+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Gunahi yuklenemezsin


  2. #2
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Selam

    Gercekten hicbir gunahkar
    Baskasinin gunah yukunu yuklenemez.

    Bilsinki insan icin;
    Kendi calismasindan baskasi yoktur!
    İşte Kur'anın kureyş lehçesinin tükçe meal karşılığı bu değildir. Başka biryerdede başkasının günah işlemesine vesile olursan onun günahı üzerine, sevep işlemesine vesile olursan üzerine..

    Yani seni kötüye sürüklersem üzerime sorumluluk üstlenmişimdir.

    Çocuk hakkı..

    İşçi hakkı..

    Devler sorumluluğu vesaire

    İşte bu yüzden tefsire ihtiyaç vardır..

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Sn. ashenarşi; forumda daha once el-aciz isimli
    BILGI baglaminda;
    Sizin gibi konunun yanindan gecmeyen
    Durmadan masallar yazan bir arkadas vardi.
    Simdi goremiyorum...

    Ancak siz onu mumla aratiyorsunuz.
    Sn.Ammari sabrindan dolayi kutluyorum.

  4. #4
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Tamam haklısın bu konuda akşama biraz uyukulu kalmışım ama şimdi daha açıklayıcı olayım;


    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Selam

    Gercekten hicbir gunahkar
    Baskasinin gunah yukunu yuklenemez.

    Bilsinki insan icin;
    Kendi calismasindan baskasi yoktur!

    Necm Suresi 38-44
    [DM]xabpuo[/DM]

    Eger donma olursa
    Gunahi yuklenemezsin
    Dailymotion - Necm Suresi 38-44 (Kuran filmleri) - Film ve TV Kanalı
    38. Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.

    39. Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.

    40. Ve çalışması da yakında görülecektir.

    41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

    42. Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir. -Elmallılı Hamdi Yazır


    38. Bu mübarek âyetler, Hz. Musa ile Hz. İbrahim'in kitablarında bulunan ve bu iki büyük Peygambere tâbi ve hürmetkar olduklarını iddia eden Arab müşrikleriyle kitab ehli denilen Yahudi'ler ve Hıristiyanlarca bilinmesi lâzım gelen on beş mühim dinî esası bildiriyor. Bunlara muhalif görüşte olanların cehaletlerini teşhir buyurmaktadır. Şöyle ki: (Hakikaten hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez.) Hiç yüklü bir şahıs başkasının yükünü taşımaz. Yâni: Hiçbir kimse başkasının günâhiyle hesaba çekilmez ki, o başkasını cezadan kurtarabilmiş olsun. Binaenaleyh Velid Ibn-ül Mugiyre gibi herhangi bir şahıs da kendi günâhını, kendisini dinden mahrum bırakan diğer bir şahsa yükletemez ki, kendisi günâhtan kurtulmuş olabilsin. Şu kadar var ki, bir günâhı işleyen kendi fiilinden dolayı hesaba çekileceği gibi onu ogünâha sevk ve teşvik eden bir kimse de bu saptırmasından dolayı hesaba çekilecektir. Çünkü bu da o diğer kimsenin işlediği bir günâhtır. Evet.. Herhangi bir günâha sebebiyet vermek de ayrıca bir günâhtır ki, o sebebiyet verene âid bulunur. Deniliyor ki: Vaktiyle bir şahıs bir cinayet işleyince, meselâ birini öldürünce onun yerine babası veya evlâdı veya amcası veya eşi gibi bir yakını öldürülürmüş sonra İbrahim Aleyhisselâm Peygamber gönderilince kendisine bu mealdeki bir âyet-i kerîme nazil olmuş, bunun üzerine kavmini öyle adalete muhalif bir hareketten men etmiştir. İşte bu birinci bir esas-ı dinîdir. Hiçbir kimsenin bir cinayetinden dolayı başkası mes'ul olmaz. Meğer ki, o cinayete sebebiyet versin.


    39. Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.

