Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 Toplam: 7

Müt'a nikahı - Geçici nikah

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda Müt'a nikahı - Geçici nikah Konusununun içerigi kısaca ->> Müt'a nikahı veya Muta nikahı (Arapça: زواج المتعة Zawāj al-Mut'ah veya نكاح المتعة Nikāh al-Mut'ah), İslamiyet'in ilk yıllarından kalan ve ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Müt'a nikahı - Geçici nikah

    Müt'a nikahı veya Muta nikahı (Arapça: زواج المتعة Zawāj al-Mut'ah veya نكاح المتعة Nikāh al-Mut'ah), İslamiyet'in ilk yıllarından kalan ve Şia'nın birçok mezhebinde ve Rafizilik'te halen uygulanan bir nikah şekli. Bazı kaynaklarda Acem nikahı ya da muvakkat nikah (geçici nikah) denir. Erkek, rızası olan bir kadınla belirli bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenir. Muta nikahı, sünnilikte ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz.

    Tarihçe

    İslam'ın ilk yıllarında, özellikle harp zamanlarında, uzun zaman kadınlardan uzak kalan as*kerler için muta nikahına izin verilmiştir. Sünni inanışına göre, Hayber Savaşı'na kadar mübah olan bu nikah haram kılınmıştır.

    Anlaşma şartları

    Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir.[1]

    Kıyılışı

    Erkek, rızası olan kadına, "Beni (...) (aylık) bir zaman için mutalandır" veya " (...) kadar para karşılığında seninle mutalandım" der. Muta nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez.[2]

    Muta nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak olarak alabilir.[3]

    Sünnilik'te muta nikahına bakış

    Sünni inanışına göre peygamber bu nikahı kesin olarak yasaklamıştır ve Ashab'dan, tabiinden ve müçtehitlerden, bu tür nikahı kabul eden kimse yoktur.

    Bir rivayete göre Ali bin Ebu Talib, İbn-i Abbas'a şöyle demiştir: "Rasullullah muta nikahından ve ehil eşeklerin etlerini yemekten Hayber'in fetih günü bizleri men et*ti."[4]

    Sünni inanışına göre Muhammed, Evtas yılında (Mekke'nin fethi) muta nikahına üç defa ruhsat vermiş, sonra yasaklamıştı.[5] Rivayete göre İslam peygamberi şöyle demiştir: "Ey insanlar, ben muta ni*kahı ile kadınlardan faydalanmanız için izin vermiştim. Şüphe yok ki Allah, kıya*mete kadar bunu muhakkak haram kılmıştır. Kimin yanında bunlardan bir kadın varsa hemen onu serbest bıraksın, onlara verdiği şeylerden hiçbir şeyi geri almasın."[6]

    Peygamber döneminde "faydalanmak" sözcüğünün evlenmek anlamında kullanıldığı belirtilir.[7] Şîa'ya göre, Kuran'ın Nisâ sûresinin 24. âyetinde[8] geçen ve Türkçe'ye "faydalanmak" olarak çevrilmiş استمتعتم kelimesinin kökü متع'den gelmektedir.[9]

    wikipedia.org

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    2780
    MUMİNUN 5 VE 6. AYETLERİN MEALİ
    5.Cinsiyet organlarını/ırzlarını koruyanlardır onlar.
    6.Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış değillerdir onlar.

    MEARIC SURESİ 29 VE 30.AYETLERİN MEALLERİ
    29. Bunlar, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
    30.Ancak onlar, eşleriyle, akitlerinin sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar.


    BU AYETLERDE GEÇEN AKİTLERİNİN SAHİP OLDUKLARI KİMLER OLUYOR BİLEN VARSA LÜTFEN CEVAPLASIN BENCE ÇOK ÖNEMLİ BİR KONU...
    Konu dogangunes tarafından (22-02-2010 Saat 01:48 AM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak yazmak,büyük harfle yazmak yasak,görüyoruz..

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Nikah/evlenmek konusunu işlerken değinmek zorunda olduğumuz ayrıntılardan birisi de Mut'a Nikahı'dır. Zira tarih içinde unutulup gitmesi gereken İslâm öncesi bir uygulama olan Mut'a Nikahı belirli çevrelerce güncelleştirildi. Müslümanlar ise bu konuda yeterince bilgili değillerdir. İslâm dinine akımın çoğaldığı dönemlerde İslâm'i hareketin önüne set çekmeye gücü yetmeyenler İslâm ilkelerini yozlaştırma yoluna başvururlar. Bu konuda çok mahirdirler. Çok da başarılı olmaktadırlar.

