9. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 789
Gösterilen sonuçlar: 81 ile 84 Toplam: 84

İslamdan Önceki İnsanlar ?

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda İslamdan Önceki İnsanlar ? Konusununun içerigi kısaca ->> Şimdi bana celaleddin rumi yi öven kişisel görüşler içeren yazılar yazma... Benim yaptığımı yap, belge getir, delil getir... benim AMMAR ...

  1. #81
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Şimdi bana celaleddin rumi yi öven kişisel görüşler içeren yazılar yazma...

    Benim yaptığımı yap, belge getir, delil getir...

    benim AMMAR nick' i ile yazı yazdığımı ve varolduğumu gösteren belge nedir...?

    Şu forumda herkesin gördüğü şahit olduğu, şu yazılarım değilm...?

    Peki CELALEDDİN RUMİ nin varlığının delili nedir... Kendi yazdığı bize ulaşan Kitapları değilmi....?

    Peki ben sana MESNEVİ ve FİHİ MA FİHİ gibi kendi varlığının delili olan KİTAP larından deliller getiriyor şuracıklara ekranlara yapıştırıyormuyum...?

    Peki sen buna karşılık getirip delil diye ne ekliyorsun şu ekranlara yukarda up uzun artık nereden aldığın belli olmayan CELALEDDİN RUMİ yi savunan kişisel görüş içeren bir yazı ekliyorsun...

    Arkadaşım...İSLAM dininin temel kadiesi nedir..? ALLAH C.C un RESULU aracılığı ile indirdiği emir yasak ve tebliğe noktası virgülüne kadar eksiksiz ve noksansız, kayıtsız ve şartsın İMAN etmek değilmi...?

    Peki TASAVVUFCULARIN tabiri ile diyelimki bu 100 emir olsun 99 una inandın 1 tanesini redettin akibetin ne olur...?

    Cevabın Dinden çıkarsın, yani KAFİR olursun demi....!!!!

    EE... be kardeşim sayfalar dolusu KÜFÜR AKİDELERİNİ ÇARŞAF ÇARŞAF SERGİLEDİK... Bu adamın varlığının hayal ürünü olmadığının kanıtı olan MESNEVİSİN den alıp şu ekranlara yapıştırdığımız onca yazının hiçbiri o adamın yazdığı kitabında yok diyebilecek BABAYİĞİT DELİKANLI VARMI...?

    Yok eğer o kitap değiştirilmiş, asıl olan nüshasında yok Piyasada ki MESNEVİ VE FİHİ MA FİHİ kitaplarının orjinalleri işte bakın yok öyle birşey diye biliyorsan getir koy ortaya....

    Ne anlatıyosun sen....

    Adamların yazdıkları onlarca KÜFÜR DOLU sözü koyuyoruz savunacak birşey yok ellerinde ONLAR ÇOK ÖZEL MAKAMLAR ANLAYAMAZSINIZ DİYORLAR...

    Al işte delili İMAM RABBANİ dediğiniz adamın 1 Mektubunda ki KADINLARIN FERC inde ALLAH C.C un zatı tecelli etti bu tecelliye eridim bittim, gibi KÜFRÜN EN KATMERLİSİNE ne demeli...

    Savunması da basit...

    kardes imami rabbani hazretlerinin anlatmak istedigi seyleri anlamak bizim icin biraz degil baya zor olsa gerek.cünkü orada manevi makamlardan bahis ediyor.amma su kadarini sizlere söylesek herhalde hata yapmis olmayiz.

    Yuh artık ....

    ALLAH C.C RESULUNE S.A.S bile nasip etmediği bir manevi makam olsa gerek....Çünkü bak neyle tehdit ediyor RESULUNU...

    Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (5/67)

    [44] Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,

    [45] Elbette onu kıskıvrak yakalardık.

    [46] Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

    [47] Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız. HAKKA SURESİ




    ALLAH RESULUNDE S.A.S, e nasip olmayan nasıl bir makam mışki biz anlayamıyoruz..

    ALLAH C.C Yarattığı insanları anlayamayacakları HiÇBİRŞEYDEN SORUMLU TUTMAZ...Eğer böyle olsaydı bu ZULUM olurdu ...Tıpkı KÖR bi adama AL bu yazıyı oku demek gibi olurdu ki ALLAH C.C KULLARINA ASLA ZULMETMEZ....Bu zalim ilah TASAVVUF anlayışının ilahıdır...!!!!