    39. (Ve şüphesiz ki,) Başkasının amelinden yararlanmaya insanın hakkı olamaz (insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.) yâni: Bir insan, kendisi sebebiyet vermiş olmayınca başkasının günâhından mes'ul olmayacağı gibi güzel amelinden dolayı da bir mükâfatı hak etmiş olamaz. Meselâ: Bir zâtın namaz kılmasından, Hacc etmesinden, Kur'an okumuş olmasından dolayı diğer bir şahıs sevaba nail olamaz. Ancak bir hadis-i şerifte beyân olunduğu üzere insan ölünce artık onun ameli nihayet bulmuş olur. Üç şey müstesna. Biri hayırlı evlâddır ki, babası için duada bulunur, İkincisi: Vakıflar gibi sadaka-i câriyedir ki, kendisinden sonra devam eder. Üçüncüsü de kendisinden istifâde olunan ilmdir. Bunlar ise haddizatında yine bir şahsın kendi çalışması neticesi demektir. Bir de müminler. Peygamberlerin ve meleklerin şefaatlerine nail olacaklardır. Kezâlik: Din kardeşlerinin dua etmelerinden ve sırf Allah rızâsı için Kur'an-ı Kerim'i okumalarından ve sadaka vermelerinden faydalanmış bulunacaklardır. Fakat bunlar da imânlarının bir mükâfatı demektir ve bunlara kendileri herhalde lâyık olmayıp bunlar kendi haklarında ilâhî bir lütuftan ibaret bulunmaktadırlar. Bu da ikinci bir dinî esastır.





    40. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir.

    40. (Ve elbette ki,) Her mükellef insan (çalışmasını yakında görecektir.) yâni: Ölünce dünyadaki amellerinin mükâfat veya cezasına kavuşmuş olacaktır. Kıyamet gününde amel defteri açılacak, amelleri mizana vurulacak, ona göre hakkında muamele yapılacaktır. Bu da üçüncü bir dinî esastır.





    41. Sonra -Onun çalışması- tastamam bir mükâfat ile mükâfatlandırılacaktır.

    41. (Sonra) O âhirete gidecek şahsın dünyadaki çalışması, güzel amelleri (tastamam bir mükâfat ile mükâfatlandırılacaktır.) Yâni: Herkes, çalışma ve gayretinin meyvesine kavuşacaktır. Şöyle ki: Bir günâhı işlemiş olan bir kimse, o günâhın karşılığı olan bir cezaya uğrayacaktır. O günâhın afv edilmesi de umulur, elverir ki, küfrü gerektirici olmasın. Fakat bir güzel amelde bulunan bir mümin de samimiyet derecesine, hayatî durumuna göre o amelinin en az on misli sevaba nail olacaktır. Yedi yüz misli sevaba nail olacak olanlar da bulunacaktır. Bu da dördüncü bir dinî esastır.





    42. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rab'binedir. -Ömer Nasuhi Bilmen


    Ben ne demiştim mealle tefsir arasında fark vardır.

  5. #5
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    38-Yani gerçek şu ki, günahkâr bir insan, başkasının günahını çekmez. Yani ancak kendi günahını çeker.

    Vizr, günah ve ağır yük mânâsına gelir ki, burada günah ve günahın cezasını çekmek anlamındadır. Yani ahirette ceza çekecek kimse, hiç kimsenin günahının cezâsını çekecek değil, herkes kendi suçunun cezasını çekecektir. Bizde meşhur olan "Her koyun kendi bacağından asılır." tâbiri bunu ne güzel ifade etmektedir. Bunun fıkıhdaki karşılığı, "Ukubatta niyâbet câri olmaz" (yani cezalarda vekillik geçerli değildir) genel kuralıdır. Şu halde birisi, başkasının günahını boynuna almakla onu kurtaramaz, ancak kendi üzerine aldığının yani

    sorumluluğunun cezasını çeker. Zira, "Onlar, kendi yüklerini, kendi yükleriyle beraber başka yükleri de taşıyacaklar.." (Ankebût, 29/13) âyetinde de aynı anlam vardır. Ayrıca "Her kim kötü bir çığır açarsa, onun günahı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin günahı da, o çığırı açanın boynunadır." hadisi de böyledir. Şu da, o sahifelerde bulunan hususlardandır.

    39- Doğrusu insanın çalışmasından başkası kendisinin değil, ancak çalışması kendisinindir. Yani bir insan başkasının günahından dolayı hesaba çekilmeyeceği gibi, çalışmasının dışında bir şeyle sevap alması da kendi has hakkı değildir. Olursa, başkasının hediyesi, bağışı olur. Gerçi "Herkesin kazandığı iyilik kendilerine, kötülük de kendi aleyhinedir..." (Bakara, 2/286) âyetinden ilk bakışta "insana çalışmasından başkası yoktur" mânâsı anlaşılırsa da, insana gerek dünyada gerek ahirette kazancından başka vehbî olarak (Allah tarafından) verilen nice rahmet ve ilâhî bağışların bulunduğunda da şüphe yoktur. Ayrıca yardımlaşmanın emrolunduğu, dünya ve ahirette de fayda sağladığı bilinmektedir. Ebu's-Suûd der ki: "Peygamberlerin şefaatı, meleklerin istiğfârı, dirilerin ölüler için dua ve sadakaları gibi insanın kendi amelinden olmamakla beraber faydalı olduğu bilinen karşılıksız işlere gelince, bütün bunların fayda sağlaması, insanın kendi ameli olan imana ve dine bağlılığına dayanır. İman olmayınca hiçbir şeyin faydası olamayacağı için, bunlarda da faydalı olan yine kendi gayret ve amelidir." Ebu Hayyân tefsirinde şöyle bir rivâyeti nakleder: Horasan valisi Abdullah b. Tâhir, Hüseyin b. Fadl'a "Allah dilediğine kat kat verir." (Bakara, 2/261) âyeti hakkında soru sormuştu. Hüseyin ona, "Adaletle ancak insana çalıştığı, lütufla ise Allah'ın dilediği kadar vardır." diye cevap verdi. Bunun üzerine Abdullah Hüseyn'in başını öptü. Bu âyetin mensuh (yürürlükten kaldırılmış) olduğuna dair İbnü Abbas'dan nakledilen rivayet sahih değildir. (Bu hususla ilgili olarak "Herkes kendi kazandığına bağlıdır." (Tûr, 52/21) âyetinin tefsirine bkz.) Âlimlerin çoğuna göre bu âyet, muhkemdir. İbnü Atiyye bu hakikati şöyle ortaya koyar. Bence bu âyet şu şekilde izah edilebilir: "Burada esasen mânânın dönüp dolaştığı yer, daki Lâm'dır. İnsanın "şu benimdir" demeğe hakkı olan şeyi araştırdığın zaman, onu ancak çalışmasından ibaret bulursun. Ondan başka bir

    şefaat, (yardım) veya hayırlı bir baba yahut hayırlı bir evladın gözetimi ile veya iyiliklerin kat kat verilmesi, yahut sırf lütuf ve esirgeme kasdıyla olanlar hep merhamettir. Onların hiçbiri insanın kendinin değildir. Ona, gerçekte benim demeğe yetkisi yoktur. Bu ancak mecazen hakikate ilhak edilerek (katılarak) söylenebilir. Bunun esası, Lâmın ihtisâs veya istihkâk (hakkı olma) mânâsına gelmesi, tahsisin de ona yönelik bulunmasıdır. Türkçe'de bu mânâyı ifade eden "Elden gelen.. öğün olmaz, o da vaktinde gelmez." şeklinde bir atasözü vardır. "Mâseâ" daki masdariyyedir. Çalışmak demektir. "Çalıştığı" mânâsına mevsûle olması ihtimali düşünülebilirse de, genellikle doğru değildir. Zira her çalıştığı, insanın olmaz. İnsanın olan ancak çalışmasıdır.

    40- Ve hakikat çalışması yarın görülecektir, kıyamet günü defterinde görülecek ve mizanına konulacaktır. Yani çalışması boşa gitmez, fakat onun meyvasını peşin ve hemen görmeğe kalkışmamalıdır. Zira o, ileride görülecektir.

    41- Sonra ona en dolgun karşılık verilecektir. Bu suretle insanın geleceği, çalışmasının neticesi olacak demektir.

    42- Fakat bu âlemde bir çok güzel çalışmanın boşa gittiği görülüp dururken, bu değerli karşılığı kim temin edecek? denirse şu da bir hakikat ki, varış Rabbinedir, sonunda Rabbine gidilecektir. Bütün yaratıklar dönüp O'na varır, O'nun huzuruna çıkarılır. İşte o vakit o tam ceza da, hakka'l-yakîn (şüphe edilmeyen gerçek) olur.

Yukarı Çık