    Tüm dünya insanlığının, kapitalizm, sosyalizm vs. gibi düzenler nedeniyle hüsranda, bunalımda olduğu çağımızda akıllı kimselerin özellikle de gençlerin İslâm'a duydukları meyli, yaklaşımı hazmedemeyen şeytanın avânesi ister istemez onlara İslâm diye İslâm olmayan nesneleri empoze etme yoluna gitmektedirler. Ve onları en can alıcı noktalarından vurmaktadırlar. O nokta da şehvet duygusu noktasıdır. Ki bu konu onların hoşlarına da gidip bu surette İslâm dışı öğretilerle sahte ve zararlı bir Müslüman tipi oluşmaktadır.

    Güncelleşmiş bu konuyu öz olarak tanıtmayı burada uygun görüyoruz.

    "Mut'a" sözcüğü, dilimizde "faydalanmak, kâr elde etmek, çıkar sağlamak" anlamında kullandığımız "temettu" sözcüğüyle aynı kökten türeyen ve aynı anlamı taşıyan bir sözcüktür.
    "Mut'a Nikahı" da kısaca "kâr, çıkar amacıyla yapılan nikah anl***** gelir. Ama Fıkıh tabiriyle, "Ücret karşılığı bir süre için yapılan nikahtır/evliliktir." Şia'nın tabiriyle de "Belirli ücret karşılığı belirli süre için kadın kiralamaktır." Hani "Rent a car = Araba kiralama" firmaları var ya işte öyle. Bu da "Rent a karı= Karı kiralama"(!)
    Bu nikahta normal nikah şartları; mehir, nafaka, nesep, ünsiyet, veraset, talak/boşanma, iddet söz konusu olmaz. Süre biter her şey biter (sen sağ ben selamet). (Bu gün bunu kabul edecek herhangi akıllı bir kadının olabileceğini düşünemiyorum. O çağlardaki kadınlar bilgisiz, görgüsüz, aç ve sefil idiler. Bu gün bunu yapacak kadın çıkıyorsa ya aklı yoktur ya da birileri tarafından Allah Ve Rasülüllah malzeme yapılarak o kadının beyni yıkanmıştır.)

    Mut'a Nikahı İslâm öncesi Arap kültürüne ait bir nikah çeşididir.

    İslâm dininin niye geldiğini, Kur'ân'ın niye indiğini, Rasülüllah'ın niye gönderildiğini biliyorsunuz. İslam öncesi Arapların vahşetini, cehaletlerinin her alandaki boyutunu anlatmamızın gereği yok. Bunu çeşitli vesilelerle öğrenmiş idik. Arapların kadın hakları, âile düzenleri konularında da insanlığın aleyhine bir çok uygulamaları var idi.Bu gayri insani, gayri vicdani uygulamalardan bir tanesi de Mut'a Nikahı idi. Konuyu biraz derine indirelim.

    Hz. Ayşe şöyle haber vermiştir:

    "Cahiliyet zamanında nikah dört çeşitti. Bunlardan birisi, bu gün insanların yapmakta oldukları nikahtır. Şöyle ki: Erkek, diğer bir erkekten velâyetindeki kadını yahut kızını ister, akabinde o kadının mehrini tayin edip miktarını belirler. Sonra da o kadını nikah eder.
    Diğer bir nikah şekli şudur: Erkek, kendi karısı hayızından temizlendiği zaman karısına: Kendini filan kimseye gönder de, ondan seninle cinsel ilişki yapmasını iste! Der. Ve kadının o cinsel ilişki yapmasını istediği erkekten gebe kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası asla kadınına dokunmayıp, ondan ayrı durur. Kadının gebeliği belirince, kendi kocası isterse o gebe kadınla cima eder. Kocası bu başka erkekle cinsel ilişki kurma işini ancak çocuğun necipliğine, asaletine rağbet ettiği için yapar. İşte bu nikah, "Nikah-ül İstibzâ'" (yani başkasından cinsi münasebet isteme) olur.
    Diğer bir nikah şekli de şudur: On kişiden az bir cemaat toplanırlar da bunların hepsi bir kadının yanına giderler ve her biri ayrı ayrı kadınla cima eder. Neticede kadın bundan gebe kalıp da doğurduğu ve doğumdan birkaç gece geçtiği zaman o erkeklere haber gönderir. Artık o erkeklerden hiçbiri gelmemezlik edemez. Nihâyet hepsi kadının yanında toplanırlar. Kadın onlara hitaben:
    -İşinizden meydana gelip de doğurmuş bulunduğum çocuğu tanıdınız. Bu çocuk, senin çocuğundur ey filan! der.
    Ve kadın, onlardan arzu ettiği kimsenin adını söyler. Böylece kadının çocuğu, o adamın nesebine katılır. İsmini söylediği o erkek, bu çocuktan çekinmeye, yani onu kabul etmemeye muktedir olamaz.
    Dördüncü nikah çeşidi şöyledir: Bir çok insanlar toplanırlar da bir kadının yanına girerler. O kadının yanına giren erkeklerden hiç biri çekinmez. Bu kadınlar bir takım fahişelerdir ki, bunlar kendi kapıları üzerine bir alamet olsun diye birer bayrak dikerlerdi. Artık kim isterse bu bayraklı kadınların yanına girer. Bunlardan biri gebe kalıp da çocuğu doğurduğu zaman, o erkekler kadın için toplanırlar ve kendileri için birkaç kâif, yani iz sürmekte hünerli kimseler çağırırlar. Sonra bu kâifler o kadının çocuğunu, karar verdikleri kimsenin nesebine katarlar. Böylece çocuk onun soyuna katılır ve o şahsın çocuğu diye çağrılır. O zat bundan çekinemez.
    Nihâyet Muhammed hak ile peygamber gönderilince insanların bu günkü nikahı müstesna olmak üzere, bu cahiliyet nikahlarının hepsini kaldırdı."
    (Sahih-i Buhârî Nikah 60, Ebu Davud Talak 33)

    Hz. Ayşe'den gelen bu rivâyeti şerh eden şârihler ve tarih araştırmacıları İslâm öncesinde câhil Araplar arasında tam yedi çeşit nikah olduğunu bildirmektedirler. (İbn-i Hacer, Fethu-l Bâri 11.88)

    Bunlar:

    1- Bu günkü uygulanan nikaha yakın, kadının velisinden istenmesiyle, karşılıklı rızadan sonra mehir ödenerek yapılan müebbed nikah.
    2- Mut'a Nikahı (Yukarıda tarif etmiştik)
    3- İstibza nikahı: Daha asaletli bir nesil elde etmek için, erkeğin hanımını, hayız halinden çıkınca, hamile kalması için bir başka erkeğe göndermesidir. kadın hamile kalıncaya kadar, kocası ona temasta bulunmazdı.
    4- Bedel nikahı: Bu, iki erkeğin hanımlarını karşılıklı olarak değiştirmeleridir.
    5- Hıdn nikahı: Bu, kadınların gizlice dost edinmeleri şeklinde hasıl olan nikahtır. Kur'ân'ı Kerim bu çeşit haram münasebete Nisa suresinin 25. ve Maide suresinin 5. âyetinde değinir.
    6- Fahişeliği meslek yapan ve bunu kapısına diktiği bayrakla ilan eden kadınların nikahı: çocuk sahibi olduğu takdirde kendisine temas eden erkekleri toplar, getirilen bir Kâif'in hükmüyle onlardan birisini baba tayin ederdi. (Kâif: Nesep tespiti yapabilen bilirkişi demektir. Şimdiki DNA tespiti yapıldığı gibi, o zaman da bu işi alelusul yapanlar varmış.)
    7- On kişiden az bir grup, kadınla, sırayla temasta bulunur, hamilelik halinde kadın bunları çağırır, en ziyade hoşuna gideni baba ilan eder, erkek buna itiraz edemezdi.

    "Görüyorsunuz, insanlık neler yaşamış. Rasülünü bizlere gönderip de bu rezilliklerden, karanlıklardan bizleri izzetlere ve aydınlığa çıkaran yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükürler olsun!)

    Peygamberimiz Mut'a Nikahı'na izin verdi mi?