    BATIL HAK ÜZERE GELEBİLİR AMA, HAK HİÇBİR ZAMAN BATIL ÜZERE GELMEZ...

    Küfürlerini insanları inandırabilmek için önüne arkasına hak sözler, ALLAH ve PEYGAMBER sevgisi içeren sözler ile süsleyip sunmaktan başka çaraeleri varmı..?
    Daha da bi satır yazı yazmam.....

    “Bu kitap Mesnevi kitabıdır. Mesnevi hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı (!) Tanrı’nın en aydın yolu! Tanrı’nın en açık burhanıdır... Kur’an’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebeb olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce özleri hayırlı katiblerin elleriyle yazılmıştır. Temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi, Alemlerin Rabbinden inmedir! Batıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur, gözetir!....
    (Mesnevi-Celaleddin Rumi MEB Yayınları c: 1 s: 11)

    Daha MUKADDİMESİ (ÖNSÖZ) nde bunlar yazıyor, sen ne anlatıyon.....

  2. #82
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye kapkale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Nerden
    malatya __balıkesirde oturuyorum
    Mesaj
    642
    Rep Gücü
    8914
    [QUOTE=Ammar;289310]
    Al işte delili İMAM RABBANİ dediğiniz adamın 1 Mektubunda ki KADINLARIN FERC inde ALLAH C.C un zatı tecelli etti bu tecelliye eridim bittim, gibi KÜFRÜN EN KATMERLİSİNE ne demeli...

    Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.

    Allahü Teala Hazretleri bir kudsi Hadiste ''Ben gizli bir hazine idim bilnmek için alemleri yarattım.''Buyuruyor.Her yarattığında onun yüce kudret ve azameti ve sonsuz ilmi ve diğer isimlerinin tecellileri vardır.Bu kadında da vardır çiçektede arıdada,baldada yani her bir yaratılanda vardır.Bu tecellileri kalb gözüyle müşahade etmek.Ançak kalb gözü açık olana olur.Hem İmamı Rabbani böyle tecellilerden utandığını ve sıkıldığını ve daha sonra bu tecellilerin kaybolduğunu söylüyor.Burda haşa nerde Allah ile alay vardır.Allah'ın her şeyi en güzel bir şekilde yarattığını bizzat kalb gözüyle müşahade etmek vardır.Fakat bu tecellilerin kadın suretinde ( tanımadığı bilmediği bir kadın)tecelli etmesinden haya duyduğundan bahis vardır.Bu Tasavvuf yolunda ilerlerken görülen şeylerdir.Zaten bu arzu edilen netice değil,arzu edilene doğru gidilirken görülen geçici şeylerdir.





    burda sızı yanıltan benzetmelerdır nıtekım allah (cc)da buyukluğunu dırek göstermemış ınsanlara bır ağacın çekirdekten çıkmasıyla düşündürmüş mevsimleri ard arda sıralayıp hıç yerını şaşırmamalarıyla buyukluğunu düşündürmüş kıacası kainatın her malzemesiyle büyüklüğünü insanlar düşünsün diye delil vermiştir kimse allahı (cc)görmemiş ama ınan bunlara bakarak yaratıcının ne kadar azametlı olduğu hakkında dusuncelere sevketmıştır

    bunun ınkarı yokturkı yaratılan her şey allahı azametını guzellığını buyukluğunu kudretini yüceliğini bangır bangır haykırmaktadır

    bu gerekse kadın gerkekse erkek gerekse esya gerekse alem herşeyde allahın azametını görmek mümkündür

    işte burda bu tür tasvirler yapılarak allahın azametinden haberdar etmek maksatlı düşünceler kimileri tarafından düz mantıkla izafe edilip yanlış hatta küfre varacak derecede ıtamlar sergılemesıne mahal vermıstır burda hak erenlerının her varlıkta allahı görmek her varlığın hallerınde allaha olan zıkrını görmek maksatlı menkıbelerı bazı kısıler tarafından her an karalanmaktadır

    sorarım allah(cc) sadece kuranın ıcındemıdır sadece peygamberın (sav) dılındemıdır o her yerde her varlıkta her eşyada ben burdayım dercesıne haykırmaktadır

    allahın(cc) her varlıkta kendını ıspatlaması ınsanı ona aşk denecek sevgı derecesınde kendıne hayran bırakmasına neden olmaktadır

    bunu yapanlara karsı nedense son zamanlarda duz mantıkla okuyudukları menkıbelerını hallerını bır kufur edasında nıteleyıp bu dını yalamış yutmuş edasında ıfıtra atmaları cok vahım bı laydırkı imam rabbanı hz devrının alimi mucdehıtı allah dostu ve hz peygamber aşığıdır onun sayesınde o devırde yetıştırdığı talebelerle islama bazı bidadlerin girmesini engellemiştir bakın talebelerıne olan vasıyetlerı böle dıen bır ınsan kötölenmeye maruz kalmış
    Dünya bir seraptır

    Ey oğul!

    Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli yüzlerle süslenmiştir. Sureti nakışlıdır. Çirkin bir kadın gibi kaşı çekilmiş, yanakları boyanmış. İlk bakışta tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüş cifeye benzer.

    Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptır, Şeker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasızlığı ile söylenenlerin ve anlatılanların hepsinden şerlidir.

    Onun aşıkı sefih ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır. Kim onun görünüşüne aldanırsa ebedi kayıp zehiri ile zehirlenmiştir. Kim onun tazeliğine ve tadına bakarsa sonsuzluğa kadar pişmanlık duyar.

    Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    "Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razı etsen, diğeri darılır."



    Dünya nedir?

    Ey oğul!

    Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle uğraşmak...

    Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah'tan başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir.



    Gençlik tövbesi

    Ey oğul!

    Cenab-ı Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çağında sana tevbe nasip etti. Şimdi bilmiyorum, o tevbede sebatlı mısın? Yoksa çeşitli muzahrefat ile şeytan seni azdırdı mı?

    Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çağ gençlik çağıdır. Dünya malına gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydır, bu manada arkadaşlarının çoğu da uygunsuzdur.



    Sana tefekkür lazım

    Ey oğul!

    Önemle üzerinde duracağın iş, mübah şeylerin zaruri olan miktarı ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alınmalıdır.

    Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanılması olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sıcaktan ve soğuktan korumaktır. Bu ölçüyü diğer zaruri mubah işlerde de devam ettirmelidir.

    Sana tefekkür lâzım. Kalbe dayalı işleri yapmak gerek. Aksi halde yarın ziyandan ve pişmanlıktan başka bir şey elde edilmez.



    Gençlik büyük fırsattır

    Ey oğul!

    İbadete yönelme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel işlemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Halbuki şu anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde eldilmesi kolaydır.

    Hele anne-babanın hayatta olmaları Yüce Hakkın nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almıştır. İşte bu mevsim fırsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettiği mevsimdir. Bugünün işini yarına bırakmak için şu andaki durum nasıl bir özür olabilir? Ertelemeye ne gerek var? Resulullah (a.s.m.) bu manada şöyle buyurmuştur: "İşi erteleyen helak olur."

    Evet, bugün ahirete ait işlerle bir meşguliyet varsa, bu düşük dünyanın işini yarına bırakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir şey olur.

    Şu zaman gençlik zamanıdır. Nefsin, şeytanın ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanda yapılan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.



    Allah'ın emir ve yasaklarına uymalı

    Ey oğul!

    Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah'a iltica ve niyazda bulunmaktır.

    Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbiri Cenab-ı Hakkın yararına değildir, çünkü onun böyle bir şeye ihtiyacı yoktur.

    Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır.

    Cenab-ı Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düşen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır.



    Doğru haberci ile yalancının farkı

    Ey oğul!

    Yalan söylediği defalarca denenemiş olan bir kimse, "Bu gece düşman hücum edecek" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alır. Bu haberi veren kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde o belanın giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karşı dikkatli olmak lazımdır.

    Halbuki, doğru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermiştir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadır. Eğer müteessir olsalardı, ondan korunma çareleri ararlardı. Kaldı ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermiştir.

    O nasıl bir imandır ki, doğru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.



    Mal ve mülk Allah'ındır

    Ey oğul!

    Nefis kendi özünde cimridir. İlâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamlı yumuşak konuşmalıdır. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah'ındır.

    Kula asıl layık olan zekâtı tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz.



    Fetvayı âhiret âlimlerinden almalı

    Ey oğul!

    Dini hükümleri, fetvaları âhiret ulemasından sorup öğrenmek gerektir. Zira onların sözlerinde tesir vardır. Belki onlara sorulduğu için nefeslerinin bereketi ile amelde başarı hasıl olur.

    İlmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya alimlerinden kaçınmak gerekir.

    Dünya adamlarıyla bizim ne işimiz var? Onlarla aramızda ne gibi bir münasebet olur ki, onların hayrı ve şerri üzerinde söz edelim.



