıkları "ilah" olarak adlandırmaz, onları ilah olarak gördüklerini kabul etmezler. Ne var ki yaşamları içinde gösterdikleri tüm tavırlar, bu kimseleri ilahlaştırdıklarını ortaya koyar. Yalnızca Allah'tan medet ummaları, yalnızca O'ndan yardım dileyip, O'na şükretmeleri gerekirken, tüm bunları güç sahibi sandıkları insanlarda ararlar. Yine yalnızca Allah'tan korkup sadece O'nun rızasını aramaları gerekirken, insanlardan çekinip, onların hoşnutluğunu kazanmayı Allah'ın rızasından öncelikli görürler.

Kimileri de, Allah'ın "Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?" (Furkan Suresi, 43) ayetiyle belirttiği gibi, kendi kendilerini de ilahlaştırabilmektedir. Bu kimseler de Allah'ın gücü karşısındaki tüm acizliklerine rağmen, kendilerine ait müstakil bir güçleri olduğuna inanırlar. Bir nimete kavuştuklarında bunu kendi çabalarıyla elde ettiklerini, bir başarısızlığa ya da kayba uğradıklarında da bunun kendi hataları nedeniyle oluştuğunu sanırlar.
Elbette ki tüm bunlar bu insanların Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edememiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Oysaki Allah'tan başka ilah yoktur. Evrende meydana gelen her olay gibi bunlar da yine Allah'ın dilemesiyle, O'nun buyurmasıyla gerçekleşmektedir. İnsanların dualarına, isteklerine karşılık verebilecek, onları içine düştükleri sıkıntılardan kurtarabilecek, kalplerine huzur ve güven duygusunu yerleştirebilecek, güzel bir hayat yaşamalarını sağlayabilecek başka bir kuvvet yoktur. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi "… Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır…" (Yunus Suresi, 65).

İnsanların bu konuda sık sık gaflete düşmeleri, imanın huzurunu gereği gibi yaşayamamalarına ve pek çok konuda sıkıntı çekmelerine neden olur. Sevgiyi, saygıyı, beğeniyi, dostluğu, fedakarlığı, ince düşünebilmeyi, sabrı, affediciliği ve daha pek çok güzelliği insanlardan beklerler. Aynı şekilde, tüm bunları kendi alacakları tedbirlerle, kendi çaba ve iradeleriyle kazanacaklarını sanırlar. Oysa bir insanı bir diğerine beğendirecek, sevdirecek, saydıracak olan Allah'tır. Her ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın hiç kimse insanların kalbine etki edemez. Kuran ahlakı gösterildiğinde, bunun sonucunda bir nimet olarak, Allah o kişinin kalbinde sevgi oluşturur. Aynı şekilde hiçbir insan kendi kalbinde bir başkasına karşı sevgi oluşturamaz. Bu hissi ona veren de Allah'tır. Bunlar gibi insanlara ulaşan maddi manevi her ne varsa, her birini yaratan Allah'tır. Allah, Kuran'da bu gerçeği insanlara şu sözlerle bildirmektedir: ... De ki: "Şüphesiz 'lütuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir." O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük 'lütuf ve ihsan (fazl)' sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 73-74)

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)

Bazı kimselerin, insanların rızasını Allah'ın rızasının üzerinde tutmaları, yaşamlarını Kuran'a göre değil de, insanların kural ve anlayışlarına göre düzenlemeleri, onlara büyük sıkıntılar yaşatır. Çünkü insan aynı anda birçok kişiyi birden memnun edemez. Bir kişinin rızasına uygun davrandığında, diğer bir kişiyi kızdıracaktır. Bu bir kısır döngü halindedir ve böyle bir insan hayatı boyunca sıkıntılar yaşar. Allah böyle insanlar için Kuran'da şöyle buyurmuştur:Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Sadece Allah'ın rızasını arayan bir insan için herşey çok kolaydır. Hayatı boyunca uyacağı doğrular ve yanlışlar Kuran'da kendisine bildirilmiştir. Bunun dışında insanların ne düşündüklerinin ve ona karşı nasıl bir tavır içerisinde bulunduklarının hiçbir önemi yoktur. Samimi bir Müslüman, Allah'ın rızasına uyduğu sürece, dünyada ve ahirette kurtuluş bulacağını umarak yaşar. Dolayısıyla çevresindeki insanlara göre sürekli kendisini şekillendirmek zorunda olan ve insanların rızasını arayan kişilerden çok daha huzurlu, kolay ve güzel bir hayata sahip olur.

Allah, insanların rızasını arayan bu insanların durumunu bir ayette, "Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar." (Yusuf Suresi, 106) sözleriyle açıklamaktadır. Bu nedenle her insanın kendini bundan ayrı tutmadan, şirk konusunun üzerinde dikkatle düşünmesi, inancını ve hayatını bu gerçeğe göre düzenlemesi gerekir. Çünkü Allah'ın bildirdiği gibi, "Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur." (Nisa Suresi, 48)

Her insan Kuran'da, "Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın." (İsra Suresi, 39) ayetiyle Allah'ın bildirdiği bu önemli gerçeği düşünmeli ve öğüt almalıdır.

Şu konu önemlidir: Gerçek imanda hiçbir zaman azap, sıkıntı, elem, ümitsizlik hisleri oluşmaz. Bu tür hislere kapılan kişinin ilk yapması gereken, imanını gözden geçirmek, Kuran ayetlerini düşünerek, gerçekleri hatırlamaktır. Aksi takdirde, bir insan ne kadar Allah'a iman ettiğini söylerse söylesin, eğer imanı gereği gibi yaşamıyor, hayatını ve bakış açısını Kuran ayetlerine göre belirlemiyorsa, mutlaka sıkıntılar yaşar. Allah'ın bir ayette bildirdiği gibi, dini yaşamayanların kalbi hep sıkıntılıdır:Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)
(alıntı harun yahya gizli azapların çözümü)