+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423

    Firavun'da(Din-Bilim-sağlık) Duygudurum hastalığı mı vardı?

    1. DUYGUDURUM NEDİR?
    İnsanlar duygularıyla yaşar. Hissettiğimiz duygular, o sıradaki bir olay ya da düşünceye karşı kısa süreli sergilenebilir (komik bir şeye gülmek gibi). Bunu içten hissederken (neşelenmek gibi), dışarıya da belli ölçülerde yansıtırız (gülmek gibi). Bunlara ‘duygu’ diyebiliriz. Ancak bir de üzerimizde uzun süre kalan duygularımız vardır. Günler, haftalar ya da aylar boyunca genelde neşeli ya da kederli olabiliriz. Buna ‘duygudurum’ diyoruz. Bu duygu halinin bazen bir açıklaması vardır. Örneğin, o günlerde yaşamımızda bizi mutlu eden olaylar yaşamaktayızdır. Ancak, bazen anlamlı bir nedeni olmadan da böyle bir duyguduruma girebiliriz. Duygudurum bozuklukları dediğimiz hastalıklarda olduğu gibi.



    2. DUYGUDURUM HASTALIĞI NEDİR?
    Tüm davranışlarımız beyin tarafından oluşturulur ve kontrol edilir. Yürümemiz, konuşmamız, düşünmemiz gibi, duygular ve duygudurum da beyin hücresinin işleyişi ile oluşur. Bu işleyiş normalse, davranışlar ve duygular da normal olacaktır. Beyin hücresinin çalışması geçici veya kalıcı şeklide bozulur ya da değişirse, davranış ve duygularımız da geçici veya kalıcı şekilde bozulur ya da değişir. Beyin hücreleri elektriksel uyarılmalar şeklinde çalışır ve hücreler kimyasal bazı maddeler çıkararak bu uyarıları iletir, sonuçta davranış ve duygularımız ortaya çıkar. Bu işleyişteki bozulma bazen hafiftir ve her insanda olur (Yaşamdaki olumsuz olaylara bağlı keyifsizlik, sıkıntı ve üzüntüler gibi). Bazen ise, nedensiz ya da bir olaya karşı çıksa bile, şiddetli ve yaşamı ciddi olarak bozucu şekilde ortaya çıkar. Bunlara psikiyatrik hastalıklar diyoruz. Duygudurum hastalıkları, beyin hücrelerinin, bir süre için, her zamankinden farklı işlemeye başlaması demektir. Bu değişme başlıca, duyguları kontrol eden limbik sistem hücrelerinde oluşur ve kendisini aşırı hareketli, neşeli (manik) ya da aşırı durgun, suskun ve kederli (depresif) durumlar şeklinde gösterir.

    3. BİPOLAR BOZUKLUK KONUSUNDAKİ YANLIŞ İNANÇLAR
    Doktorların ya da toplumun uydurması: Neyin normal neyin anormal olduğu tartışmalı bir konudur ama, bipolar bozukluk o kişinin ‘kendi normal’ davranışlarının değişmesi olduğu için, bu tartışma geçersizdir. Elbetteki hepimiz neşeli ve hareketli olmayı, kederli ve durgun olmamayı isteriz. Ancak, hepimiz bu hallere de gireriz. Bunlar ancak o kişinin kendi normal çizgisinin dışına çıktığı ve belli bir şiddetin üzerine çıkıp, yaşamı bozmaya başladığında bir hastalık olarak ele alınır.
    Yalnızca ülkemizde görülür: Bipolar bozukluk dünyanın her yerinde benzer oranda görülmektedir.
    Çağımızın hastalığı: Bu bozukluğun insanın varoluşundan beri bulunduğu ama tanınmasının tıbbın ilerlemesiyle mümkün olduğu düşünülür.
    Fakir ve eğitimsizlerin hastalığı: Hastalık, her ekonomik ve sosyokültürel grupta benzer oranda ortaya çıkmaktadır.
    Kişilik ve karakter zayıflığı: Hastalık yapısal özelliktedir, yani o kişinin yapısında bulunmaktadır ve kişilik veya karakter gücüyle ilgisi yoktur. Herkeste belli derecelerde var olan bipolar özelliklerin, bazı kişilerde yüksek derecede bulunduğu ve bir hastalık şeklinde ortaya çıkabildiğini düşünebiliriz.
    Sizin sebep olduğunuz bir hastalık, yanlış bir şey yaptınız; ya da anne-babanızın davranışlarındaki hatalar buna yol açtı: Hastalığın sizin ya da ailenizin yaptığı davranış hatalarıyla ilgisi yoktur. Genetik ve yapısal özelliklerle bağlantılıdır.
    Kapasiteyi yok eden yıkıcı bir hastalık: Bipolar bozukluk, koruma tedavisi başarıyla yapılabilen bir hastalıktır. Birçok hastada koruma tam başarıya ulaşmakta ve hastalar bir daha hastalanmadan kalabilmektedir. Ancak, koruma tedavisini sürdürmeyen hastaların çoğunda sonuç gerçekten yıkıcıdır, yani yaşam hedefleri büyük ölçüde ulaşılamaz hale gelmektedir.
    İlaçla değil, psikanalizle iyileşir: Hastalığın temel tedavisi, bir psikiyatrın kontrolünde, çok titiz ve düzenli ilaç kullanımıdır. İlaçsız tedaviler (psikoterapiler) ise, ilaç tedavisine ek olarak kullanılır.
    İlaçsız kontrol edilebilir, bu bir kişilik gücüne bağlıdır: Beynin biyolojik çalışma biçiminde güçlü değişme olarak ortaya çıkan bu hastalık, ilaç tedavisi olmadan durdurulamaz. Kişiliğin güçlü olması, hastalığı inkâr yerine, iyi bir tedavi işbirliğinin kurulmasını sağlayacağı için önemli olabilir. Kişilikteki sorunlar tedavinin reddine, ağır kayıplar yaşanmasına, ancak bunlardan sonra tedavinin kabulüne yol açarak, hastaya telafi edilemeyecek ağır zararlar verdirebilir.
    Stresten kaçarak bu hastalığı yenebilirim: Yaşamınızı hastalığı provoke edecek faktörlerden arındıracak şekilde düzenlemek önemlidir ama yetmez. Bu hastalık, ‘mevsimi geldiğinde kendiliğinden’ ortaya çıkma özelliğindedir. Koruma tedavisinde değilseniz, ortaya çıkması engellenemez.
    Bir şeye üzüldüğüm için oldu: Üzücü olaylar hastalığın başlamasını kolaylaştırır. İlk bir kaç hastalık dönemi, genelde üzücü bir olay ardından gelişir. Ancak, hem bu şart değildir, bir olaysız da başlayabilir, hem de ilk hastalanmalardan sonra hiç bir olay olmadan kendiliğinden tekrarlamaya başlar. Yani, otomatik olarak tekrarlayan bir hastalıktır.
    Cin, peri, büyü işidir. Hoca tedavisi de gerekir, en azından zararı olmaz: Bipolar hastalık, beyin hücresinin çalışma biçimine bağlı bir beyin hastalığıdır ve psikiyatrlarca tedavi edilir. Metafizik açıklamalarla hiç bir ilgisi olmadığı gibi, bu tip ‘yardım’ denemeleri, uygulanan akıl ve çağdışı bazı girişimlerle, hastanın ağır zararlar görmesine yol açabilir.
    Bu hastalık nedeniyle hayattaki hedeflerimden vaz geçmeliyim: Bipolar bozukluklu kişiler başarılı tedavilerle yaşam hedeflerine ulaşıp, çok başarılı olabilmektedir.
    İlaçlar bağımlılık yapar. İlaçlar beni normal halimin dışında biri yapar: Bipolar bozukluk tedavisindeki ilaçlar, bağımlılık yapmadan ömür boyu kullanılabilecek özelliktedir. Her ilacın yan etkileri olabilir ama bunlar genelde önemli değildir. Eğer yan etkiler kişinin kapasitesini düşürüyorsa, tedavinin değiştirilmesi gerekir. Ciddi yan etkileri yoktur. Olabilecek yan etkileri doktorlarca sürekli izlenir ve ortadan kaldırılabilir. Kişiyi normal halinin dışına çıkarmazlar ama hastalar hafif manik durumlarını ‘özleyip’, ilaçlı hallerini normal saymama hatasına düşebilirler.
    Bir süre hastalanmadığıma göre artık tedaviye ihtiyaç yok demektir: Bipolar hastalık, şeker ya da tansiyon hastalığı gibidir. İlaçlarla düzeltilerek hastalık yok edilebilir. Ancak, tedavi bırakılırsa geri dönecektir.
    İlaç aldığıma göre hastayım demektir: İnsan hastalanıyorsa hastadır. Hastalanmayan bir kişinin kendini hasta gibi görmesi yanlıştır. Ancak, bu kendini hastalıktan korumadan vazgeçmek anl***** gelmez. Sizin bir hastalığa karşı yatkınlığınız güçlü. Bu nedenle koruma ilacı alıyorsunuz. İlaç aldığınız için hasta sayılamazsınız, çünkü insan bedeni dışarıdan madde almadan yaşayamaz. Bu anlamda yediğimiz içtiğimiz her şey ilaç sayılabilir, çünkü hepsi bedenimizde değişiklik yapar ve atılırlar. Kahve içmeyi ilaç gibi görmüyoruz, neden? Eczanede satılmadığı için.