    Tavşan uykusu ne zamana kadar sürecek?

    Ey oğul!

    Hayatının en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düşmanlarının rızasını kazanma yolunda geçip gitti. Şimdi ömrünün sonu kaldı. Bugün de bunu Hakkın rızası istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma işinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az

    olsun, çekeceğimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap işlemek suretiyle çok günahlarımıza kefaret ettirmezsek, yarın hangi yüzle Allah'ın katına varacağız? Hangi çareye başvuracağız?

    Bu tavşan uykusu ne zamana kadar sürecek? Bu gaflet pamuğu ne zamana kadar kulakta kalacak? Yakında basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç şüphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamuğu da gidecek, lâkin o zaman ne faydası olur? O zaman hasret ve pişmanlıktan başka bir şey olmayacak.

    Ölüm gelmeden önce amel işlemeye bak. Kabrinde yaslanacağın bir şey hazırlamalısın. Öncelikle itikadını düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri öğrenmelisin. Fıkıh kitaplarının açıkladığı şeyleri bilmeli ve amel etmelisin.



    Zikir gafletin kovulmasıdır

    Ey oğul!

    Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah'ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun.

    Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur.



    Hayat şeriat üzere olmalıdır

    Ey oğul!

    Düşük dünya süslerine aldanmaktan sakın. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde şeriata göre amel et. Hayat, temiz şeriat üzere olmalıdır.

    Ehl-i Sünnet ve'1-cemaat âlimlerinin görüşlerine göre öncelikle itikadı düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydalı fıkıh hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir.

    Farzların edasınde önemle durulmalıdır. Helal ve haram işlerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzların yanında nafile ibadetlerin durumu yolda bırakılmış ve itibardan düşmüş gibidir. Halbuki bu zamanda insanların pek çoğu nafile ibadetlere önem verip farzları harap bırakmaktadır. Nafile ibadetlere önem verip farzları da düşük ve itibarsız saymaktadırlar.



    İlim, amel, ihlas lâzım

    Ey oğul!

    Bilmiş ol ki, ebedî kurtuluşun kolaylaşması için insana şu üç şey mutlaka lâzımdır: İlim, amel, ihlâs.

    İlim iki kısımdır: Birinci kısım, amel olup bunun izahını fıkıh üzerine almıştır.

    İkinci kısım, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilatı kelâm ilmi üzerine yazılan kitaplarda vardır. Haliyle Ehl-i Sünnet ve'1-cemaatin görüşüne göre... Şöyle ki: Bunlar fırka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtuluş ümidi yoktur. Bunlara kıl kadar muhalefet olsa, iş tehlikeye girer, hem de ne tehlike!



    Kul hakkını dünyada iken öde

    Ey oğul!

    Tam manasıyla kul hakkının ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakkı kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydır, yumuşaklıkla, tatlı dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette iş zordur. Orada çare bulmak mümkün değildir.



    Nefsin sevdasına kapılma

    Ey oğul!

    Nefis, makam ve baş olmak sevdası üzerine yaratılmıştır. Bütün gayreti, akranı üzerine üstün gelmektir.

    Bütün arzusu yaratılmışların hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun eğmiş olmaktır. Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmasını istemediği gibi, hiç kimsenin hükmü altına da girmek istemez.

    Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasıdır. Benzeri olmayan Yüce Yaratıcı ile ortaklık davasına girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktır.

    Hatta ortaklığa bile razı olmaz. Yalnız kendisinin hâkim olmasını ister, başkasını istemez. Herşeyi hükmü altında görmek ister. Bir kudsî hadiste şöyle buyurulur:

    "Nefsine düşman ol, çünkü o Bana düşmanlığa saplandı."

    Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkışmak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah'a düşmanlıktır. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadır. Bu işin çirkinliği ciddi bir şekilde idrak edilmelidir.

    Bir kudsî hadiste'Allah Teâlâ şöyle buyuru:

    "Kibriya ridamdır, azamet izarımdır. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutuşmak isterse, onu ateşime atarım, haline hiç bakmam."

    Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz bırakıp onun yapısını tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzuları kaldırmak için gelmiştir. Ne kadar dinî emir işlenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.

    Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzuların izalesi için bin senelik riyazetten ve bu uğurda mücahededen daha faziletlidir.

    Bu riyazet ve mücahede şeriat gereğince olmayınca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur işlemezler, fakat şeriat dairesinde yapmadıkları için kendilerine hiçbir faydası olmaz.