    Evet, Peygamberimiz iki defa bu nikaha izin vermiştir. Rivâyetleri sunuyoruz:

    Rivâyet 1:

    İbn-ü Mes'ûd anlatıyor:
    "Biz Rasülüllah ile birlikte gazveye çıkmıştık. Beraberimizde kadın yoktu. "Husyelerimizi aldırmayalım mı?" diye sorduk. Bizi bundan yasakladı, sonra da muvakkat istifade hususunda bize ruhsat tanıdı. Herhangi birimiz, bir elbise mukabilinde kadınla, bir müddet için nikah yapıyorduk."
    (Buhârî,Tefsir, Maide 9, Nikah 6, 8)

    Rivâyet 2:

    Seleme İbn-ül Ekvâ anlatıyor:
    "Rasülüllah Evtas Gazvesi yılında Mut'a'ya ruhsat verdi. Sonra da onu yasakladı."
    (Buhârî, Nikah 31)



    Rivâyet 3:

    İbn-ü Abbas anlatıyor:
    "İslam'ın evvelinde Mut'a vardı. Kişi yabancı bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikah yapardı. Kadın böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: "Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar" (Mü'minun suresi âyet 6) âyeti ininceye kadar devam etti. Bu âyet gelince Mut'a haram ilan edildi"
    (Tirmizi, Nikah 28)

    Rivâyet 4:

    Muhammed İbn-ül Hanefiyye anlatıyor:
    "Hz. Ali, İbn-ü Abbas'a dedi ki: "Rasülüllah Hayber gazvesi günü, kadınlarla Mut'a'yı, ehli eşek etlerinin yenmesini yasakladı."
    (Buhârî Nikah 31)

    Rivâyetleri gördünüz. Buna benzer daha bir çok rivâyet söz konusu. Olay sabit. Rasülüllah efendimiz Mut'a Nikahı'nın uygulanmasına iki sefer fırsat vermiş. Peki sonrası?

    Mut'a Nikahı'nın yasaklanması:

    Kur'ân'ımızın defaten bir kerede toplu olarak inmediğini ve bunun için de dinimizdeki haram-helal hükümlerin hepsinin bir kerede ortaya konulmadığını biliyorsunuz. Bu husus Kur'ân'ımızda şöyle yer alır.
    Furkan suresi âyet 32, 33:

    "İnkar edenler dediler ki: "Kur'ân ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/âyet âyet okuduk.
    Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu getiririz"
    Görüyorsunuz Allah'ın hükümleri birer birer gönüllere yerleşsin, gönüllerde tek tek pekleşsin diye ve de çıkan her problem tek tek çözülsün diye Kur'ân tam yirmi üç senede parça parça inmiştir.
    Hakkında henüz vahy gelmeyen konularda, eski kültürel uygulamalar Allah nimetini tamamlayana kadar devam etmiştir. Bazı yerlerde Rasülüllah haram etti-helal etti gibi ifadeler görüyorsak da bunlar kesinlikle doğru değildir. Rasülüllah'ın teşri/yasama yetkisi yoktur, icra/yürütme yetkisi vardır. O, hiçbir şeyi haram yada helal edemez. Ancak Allah'ın haram veya helal ettiğini uygular ve tebliğ eder.
    İşte Rasülüllah'ın izin verdiği bu Mut'a Nikahları da henüz İslâmî ilkeler oluşmadan evvel cereyan etmiştir. Yapacağı bir şey yoktu. Bunun daha başka örnekleri de vardır. Zina hükümlerini düzenleyen Nur suresinin 2. ve 3. âyetleri gelip, zina cezası belirlenmeden evvel Ehlikitap kültürüne göre zinaya recm uygulamıştır. Vahy geldikten sonra vahydeki ilkeler uygulanmaya başlamıştır. Ayrıca Kıble tayininin bildiren âyetler inmezden evvel uzun bir süre Beytülmakdis'e (Kudüs) dönerek namaz kılmış ve kıldırmış idi. Kıble âyetleri (Bakara suresi âyet 142-150) gelince hemen âyetin hükümleri uygulanmaya başlamıştır.
    İşte Mut'a Nikahı'na izin verme olayı da bunlar gibi bir uygulamalardır. Cahili kültürün henüz temizlenmediği bir zamanda uygulanmıştır.