    4. BİPOLAR BOZUKLUK NASIL ORTAYA ÇIKAR?
    Bu hastalığa doğuştan gelen biyolojik yatkınlık, başlangıçta genellikle bazı olayların da katkısıyla hastalığın ortaya çıkmasına yol açar. Beyin gelişimi için zorlayıcı olan 15-30 yaş arası dönemde başlaması en sık görülür. Ancak, her yaşta başlayabilir. Beyin hücresinin çalışma biçimi, hastalık dönemlerinde geçici olarak değişir. Hastalık dönemlerinin sayısı arttıkça daha kolay, daha sık ve nedensiz olarak tekrarlama eğilimindedir. Mevsim dönüşleri bazı hastalarda risk yaratır, bu nedenle ilk ve sonbaharda tekrarlaması sıktır. Sürekli uykusuzluk bir risk oluşturabileceğinden uyku düzeni önemlidir.

    5. NEDEN OLUR?
    Bütün duygudurum bozukluklarına yatkınlığın genetik olarak iletildiği düşünülür. Genetik bağlantı en yüksek olarak bipolar bozuklukta görünmektedir. Ana babadan birisi bipolar ise, çocukta bir duygudurum bozukluğu ortaya çıkma ihtimali %25 olup, ikisi de bipolar ise bu risk %50-75’e yükselir.

    6. HASTALIK NASIL SEYREDER?
    Hastalık dönemlerinin ne zaman ve hangi tipte geleceği önceden bilinemez. Ancak, bazı hastalar hep ayni aylarda hastalanır. İlk hastalık dönemleri arasında uzun aralar (bazen 5-10 yıl) olabilir. Ancak sonra sıklaşıp belli bir ritme (mesela yer yıl veya iki yılda bir gibi) oturabilir. Yaş ilerledikçe maniler azalıp depresyonlar baskınlaşabilir.
    İlk dönemin depresyon olması daha sıktır. Hastalık dönemlerinin sayısı arttıkça, daha sık ve daha ağır bir gidiş eğilimi vardır. Bu nedenle erken koruma tedavisine başlamak büyük bir avantaj sağlar. Hastalık dönemleri birkaç ay sürme ve kendiliğinden düzelme eğilimlidir. Ancak, hastalık dönemlerinin sayısı arttıkça, daha uzun sürme ve kronikleşme özelliği kazanabilir.

    7. KAÇ ÇEŞİT HASTALIK DÖNEMİ VARDIR?
    Dört çeşit hastalık dönemi vardır:
    MANİK (Aşırı neşeli ve hareketli)
    HİPOMANİK (Hafif hareketli)
    DEPRESİF (Aşırı kederli ve durgun)
    KARMA (Neşe ve keder karışık)


    8. MANİK DÖNEMİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Maninin başlıca belirtileri:
    Aşırı neşe /veya aşırı hırçınlık, sinirlilik
    Aşırı büyüklük hissi, aşırı kendine güven, kendini çok önemli, güçlü, değerli hissetme
    Dikkat artışı, konsantre olamama, düşüncelerin hızlanması, çağrışımların artışı
    Çok konuşma, durmaksızın konuşma, dağınık konuşma
    Çok enerjik, çok hareketli olma
    Zararlı sonuçlarını göremeden riskli davranışlar yapma
    Uyku ihtiyacının azalması, az uyuma
    Cinsel istek artışı
    Bu manik belirtilere gerçek dışı belirtiler eklenmesine, psikotik mani denir. Psikotik belirtiler, gerçekdışı inançlar (hezeyan, sanrı) (erdim, peygamberim, dünyanın kralıyım, gizli örgütler beni izliyor vs) ya da gerçekdışı algılar (varsanı, hallüsinasyon) (olmayan sesleri duyma, olmayan şeyleri görme vs) şeklinde olabilir.


    Manik belirtilerin görülme sıklığı şöyle bildirilmiştir:
    Aşırı hareketlilik %100
    Aşırı neşe % 90
    Uyku ihtiyacının azalması % 90
    Aşırı konuşkanlık % 85
    Düşünce hızlanması % 80
    Büyüklük hissi, özgüven artışı % 75
    Dikkatin dağılması % 65
    Cinsel dürtü artışı % 60
    Hırçınlık, sinirlilik % 45
    Psikotik belirtiler % 40
    Aşırı alkol alımı % 35


    9. DEPRESİF DÖNEMİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
    Depresyonun başlıca belirtileri:
    Hiçbir şeyden zevk alamama, ilgi, istek, dürtü kaybı veya keder, hüzün hissi
    Olayları olumsuz algılama
    Kendini olumsuz (değersizlik, suçluluk) algılama
    Geleceği olumsuz algılama (umutsuzluk, çaresizlik, ölüm ve intihar düşünceleri, intihara kalkışma)
    Düşünme, anlama, karar verme ve konsantrasyon zorluğu, unutkanlık
    Suskunluk, durgunluk, hareketlerin azalması, yavaşlaması
    Şiddetli sıkıntı, huzursuz, yerinde duramaz olma
    Bedensel belirtiler: Ağrı, sızı, mide barsak şikayetleri, terleme, kabızlık, çarpıntı…
    Bitkinlik, enerjisizlik
    Uykusuzluk veya aşırı uyku
    İştahsızlık, kilo kaybı veya aşırı yeme, kilo alma
    Cinsel isteksizlik, cinsel sorunlar
    Bu depresif belirtilere gerçek dışı belirtiler eklenmesine, psikotik depresyon denir. Psikotik belirtiler, gerçekdışı inançlar (hezeyan, sanrı) (suçluyum, günahkârım, lanetlenmişim, kıyamet kopacak, savaş çıkacak, çocuklarım ölecek, aç kalıp sokaklara düşeceğiz, öldüm, bedenim çürüdü vs) ya da gerçekdışı algılar (varsanı, hallüsinasyon) (olmayan sesleri duyma, olmayan şeyleri görme vs) şeklinde olabilir.
    Depresif belirtilerin görülme sıklığı şöyle bildirilmiştir:
    Keder, umutsuzluk, karamsarlık % 86
    Enerjisizlik, bitkinlik % 86
    Konsantrasyon güçlüğü % 79
    Olumsuz düşünceler % 64
    Uykusuzluk % 57
    İlgi, istek kaybı % 57
    Kilo kaybı % 43
    Ağlama % 43
    İştahsızlık % 36
    Sinirlilik % 29

    10. KARMA DÖNEMİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
    Manik ve depresif belirtilerin birlikte bulunduğu hastalık dönemlerine karma dönem adı verilir. Örneğin aşırı sinirlilik ve hareketlilik gibi manik belirtilerin yanında, intihar düşüncesi gibi depresif belirtiler de vardır. Ya da hasta bir süre manik iken aniden depresifleşir ve bunlar kısa süreli hızlı geçişler şeklinde sürer.


    11. KAÇ ÇEŞİT DUYGUDURUM HASTALIĞI VARDIR?
    İki çeşit duygudurum hastalığı vardır: BİPOLAR HASTALIK ve DEPRESİF HASTALIK. Bipolar hastalıkta yukarıdaki dört çeşit hastalık dönemi de geçirilebilir. Hangi tip dönemin ne zaman geleceği belirsizdir. DEPRESİF HASTALIK ta ise sadece depresif dönemler ortaya çıkar.
    BİPOLAR hastalığın diğer isimleri MANİK DEPRESİF HASTALIK, İKİUÇLU HASTALIK ve İKİ KUTUPLU HASTALIK olup, üç tipi vardır: BİPOLAR-1 hastalıkta yukarıdaki dört tip dönem de yaşanabilir. BİPOLAR-2 hastalıkta sadece depresif ve hipomanik dönemler ortaya çıkar. Her iki hastalıkta da, hastalık dönemleri arasında normal dönemler vardır. SİKLOTİMİK hastalıkta ise, kişi hafif depresif ve hafif hareketli, ama sürekli bir dalgalanma içindedir, yani normal dönemleri yok ya da çok kısadır ama hastalık dönemleri çok hafiftir.
    DEPRESİF hastalığın ise iki tipi vardır: MAJOR DEPRESİF BOZUKLUK ya da TEK UÇLU DEPRESYON olarak bilinen ilk tipinde, hasta ciddi depresyon dönemleri geçirir ve bunlar arasında normal haline döner. DİSTİMİK hastalık denen ikinci tipindeyse, hasta hafif ama sürekli olarak depresif belirtiler gösterir.

    12. BİPOLAR BOZUKLUK NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    İlaçlar hastalık dönemlerini genellikle 1-1.5 ay içinde düzeltir. Ağır vakaların yatırılıp tedavisi gerekir. Ancak, aile ve doktor desteği sağlam olan ve tedaviyi kabul eden vakalar ayaktan da başarıyla tedavi edilebilir. Asıl başarı, koruma tedavisiyle, sonraki hastalık dönemlerinin engellenebilmesidir. Bu, hasta ve ailenin yakın işbirliği ile başarılabilir. Bu hastalık için doğru ilaç diye bir şey yoktur. ‘O hasta için doğru ilaç’ vardır. Yani, her hasta için psikiyatr bir grafik çizer, en doğru ilacı bulmaya yönelir.
    Hasta ve ailenin hastalık belirtilerini erken tanıyıp hemen başvurması tedavide kritik bir önem taşır. Mani genelde saatler ve günler içinde hızla geliştiği ve daha sonra hasta tedaviyi reddedeceği için, bu konu mani için daha kritik bir önemdedir. Depresyonun daha yavaş, haftalar içinde gelişmesi ve hastaya verdiği sıkıntı nedeniyle erken başvurması beklenir. Ancak, umutsuzluk duygusu bunu engelleyebileceğinden, ailenin kararlılığı gene büyük önem taşır. Hipomani başlangıcında kişiler kendini çok iyi hisseder ve hastalık belirtilerini görmezden gelebilirler. Oysa, erken müdahale hastane yatışlarını ve gelecek yıkımları önleyecektir. Tanınması daha zor olan karma dönemler, düşünce hızlanması, sinirlilik, hareket artışı, uyku değişikliği, kafa karışıklığı, duygularda hızlı değişimler (neşe-üzüntü), keyifsizlik, huzursuzluk, hırçınlık gibi karmaşık belirtilerle başlayabilir.
    Hastane yatışı, psikotik, kontrolü zor, ağır, tedaviyi kabullenmeyen olgular için güvenli bir sığınaktır. Depresyon ya da karma dönemdeki intiharı ve manideki riskli davranışlara bağlı maddi ve manevi yıkıcı sonuçları önlemenin en geçerli yoludur. Hasta ve ailenin bu yatışı bir damgalanma gibi görerek engellemeye çalışması büyük bir hata olabilir. Unutulmamalıdır ki, psikiyatrik hastalıklar beyin hücresi çalışmasının bir sonucudur. Karaciğer hücresinin bozuk çalışması nasıl karaciğer hastalığına yol açıyor ve gerektiğinde hastane yatışında tereddüt edilmiyorsa, psikiyatrik hastalıklarda da ayni düşünce geçerli olmalıdır. Doktorlar ayaktan tedavi koşulları var olduğunda zaten bunu tercih edecektir. Toplumun psikiyatri kliniğine yatışı, iç hastalıkları kliniğine yatıştan henüz farklı algıladığı doğrudur, ama bu, toplumun yeterli bilince henüz sahip olmadığını gösterir ve bu eksiklik bir başka hata için gerekçe olmamalıdır.

    13. BİR HASTALIK DÖNEMİ BAŞLADIĞINDA AİLE NE YAPMALI?
    Ailenin ilk yapması gereken doktorla acil bağlantı kurmasıdır. Bunun için ailenin tedavi sisteminin içinde olması gerektiği açıktır. Bipolar hastalık tedavisindeki en zayıf konum, hastanın yalnız başına tedavide olması, hastalık konusunda bilgilenmiş ve tedaviye destek veren hiç bir yakının bulunmamasıdır. Doktorla bağlantı hemen kurulamadıysa, mani, hipomani ya da karma bir dönem başlangıcında yapılacak en doğru hareket, antidepresan ilaç kullanılıyorsa bunu kesmektir, çünkü antidepresanlar bu dönemlerin daha alevlenmesine yol açar. İkinci iş, uykuyu sağlamaktır, çünkü uykusuzluk da belirtilerin daha kötülemesine yol açacaktır. Aile işin içindeyse, uykusuzluğu düzeltebilecek ilaçları öğrenmiştir. Bu arada kullanımına devam edilecek ilaçlar duygudurum dengeleyicileri (lityum, valproat, karbamazepin) olmalıdır, çünkü bu ilaçlar tüm hastalık dönemlerini dengelemek amacıyla kullanılmaktadır.
    En ciddi tuzak, başlangıç belirtileri hafif olduğu için ailenin bunu tanıyamaması ve hastanın, örneğin asi, sinirli davranışlarını normal kişilik davranışları sanmasıdır.
    Bu nedenle, hastayla aranızda bir süredir tartışma yaratan bir durum varsa, öfkeyle karşılık vermeden önce, bunun bir hastalık başlangıcı olabileceğini düşünün.
    Tartışmaya girmeyin, ilaç kullanımını kontrol edin, kan ölçümü yaptırmaya çalışın, yapabileceği riskli davranışları veya intihar olasılığını kontrole çalışın.
    Sonraki basamak, hastayı doktoruna ya da en yakın psikiyatri merkezine götürmektir. Hasta buna direniyorsa, onu ikna etmek için her yolu deneyin, kararlı ve güçlü olun, insiyatifi ele alın. Gerekirse yakınlarınızdan yardım isteyin. Kontrol dışı durumlarda yatış için gerekirse savcılıktan yardım alın. Yatışı bir felaket gibi değil, güvenli bir sığınak gibi görün. Hastanın daha sonra sizi suçlayacağı düşüncesinin esiri olmayın. En sevdiğiniz varlığın o sırada doğru yargılama kapasitesinde olmadığını bilin ve o sırada sizden başka kimsenin yardım edemeyeceğinin bilincinde olun, tereddüt etmeyin. Çoğu hasta düzeldikten sonra ailesinin yaptığının doğru ve hayat kurtarıcı olduğunu kabul eder. Bir bölümünün aileyi suçlamaya devam ettiği de doğrudur ama bu sizin tereddütleriniz varsa daha uzun sürer. Aileyle hasta arasında bu tip sorunlar yaşanıyorsa, çözümün en doğru yolu birlikte psikiyatrınızla yapacağınız seanslardır.

    14. HASTALANMAYA YOL AÇABİLECEK RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
    İlaçların düzensiz kullanımı ya da ilaç kesimi yeni bir hastalık dönemi için en büyük risktir. Stresli yaşam olayları da tetikleyici olabileceğinden, bu zor koşullarda hasta ve ailenin dikkatli olması gerekir. Doktorla bağlantı kurup bu dönemlerde tedavi gücünün artışını sağlamak da doğrudur. Bu ilaç tedavisinin güçlendirilmesi ya da sorunun çözümüne katkıda bulunan psikoterapi aracılığıyla olabilir. Uyuşturucu madde veya yoğun alkol kullanımı da bipolar hastalığı alevlendirici etkenlerdir. Herhangi bir nedenle (sınav hazırlığı, gece vardiyası, stresli bir olay) uyku düzeninin bozulması gene bir risktir, uykusuz gecelerin artışı engellenmelidir.

    15. İLAÇ KESME NEDENLERİ NELERDİR?
    En sık neden, hipomani veya maniye girdiği için kendini artık çok iyi, hastalanamaz, ilaca ihtiyacı kalmamış hissetmektir. Bazen, hipomaniyi, yani o dönemde yaşanan gerçek dışı iyilik hissini özlemek, bu nedenle ilacı kesmek asıl nedendir. İlaçlarla normal halinde olmadığını düşünmek de bir gerekçe olabilir. Bazen hastalığın ilaçlarla henüz durdurulamamış olması ilaçsız daha iyi olacağı düşüncesine yol açabilir; oysa, doğru tedaviyi bulmak genellikle bir süreç gerektirir ve bu sürede hastalık tekrarlıyor olabilir. Bunu bir kısa koşu değil maraton mücadelesi gibi görmeli ve asla umudunuzu yitirmemelisiniz. Bazen hasta kendi başına ilaç dozunu azaltıp, dahası bir süre kesip hastalanmadığını görmüş ve ilaca gereksinimi kalmadığını düşünmüştür. Oysa bipolar hastalık, nöbetler şeklinde gelen hastalık dönemlerinden oluşur. Yani, tedaviyi keser kesmez hastalanmanız zaten beklenmemektedir. Günler, aylar, bazen yıllarca iyi kalabilirsiniz ama bu sizi aldatmamalıdır. Hastalık nöbetleri, zamanı geldiğinde ortaya çıkacak ve o sırada korumada değilseniz yapabileceğiniz bir şey kalmayacaktır. Araştırmalar, bir hastalık dönemi geçirdikten sonra başka bir dönem yaşamamanız olasılığını %10’dan az göstermektedir. Bir başka deyişle hastalığın tekrarlama olasılığı tek bir dönem ardından %90’dan fazladır. İki hastalık dönemi geçirdikten sonra bu olasılık %100 dolayındadır, yani üçüncü dönemi yaşamama şansınız nerdeyse yoktur. Bu durumda kişilik gücü dediğimiz şey, bu gerçeği göğüsleyebilmeniz ve kontrolü ele geçirip, koruma tedavisi ile hastalığa hükmetmeniz anlamındadır. Tersi, hastalığı ve tedaviyi reddetmekse, kişiliğinizin bu yüzleşmeyi yapamayıp, inisiyatifi hastalığa tek eden bir sorun içinde olduğunu göstermektedir. Bir başka neden, bazı ‘bilgiç’ kişilerin doktor rolü oynamasına izin vererek, sizi bu ilaçları kullanmanıza ihtiyacınız olmadığı, ilaçların beyninize zarar verdiği, bağımlılık yaptığı vb yorumlarının ‘etkisinde kalmanız’ olabilir. Ancak, bu kişilere hastalık ve tedaviden söz ederek, ‘duymak istediğiniz’ yorumları davet eden sorumlunun siz olduğunu görmezden gelmeyin. Hastalığınız ve tedaviniz arkadaş sohbetlerinizin mezesi değildir, siz ve doktorunuz arasındaki özel bir konudur. Başka bir neden olarak da ilaç yan etkileri gösterilir, oysa bunlar doktorunuzla konuşup çözebileceğiniz konulardır.

    16. HASTALANMAYI ENGELLEYECEK ÖNLEMLER NELERDİR?
    En önemli koruyucu, düzenli ilaç kullanımı ve kontrollerdir. Uzun süre ilaç kullanıp hastalanmayan kişilerde, bu tedaviyi artık kendilerinin yönetebileceği yanılgısı oluşabilir ve kontrollerini aksatabilirler. Bu genellikle, mükemmel ilerleyen bir tedavinin hastalanmayla sonuçlanmasına yol açar, çünkü tıp amatör şekilde yürütülemeyecek kadar karmaşık bir uzmanlık alanıdır. Buna karşılık, her şey doktora bırakılmış değildir, hastanın kendini yakın izlemesi çok büyük değer taşır. Örneğin, şimdilerde tüm dünyada kullanıma girmiş olan ‘günlük duygudurum çizelgesi’, hastanın kendisi için doldurduğu ve her gün duygudurumunun normal-fazla hareketli-fazla durgun şeklinde, ‘nasıl’ olduğunu işaretlediği bir kayıt sistemidir. Bunun aile gözlemiyle birleştirilmesi psikiyatrın en doğru değerlendirmeyi yapması için önemli bir araçtır. Ayrıca, her hastanın kendi ilk belirtilerini tanıması, bunlar ortaya çıktığında hemen doktoru ile temasa geçmesi de çok değerlidir. Çünkü bu belirtiler bazen kitaplarda yazılanlardan çok farklı, o hastaya özgü işaretlerdir (örneğin, burnunun kaşınması, felsefe ya da dine ilgi vs). Bu önemsiz görünen değişmeleri doktoruyla paylaşmak, gelmekte olan bir atağı önlemeye yetecektir. Yaşamında ortaya çıkan stresli koşulları doktoruna bildirmek, gerekirse o koşulların çözümü için destek almak, belli mevsimlerde hastalanıyorsa o aylarda tedavinin yakın takibe alınması, uyku düzeninin sağlanması, aşırı alkol ve uyuşturucudan sakınmak, kafein-nikotin kontrolü gibi faktörler de başarılı tedavinin sırları arasında sayılabilir. Bazen hastalanmalar durdurulmuştur ama ‘eşikaltı’ denen hastalık kalıntı belirtileri yaşam kalitesini düşürmekte, ancak bunlar hastalık olarak görülmediği için doktora açıklanmamakta ve hem tam düzelmeyi engellemekte, hem de gelecekteki hastalanmalara basamak oluşturmaktadır. Bütün bunlar bize, bipolar hastalık tedavisinin hasta-aile-doktordan oluşan bir üçgen işbirliği olduğunu ve bu açıdan eğitim programlarının neden bu kadar önemli olduğunu gösterir.

    17. GENETİĞİN ÖNEMİ VE SORULAR
    Yukarda değinildiği gibi, bipolar hastalığın en güçlü açıklaması, genetik olarak ana babadan iletildiği gerçeğidir. Ancak, bu iletinin mekanizması henüz çözülmüş değildir. Bilinen şey, bipolar hastaların çocuklarında %25 oranında bipolar bozukluk ortaya çıkma riskinin bulunduğudur. Ancak, soyunda bu hastalık görünmeyen birçok insanda da bipolar bozukluk ortaya çıkabildiği gibi, bipolar hastaların çocukları bu açıdan tümüyle normal de olabilir. Yalnızca hastalığın ortaya çıkma oranı daha fazladır. Bu veri hastaları çocuk yapıp yapmama konusunda bir çelişkiye sokar. Kuşkusuz ki, bu açıdan karar sorumluluğu hasta ve eşi dışında kimseye düşmez. Psikiyatr bu açıdan ana babayı bilgilendirmekle sınırlanır ama genelde çocuk sayısını artırmamalarını önerebilir.

