KUR AN hz allah (cc)tarafından alemlere rahmet vesilesiyle gönderilmiş hz muhammed(sav)e gönderilmiş emir ,öğöt,ve yasaklar manzumesidir..insanlara hz allah(cc)na kulluk vazıfelerını bıldırmış ve allaha iman etmenin 6 şartından biride ona uymaktır…nitekim kuranda
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
Ayetindede kuranla beraber hikmet indirildiği mevzu bahistir nedir peki hikmet
HİKMET İslâm âlimleri, hikmet için çeşitli tarifler yapmışlardır Fakat çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği tarif şudur:kAllah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiş demektir." (Kuran 2/269)hikmet; faydalı ilim ve sâlih ameldir"
Hikmet verien insanda allah tarafından ilim ve salih amel yanı amelin en guzeli verilmistir ve bazı bilmedikleri öğretilmiştir allahın izin verdiği kadar
İşte hz muhammedede kuranın yanında bilmedikleri bazı şeyler verilmiş ve salih amelin sırrı verilmiştir ve hz peygamber bu hikmeti hayatına uygulamış kuranla bütünleştirmiştir buda hal ve hareketleriyle meydandadır adaletiyle,, insana saygı ve sevgisiyle,, kalp kırıcı deil tamir edici sözleriyle,, rehberliğiyle,, allaha kulluğunda yaptığı ibadetle ibadet şekliyle ortadadır..hz peygamberin ahlakı allah tarafından verilmiş ve ahlaklandırılmıştır buda ona verilen hikmetin bir parçasıdır…bu hikmette hz cebrail tarafından hz peygambere bilmedikleri hakkında haberlendirilmekle yapılmıştır bu kuran ayetleri haricinde dışında gerçekleştirilmiştir….
İmanın şartlarından biride peygambere imandır buda onun hak peygamber olduğnu kabul etmek onun ahlakıyla ahlakını düzeltmeye çalışmak ve hal ve hareketlerine uymak allaha yakarışını onun yaptığı gibi yapmak allaha karşıki samimiyetini bilip aynı samimiyet ve huşu içinde ibadet etmek kuran ve hikmete göre verdiği kararlara itaat etmektir çünkü yaradan kuranı mübininde derki ((allah ve rasulune itaat edin))…..
Hz peygambere itaat onun sünnetine uyup itaat etmektir..sünnet;;hz peygamberin yolundan yanı kuran ve hıkmete göre verdiklerine itaat etmek ve uygulamaktır..bu imanın şartlarındandır ve buna uymamak imanı eksik bırakmaktırki eksik imanda muteber bir iman deildir …allah kuranı mubininde derki “De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevs in ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.” (Al-i İmran Sûresi, 3/31)
“ O, kendiliğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir.” (Necm Sûresi, 53/3-4) buda vahiy aracılığıyla indirillen hikmete deal etmektedir
Demekki hz peygamberin sünnetine uymak ona itaat etmek imanın şartındandır peki bu sünnet günümüze nasıl gelmiştir
Bu sünnet hiç koşul öne sürmeden hz rasulullaha itaat etmiş sahabeyikiram tarafından bi sonraki kuşaklara aktarılan hadislerle günümüze kadar ulaşmış …bunun yanısıra(( yaşayan sünnet)) yani günümüze kadar değişmeyen ibadet şekliyle aktarılmıştır

Peki bunda bozulma ve tahrif olmuşmudur…tabikide olmuştur bunuda şöle açıklayalım
“Önceleri (hadis rivayetinde) sened sormuyorlardı. Ne zaman ki fitne çıktı, “(hadis naklettiğiniz) adamlarınızın ismini bize söyleyin.” demeye başladılar. Bakıyorlar ehl-i sünnet olanların hadislerini alıyorlar, ehli bid’anın hadislerini terk ediyorlardı.” demiştir. (Müslim)