    Şimdi yukarıda izin konusundaki şu rivâyete tekrar bir göz atalım:



    İbn-ü Abbas anlatıyor:
    "İslam'ın evvelinde Mut'a vardı. Kişi yabancı bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikah yapardı. Kadın böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: "Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar" (Mü'minun suresi âyet 6) âyeti ininceye kadar devam etti. Bu âyet gelince mut'a haram ilan edildi"
    (Tirmizi, Nikah 28)


    Sebre İbn-ü Ma'bed el Cühenî anlatıyor:
    "Rasülüllah şöyle buyurdular: "Ey insanlar! Ben sizin kadınlarla Mut'a yapmanıza izin vermiştim. Şimdi Allah Teâlâ hazretleri, onu kıyamet gününe kadar haram etmiş bulunmaktadır. Öyleyse, kimin yanında böyle nikahlı bir kadın varsa, artık ona yol versin. Onlara ücret olarak verdiklerinizden herhangi bir şey geri almayın."
    (Müslim, Nikah 21)

    Ebu Hüreyre anlatıyor:

    "Mut'a'yı talak, iddet ve miras (ile ilgili ilahi hükümler) haram kılmıştır."
    (Darukutni, 3,259.)

    İbn-i Mes'ud şöyle demiştir:
    "Mut'a mensuhtur. Onu İslâm'ın getirdiği talak, mehir, iddet ve miras hükümleri neshetmiştir."
    (Beyhaki, es- Sünen-ü Kübra 7/207)


    İbn-i Hibban bu rivâyeti İbn-i Mes'ud'un değil direkt Rasülülah'ın sözü olarak nakleder.
    Bu rivâyetler hiçbir yoruma ve açıklamaya meydan vermeden konumuzu aydınlatır sanıyorum.

    Mut'a Nikahı'nın sakıncaları:

    Mut'a Nikahı, kadının cinsiyetine, cibilliyetine, kişiliğine, duygularına ve onuruna yapılan bir saldırıdır. Onu insanlıktan alıp alınan satılan, kiralanan bir meta durumuna düşürmektedir. İslam böyle bir rezilliğe hem cevaz hem de fırsat vermez.
    Zaten aklı başında olan bir kimse özellikle de kadın böyle bir rezaletin parçası olmaz.
    Dinimiz çocukları değerli birer emanet olarak görür. Onlara ihanet edilmemesini, onların sağlıklı, eğitimli olarak yetiştirmeyi emreder. Mut'a Nikahı'ndan doğan çocukların heder olması; sağlıklı büyümeleri, öğretim ve eğitimlerinin sağlanması mümkün olmaz. Çünkü kiralık kadından doğan çocuğa kimse sahip çıkmaz. Doğurana ve topluma bela olurlar. Hele bir de çocukların kız olduğunu farz edersek onların akıbetlerinin ne olabileceğini siz düşünün artık.
    Mut'a Nikahı sonrasında dinimizde haram edilen, nikahla ilgili bir çok mahzurun doğması muhtemeldir. Mesela: birisi gidip babasının Mut'a Nikahı yaptığıyla evlenebilir. Kız kardeşiyle evlenebilir, halasıyla, teyzesiyle evlenebilir. Bu olasılıkları uzatabiliriz.
    Mut'a Nikahı sonrasında miras hukuku uygulanamaz. Varis ve muris tespiti mümkün olmaz.

    Mut'a Nikahına cevaz verenlerin delilleri:

    Açıkça iyi niyetli olmadıklarını söyleyebileceğimiz birileri geçmişten bu yana Mut'a Nikahı ile İslâm ümmeti arasına fitne çıkarabilmenin yollarını aramışlardır. Tabii sömürüldükten sonra aklı başına gelenler suçu İslâm dinine yükleyeceklerdi. Böylece akılları sıra İslâm dinini, böyle insanlıkla ve insanlık onuru ile ilgisi olmayan uygulama yüzünden gözden düşürmek mümkün olabilirdi.
    İşte bunların kullandığı delilleri burada kısaca açıklamakta fayda var.

    1-İbni Mes'ud'a nispet edilen bir kıraatte Nisa suresinin 24. âyetinin "femastemte'tüm bihi minhünne fâtühünne ücürehünne... O halde onlardan nimetlendiklerinizin mehirlerini onlara verin. ..." âyetinde "ila ecelin= belirlenen müddet kadar" ibaresi de varmış. Ve bu Mut'a Nikahı'nı ifade etmekteymiş.