    Meselâ bir kimse dinin emrettiği zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasından daha faydalıdır.

    Ramazan Bayramında şeriatın emrine uymak maksadıyla oruç tutmayıp yemek, bir kimsenin kendiliğinden tuttuğu bin senelik oruçtan hayırlıdır.

    Sabah namazının iki rekât farzını cemaatle kılmak sabah namazını cemaatle kılmayı bırakıp geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.

    Hâsılı; nefsin, başkanlık, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki boş kuruntulann pisliklerinden kurtulmadıkça kurtuluş mümkün değildir. Ondanki bu hastalığın izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...
    Konu kapkale tarafından (23-09-2010 Saat 08:16 PM ) değiştirilmiştir.

  3. #83
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Mesaj
    2
    Rep Gücü
    6
    Alıntı EFLAMOR´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    İslamiyetten haberi olmayanlara ya da yanlış anlatılanlara ehl-i fetret denilir.
    Araplar her ne kadar Hz. İbrahim'i (a.s.) peygamber olarak bilmiş olsalar da, onun peygamberliğini yalnızca kendi zamanıyla sınırlı olduğunu kabul ediyorlardı. Hz. İbrahim ile Hz. Peygamber (a.s.m.) arasında geçen üç bin senelik uzun bir süreden dolayı, İbrahim Aleyhisselâmın tebliğ etmiş olduğu Hanif dininin hükümlerini bilen pek yoktu.
    İslâm âlimleri fetret ehlini üç kısımda inceler:
    1. Cenab-ı Hakkın varlık ve birliğini kendi aklı ve zekâsının yardımıyla düşünüp bulan ve bilen kimseler: Kus bin Sâide ve Cennetle müjdelenen Sahabilerden Said bin Zeyd'in babası Zeyd bin Amr gibi.

    2. Tevhid inancını bozup değiştirerek putperestliği kabul eden ve kendilerine göre din uydurup insanları kendi çevresinde toplayanlar: Araplar arasında putperestliği çıkaran Amr bin Luhay ve diğer müşrikler gibi.

    3. Ne mü'min, ne de müşrik herhangi müsbet veya batıl bir inanca sahip olmayıp bütün ömrünü gaflet içinde geçiren; akıl ve zihnini bu nevi meselelerle meşgul etmeyen kimseler. Cahiliye devrinde bu sınıfa giren insanlar da vardı.

    Bu üç sınıftan ikinciler putperest olduklarından Cehennemliktir. Üçüncü sınıfa girenler ise gerçek mânâda fetret ehli olduklarından bunlar Cehennem ehli olmayacaklardır. Çünkü, kendilerine hak ve hakikati tebliğ edecek bir peygamber gelmediği, küfrü gerektirecek bir halleri de olmadığından ehl-i necattırlar. Bu hususta bütün Ehl-i Sünnnet ittifak etmişlerdir.
    yazının devamı

    Herkese merhabalar deyip bu foruma üye olamam sebep olan bu ifadelere cevap vererek paylaşımlarıma başlıyorum.
    Bu ifadelere dair sorularım şunlardır:

    1- Denmiş ki, "Araplar her ne kadar Hz. İbrahim'i (a.s.) peygamber olarak bilmiş olsalar da, onun peygamberliğini yalnızca kendi zamanıyla sınırlı olduğunu kabul ediyorlardı. Hz. İbrahim ile Hz. Peygamber (a.s.m.) arasında geçen üç bin senelik uzun bir süreden dolayı, İbrahim Aleyhisselâmın tebliğ etmiş olduğu Hanif dininin hükümlerini bilen pek yoktu."
    Oysa, İbrahim Aleyhisselâmdan ile bizipeygamberimiz arasında bir sürü peygamber daha gelmiş-geçmiştir. Hatta iki tanesine de (Musa Aleyhisselâmile İsa Aleyhisselâma) Tevrat ve İncil adında iki kitap inidirilmiştir. Araplar neden İbrahimAleyhisselâmın dinine uysunlar ki ? en son hangi kitap inirilmişse ona iman etmeleri gerekmiyor mu ?
    2- Yazıdaki 1.maddede hiçbir tebliğe muhatab olmadan kendi aklı ve zekâsı ile Cenab-ı Hak'kın varlık ve birliğini bulan insanlar denilmiş... (Ki , bu şekildekendielrine hiçbir tebliğ ulaşmamış insanalrın Allahın varlık ve birliğini bulmak ehl-i sünnet ulemasınca da vaciptir.)
    Arkasından, 3. maddede aynı konumda olan insanlardan bahsedilmiş ve haklarında "bütün ömrünü gaflet içinde geçiren; akıl ve zihnini bu nevi meselelerle meşgul etmeyen kimseler." denilerek, bunların ehl-i fetret olduklarından cehennem ehli olmayacaklarından bahsedilmiş ! Bu ne tuhaf bir durumdur ? Tembellik yapmayan ve aklını-zek3asını kullanarakAllah'ı bulanalrlahiçbunalr aynı kefeye koyulabilir mi? İslâm Dininde böyle torpili bir sınıf nerde görülmüş? Adamlar hem ömürlerini gafletle geçirecekler, hem de akıl vezihinlerinihiçbirşeye yormyacakalr ve ondan sonra da doğru cennete gidecekler ! Hiç kimse kusura bakmasın ama,İslâm diniböyle beleşçilere açıkı bir din değildir ! Saygılar sıunarım.