Dikkat edilirse; İbn Sirin “Ehl-i sünnet” ifadesini “ehli bid’a”nın karşıtı olarak kullanmıştır. Bilindiği gibi İslamiyet’te ilk dönemlerde hariciler ve Şia, daha sonraları da Mutezile, Cehmiye, Mürcie gibi bir takım bid’at fırkaları ortaya çıkmıştır. Bu fırkalardan kimi Kur’ân ve sünneti Peygamber (asm) ve sahabelerin anladığından farklı bir şekilde yorumlamış, kimi hadisleri inkâr etmiş, kimi de hadis uydurma yönüne gitmiştir. İşte bu bid’at fırkalarına karşı, sahabenin Peygamberimiz’den (asm) aldığı, sahih Kur’ân ve sünnet telakkisini muhafaza etmeye çalışan ve Müslümanların ekseriyetini oluşturan (tabiin ve tebeü tabiinden olan) guruba “Ehl-i sünnet” denilmiştir.

Tabiin ve tebeü tabiin denilen nesil, sahabeye ait Kur’ân ve sünnet kaynaklı- itikadi ve ameli anlayışı muhafaza ederler. Tabiin döneminde oluşmaya başlayan tefsir, hadis, fıkıh ilimleri hep bu anlayış üzere yürümüştür. Bilhassa fıkhî mezhepler tabiin döneminde oluşmaya başlamıştır. O dönemde ümmet içinde Müctehid âlimler oldukça çoktur ve dört mezhep imamıyla sınırlı değildir. Fakat zamanla diğer müctehidlerin görüşleriyle amel edenler kalmadığı için, neticede ümmet 4 mezhep etrafında toplanmış ve şekillenmiştir. Bu hal suni ve zorlama bir hareket değildir, ümmetin fıtri (doğal) bir yönelişi olarak ortaya çıkmasıdır.

Buda kurandaki şu ayetle örtöşmektedir…. “Zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik ve biz onu muhafaza edeceğiz” (Hicr, 9)
Allah(cc) kuranını her devirde muhafaza edeceğini sölemektedirki buda delalete düşenler arasından kendisine bahşettiği hz resulun halifeleri olan ilim irfan deryaları veli kullar sayesinde kuranı devamlı taze tutmakla muhafaza etmektedir
Allah (cc), kitabını indirmiş aynı zamanda onu koruyacağını da vaad etmiştir. Allah (cc) bu vaadini tarih boyunca bazı şahıs veya grupları, Kur’ân’ın lafız ve manalarını müdafaa ve muhafaza etmeye yönlendirmekle göstermiştir. Bu insanların ehl-i sünnet dediğimiz grup olduğu aşikârdır.
Çünkü ehl-i sünnet; Kur’ân’ı Peygamberimiz (asm) ve selefi salihin nasıl anlamış ve tefsir etmişlerse, o şekilde anlamaya çalışmışlar, aynı zamanda Kur’ân’ın manalarını tahrif eden –Mutezile, mürcie, hariciler gibi- ehli bid’a ile de mücadele etmişlerdir
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah ileride (onların yerine) öyle bir kavim getirecek ki, O onları sever, onlar da O’nu sever.” (Maide, 54)

Bu ayette Allah (cc) her bozulma döneminde, bu bozulmalarla mücadele edecek, kendisinin sevdiği ve kendisini seven bir grubu getireceğini vaad etmiştir.
Burdan anlayacağımz gibi ehli sünnet itikadı 4 mezhepten önceye sahabeyı kirama kadar dayanır bu itikad hz rasullahın sünnet i seniyyesini muhafaza ederek ve bu yönde talebeler yetiştirip halkı irşad ederek günümüze kadar allahın kitabını hz rasulullahın sünnetini korumak adına gayret sarfetmişlerdir
Burda hadis bakımından gerek emmevilerin siyasi otoritelerini korumak maksadıyla gerek bazı sapmış kişilerin toplumda yer edinmek maksadıyla uydurdukları hadisleri eh li sünnet itikadına bağlı alimler tarafından incelenip kurana ve hz rasulullaha verilen hikmete yani sünnete uygunluğunu araştırıp çogu uydurma hadisleri bertaraf etmişler kalanlarıda 3 guruba ayırmışlardır
Bunlar 1))-SAHİH HADİS;; bunlar sened ile sabir şüphe götörmeyen hadislerdir ki ehli sünnette talebeden talebeye aktarılmış kesinliği ashabı kirama dayanan hadislerdir bunların öncöleride muslim ,buhari,ve ehli sünnet mezhepleridir bu hadisler kendi içindede kısımlara ayrılmış tır
Bu hadislerden bir örnek vermek gerekirse:: "Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."
Bu kuranın temiliğe verdiği ehemniyet bakımındanda uygunluk arz etmektedir

2))ZAYIF HADİS;;; Sahih ve Hasen hadiste bulunması gereken şartları taşımayan hadis. Bu şartlar; 1) kesintisiz bir sened, 2) râvîlerin adaleti (doğruluğu), 3) râvîlerin zabt (ehliyet) sahibi olup çok yanılan ve gâfil olmaması, 4) meçhul olmaması, 5) hadisin şaz olmaması, 6) muallel olmamasıdır. Sayılan bu şartlardan bir kısmı ya da tamamını ihtiva etmeyen hadis, zayıf ismini alır ve şartlar eksildiği ölçüde hadisin zayıflığı da artar. İslam alimleri bu türlü hadislerle amel etmeyi delil olabilirlik bazında değerlendirilmiş ,rivayet olunurki,söyleniyor gibi ifadelerle kullanmış tam senet sunmamışlardır ama reddıde verılmemıştır yanı ashabı kırama dayandırılamamıştır bu gibi hadise bir örnek ((Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır Namazı terk eden kâfir olur ) [Nesâi]islam alimleri burada namaz kılmıyanın kafir sayılmayacağı ancak bu zayıf hadisin anlatılmak istenen amel edilmesi yönö namaz kılmayanın diğer günahlarada meyil vereceği ve kalbin kararmasına doğru gideceğine delalet eder ve bu manayla amel edip namazın önemi anlaşılır
3)) MEVZU HADİS,,bunlar Hz. Peygamber adına uydurulan sözleri ifade etmektedir. Başkaları hakkında uydurulnıuş sözler için de çoğu zaman "bu falan adına uydurulmuş" ifâdesi kullanılmaktadır (el-Leknevî, a.g.e., s. 238-239).
İslam alimleri bu türlü hadislerle amel edilmeyeceğii bildirmektedir bunlardan bir örnek verirsek
(("Güzel yüze bakmak ibadettir."))hiçbir aslı yoktur ve tamamen kişiseldir
Bölece hadise amel den anlaşılacak şey hz peygamberin sünneti hadislerle aktarılmış bunun en dayanaklısıda sünneti seniyyeyle yetişmiş islam alimleridir ve bu hadislerle amel sahih hadislerle ve islam düşncesiyle gerçeğe yakın toplum düzenleyici ruh ferahlatıcı zayıf hadislerle amel edilmesi gerekmektedir ve buna dikkat etmek gerekmektedir
Şüpesiz şunu unutmayalımki yaptığımız ibadet ne kadar ok olursa olsun bir gözömözün ferini n hakkını vermeye kefaret deildir kurtuluşa ermemiz allahın kula olan rahmetiyle ve hz rasulullahın ümmete olan şefatiyle mükündür bunada nail olmak için allaha kullukta samimiyet ve resulullaha uymakla onun sünnetiyle amel etmekle olur nihayetinde hz allah(cc)kuranı mubininde derki (O gün kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) ki allahında en çok sevdiği kul hz peygamber (sav)dir allahım onun şefaatine nail eylesin…….