    Böyle bir ifade ve nakil hiçbir Sünnî kaynakta yoktur. Ayrıca böyle bir ibarenin varlığı âyetin cümle yapısını etkiler. Âyette anlam bozuklukları meydana getirir (Ayrıntı tefsirlerde olduğu gibi isteyen olursa kendilerine teknik bilgi veririz. Burada teknik ayrıntı yersiz olur.).
    Böyle bir delil ile ortaya çıkıp İslâm'da Mut'a Nikahı vardır demek Kur'ân'nın nikah, miras, iddet ve talak hükümlerine yüz dönmektir.
    2-Sahabeden gelen eksik nakiller: Sahabe ve tabiinden herkes gördüklerini duyduklarını imkanları ölçülerinde başkalarına aktarmışlar. Bunlar aktardıklarının dini bir kaynak olacağını bilemezlerdi. O nedenle nakillerinde konunun ayrıntılarına girmemişlerdir. Bu yüzden de birbiriyle çelişen nakilleri söz konusudur. Mesela, İbn-i Abbas ile ilgili bir konuda üç-beş rivâyet söz konusu olabilmektedir. Mut'a ile ilgili de tutarsız bir çok rivâyet vardır. Araştırmacılar, bunların krıtiğini yapan bilginler bu konudan yeterli derecede haberlerinin olmadığından kaynaklanmış olduğunu bildirirler. O günkü iletişim araçları bu günkü gibi hızlı ve yaygın olmadığından sahabenin bir çoğunun İslâmi hükümleri yıllar sonra öğrenmiş olduğunu açıklar ve bunu örneklendirirler.

    1-Mut'a Nikahı'nın Allah tarafından değil de Hz. Ömer tarafından yasaklandığı iddiası:

    Bazı rivâyetlerde "Hz. Ömer Mut'a Nikahı'nı yasakladı" gibi nakiller vardır. Mesela:

    .... Cabir anlatıyor:

    "Rasülüllah ve Hz. Ebu Bekr zamanlarında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden Mut'a Nikahı yapardık bu hal Hz. Ömer'in Amr İbn-ü Hureys hadisesi vesilesiyle Mut'a'yı yasaklamasına kadar devam etti."
    (Müslim, Nikah 16)

    Şimdi bu nakildeki olayı açıklamakta fayda var. Hz. Ömer bu yasaklama olayını halifeliğinin ortalarında yapmış. Demek oluyor ki o zamana kadar, Mut'a Nikahı'nın haramlığını bilmeyenler, duymayanlar dolayısıyla kıyıda köşede, taşrada Mut'a Nikahı yapanlar varmış. O sıralarda Kûfe'ye gelen Amr İbn-ü Hureys, bir cariye ile Mutâ Nikahı yapar ve cariye hamile kalır. Gelip durumu Hz. Ömer'e anlatır. Halife bu vesile ile, yasağın bütün müminlerce henüz bilinmediğini anlar. Ve konuyu bir hutbe konusu yaparak genelge yayınlar. Ve bu hutbesinde Mut'a'nın haram olduğunu, işleyenin zina cezasıyla cezalandırılacağını bildirir. Ve Müslümanların hiç birinden Ömer'e karşı tepki gelmez (Geniş bilgi İbn-i Mace, Nikah ,44 ve Muvatta, Nikah 41'de).

    Kaynaklarda da görüyoruz ki Mut'a'nın yasaklanması Hz. Ömer'in içtihadı değildir. Ki karşı bir içtihat yapılsın.
    Şia bu konuya Hz. Ömer'in içtihadı olarak bakar. Ve mezhep taassubu ve Hz. Ömer'e duydukları kin yüzünden Mut'a'yı sahiplenirler. Çünkü, Hz. Ömer'in beyaz dediğine onlar siyah derler.
    Bir de Şîa objektif, tarafsız nakillere itibar etmeyip hep Şiî kökenli nakilleri dikkate alır. O nakiller de belirttiğimiz gibi tarafsız değildir.
    Şia Mut'a'yı caiz görse de mezhep ileri gelenleri, üst düzey Şîîler (havass) tasvip etmezler, çirkin bulurlar. Mut'a'yı (avam) alt tabakaya reva görürler. (Tûsî)

    Hakkı Yılmaz

  4. #4
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    2780
    Apollonius benim yazdığım ayetlerden hakkında bilgin var mı akitleri aracılığıyla sahip oldukları kimler eşlerinden ayrı olarak