    18. GEBELİK KARARI
    Gebelik, özellikle ilk üç ayda ilaçlar bebeğin gelişmesini olumsuz etkileyebileceği için, koruma tedavisinin kesimini düşündürür. Oysa bu, hastalık atağının gelmesi ve zaten gebeliğin, tedavi zorunluluğu nedeniyle, sona erdirilme zorunluluğu anl***** da gelebilir. ‘Gebelik, bipolar anne için koruyucudur ve hastalanma olasılığı azdır’ görüşü vardır ama doğrulanmamıştır. Buna karşılık gebelik hastalanma için bir zayıf düşme dönemi de değildir. Ancak lohusalık dönemi hastalanma için çok riskli bir dönemdir. Bu durumda, çocuk yapma kararı alan bir bipolar bir kadın hasta hemen doktoru ile görüşmelidir. Doktorlar gerekli bilgileri verdikten sonra, hastanın kararını saygı ile karşılarlar ve ‘gebelik için en az riskli dönem, ilaç kesimi ya da en az riskli bir ilaca geçiş’ gibi konuları çiftle tartışıp, stratejileri oluştururlar. Gebelik oluştuğunda, bir kadın doğum uzmanıyla işbirliği içinde, bebeğin sağlık durumunun gebelik boyunca izlenmesini sağlarlar. Doğumla birlikte hastalanma riski yükseldiği için, hemen güçlü bir koruma tedavisi planlanır. İlaçlar anne sütüne geçtiği için emzirme önerilmez ama eğer hasta tüm risklere karşın emzirmeyi çok gerekli buluyorsa, koruyucu olabilecek en uygun ilacı seçmeye çalışırlar. Tüm bu evrelerde hastalığın öncü belirtilerini izlemeye yoğunlaşılır.

    19. ALKOL VE UYUŞTURUCU KULLANIMI
    Sürekli ve yoğun bir alkol kullanımı bipolar hastalıkta bir risk faktörü olabilir. Ayrıca, alkol bazı ilaçlarla etkileşiyor da olabilir. Ancak, koruma ilaçları genelde sosyal ortamlarda seyrek ve kontrollü alkol alımını engellemez. Bu konu hastanın doktoru ile kullandığı ilaçlar temelinde bir konuşmayı gerektirir. Bir başka konu, hastanın kendiliğinden, alkol aldığı günlerde ilaç almaması olabilir. Ayrıntısı doktoru ile konuşulmalıdır çünkü ilaca göre değişebilir ama, kabaca bir öneri olarak, şarap ve bira gibi daha hafif alkollü içkilerden az miktar (1-2 kadeh) alındığında ilacı aksatmak gerekmez. Daha fazla ya da sert alkollü içecekler (viski, votka, rakı, cin, tekila vs) alındığında ise o akşamki ilaç atlanabilir. Buna karşılık, uyuşturucu kullanımından kesinlikle kaçınılmalıdır.

    20. SUÇ DAVRANIŞLARI VE YASAL KONULAR
    Manik dönemde suç işleme oranı, beklenebileceği gibi, duygudurum bozukluklarının diğer dönemlerine göre daha fazladır. Depresyonda suç işleme çok sık rastlanan bir durum değildir. Ceza hukuku açısından genellikle intihar eylemi ile karşımıza çıkar. Ancak, depresyondaki kişi kendi suçluluk duygularının etkisiyle yakın aile bireyleri ile birlikte intihara da kalkışabilir. Ayrıca, depresif kişiler ilgi ve dikkatleri azaldığı için kazalara, yaralanmalara ve hatta ölümlere neden olacak davranışlarda bulunabilirler. Ceza sorumluluğu, suçun işlenişi sırasında kişinin neleri ne için yaptığını ve bu yaptıklarının sonuçlarının farkında olup olmamasını tanımlar. Kural olarak herkes ceza sorumluluğuna sahiptir. Genel olarak ağır ruhsal bozukluklarda ( psikozlar), zeka geriliği olanlarda ve bilinç bozukluğuna neden olan durumlarda ceza sorumluluğu yoktur. Bipolar bozukluk dönemleri sırasında hastanın ‘neleri ne için yaptığını ve bu yaptıklarının sonuçlarının farkında olup olmadığının’ yargılaması bilirkişi raporuyla belirlenir. Bu yargılama tam ya da kısmi sorumsuzluk şeklinde olabilir.

    21. ÖĞRENCİLİK HAKLARI
    Bipolar hastanın hastalığı nedeniyle okula devamı ya da başarısı sorun olmuşsa, okulundan aldığı resmi bir yazı ile tedavi gördüğü kuruma durumu sorulursa ya da ailesi dilekçe ile başvurursa, tedavi edildiği hastanenin sağlık kurulunda durumu değerlendirilir. Okul sorunu gerçekten hastalığı ile bağlantılı ise, sağlık kurulunca "hastalığı sebebiyle öğrencilik haklarının saklanması ve kaydının dondurulmasının uygun olduğu" şeklinde rapor düzenlenebilir. Tedavi ile alevlenme dönemi geçince okula devam edebilir.

    22. ASKERLİK
    Bipolar bozukluk tam düzelen ve koruma tedavisiyle normal kalabilen bir hastalık olduğu için, askerlikten muaf olmayı gerektirmez. Ancak, tedavisi zor, stabilitesi sağlanamamış bazı hastalarda, karar askerlikten muaf olma şeklinde alınabilir. Bu kararı verme yetkisi askeri hastanelerin sağlık kurullarındadır. Bipolar erkek hastalar askerlik şubesi celbini aldıklarında doktorlarıyla görüşerek, onlardan aldıkları bir belgeyle askerlik şubesine başvurmalıdırlar. Bu belge onların, askere alındıysalar ilaçlarını düzenli kullanmaları için gerekli izni ve askerlik sırasında askeri hastanelerde kontrollerinin sürdürülmesini, ya da askerlikten muaf olma kararlarını sağlayacak araçtır.

    23. BİPOLAR OLMANIN OLUMLU YÜZÜ

    Bipolar hastalıkla doğmuş olmak bir talihsizlik gibi görülebilir. Ancak, bipolar olmak özel bir yetenek olarak da görülebilir, çünkü yaratıcılık özelliği bipolariteyle bağlantılı görünmektedir. Dünyanın gidişini değiştirmiş politik, sanat, askeri ve bilim alanındaki liderlerden çoğunda bipolar özellikler saptanmıştır. Araştırmalar, bipolar hastalığa yol açan genetik özelliklerin, ayni zamanda yaratıcılık ve liderlik özelliklerini de taşıdığına işaret etmektedir. Bu anlamda, hastalık boyutuna ulaşarak yaşamı tahrip etmesine izin verilmeyen, yani koruyucu tedaviyle kontrole alınmış bir bipolar özelliğin, kişiye bir avantaj sağladığını da düşünebiliriz. Üstelik araştırma sonuçları, koruma ilaçlarının kişideki yaratıcılığı azaltmayıp artırdığını da işaret etmektedir. Korumada kullandığımız ilaçların ayrıca, beynin kendini yenilemesini artırdığını, bir anlamda demans (bunama) ya da karşı olduğunu gösteren ilk veriler de ilginçtir.