  4. #84
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Nerden
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesaj
    79
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    35
    İslam; Hz. Muhammet ile başlayan bir din değildir!

    İslam’ın her zamana özgü bütünsel bir yapısı vardır…

    Tevrat indirilmeden önce İslam; vahyin, direkt ya da bir peygamber aracılığı ile insanlara aktarılması ile sınırlı bir bütünlüğe sahip iken,

    Kuran indirilmeden önce İslam; vahyin direkt ya da bir peygamber aracılığı ile insanlara aktarılması ve Tevrat hükümleri ile sınırlı bir bütün halini almıştır,

    Kuran’ın indirilmesinden sonra İslam; Tevrat ve Kuran hükümleri ile sınırlandırılmış ve bütünsel olarak da son halini almıştır… Bu durumda vahiy (yeni bilgi) ve peygamberlik kurumuna gerek kalmamıştır…

    Allah katından indirilen iki kitap vardır; Tevrat ve Kuran…

    İncil; Hz. İsa’nın benliği üzerine yazılı bir bilgidir…

    Hz. İsa; İncil bilgisini İnsanlara sözlü ve görsel olarak sunmuştur…

    İncil diye ortaya sürülen kitaplar; Hz. İsa’nın sözlerini ve yaptıklarını tarihsel bilgi olarak aktarmaya çalışan, insanlara ait bilgi tomarıdır…

    Tıpkı Hz. Muhammet’in (Kuran dışı) sözlerinin ve yaptıklarının; hadis adı altında insanlar tarafından yazılması gibi…

    Zebur; Tevrat’a ait bir bölümdür…

    İncil; Hz. İsa tarafından insanlara sözlü ve görsel olarak sunulmuştur; yazılı vahiy olarak ise kendisinden sonra gelen Hz. Muhammet’e yazdırılmıştır…

    Yazılı vahiy olarak İncil; Kuran’a ait bir bölümdür…

    SAF SURESİ6- Meryem oğlu İsa’nın da şöyle dediğini hatırla: “ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek olan Ahmet adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim.

    Hz. İsa; Tevrat’ı doğrulayıcı ve Ahmet (Muhammet) adındaki elçiyi, dolayısıyla Kuran’ı müjdeleyici olarak gönderilmiştir.

    HUD SURESİ17 -Böyleleri şu kimse gibi olur mu: rabbinden bir beyyine üzerinedir, O’ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkâr edenin varış yeri ateştir. Ondan asla kuşkuya düşme; o rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.

    Kuran ve Tevrat’ta var olan reenkarnasyon sistemi fark edilmeden, Allah’ın insanlara karşı adaletli davrandığının anlaşılabilmesi imkânsızdır…
    Doğrularım, en doğrusuna ulaşana dek geçerlidir...

9. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 789

Benzer Konular

  1. Evlenmeden önceki dönem
    melanqly Tarafından Evlilik ve Aile Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-08-2009, 08:15 PM
  2. İşte 40 bin yıl önceki kadın!
    Kadim Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 27
    Son mesaj: 29-05-2009, 05:01 PM
  3. Kıyametten önceki son adam
    Eftelya Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 29-10-2008, 06:29 PM
  4. Önceki Hayatında Kimdin ?
    Gül@y Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-09-2008, 11:29 PM
  5. 4000 Yıl önceki Dua
    Karakarizma Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 12-06-2007, 04:16 PM
Yukarı Çık