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı sworden´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Apollonius benim yazdığım ayetlerden hakkında bilgin var mı akitleri aracılığıyla sahip oldukları kimler eşlerinden ayrı olarak
    Selam;

    Hakim olduğum bir konu değil fakat yazdığınız ayetler konusunda -bana göre- en tatmin edici çeviriyi/açıklamayı Muhammed Esed yapmış:



    Müminun-6:
    eşleri -yani, [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında [kimsede arzularına doyum aramazlar]: çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;

    Lafzen, “yahut sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (ev mâ meleket eymânuhum). Çoğu müfessirler bu ifadenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev (“yahut”) takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul Kur’an'ın kendisiyle çelişmektedir (bkz. 4:3, 24, 25; 24:32 ve ilgili notlar). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an “müminler” terimiyle hem erkek hem de kadın müminleri kasdetmekte; ezvâc terimi de (“eşler”) hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymânuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anl***** yorulması için ortada hiçbir sebep yoktur. Öte yandan, bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kasdedilmiş olması da sözkonusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat 4:24'deki gibi “nikah yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anl***** geldiği aşikardır (bkz. 4:24 hk. 26. not). Yalnız ifade, burada, bu anlam örgüsü içinde 4:24'dekinden önemli bir farklılık göstererek evlilik yoluyla birbirine “meşru olarak” sahip olan hem erkek hem de kadın müminlere işaret etmektedir. Bu yoruma göre, cümlenin başında yer alan ev takısı da “yahut” anlamında bir seçenek bildirmeyip, “bir başka deyişle” yahut “yani” tabirleriyle benzer şekilde, açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütün olarak cümlenin anlamı şöyledir: “...eşleri, yani [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları kimseler dışında ... ilh.” (Karş. 25:62'deki benzer ifade: “düşünüp anmak isteyenler, yani [lafzen, “yahut”] şükretmek isteyenler için”.)




    Mearic-30:
    eşleri; yani [nikah yoluyla] meşru şekilde sahip oldukları dışında [isteklerini frenleyenler:] çünkü ancak o zaman hiçbir kınamaya uğramazlar,

    Yukarıda, ev mâ meleket eymânuhum ifadesini neden “yahut [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları” şeklinde çevirdiğimi açıklamıştım. Bu yorum konusunda ayrıca bkz. Râzî'nin Nisa 24 ile ilgili açıklamaları ve sözkonusu ayet ile ilgili olarak Taberî'nin İbni ‘Abbâs ve Mücâhid'den naklen yaptığı alternatif çevirilerden biri.




    Nisa-24:
    Meşru şekilde [nikah yoluyla] sahip olduklarınız dışında bütün evli kadınlar [size haramdır]. Bu, üzerinize farz olan Allah'ın buyruğudur. Bunların dışında kalan bütün [kadınlar], kendilerine mal varlığınızdan [bir kısmını] vermeniz ve gayrimeşru bir ilişki ile değil de evlilik bağı yoluyla meşru bir şekilde almak kaydıyla size helaldir. Kendileriyle evlenmek istediğiniz kadınlara hak ettikleri mehirlerini verin; ama bu meşru yükümlülük [üzerinde anlaştık]tan sonra [başka] bir şey üzerinde serbestçe anlaşmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.


    Muhsane terimi, lafzen, “(iffetsizliğe karşı) güçlü kılınmış kadın”ı ifade eder ve üç anlam taşır: (1) “evli bir kadın”, (2) “iffetli bir kadın” ve (3) “hür bir kadın”. Hemen hemen bütün otoritelere göre, el-muhsanât terimi, yukarıdaki bağlamda “evli kadınlar”ı ifade eder. Mâ meleket eymânukum (“sağ ellerinizin sahip oldukları”; yani, “meşru şekilde sahip olduklarınız”) ibaresi ise, çoğunlukla, Allah yolunda yapılan savaşlarda esir alınan kadınlar olarak anlaşılır (bkz. bu bağlamda Enfal 67 ve ilgili not). Bu anlamı tercih eden müfessirler, kendi ülkelerinde evli olsalar da, bu köle kadınlar ile evlenilebileceği kanaatindedirler. Ancak bu tür bir evliliğin meşruiyyeti konusunda Hz. Peygamber'in Ashâbı arasında bile meydana gelen temel görüş farklılıklarının ötesinde, bazı önde gelen müfessirler, mâ meleket eymânukum ibaresinin burada “nikah yoluyla meşru şekilde sahip olduğunuz kadınlar” anl***** geldiği görüşündedirler. Mesela Râzî, bu ayet ile ilgili yorumunda ve Taberî alternatif açıklamalarından birinde (Abdullah b. ‘Abbâs, Mücâhid ve diğer bazı isimlere kadar uzanarak) bu görüşü paylaşır. Râzî, özellikle, “bütün evli kadınlar”a (el-muhsanât mine'n-nisâ’) yapılan atfın yasaklanmış ilişkilerin sayılmasından hemen sonra gelmesinin kişinin kendi meşru eşinden başka herhangi bir kadınla cinsel ilişkiye girmesinin yasaklandığını vurgulamayı amaçladığına işaret eder.


