Konferanslarıma katılan bazı dinleyicilerden şöyle sorular geldi: "Neden sohbetlerinizde Peygamberimiz'den, hadis-i şeriflerden, ayetlerden bahsetmiyorsunuz da Bediüzzaman'dan ve Fethullah Gülen Hocaefendi'den bahsediyorsunuz?"
Daha önceki yazılarımızda da söylediğimiz gibi; göllerden, barajlardan gelen sular evlerdeki musluklardan akıyor. Mesela İstanbul'daki evlere Terkos'tan su geliyor. İsteyen gidip Terkos Barajı'ndan su içebilir. Fakat çok zor tabii... Nasıl ki musluklardan akan su Terkos'taki suyun aynıdır. İslam alimleri de Kur'an deryasının zemzemini akıtır. Bu sebepten bir alime, hocaya bağlanan kimse Kur'an'a, Peygamberimiz'e bağlanmış demektir. Hafız, müfessir, muhaddis, siyer alimi olan hocaefendilere bağlılık göstermek, onların ilmine saygıdır. Meyveler insan içindir. İnsan da ağaçlara sahip çıkmalıdır. Peygamberimiz öyle bir ağaçtır ki; ne kadar rüzgâr esse onu eğip bükemez. Bediüzzaman ve Fethullah Gülen Hoca, çok meyve veren ağaçlara benzer. Onlar o kadar meyve vermişler ki; dalları yere eğilmiş, neredeyse kırılacak. Ben de kuru bir payandayım. O dalların altında durup destek oluyorum.

Dertlerin dermanı, Kur'an'a uymaktır. Kur'an'dan uzaklaşan Müslümanlar, İslam alimleriyle, Kur'an'la bütünleşirler. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Ümmetimin alimleri, İsrail peygamberleri gibidir."

Alimlerin, üstün insanların kıymeti bilinmezse biz de kıymetsiz oluruz. İslam tarihinde çok üstün insanlar vardır. Ümmetini bulan peygamberler, talebesini bulan alimler, cemaatini bulan imamlar sesini dünyaya duyurmuş. Böylece dünyanın maddi ve manevi haritalarında değişiklikler olmuştur.

Bilindiği gibi bir ömür boyu dinî çalışmaların, dinî cemaatlerin içinde bulundum. Kırk tane kitap yazdım. Basın yayının içindeyim, yazıyorum, konuşuyorum. Yanlış doğru hareket yapan bir sürü insanla karşılaştım. Şimdi dönüp geriye bakıyorum: Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hayatını hayal ediyorum, kitaplarına bakıyorum, konuşmalarını dinliyorum. 'Böyle bir hoca lazımdı' diyorum. Çünkü İslamiyet'i doğru yaşayan, anlatanlar olmazsa bu din yanlış hareket edenlere bırakılır. İslamiyet, büsbütün elden gider.

Cumhuriyet tarihinde oldu olasıya bir acayiplik devam etti. Descartes'in kitaplarını okuduğumuzda rasyonalist olamadık yani bize rasyonalist demediler; Risale-i Nurları okuyunca "Nurcu" dediler. Fethullah Gülen Hoca'ya yaklaşınca "Fethullahçılar" tabirini uydurdular. Ben isterdim ki bir devlet adamı da çıkıp, "Ey milletim şucu bucu olmayı bırakalım da ilimde ve teknikte ilerleyip kalkınalım." deseydi... Bunu da demediler, durmadan bizi suçladılar.

Fethullah Gülen Hoca'nın bütün çalışmaları ilme, tekniğe, sanata ve ahlâka dönüktür. Bunları görüp onu desteklememek ne mümkün?

Neden konferanslarımda hadislerden, ayetlerden bahsetmiyorum?

Bir adam düşünün; hasta... Doktor ona diyor ki; "çorba iç". "Pirzola ye, baklava ye" demiyor. Bugünkü insanların da beyin midesi hasta... Kur'an gibi "baklavayı", hadis gibi "pirzolayı" kaldıramayabiliyor. Hasta beyinler, çorbaya muhtaç. Ben de kendimce Allah'ın lütfu inayetiyle insanlara ilmi, çorba halinde ikram ediyorum. h.ismail@zaman.com.tr


HEKİMOĞLU İSMAİL

kaynak