    Prof.Dr. Olcay Yazıcı'nın konuşması sonrası Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu Beslenme konusunda sunumunu yaptı. Bu konada aşağıdaki adreste sunumu görebilirsiniz.

    Duygudurum faydalı bilgiler

  2. #2
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423

    Firavun kimdir?

    ACIKLAMALARI




    Yüce Rabbimiz'in tüm alemlere bir öğüt ve rahmet olarak indirdiği Kuran, tarihi konulardan evrenin yaratılıına kadar birçok mucizevi gerçeği içermektedir. Bu mucizelerden biri de birçok aratırmacı tarafından iddia edilenin ve muharref Tevrat'ta anlatılanın aksine, Hz. Musa döneminde iki ayrı firavun değil tek firavunun yaamı olduğu gerçeğidir. Ancak 19. yüzyılda okunabilen Mısır hiyerogliflerinin firavun hakkında içerdiği bilgiler, bundan 14 asır önce Kuran'da bildirilen bilgilerle aynı paralelliktedir.

    Kuran'da anlatılan kıssalar öğüt almak isteyenler için çok büyük hikmet ve derslerle doludur. Bu kıssalar arasında Hz. Musa kıssası, birçok yönüyle müminler için hem öğüt ve hatırlatma hem de mucizeler içerir. Bilindiği gibi, Hz. Musa annesi tarafından bebekken bir sepette nehre bırakılmış, ardından firavun ailesi tarafından bulunarak saraya alınmış ve hayatının büyük bölümünü firavunun sarayında geçirmiştir. Gençlik devrine ulaşınca bir hata sonucu adam öldürmesi sebebiyle Mısır'ı terk etmek zorunda kalmıştır. Mısır'ı terk etmesi Hz. Musa'nın olgunlaşıp yetişmesi için büyük bir vesile olmuştur. Medyen diyarında evlenmiş, daha sonra Mısır'a geri dönüp kavmini firavunun zulmünden kurtarmıştır.

    Yüce Allah, Kuran'da Hz. Musa'nın hayatını ve mücadelesini anlatırken, Mısır'ın sosyal yapısı, din anlayışı gibi bilgileri de detaylı olarak bildirmektedir.

    Muharref Tevrat Yanılgıları

    Muharref Tevrat'ta, Hz. Musa'nın doğumu dönemindeki firavun ile Medyen dönüşündeki firavun farklı kişiler olarak verilmektedir. Tevrat araştırmacılarına göre bu firavunlar, Hz. Musa'nın doğumu sırasında II. Ramses (M.Ö 1279-1212) ve Medyen dönemi sonrasında onun yerine geçen Merneptah (M.Ö 1212-1202) 'dır. Oysaki böyle olduğu hakkında hiçbir arkeolojik bulgu bulunmamaktadır.

    Oysa Kuran'da, Hz. Musa'nın yaşadığı yıllardaki firavunun iki değil tek kişi olduğuna işaret edilmektedir. Firavun, Mısır'da Hz. Musa'nın kavmine baskı yapmış, daha sonra da Mısır'dan çıkışlarında onları takip etmiş ve Allah'tan bir ceza olarak ordusuyla beraber suda boğulmuştur. Kuran'da sapkın karakteri, kibirli yapısıyla ve Allah'ın elçisine karşı olan davranışlarıyla anılan aynı firavundur.

    Bir Tane Firavun Olduğuna, Kuran'da İşaret Edilmektedir

    Müslüman bilim adamları ve tefsir alimlerinin bir kısmı da aynı hataya düşerek çalışmalarında firavunun ayrı iki kişi olduğu yorumunu yapmışlardır. Ancak iki firavun görüşü hem Kuran'da bildirilenlere aykırı hem de arkeolojik bulgularla uyuşmayan bir görüştür.

    Kuran'da Hz. Musa'nın kıssası anlatılırken kullanılan "Musa ve Firavun'un haberinden" cümlesi, Firavun'un bir kişi olduğu ihtimalini oldukça güçlendirmektedir. Bu durum, ayette şu şekilde geçmektedir:

    Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız. (Kasas Suresi, 3)

    Kasas Suresi'nin devamında ise Hz. Musa'nın doğumu, Mısır'dan çıkışa kadar gerçekleşen olaylar ile firavun hakkında kendisinin ve adamlarının suda boğulması gibi önemli bilgiler aktarılmaktadır. Ayetler dikkatlice okunduğunda görülecektir ki, firavunun, Hz. Musa'nın doğumundan önce başlayan zulmünü, Hz. Musa ile devam eden çekişmesini, İsrailoğullarına yaptığı eziyetleri ve sonunda da Mısır'dan çıkışla başlayan ve boğulmayla neticelenen olayları tek bir firavun gerçekleştirmiştir.

    Yine aynı şekilde, Kuran'da bildirilen diğer bir delil de, aynı firavunun, Hz. Musa'nın çocukluk çağındaki yaşayan kişi ile aynı olduğuna dairdir. Bu konu ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

    (Firavun Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?" "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım." "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır." (Kasas Suresi, 18-22)

    Burada firavun, Hz. Musa'ya, velayetini yüklendiği zamanları hatırlatmaktadır. Buna karşılık da Hz. Musa firavuna verdiği cevapla iddialarını reddetmiş ve sarayda olmasının asıl sebebinin, İsrail halkının kendisi (firavun) tarafından köle olarak alıkonması ve Mısır'dan ayrılmalarının engellenmesi olduğunu hatırlatmıştır.

    Ayrıca tefsir alimlerinden Abdulvahhab en-Neccar "The Stories of Prophets" kitabında (s.278, 1986) Kasas Suresi, 18. ayetini; "Firavunun ona çocukluk dönemini hatırlatmasından dolayı her iki haldeki firavun aynı kişidir, şeklinde yorumlamıştır. Birçok İslam alimi de Kuran'ın bu tarihi mucizesine dikkat çekmiştir.

    Kuran, Muharref Tevrattaki Yanlışlıkları Düzeltmektedir

    Hz. Musa döneminde yaşayan yalnızca tek bir firavun olduğuna dair Yüce Rabbimiz'in indirdiği Kuran'da başka işaretler de bulunmaktadır:

    Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;" Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?" Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum." "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder." "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum." (Allah "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz." (Kasas Suresi,10-15)

    Ayrıca Rabbimiz Kuran'da Hz. Musa kıssasını anlatırken hükümdar için "firavun" kelimesini kullanmaktadır. Bu ifade Tevrat'ta hem Hz. Yusuf kıssasında hem de Hz. Musa kıssasında geçmektedir. Yüce Kuran bu noktada da Tevrat yazıcılarının tarihi bir yanlışını düzeltmektedir.

    Tarihi kayıtlarda, Mısır yöneticileri tarafından kullanılan "Firavun" ünvanının Hz. Yusuf döneminde kullanılmadığı, ilk olarak M.Ö 1370'lerde kullanıldığı bilinmektedir. Hz. Yusuf dönemi bu tarihten önce olduğundan tarihi bulgulara göre Muharref Tevrat'ın bu kullanımı yanlıştır. Kuran'da Hz. Yusuf kıssası anlatılırken hükümdar için "Melik" kelimesi kullanılmaktadır. Dikkat edilirse Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in yaşadığı dönemde bilinmeyen ve ancak 1822-1824 yıllarında ilk defa Champollion tarafından okunabilen ve daha sonraları ise tamamen çözülen Mısır hiyerogliflerinin içerikleri, Kuran'daki bilgilere paralel bilgiler içermektedir. Şüphesiz bu da Kuran'ın mucizelerinden sadece bir tanesidir.

    Arkeolojik Bulguların Gösterdiği Gerçek…

    Arkeolojik bulgular neticesinde elde edilen bilgiler ise şöyledir:

    Mısır tarihinde uzun süre iktidarda kalan 2 firavun bulunmaktadır. III. Tuthmosis (M.Ö 1504-1450) ve II. Ramses (M.Ö 1279-1212)

    III. Tuthmosis, tahta geçtiği zaman yaşı küçüktü ve iktidarı onun yerine belli bir süre için üvey annesi ve teyzesi olan kraliçe Hatshepsut yönetmiştir. Bu yönetimi de göz önüne alırsak III. Tuthmosis'in mutlak hüküm yılları en fazla 33 senedir. II. Ramses'ten başka bir firavun 40 seneyi aşkın hüküm sürmemiştir. Buna göre Kuran'da adı geçen Hz. Musa döneminin firavunu II. Ramses'ten başkası değildir. Burada arkeolojik bulguların mucizevi bir şekilde Kuran'dan gelen bilgilerle paralellik gösterdiği görülmektedir. Böylece Yüce Rabbimiz 1400 yıl önce gönderdiği Kuran'da yer alan bir mucizeyi daha bizlere göstermektedir.

    Ayrıca bütün arkeolojik bulgular, II. Ramses'in hayattayken kendini putlaştırdığı, kendisinin bu sahte ilahların soyundan geldiğini iddia ettiği hatta onlarla eş tuttuğu ve halkını kendine taptırdığı, Mısır'ın her yanına yaptırdığı heykel ve kabartmalarda açıkça ortadadır. (Yüce Rabbimiz'i tenzih ederiz) Ebu-simbel Tapınağında ve diğer tapınaklarda kendini sahte tanrılarla eş tutan kabartmalar ve hiyeroglifler bulunmaktadır. Mısır tarihinde bu firavundan başka kendini yaşarken ilahlaştıran başka bir örnek yoktur. Firavun'un kendisini ilahlaştırdığı bir ayette açıkça şu şekilde bildirilmektedir:

    Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (Kasas Suresi, 38)

    Kuran'da firavunun, zulümden kaçan İsrailoğullarını kovalarken suda boğularak öldüğü bildirilmektedir. Bu bilgi arkeolojik bulgularla değerlendirildiğinde Hz. Musa'nın Mısır'dan çıkışının II. Ramses'in ölümü olan M.Ö 1212 tarihinde gerçekleştiği de teyid edilmiş olur.

    Firavun'un Günümüze Kadar Korunan Bedeni Bir İbrettir

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin sahibi olan Yüce Rabbimiz, Kuran'da kulları için her açıklamayı yapmıştır. Bu açıklamalardan biri de ölen firavunun bedeninin gelecek kuşaklara aktarılacağıdır. Bu mucize bir ayette şöyle bildirilmektedir:

    Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 92)

    Yüce Allah, bu ayetiyle firavunun cesedini geride kalanlara bir delil olarak bırakacağını bildirmektedir. Ancak, arkeolojik bulgularda boğularak ölmüş bir firavundan bahsedilmemektedir. Bunun açıklaması ise yine Mısır tarihinde bulunmaktadır. Mısır'da firavun yönetimlerinin tarihi başarısızlıklarını kayıt etmedikleri bilinmektedir. Bu başarısızlıklardan biri de Hz. Musa'yı takip ederken boğulan firavun ve askerlerinin akıbetidir.

    Allah birçok ayette cezalandırdığı ve gelecek kavimlere ibret olarak bıraktığı insanlardan bahsetmekte fakat hiçbirinin, firavunun cesedinin dışında, korunarak bırakılacağına işaret etmemektedir. Firavunun cesedinin mumyalanarak günümüze kadar gelmesi ise Kuran'ın bu cesedin korunacağına ilişkin mucizevi haberini doğrulamıştır. Bugün firavunun yani II. Ramses'in mumyası Kahire müzesinde sergilenmektedir. Firavunun cesedi boğulduktan sonra bulunarak Mısır'a getirilmiş olmalıdır. (Şüphesiz en doğrusunu Yüce Allah bilir.)

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 02. sayı (Ağustos 2004) 30. sayfada yayınlanmıştır.

    Kaynak: 2yol

Benzer Konular

  1. Secdedeki Firavun video
    YukseLL Tarafından Dini Videolar Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 19-01-2012, 06:04 AM
  2. Yorum: 1
    Son mesaj: 16-07-2010, 02:17 AM
  3. Beden Hastalığı mı önemli yoksa Kalp Hastalığı mı ?
    Ahrariyye Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-01-2010, 10:05 PM
  4. Kadın Firavun
    YukseLL Tarafından Arkeoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-06-2007, 04:53 PM
  5. Sağlık Bakanlığı uyarıyor.Kurbanda sağlık raporu arayın
    Nil@y Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-12-2006, 09:33 AM
Yukarı Çık