    Enfal-67:
    67. KIYASIYA girdiği zorlu bir meydan savaşı sonucu değilse, esir almak bir peygamber için yakışık almaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarına talip olabiliyorsunuz, ama Allah [sizin için] sonraki hayatın [güzel/iyi olmasını] murad ediyor: çünkü, Allah doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibidir.

    Yani, haklı bir sebebe dayanılarak girilen savaşın sonucu, ürünü olmadıkça. Kur’an'da hemen her zaman olduğu gibi burada da, Hz. Peygamber'e yöneltilen buyruk, zımnen onun takipçilerini de bağlamaktadır. Sonuç olarak yukarıdaki ayet yasa koyucu üslupla bildirmektedir ki, cihâd sırasında -yani, Din'in ya da (2. sure, 167. notta açıklandığı üzere) özgürlüklerin savunulması için Allah yolunda girişilen savaş esnasında olmadıkça- kimse esir edilemez; bu amaçla tutuklanıp az ya da çok mahsur tutulamaz. Ve dolayısıyla, barış şartlarında, “barışçı” yöntemlerle birini esir almak ve bu yolla ele geçirilen esiri tutmak, alıkoymak bütünüyle hukuk dışı, bütünüyle haramdır. Bu da hangi amaçla olursa olsun, “toplumsal bir kurum” olarak köleliğin, köleciliğin yasaklanması demektir. Kaldı ki, savaşta alınan esirler konusunda bile Kur’an (47:4'de), onların savaş bittikten sonra salıverilmelerini öngörmektedir.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    2780
    Apollonius cevap için teşekkürler.kuran.gen.tr adresinde türkçe 5 meal var bunlardan sadece senin yazdığın kişinin mealinde böyle bir açıklama var.Diğerler eşleri ve diye devam ediyor.ve dersek onlardan ayrı kişiler anlamna gelir ki bu ayeti günümüzde nasıl uygulanacağı merak ediyorum.bence bu ayetlerde insanlar için büyük bir kolaylık var.insanların hayatları hem bedenen hem de ruhen rahatlayabilir.

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı sworden´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Apollonius cevap için teşekkürler.kuran.gen.tr adresinde türkçe 5 meal var bunlardan sadece senin yazdığın kişinin mealinde böyle bir açıklama var.Diğerler eşleri ve diye devam ediyor.ve dersek onlardan ayrı kişiler anlamna gelir ki bu ayeti günümüzde nasıl uygulanacağı merak ediyorum.bence bu ayetlerde insanlar için büyük bir kolaylık var.insanların hayatları hem bedenen hem de ruhen rahatlayabilir.
    Selam;

    Açıklamayı bu yüzden koydum. Diğerleri işin kolayına kaçıp kelimeyi olduğu gibi çevirmişler bence. Halbuki Arapça bir kelimenin birden çok anlamı olabiliyor. Kurana kelime bazında değil bütün olarak bakabilmek lazım çevirirken. Adam neden öyle çevirdiğini de yazmış. Bu açıklama beni tatmin etti.

Benzer Konular

  1. Yorum: 8
    Son mesaj: 29-01-2016, 12:15 AM
  2. Yorum: 24
    Son mesaj: 05-02-2015, 05:35 PM
  3. Utanç nikâhı!
    dogangunes Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 29-04-2012, 02:38 PM
  4. Hayat kadınları 'Muta Nikahı' yapabilir mi?
    İNCİ Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 09-10-2011, 11:11 AM
  5. Nikâhı tazelemek
    bziya Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-01-2010, 01:16 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık