5. Sayfa, Toplam 7 BirinciBirinci ... 34567 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 50 Toplam: 61

Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı? Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> ÖLÜM Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün ‘güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar ...

  1. #41
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    ÖLÜM

    Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün ‘güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra ‘en son dönüşünüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir. (6/60)

    Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar? (21/34)

    Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir. (22/5)

  2. #42
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    Durmadan anlatıp duruyorsunuz..kabir nedir?..mezar değilmi?..mezarda ne azabı olacak allahaşkına?mezarda diriliş varmı?yok..hala neyi anlatıyorsunuz..sırf yazmak içinmi yazıyorsunuz?..bilgi kirliliği yapıyorsunuz..alakasız konular gözümüzü ve beynimizi yoruyor ve okunmuyorsunuz bana görede..bir kaç ayet gören,dini kelimeler gören ''allah razı olsun''diyor..
    sözde değil özde bilgiler istiyoruz...

  3. #43
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736

    60

    Syn.Simge..

    Her ne hikmettir bilinmez, dini konularda din tarafinda yazilar bilgi kirliligi oluyor ve bazi mesajlar hele ben gibi mesaji ceza aldigindan kontrol edilip öyle ekleniyorsa, ve kontrol edenin istedigi istikamette yazilmadi ise icindede forum kurallarina aykiri birsey olmasa bile eklenmiyor.. ( ! )

    Ama kim ki Fetullah Gülen e Tayyip Erdogan a , tarikatlara, küfür derecesinde hakaret ederse, Allah yok diye haykirirsa, Peygamberler ile dalga gecerse, Kuran 'i Muhammed yazmistir derse , tüm bunlar bilgi temizligi oluyor galiba ?
    Bu tür mesajlara hic bir sekilde yönetici ünvani ile müdahale edildigini ben görmedim. Ammar in her konuya ayet yazmasini bende tasvip etmiyorum, defalarca bu konuyu yazdim, ama yinede onun bireysel tercihidir, sizin bir üyenin bu tercihine bilgi kirliligi demeniz , bu defa Ammar'in sizin ünvaniniza istinaden yazisini tasdikinizi gösterir.
    Bakalim Din karsiti yazilardada bu kirlilikten bahsedecekmisiniz..?

    Tabi bu yazimda yukarida yönetim odasinda bekletilmez ise...!

  4. #44
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    el-Aciz el-insaf diyorum...

    forumun %80 dini yazılar..hangisini engelledik,yayınlamadık..pes diyorum size..
    ceza almanızın sebebi dilinizi tutamamanız,mesajlarınızın hakaret içermesi..dikkatli olan arkadaşlar gayet güzel ve özgürce kopyalayıp yapıştırabiliyorlar..
    sizde kişiye ve kurumlara hakaret etmeyin kısıtlanmayın,hala ders almadınızmı?

  5. #45
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    Yapmayin Allah askina..!
    Verilen cezaya birsey demiyorum, ama ceza bölümünde benim dilimi tutamayisimin yani bana yazilan mesajin ne oldugu ortada...

    Benim üye bilgilerimde cinsiyetim yazmiyor yani erkek olabilecegim gibi el-Aciz nicli üye bayanda olabilir..el-Aciz bayan ise Carlos tarafindan alenen foruma ne yazilmis bana istinaden bir bakiniz lütfen...
    Siz bir bayansiniz ayni seyi sizin sahsiniza yazmis olsaydi Carlos siz cok sakin kalip dinizi tutabilirmiydiniz..?

    Ha yetkinizi kullanip aninda Forumdan atar , banlardiniz ama ben gibi SIRADAN yetkisiz bir üye olsaydiniz o kelime size yazilsaydi siz o kisiye o tür hakaret etmeden, ben sizinde dilinizi tutamayacaginizi tahmin ediyorum....

    Peki benim Dinde basörtüsü yoktur baslikli konuda Bursali 68 e bana yönelik yazisina cevap hakkimi kullandigim mesajim neden eklenmedi...

    Orada en kücük bir hakaret mevcut degildi...?

    Cevap hakkini kullanan bir üyeniz olarak mesajimin akibetini sormak en dogal hakkim.Ben bunu kullaniyorum ama cevap alamiyorum... Buna ne diyeceksiniz..?

  6. #46
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.460
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742
    Alıntı el-Aciz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yapmayin Allah askina..!
    Verilen cezaya birsey demiyorum, ama ceza bölümünde benim dilimi tutamayisimin yani bana yazilan mesajin ne oldugu ortada...

    Benim üye bilgilerimde cinsiyetim yazmiyor yani erkek olabilecegim gibi el-Aciz nicli üye bayanda olabilir..el-Aciz bayan ise Carlos tarafindan alenen foruma ne yazilmis bana istinaden bir bakiniz lütfen...
    Siz bir bayansiniz ayni seyi sizin sahsiniza yazmis olsaydi Carlos siz cok sakin kalip dinizi tutabilirmiydiniz..?

    Ha yetkinizi kullanip aninda Forumdan atar , banlardiniz ama ben gibi SIRADAN yetkisiz bir üye olsaydiniz o kelime size yazilsaydi siz o kisiye o tür hakaret etmeden, ben sizinde dilinizi tutamayacaginizi tahmin ediyorum....

    Peki benim Dinde basörtüsü yoktur baslikli konuda Bursali 68 e bana yönelik yazisina cevap hakkimi kullandigim mesajim neden eklenmedi...

    Orada en kücük bir hakaret mevcut degildi...?

    Cevap hakkini kullanan bir üyeniz olarak mesajimin akibetini sormak en dogal hakkim.Ben bunu kullaniyorum ama cevap alamiyorum... Buna ne diyeceksiniz..?
    Forumda Konular tartışılır Kişiler değil Yazmış oldugunuz mesaj tartışma kurallarına uymadıgından yayınlanmamıştır

  7. #47
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı simqe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Durmadan anlatıp duruyorsunuz..kabir nedir?..mezar değilmi?..mezarda ne azabı olacak allahaşkına?mezarda diriliş varmı?yok..hala neyi anlatıyorsunuz..sırf yazmak içinmi yazıyorsunuz?..bilgi kirliliği yapıyorsunuz..alakasız konular gözümüzü ve beynimizi yoruyor ve okunmuyorsunuz bana görede..bir kaç ayet gören,dini kelimeler gören ''allah razı olsun''diyor..
    sözde değil özde bilgiler istiyoruz...

    Bayan galiba anlama sıkıntınız var..

    ..kabir nedir?..mezar değilmi?..mezarda ne azabı olacak allahaşkına?
    diyosunda neye göre diyosun, bir delil varmı bak şuna göre işte diye biliyormusun, ama biz sana VAR diyoruz işte delil diyoruz..

    MÜ'MİN SURESİ

    Onlar sabah akşam ateşin karşısına getirilirler. Kıyamet koptuğunda da: “Haydi, Firavun hanedanını en şiddetli azaba sokun!” denilir.40/46


    Sen hala kişisel zan' na tabi bence de bence deyip duruyosun...Oysa ZAN ile hüküm verenler KUR'AN da açıkça uyarılıyorlar DİKKAT et, delil ile konuş belge ile konuş, bilgi ile konuş... Senin iç dünyada ki kişisel inançların, düşüncelerin, hayal gücün kimseyi bağlamaz..

    mezarda diriliş varmı
    Yukardan beri SOSYALİST de bazı bilgiler aktarıyorum hiçmi okumuyosun...Delilleri bilgileri, belgeleri...

    Ha şunu dersin kardeşim önüme getirip gösterseler de, bence yoktur amenna o senin kişisel tercihin, hesabını ALLAH C.C a verirsin...

    .sırf yazmak içinmi yazıyorsunuz?..bilgi kirliliği yapıyorsunuz.
    hayır senin gibilere faydası olmayabilir, senin inkarını da artıra bilir, ama HAK ile BATIL görülsün, belki bu satırları okuyan 3. şahıslar bu bilgilerden faydalanır umuduyla.. Benim eklediğim hiçbir yazı belgesiz, delilsiz değil.. Ha benim belgelerim seni bağlamaz o da senin tercihin...

    .alakasız konular gözümüzü ve beynimizi yoruyor ve okunmuyorsunuz bana görede.
    yine bana göre dedin sen nereden biliyorsun.. sitenizde mesaj okundu okunmadı kayıt tutan bir yazılım mı var.. Sanane okumazsan okuma bir okuyan olur....

    ..bir kaç ayet gören,dini kelimeler gören ''allah razı olsun''diyor.
    Neden ayetlerden bu kadar rahatsız oluyorsunuz anlam veremiyorum inansanızda inanmasanızda, doğrulasanızda, yalanlasanızda, eninde sonunda o gerçekl8er suratınıza çarpılacak.. ve o gün gerçekten çok zorlu olacak...
    sözde değil özde bilgiler istiyoruz...
    yine çoğul ek kullanmışsınız başkalarının adına söz söylemişsiniz... size göre sözde olan pekçok insana gör özde olabilir..AYET ten daha özde olan ne var...


    MÜLK SÛRESİ

    6 – Rab’lerini inkâr edenlere de cehennem azabı var. Gidilecek ne kötü yerdir orası!

    7 – Onlar oraya atılınca, cehennemin müthiş homurtusunu, kaynaya kaynaya çıkardığı uğultuyu işitirler.

    8 – Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: “Sizi uyaran bir peygamber dâveti size ulaşmadı mı?” diye sorarlar.

    9 – Onlar şöyle cevap verirler: “Evet, bizi uyaran oldu, ama biz onu yalancı saydık ve “rahman hiçbir vahiy indirmedi, siz besbelli bir sapıklık içindesiniz” dedik.

    10 – Ve ilave edecekler: “Şayet biz gerçeği işiten ve aklını çalıştıran kimseler olsaydık, elbette bu alevli ateşe girenlerden olmazdık!”


    11 – Böylece günahlarını itiraf ederler. Bizden ırak olsun o cehennemlikler!

  8. #48
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesaj
    20
    Rep Gücü
    1651

    !!!ALINTIDIR!!! Umarım işin erbabı olanlan tartışır bizde istifade ederiz. Selam ile.

    Ahiret hakkındaki bilgilerimizin kaynağı nedir? Ahiret inancımızı kim/
    kimler belirlemektedir? Bu düşünce ve anlayışların kaynağını veya
    doğruluğunu araştırdık mı? Veya bu konuyu düşündük mü hiç? "Büyüklerimiz
    halletmiştir" mi diyoruz? Onların "halletmesi" ve bizim ona uymamız bizi
    sorumluluktan kurtaracak mıdır?

    Bu soruları sorup, cevaplarını araştırmamız, en azından kendi yerimizi
    tesbit etmek açısından önemidir. Doğru veya yanlış ondan sonrasını
    belli ilkeler üzerine oturtarak götürmek daha tutarlı olacaktır. Tabii
    ideal ve doğru olanı, kişinin bu sorulardan sonra inancını ve yaşayışını
    Kur'ân'a göre yönlendirmesidir.

    Kabir Azabı Meselesi

    Kabir azabı, veya kabir hayatı herşeyden önce gaybi bir konudur. Gerçek
    anlamda böyle birşeyin olup olmadığını ancak Rabbımız bilir. Allah-u
    Tealâ Kur'ân'da sık sık müslümanları gaybe iman edenler olarak tanımlar.
    Bu hiçbir zaman, müslümanlar gelecekte veya ahirette olacağı iddia
    edilen her habere inanırlar anl***** alınmamalıdır.

    Kur'ân'ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur'ân'ın bizden
    inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız
    gereken gayb; Kur'ân'da anlatılan gayb'tır.

    Bu nedenle kabir azabı konusuna da bu açıdan bakmak gerekir. Çünkü bu
    konu; söylenen sözler dışında müşahade edilmiş değildir.

    Sadece kabir azabı olduğunu söyleyen sözler vardır. Bunların, bir kısmı
    hemen hemen müslümanlarla ilgili her konuda olduğu gibi Peygamber'e ait
    olduğu iddia edilen sözlerdir. Yine her zaman yapıldığı gibi Kur'ân'dan
    destek aranmış, kendilerince bu destekler bulunmuştur da.

    Biz önce kabir azabından ne kastedildiğini anlatmaya çalışalım:

    İnsanlar ölür ölmez kabir diye bir çukura konuyorlar. Hemen sonra
    munker-nekir melekleri geliyor, soru sormaya başlıyor: Rabbın kim? Dinin ne?
    Peygamberin kim? gibi sorular... Müslümanlar bu sorulara: Rabbım Allah,
    dinim İslam, Peygamberim Hz. Muhammed diye cevap veriyor. Kafirler
    ise.- Hah, hah anlamadım diyorlar. (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi).

    "Kabir, mü'minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için
    ise cehennem çukurlarından bir çukurdur."


    Kabirde kime soru sorulacağı konusu da tartışılagelmiştir. Bu konuda
    Hanefiler arasında bile ittifak yoktur. Bir kısmı, müslümanların
    çocuklarının da sorguya çekileceğini söylerken bir kısmı, Peygamberler,
    çocuklar ve şehitlerin sorgudan muaf tutulacağını söylemişlerdir.

    "Kılıçlarının parıltısı onlar için şahid olarak yeter" hadisinin bu
    sözlerinin delili olduğunu iddia etmişlerdir. (Kitabın mütercimi Y.V.Yavuz
    bu hadisin kaynağını bulamadım diyor.)

    Müslüman çocukların kabirde sorgulanmasına rağmen cennete gireceği,
    kafir çocuklarının ise durumunun daha karışık ve müslüman çocuklarından
    farklı olarak "cennet ehline hizmetçi olacaklarına hükmedilmiştir."
    denilmektedir.


    Kabirlerde azabın nasıl olacağı da tartışılmaktadır. Cesede mi
    yapılacaktır. Ruha mı yapılacaktır, yoksa hem ruha hem de cana mı yapılacaktır?
    Bu durumda kabirde ruhların cesede dönmesi konusu gündeme gelmektedir.
    Tabii ki bu da tartışılmıştır. Kabirde ruhlar cesedin tümüne mi, yahut
    bir kısmına mı, topluca yahut ayrı ayrı olarak mı iade edilecektir?
    Kabirde soru sorulma işi ruhların bedene iade olunmasından sonra olduğu
    iddia edilmiştir. (Bizimruh konusundaki anlayışımız daha farklı. Üstelik
    bu yazı içerisinde tartışma imkanımız da yok. Ayrı bir yazı konusudur.)


    Ehli sünnet azabın hem bedene hem ruha olduğu, bunun da ruhların bedene
    dönmesiyle olacağı inancındadırlar.


    Kabir azabı konusu Ehli sünnete göre iman edilmesi vacip olan
    konulardan biridir, ilmihal kitaplarında olsun, akaid kitaplarında olsun konu
    hep bu şekilde ortaya konmuştur.

    "Ahirete ait bazı ahvali bilip bunlara iman etmek vaciptir, inanılması
    icap eden hallerden bir kısmı şunlardır: 1) Cennet-cehennem haktır, ve
    el'an yaratılmış varlıklardır. 2) Kabirde kafirlerin ve bazı günahkar
    müslümanların azab çekmesi, salih mü'minlerin nimete ve rahata kavuşması
    haktır." (İslam Fıkhı ve Hukuku. A. Fikri Yavuz)


    "Deriz ki vuku bulması aklen mümkün olan birşey hakkında nas varid
    olunca onu kabul etmek ve ona inanmak gereklidir. Bunlardan birisi de
    ölümden sonraki (Münker ve Nekir meleklerinin kabirde soru soracakları)
    kabir azabıdır. Bunlar ehli sünnete göre haktır. Vuku bulacaktır. Mu'tezile
    ise muhalefet etmiştir.


    Kabirde sual ve azab ruhun cesede iade edilmesiyle mümkündür. Gazali
    dahil ehli sünnet alimleri bu görüştedir." (Maturidiye Akaid, N.Es
    Sabuni, İslam Dini İlmihali, Prof. M.Aydın)

    Konu bir kısım Ehli Sünnet uleması tarafından çok ilginç boyutlara
    kadar vardırılmıştır.

    Örneğin, Konevî: "Ölü asi ise kabir azabı vardır. Ancak Cuma günü ve
    Cuma gecesi azab ondan kaldırılır ve bir daha kıyamete kadar azab iade
    edilmez. Eğer bir mü'min Cuma gecesi öldüğü takdirde eğer asi ise bir an
    kabir azabı ve kabir sıkıştırması olur. Sonra kıyamete kadar bir daha
    azab edilmez." (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi)


    Kabirde bir hayatın, dolayısıyla azab ve mükafatın bulunduğunu iddia
    edenlerin görüşlerini aktardıktan sonra bu görüşlerine kaynak
    gösterdikleri hadis ve ayetlere geçelim...



    Kabir Azapçılarının Delilleri


    A) Hadisler:


    1- Peygamberimiz mezarlıktan geçerken: "Kardeşiniz için Allah'tan
    mağfiret dileyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir" demiştir.
    (Sünen-i Ebu Davut)


    2- "İdrardan sakınınız, zira kabir azabının çoğu ondandır."
    (Camiussağir)

    3- "Şüphesiz kabrin sıkıştırılması vardır. Kabrin sıkıştırılmasından
    kimse kurtulamaz. Kurtulacak olsaydı, ölümünden dolayı arşın titrediği
    Said b. Muaz kurtulurdu." (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı
    bulunamamıştır.)


    4- Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem
    çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi)

    5- Şüphesiz kabir ahiret konaklarının ilkidir. Eğer ölü bu konaktan
    kurtulursa ondan sonrası daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa sonrası daha
    zordur. (A.i. Hanbelin Müsnedi)

    6- Hz. Peygamber Hz. Aişe'ye sordu: "Kabirde halin nedir." Kendisi
    cevap verdi: Ya Hümeyra şüphesiz kabrin mü'mini sıkıştırması, ananın
    çocuğunun ayağını sıkması gibidir. Münker-Nekir meleklerinin soru sorması da;
    göz kamaştığı zaman ona sürme çekmek gibidir." (Fıkhu-l Ekber, Aliyyul
    Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)


    7- Hz. Peygamber, Hz. Ömer'e: "Kabirde halin nicedir?" demiş. Hz.Ömer
    de- "Aklım başımda mı olacak ?’ demiş. Resulullah ‘Evet’ demiş. Hz. Ömer
    de ‘O taktirde hiç aldırmam’ cevabını vermiş (Fıkhul Ekber, Aliyyul
    Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)

    B) Ayetler:


    1- O sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de "Fir'avn
    ailesini azabın en çetinine sokun denilir." (40/46)


    2- Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine
    Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar." (71/25}


    3- "Allah inananları dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit
    eder. Allah zalimleri de saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. "(14 727)


    4- "Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın
    bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. " (36/27)


    5- "Sonra onu öldürdü kabre koydu." (80/2 1 )


    6- "Belki dönerler diye, mutlaka onlara o büyük azabtan ayrı olarak
    yakın azabı da taddıracağız. " (32/ 21) (Ayrıca Bakınız: 3/169, 20/124,
    6/98, 9/84)



    İddia ve Delillerin Değerlendirilmesi:


    l- Genel Değerlendirme:



    1) Şu ana kadarki yazdıklarımızdan da anlaşıldığı gibi kabirde bir
    hayat olduğunu savunanlar; konunun nasıllığı ve niceliği konusunda bir
    fikir birliğine sahip değillerdir.


    2) Kendi iddiaları arasında çelişkiler vardır.


    3) Hatta bu iddiaların bir çoğu dinin genel ilkeleriyle de
    çelişmektedir.


    a. Azabın hem ruhlara hem cesetlere olacağı ve kabirde ruhların
    cesetlere döneceği iddiası bunlardan biridir. Ruhların cesetlere dönmesi demek
    ölünün dirilmesi demektir. Kur'ân-ı Kerim, dirilmenin kıyametten sonra
    olacağını açıkça ifade etmiştir.


    b. Kafir çocuklarının cennet ehline hizmetçi kabul edilmesi de bu
    çelişkilerden biridir. Kafir çocuklarıyla, mü'min çocuklarının sorumluluk
    açısından ne gibi farkları vardır. Kafir bir anne babadan olmak
    çocukların cezalandırılması veya ikinci sınıf bir statüye tabi kılınmasını haklı
    kılar mı?


    c. Yine kabirde sorgulanma hadisesi de bizce Kur'ân'la çelişmekledir,
    Çünkü hesapların kıyametten sonra sorulacağı konusunda çok sayıda ayet
    vardır. Ahirete hesap günü denmesi de bundandır.


    Azabın nasıl olacağı , ruhların cesetlere nasıl ve ne kadar iade
    edileceği konusundaki tartışmaları okuyunca, bunların üstüne, ünlü ulemaların
    konuyla ilgili olarak Cuma ile ilgili iddiaları da eklenince bu
    insanların mantıklarını daha iyi kavrayabiliyoruz.


    Bu mantığın ne tür hadislerin arkasına sığındığını, Kur'ân ayetlerini,
    siyak-sibaka ters olarak nasıl kullandıklarını anlayabiliyoruz.


    Zaten önemli olan da bu zihniyetin mantığını kavramaktır. Kafir
    çocuklarını hizmetçi, mü'min çocuklarını efendi kılan zihniyetin ne kadar
    Resulullah'ın yolundan gittiğini, ne kadar Kur'ân'ı anladığını daha net
    görebiliyoruz.


    Bu zihniyetin mantığını keşfettikten sonra ayetlere ve hadislere
    yaklaşım biçimlerini kavrayabiliyoruz. Bu mantık Kur'ân'a göre
    yönlendirilmiş, Kur'ân'a teslim olmuş, Kur'ân'ın şekillendirdiği bir mantık değildir.


    2) Hadislerin Değerlendirilmesi:


    Bu sözlerin ne kadarı Resulullah'a aittir bilemiyoruz. Belki bir çoğu
    uydurmadır, belki bir kısmının başından çıkarılmış sonuna eklenmiştir
    veya tersi olmuştur, bilemiyoruz.


    Daha önceki yazılarımızı takibedenler bilir, biz Resulullah'ın
    kendisine Kur'ân'da bildirilenler hariç gaybı bilmediği inancındayız.


    Bu nedenle Resulullah'a atfedilen bu sözlerin ona ait olmadığı
    kanaatini taşıyoruz.


    Hadislerin içeriğini azıcık irdeleyenler, aşırı abartıları hemen
    farkedeceklerdir.

    Örneğin "idrar" hadisi... yani Kabir azabının çoğunun idrardan olduğu
    iddiası. Akıl sahipleri konunun, dinin özünü oluşturan Tevhid-Şirk
    mücadelesinden nasıl uzaklaştırıldığını, dinin asıl amacından nasıl
    kaydırıldığını göreceklerdir. Oysa ceza ve mükafatı belirleyen asıl öğe tevhid
    ve şirktir.



    3) Ayetlerin Değerlendirilmesi:


    Daha önce de dediğimiz gibi hangi mantığın bu ayetleri iddialarına
    delil olarak getirdiğini bilmek çok önemlidir.


    Ayetleri siyak-sibak içerisinde, konu ve Kur'ân bütünlüğüne göre
    değerlendirmemek verilmek istenen mesajı amacından saptırır.

    Üstelik Kur'ân'ın kendine özgü üslubunu yok saymak, Kur'ân'ın mesajını
    muhatabına anlatmakta kullandığı ifade biçimlerini ve teknikleri
    görmezlikten gelmek veya bundan habersiz olarak konuya yaklaşmak tehlikenin
    boyutlarını göstermek için yeterlidir.


    Biz, kabir azabına veya kabirde bir hayat olduğuna dair delil olarak
    ileri sürülen ayetlerin konuyla ilgisi olmadığı kanaatindeyiz.


    Kur'an'dan bilgisi olan insanlar bunu hemen farkedeceklerdir. Az sonra
    örneklerini vereceğimiz gibi dolaylı olarak ilgi kurulmaya çalışmanın
    faydasız bir zorlama olduğuna inanıyoruz
    .
    Örneğin; aşağıdaki ayetler bunun ilginç örnekleridir:


    Nuh Suresinin 25. ayetinde geçen "fe-udhilu" kelimesindeki "fa"nın
    takibiyye olduğu bu nedenle "boğulur boğulmaz ateşe sokulmuşlardır"
    anlamını verdiği, bu da gösteriyor ki kıyametten evvel Nuh'un kavmi ateşe
    sokulmuşlardır denilmektedir.


    Oysa sûre bir bütün olarak ele alındığında, iddia edildiği gibi
    kıyametten önceki bir ateşe sokulmayı değil, onların boğulmaları ile
    kıyametten sonraki ateşe sokulmaları arasında bir hayatın olmadığını anlatır.


    Boğulan insanlar için ateşe atılmak o kadar yakın ki... Arada herhangi
    bir zaman dilimi de yok.


    Boğuldular ve hemen cehennem ateşine girecekler. Dirilme ile ilgili
    ayetlere baktığımızda ne kadar uyum içerisinde olduğunu görürüz. Burada
    bir de muhataplara bir mesaj vardır. Ateş.. İşte bu kadar hakikattir. Ve
    mutlaka gelecektir. Ölen için hayat kıyamete kadar bitmiştir. Ölen için
    kıyamet hemen kopacaktır. Ve tabii hemen ateşe gireceklerdir.


    İbrahim Suresinin 27. ayetinde geçen "ahiret" kelimesinden muradın
    kabir hayatı olduğu iddiası ise laf olsun diye söylenen bir sözden öte bir
    anlam taşımamaktadır. Çünkü herhangi bir mesnedi olmadığı gibi Kur'ân
    gerçeğine de terstir. Çünkü Kur'ân'a göre dünya hayatının devamı ahiret
    hayatıdır.


    Yasin Suresinin 27. ayetinde kabir hayatıyla ilgili herhangi bir ifade
    yoktur. Elçilerden birinin temennisisinin 46. ayetidir. Konuya 43.
    ayetten itibaren okuyarak girelim.
    Mü'min kişi Fir'avn ailesine konuşuyor:


    "Sizin beni çağırdığınız şeye kesinlikle ne dünyada ne de ahirette
    davet olunmaz. Bizim dönüşümüz Allah 'adır. Müsrifler, işte onlar ateş
    halkıdır. Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi
    Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kulları görür."


    "Allah onu, onların kurdukları tuzaklardan korudu. Ve Fir'avn ailesini
    azabın en kötüsü kuşattı. Ateş..Sabah akşam ona arzolunurlar. Kıyamet
    çattığı gün Firavn azabın en ağırına sokun.


    "Ateşin içinde birbiriyle tartışırlarken zayıf olanlar, müstekbirlere
    dediler ki, biz size uymuştuk, şimdi siz şu ateşin küçük bir parçasını
    savabilir misiniz? Müstekbirler de dediler ki: Hepimiz onun içindeyiz.
    Allah kullar arasında hüküm verdi. (40 / 43 - 48 )


    Şimdi ayetler bir bütün olarak ele alındığında, 46. ayet kabir azabına
    nasıl delil olarak getirilebilir. Biz ayetleri biraz daha etraflıca
    tetkik edelim;


    1- 43. Ayette; müsriflerin ateş halkından oldukları anlatılıyor. Burada
    müsrif olarak adlandırılanlar Fir'avn ve adamları da dahil olmak üzere
    tünraşırı gidenlerdir. Ateş halkından (Ashabunnâr) kasıt ise cehennem
    ehlidir. Müsriflerin cehennem, yani ateş halkı olduğu anlatılıyor.
    Kur'ân'da "Ashabunnar" deyimi yalnızca cehennemle ilgili olarak
    kullanılmaktadır. (2/ 39,81,217,257,275,_3/116, 5/29)


    2- 44. Ayette "söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız" ifadesinin
    "yakında görecekler", "yakında bilecekler" türünden benzer ifadeleri de
    kullanılmaktadır. Bu ifadelerin hepsinin anlattığı şey ahiretteki
    hesaplaşmadır. Kafirlerin sonu ise zaten dünyadayken bellidir. Kur'ân'da bunun
    birçok örneği var. (Bkz.: Tekasür Sûresi)

    3- 45. Ayette "yakında hatırlayacaksınız" ifadesi Kuran’ın kendine özgü
    üslubuyla dile getirilmektedir.

    "Ona cennete gir denilince keşke dedi, kavmim bilseydi. Rabbınıın beni
    bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını. "


    Elçinin bunu cennete girerken söylemesi ayetin sağa sola çekilmesine
    zaten imkan vermemektedir. Dedik ya.. Mantık çok önemli.. Hangi mantık bu
    ayetleri kullanıyor?

    Kabir azabçılannın üzerinde düşünmeye değer tek delilleri,-ki buna sıkı
    sıkıya sarılıyorlar- Mii'min Surenin cevabını buluyoruz. Evet, Allah
    onu korudu ve Fir'avn ailesini kötü azab (suel azab) kuşattı. Kur'ân'da
    "suel azab"tan kasıt ta yine cehennem azabıdır. (Bkz: 6/157, 27/5,
    39/24,47)


    Aslında suel azab'ın cehennem azabı olduğunu anlamak için,
    hemen-arkadan gelen ayeti okumak da yeterlidir.


    Ayet numaralarını gözönünde bulundurmadan 45 ve 46. ayetleri birlikte
    okuduğunuzda Fir'avn ailesini kuşatan kötü azabın ateş olduğu ve
    sabah-akşam ona girecekleri (arzolunacakları) anlatılıyor. "Ennar" (ateş)
    kelimesi Kur'ân'da hep cehennem veya cehennemdeki ateş anlamında
    kullanılmıştır. (Bkz: 2/24, 3/131, 4/56, 7/38-41, 9/35 gibi.)


    4- Bazı meal ve tefsirlerde "yuridune" kelimesi; "gösterilir",
    "sunulur" şeklinde tercüme edilmiş. Kelimede herne kadar gösterilme, sunulma
    anlamı varsa da, bu ve benzeri kullanımların da yaslanmak, girmek anlamı
    ön plandadır. Gösterilerek cehenneme girmeleri de ifade edilmiş
    olabilir. Şimdi konu ile ilgili ayetleri görelim. "Yuridune" kelimesinin hangi
    anlamda kullanıldığına bakalım.


    Şûra Sure'si'nin 45. ayetinde ibare aynen, Mü'min 46. ayetteki gibidir:
    "Yuridune aleyhe", aşağıda görüleceği gibi açıkça cehenneme atılmaları
    anlatılmaktadır.

    "Yine onları görürsün; aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette
    arzolunurlarken, göz ucuyla, gizli gizli bakarlar, inananlar da işte işte
    hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana
    sokanlardır. Bakın, gerçekten zalimler sürekli bir azab içindedir derler. "

    Şimdi benzer ayetlere göz atalım:

    Kafirler ateşe arzolunacakları (girecekleri) gün.- Bu gerçek değil
    miymiş? 'Rabbımız hakkı için, ‘evet' derler, öyleyse inkar etmenizden
    dolayı azabı tadın." (46/34)


    "Kafirler ateşe arzulanacakları (girecekleri) gün: Dünya hayatında
    bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz, yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan
    çıkmanızdan ötürü bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandınlacaksınız."
    (46/20}


    Ayetlerden de açıkça görüldüğü gibi burada ateşin insanlara, (Mü'min:
    46 ile ilgili olarak da Fir'avn ailesine) gösterilmesinden değil,
    insanların o ateşin içine girmesinden söz edilmektedir.

    5- Oysa kabirde cehennem ateşinde yanmak diye birşey söz konusu
    değildir. Üstelik kabirde azab olduğunu iddia edenlerin de böyle bir görüşü
    yoktur. Dolayısıyla buradaki ateşe sunulma kabir azabı ile değil,
    kıyametten sonraki cehennem azabı ile ilgilidir.

    6- 46. Ayette "sabah-akşam" diye tercüme edilen "Ğuduvven-aşiyyen"
    kelimeleri Arapçada bir deyimdir. Ve sürekliliği, sonsuzluğu anlatır.
    (Zemahşeri'nin Keşşafında konuyla ilgili çok malzeme vardır. Hatta bu ayetin
    nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili de ilginç yorumlar da mevcuttur.)
    Benzer ifadeler Kur'ân'ın değişik surelerinde kullanılmaktadır. Örneğin
    Hud Suresi'nin 107 ve 108. ayetlerinde: Kafirlerin gökler ve yer
    durdukça cehennemde, mü'minlerin de gökler ve yer durdukça cennette
    kalacaklarından söz edilmektedir. Yani cennette ve cehennemde bizim bildiğimiz
    gökler ve dağlar mı vardır ki böyle deniyor, bilemiyoruz. Üstelik
    kıyamet günü her şeyin parça parça olacağı anlatılmıyor mu? Oysa bu ayetlerde
    insanların nazarında göklerin ve yerin büyüklüğüne, yüceliğine,
    sağlamlığına, sonsuzluğuna dikkat çekilerek bir benzetme yapılıyor. İnsanın
    cennette ve cehennemde sonsuza değin kalacağı vurgulanıyor.


    Konu bu anlatımla pekiştiriliyor "sabah-akşam" kelimesi de böyle,
    azabın sürekliliğini ve sonsuzluğunu anlatıyor,


    İşte bu ayette "ğuduvven-aşiyen" kelimelerinin geçmesi de buradaki
    azabın kıyametten sonraki cehennem azabı.olduğunu anlatıyor. Çünkü iddia
    edilen kabir azabı sürekli değildir. Ayrıca (78/23) de cehennemde çağlar
    boyu (yani ebe-diyyen) kalınacağı anlatılıyor.

    7- 46. Ayetin devamında "saat çattığı gün, Fir'avn ailesini azabın en
    çetinine sokun" cümlesi önceki anlatılanları pekiştirmek ve destekleme
    içindir. Anlatılanların "saat'ten sonra meydana geleceğini vurgulamak
    içindir.


    Kur'ân'ın bir çok yerinde benzer anlatımlar vardır.


    Biz sadece ahiretle ilgili olanlardan örnekler vereceğiz. .


    " Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati
    toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine)
    sevkedilirler.Geldikleri zaman der: Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı?
    Yoksa ne yaptınız ? Zulmetmeleri yüzünden o söz başlarına gelmiştir.

    Artık konuşmazlar. Görmediler mi biz geceyi içinde istirahat etmeleri
    için yarattık. Gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir
    kavim için ayetler vardır. Sur'a üflendiği gün göklerde ve yerde
    bulunanlar-hep korku içinde kalır. Meğer Rabbın dileye. Hepsi boyun bükerek
    onage/ir/er..."(27/83-90)



    "Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz oraya
    gireceksiniz. Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi
    orada ebedi kalacaklardır. Onlar için bir inleme ve soluma vardır. Ama
    bizden kendilerine güzellik geçmiş olanlar işte onlar ondan
    uzaklaştırılmışlardır. Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği içinde
    ebedi kalırlar. O en büyük korku onları asla tasalandırmaz. Melekler
    onları; 'size söz verilen gün işte bugündür' diyerek karşılarlar. O gün göğü
    kitap gibi düreriz. İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu yine öyle
    çeviririz, üzerimize söz bunu mutlaka yapacağız." (21798-104) Ayrıca 237
    99-110 ayetlerine bakınız.


    Şimdi bu ayetlerde de önce cehennem azabından, cennet nimetlerinden söz
    ediyor, daha sonra kıyametin kopmasına geçiliyor.


    Şimdi bu ayetleri bir bütünlük içinde, siyak-sibakına uygun olarak,
    Kur'ân'ın ilkelerini ve üslubunu göz önünde bulundurmadan, cennet
    nimetlerinin ve cehennem azabının kıyametten önce olduğunu mu söyleyeceğiz?


    Ayrıca Kehf Suresi'nin 52-53, ayetlerinde suçluların ateşi görmelerinin
    ahirette (kıyametten sonra) olacağı anlatılıyor.


    Allah-u Tealâ Kur'ân'ı parça parça edenlere (15/91) lanet ediyor. Aynı
    şekilde Rabbımız Kur'ân'ı terkedenlere (25/30) de lanet ediyor. Onları
    korkunç azabla korkutuyor. O halde gelin inancımızı ve yaşantımızı
    Kur'ân'a göre yönlendirelim.



    Kabirde Hayat Olmadığını Gösteren Ayetler


    Kur'ân-ı Kerim'deki dirilişle ilgili ayetlere baktığımızda, kabirlerde
    herhangi bir hayat izinden bahsedilmiyor.


    Kabirde, yıllarca kalan insanların, herhangi bir ceza ve mükafata
    çarptırıldıklarının da izine rastlanmıyor. Aksine insanlar şaşkın şaşkın
    bakıyorlar. Mükafat ve cezaya hiç de hazırlıklı değiller. Mezarlarda ne
    kadar kaldıklarından haberleri yok.


    Eğer orada bir acı ve nimet tatsalar onları hatırlamaları gerekmez mi?


    Öldükten hemen sonra dirildiklerini sanıyorlar. Üstelik insanlar ne
    durumda olduklarını ancak yeniden dirildikten sonra anlıyorlar.


    İnfitar Suresi'nin 4 ve 5. ayetleri çok açık:


    "Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne
    geri bıraktığını bilir." (82/4-5}

    Ayrıca kitaplarını (amel defterlerini) alan insanların şaşkınlıklarına
    ne demeli. (69/25)

    O zaman insan kaçacak yer arar. (70/10)


    Eğer iddia edildiği gibi kabirden kolay geçenin hayatı kolaylaşacak,
    zor geçenin hayatı daha da zorlayacak olsaydı, insan niye böyle telaş
    etsindi ki?

    Zaten sonunu biliyor. Boynunu büker otururdu. Kendisine durum
    açıklandıktan sonra, nasıl sonuca teslim olduysa, kabirdeki durumunu bildiği
    için de herhangi bir telaşa gerek kalmazdı.

    Üstelik, sorgu madem kabirde yapıldı, herkesin ne olduğu ortaya çıktı,
    mahşerde yeniden sorgulamanın ne anlamı kalırdıki?


    Biz şahsen, insanların sorgulamalarının ve ebedi hayatın kıyametten
    sonra başladığı kanaatindeyiz. Gayb olan bir konuda> daha fazla tartışmaya
    girmek istemiyoruz. Biz Rabbımızın, Kur'ân'da bildirdiği gerek gaybi
    olsun gerekse görünürdeki bütün anlattıklarına iman ediyoruz. Çünkü gaybı
    bilen yalnızca Allah'tır. Şimdi konu ile ilgili ayetlere geçelim:

    "Sura üflendi, işte onlar Bahirlerden rablerine koşuyorlar. Dediler;
    Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va'dettiği şey
    budur. Demek peygamberler doğru söylemiş." (36/51-52)


    "O gün Sur'a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi
    aralarında gizli gizli konuşurlar. 'Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini
    biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız' der."
    (20/ 102-104)



    Rabbımız tüm bu ayetlerinde ölülerin diriltilmesinden bahsediyor. Acı
    çeken, nimetlenen insanlara, şahsiyetlere, üstelik akıl sahibi kişilere
    nasıl ölü denir.


    Eğer mezardakiler ölü değil iseler, Allah’ın kıyamet günü dirilteceği
    ölüler neyin nesidir.


    İster bedene ister ruha, isterse her ikisine birden olsun, azab ve
    mutluluk veriliyorsa ve bunlar sorulan sorulara aklı başında kişiler olarak
    cevap veriyorlarsa bunlara ölü demek mümkün değildir. Bunların
    dirilmeye de ihtiyaçları yoktur.


    Çünkü zaten onlar bu durumda canlı değiller midir? Eğer bunlar canlılık
    alameti değilse, canlılık alameti nedir?



    Sonuç

    İnsanların bir şeye var demesi, o şeyi var kılmıyor. Aynı şekilde var
    olan bir şeye de insanların yok demesi, o şeyi yok etmiyor. Bu nedenle
    Kur'ân'da hakkında herhangi bir bilgi olmayan bir konuda, hem de gaybî
    olan bir konudar üstelik insanların bilgi ve tecrübelerinin de
    olamıyacağı bir konuda, bu konu vardır ve haktır. Buna inanmak vaciptir, imanın
    gereğidir demek İslâmî bir tavır olmadığı gibi bunun mantıkî bir
    açıklaması da yoktur. İnsanlann Kur'ân gibi bir ölçeri yoksa, üstelik
    düşünmüyorlarsa da, bunlar için inanma' nın da yaşamanın da ölçülecek ve
    üzerinde durulacak bir yanı yoktur.


    "Kabir hayatı" düşüncesinin arkaplanına baktığımızda, tartışılanları
    incelediğimizde bu konunun müslümanların inancına sonradan girdiğine
    hükmedebiliriz. Bizi bu şekilde düşünmeye iten konuların başında ruh beden
    tartışması yatmaktadır. Çünkü toplumun şu an sahip olduğu ruh anlayışı
    da Kur'ânî değildir. Felsefenin müslümanlara zehirli bir armağanıdır.

    Antik Yunan felsefesinin ruh anlayışı özünde fazla bir şey kaybetmeden
    "müslümanların" malı olmuştur.


    İşte kabir hayatında anlatılan, zaman zaman tartışılan ruh, Antik Yunan
    felsefesindeki ruhtur. Bu nedenledir ki kabir hayatı anlayışının bize
    felsefenin girdiği veya sonrakityılların bir armağanı(!) olarak
    görüyoruz. Bu düşüncemizi pekiştiren daha bir çok şey var. Bu düşünceye
    varmamızın kaynağı dediğimiz gibi kabir hayatı ile ilgili iddialardır,
    tartışmalardır. Söylenen sözler, konuşulan, tartışılan konular, ne zaman
    konuşulduğunun, ne zaman tartışıldığının ipuçlarını da verir.


    Konu ile îlgili söylemek istediklerimizi kısaca özetlemek istersek:


    1- Kabir hayatı için ileri sürülen görüşler arasında büyük çelişkiler
    var. Görüşlerde bir birlik olmadığı gibi, hemen hemen her konuda ihtilaf
    mevcut.


    2- Kabir hayatının nasıl ve niceliği ile ilgili görüşler Kur'ân
    ilkeleriyle çelişmektedir. Islâmın anlam ve içeriğinin yozlaşmasına ortam
    hazırlamaktadır.


    3- Konunun delili olarak, hadis diye ileri sürülen sözlerle Kur'ân
    çelişmektedir. Üstelik ileri sürülen hadislerde kabir hayatı birbirinden
    çok farklı şekilde, hatta birbirini tekzip edecek şekilde
    anlatılmaktadır.


    4- Kabir hayatına delil olarak gösterilen ayetlerin konu ile herhangi
    bir ilgisi mevcut değildir. Kur'ân'da; kabir hayatı olduğunu gösteren
    bir ayet yoktur.


    5- Kur'ân dirilmenin kıyametten sonra, hesabın kıyametten sonra, ceza
    ve mükafatın kıyamettensonra olduğunu söylemektedir.



    6- Allah, ahirette ölüleri diriltecektir. Ceza çeken, sefa süren, aklı
    başında kimseleri değil. Kısacası biz Kur'ân ayetlerinin kabirde bir
    hayat olmadığını ortaya koyduğu inancındayız, isteyen inanır, isteyen
    inanmaz. Nasıl olsa sur'a üflenip herkes toplandığında gerçek ortaya
    çıkacaktır. Bekleyelim, görelim.

  9. #49
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Demekki illede kendi yorumunuz olmalı öylemi?sizin deyiminizle ilaveler yapabiliyorsunuz kurana..oh ne ala..

    Şu mesajını görmedim ama o alıntıladığın cevap yazmamış.. konu havada kalmış bilmeyenleri olumsuz etkileyebilir..

    KUR' AN da hiçbir ilave yoktur, olamamaz, olmamıştır...

    Daha doğru düzgün bilmediğin bir din hakkında son derece mantıksız, eksik yanlış yorumlar yapıyosun...

    KUR'AN da Vahiy sadece KUR'AN ile gelen 114 sure 6666 ayetten ibaret değildir..
    ALLAH C.C un PEYGAMBERLERİ nin söyledikleri yaptıkları ama KUR'AN da olmayan haraket ve emirlerde VAHİY Hükmündedir ve bağlayıcır..

    ‘Sünnet’, Kur’an’dan sonra dinin ikinci kaynağıdır.
    Kur’an’ın nasıl anlaşılması gerektiğini ve nasıl uygulanacağını, vahyin hedeflerini ve örnek insanlık kurumunu ancak Sünnet’le öğrenebiliriz.
    Kur’an, bir çok konuyu gayet kısa, özlü ve mucmel (kapalı ve özet) bir şekilde ortaya koymuştur. Sünnet, bütün bunları açıklar.(nasıl öğreniriz HADİS deniyor efendim buna da)

    Vahiy Yönünden Sünnet:

    Sünnet hiç şüphesiz vahy mahsuludur. Hiç mümkün müdür ki, Kur’an-ı Kerim vahy olsun da, hükümlerinin beyanı ve buna göre uygulama şekli beşeri bir keyfiyete bırakılmış olsun. Böyle bir eyleme müsade edilseydi, vaz edilen hükümlerin vahy olmaktan çıkması için yeterli bir sebep olurdu ki, buda uygulama şekliyle beraber Allah’ın (c.c.) dini olmazdı. Halbuki sünnetin vahyiliğini ispatlayan bir çok deliller mevcuttur. Bunları sırasıyla görelim.

    1. Kur’an-ı Kerimdeki deliller:

    “Ey Peygamber hanımları, evinizde okunan ayetleri ve hikmeti hatırlayınız” (Ahzab 34)

    “Biz sana kitabı ve hikmeti indirdik ve bilmediklerinide öğrettik”. (Nisa 113)

    “Ey Peygamber (s.a.v.) acele etmek için dilini hareket ettirme, onun (Kur’an) toplanması ve okunması bize aittir”. Biz sana onu okuduğumuz zaman onun kıraatına tabi ol, ondan sonra onun açıklanması yine bize aittir” (Kıyyame 17 - 19)


    “Biz sana, insanlar arasında Allah’ın gösterdiği şekilde hükmedesin diye Kitabı indirdik” (Nisa 105).

    daha detaylı bilgi ve belgler için

    HADIS


    DELİL:

    İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselâm) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. ikinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.

    Sonra Cibrîl (aleyhisselam) bana yönelip: "Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselâm) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!" dedi. "

    Tirmizî(149) Ebu Dâvud(393) Sahihu Süneni Nesai(488) el irva(250)


    gördüğünüz gibi KUR'AN da NAMAZ KIL Ayetini getiren VAHİY MELEĞİ CEBRAİL A.S NAMAZIN HANGİ VAKİTLERDE ve NASIL KILINACAĞINIDA BİZZAT ALLAH C.C UN EMRİ İLE GÖSTERİYOR UYGULAMALI OLARAK...


    Gelgelelim şu hadis den delil benim şu satırlara kadar verdiğim bir taneceik hadis kaynaklı bilgi gösterin ben size AYET delil getirdim...
    Konu Ammar tarafından (11-02-2010 Saat 01:09 PM ) değiştirilmiştir.

  10. #50
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesaj
    20
    Rep Gücü
    1651

    !!!ALINTI!!! Buda bir başka görüş

    KABIR HAYATI VAR MI?

    GIRIS

    Kabir Hayati var mi? Sorusu ilk duyuldugunda akla gelebilecek baska sorular vardir. Bu sorularin basinda “tabi vardir bize bugüne kadar hep böyle ögretildi ne yapilmak isteniyor bu soruyla?” gibi bir soru sorulabilir. Ya da “bu tür meseleler bize ne fayda saglayacak? Olsa ne olur olmasa ne olur? “gibi samimi ama ihmalkar bir soruda sorulabilir. Ancak birinci soruya verilecek cevap, hiç süphesiz inanç ilkelerimizin kesin olmayan zanni rivayetlerle belirlenemeyecegi, gaybi konularda kulaktan dolma bilgilerle görüs sahibi olamayacagimizi belirtmek olacaktir. Ikinci yaklasima ise bu tür Kur’an disi inançlara gösterilecek müsamahanin insanlarin din anlayislarindaki erozyonu ve bulanikligi görmezlikten gelmek anl***** geldigini söylemek yeterli olacaktir. Hayatimizin ve diger dünya hayatimizin seyrini belirleyen yegane rehber Kur’an-i Kerim olmalidir. Ahiret inancimizi da sekillendiren temel kaynagimiz Allah tarafindan korunan Furkan olan Kur’an’dir... Öncelikle Dini algilama metodumuzu Rabbimizin istedigi ve Son Rasul Sevgili peygamberimizin uyguladigi tarzda netlestirmeli ve bu usul birlikteliginden sonra Sorulara cevap aramaliyiz.

    Apaçik olarak anlasilsin diye bizlere gönderilen ( 2:75, 14:4, 43:3, 41:44) Kitabimiz Kur’an-i Kerim’de Hz. Peygamber (as)’in Gaybi bilemeyecegini (6:50), Ancak Rabbimizin bildirdigi ve Kur’an’inda kayitli tuttugu Gayb haberleri (Kissalar, kiyamet ani, Cennet cehennem vs.) nin Rasul’e bildirildigi Kur’ani bir gerçektir. (bknz. Kur’an 72:25-27, 28:4-6, 12:3, 12:102-103, 21:45, 33:2) Resul’ün ancak Kur’an’a tabi oldugunu da (Bknz. Kur’an 4:105, 46:9, 10:15, 43:43) görmekteyiz.


    GAYBI KONULARDA ÖLÇÜ

    Itikad, Allah’in inanmamizi istedigi esaslar bütünüdür. Müslümanlar için, hak dinin temelini bildiren tek kaynak ise, “hakk’ul yakin” (kat’i, kesin bilgi) olan Kur’an’dir. Insanlar için Allah katindan indirilen Kur’an hem gaybi, hem dünyevi alanda bizlere itikadi ölçüler bildirir. Allah’i birlemek, Resullerine, kitaplarina, meleklerine ve ahiret gününe inanmak, Islam itikadinin esaslarini olusturur. (2:177) Itikadi esaslar veya Tevhid inanci, mutlak gayb alanini da, müsahade alanini da kusatir.

    Itikadin gaybi alani, Rabbimizin bildirdigi disinda, mutlak bilgisizligi içerir. Zaten gayb, insan idraki ile algilanamayan ve bilgisine ulasilamayan alandir. Müminler Rabbimizin Kur’an’la bildirdigi mutlak gayb haberlerine iman ederler. (2:3) Kur’an’in insan sözü olmadigina, Allah katindan bildirildigine dair kesin itikadimiz, Kur’an’da geçen gayb haberlerine olan imanimizi da olusturur. O halde, mutlak Gayb konularinda haktan hiç bir sey ifade etmeyen zanni bilgi ve yorumlardan (10:36) kaçinmali, gaybla ilgili bilgilerimiz sadece Kur’an’la temellenmelidir.

    Gaybi haberlere dayanan itikadimizin Kur’an’la sinirlandirilmasi, “subut-i kat’i” (sabitligi kesin) bir kaynak muhkemligi saglar. Kur’an’in tümü subut-i kat’i iken Kur’an disi hiçbir gayb haberi kesin sabitlik tasimaz. Gaybla ilgili hadis rivayetlerine gelince; bunlarin içerikleri bir yana; haber kesinligi itibariyle subut-i kat’ilik ölçüsüne ulasamazlar. Ahad veya meshur hadislerin hemen hemen hepsi sabit lafizlarla degil, mana üzere rivayet edilmislerdir. Kesinligi sabit olmayan bir söz rivayetinin ise aktarilmasi, ifade kesinligi tasimaz.

    Kur’an’da gaybi haberlerin degerlendirilmesinde dikkat edilecek en önemli husus, gaybi bilgi içeren ayetlerin kesinligi olusudur. Gayb alaninda zan barindiran ve asla kesin olamayacak rivayetlerle itikad olusturulamaz. Gayb haberlerde mahiyetini bilemeyecegimiz konularda tartismamamiz gerekmektedir. Bu konuda Kur’an’la sabit olan Rasulullah’in tavrini örnek almaliyiz. (7:187)

    Sahih hadis rivayetlerine dayanan gaybi bilgiler ise, ancak Kur’an’daki gayb haberlerinin bir tekrari veya daha basitlestirilmis bir anlatimi veya açiklamasi olabilir. Zira Gayb’in bilgisine muttali olan Rasulullah (as)’in Kur’an disi bir gayb haberini dinin temeli olarak bildirmesi düsünülemez. Bu baglamda “kiyametin zamani ve alametleri” “mehdinin zuhuru” “Kabir hayati” gibi gaybi haberleri bildiren rivayetler Kur’an’in kesin ayetleri göz önüne alindiginda sahih olamazlar. Müminler inançlarini yakin, kesinlik temeli üzerine dayandirmali, vehim ve zandan kaçinmali, gaybin mutlak alaniyla ilgili felsefi ve kelami tartismalara firsat vermemelidirler. Kur’an’la kayitli gaybi bilgiler disindaki tüm zanni bilgilerin kaynaklarini arastirmak ta bir zorunluluktur. Kur’an sonrasi Müslüman halklarin inançlarinda yer bulabilmis olan bu tip bilgilerin daha önceki kültür ve dinlerde olup olmadigi bilinmelidir.


    ZERDÜSTLÜK’TE KABIR HAYATI INANCI VAR MI?


    Aryan mitolojisini incelerken, hemen nihai büyük hesaplasmaya geçemeyiz. Bu mitolojide büyük hesaplasmadan Yani kiyametten önce ferdi hesaplasma duragi vardir. Birey olarak insanin, bilinen hayat sürecinin sona ermesi. Diger bir deyimle insanin ölümü ile baslayan ferdi hesaplasma süreci, Aryan-Zerdüst mitolojisinde degisik zaman dilimlerinde degisik sekillerde yorumlanmistir.

    Zerdüstlerde ölüm son degildir. Buna göre insanlar öldüklerinde, ruhlarinin yeralti ülkesine dogru "seyahati" baslar. Gitmek durumundaki bu ülke, "ölümlü ilk insan" olan Yima'nin yönettigi yeralti kralligidir. Fakat ruhlarin bu kralliga seyahati hemen baslamadigi gibi kolay da degildir. Insanin ruhu (Urvan-Avdenak. Urvan teni sekillendiren, onun belli bir sekle girmesini saglayan ruhsal ögedir) ayristigi cesedin basindan, üç gün boyunca ayrilmaz. Bu üç günlük süre ölünün asagiya dogru seyahatinde hayati öneme sahiptir. Çünkü bu süre boyunca seytani güçler tetikte beklemektedir. Bu savunmasiz ruha saldirmak için firsat kollamaktadir. Bunu önlemek için bütün is, ölünün geride kalan yakinlarina düsmektedir. Onlar bu süre boyunca mezari basinda aglasir, dua ederler Görüldügü üzere Kabir Hayati inanci Iran Cografyasinda etkin olan Zerdüstlük inanisinda mevcuttur.




    EHL-I KITAB’DA KABIR HAYATI INANCI VAR MI?


    “Senden önce de, kendilerine vahyettigimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsaniz Ehl-i Kitab’a Sorun”. 21:7 ayeti geregince Yüce Rabbimiz, Kur’an Ehli Müminlere Daha önceki Vahiy metinlerine de -Korunmus olan Son Vahyi Ölçüt edinerek- Bilgi Sahibi olmak için basvurulabilecegini belirtmistir. Ilginç olan nokta ise Ne Eski Ahidde ne de Yeni Ahidde Kabir azabiyla ilgili hiçbir inanis ve bilgi yer almamaktadir.

    Allah’a karsi sorumlu olanlarin eylemlerinin O’nun tarafindan hatirlatilacak olmasina karsin (Malaki. 3:16 ; Esinlenme 20:12 ; Ibranilere Mek. 6:10); Incil’de, ölüm durumu süresince herhangi bir bilince sahip oldugumuzu gösteren hiçbir sey yoktur. Buna iliskin asagidaki açik ifadelerin aksini söylemek zordur:

    "(Insaninki) nefes (ruh) çikip gider, kendisi topraga geri döner; ayni günde (anda) düsünceleri yok olur" (Mezmurlar 146:4).

    "Ölüler hiçbir sey bilmezler…onlarin sevgisi, onlarin nefreti ve onlarin kiskançligi, simdi yok olmaktadir" (Vaiz 9: 5,6). "Ölüler diyarinda hikmet yoktur (Vaiz 9:10) - düsünce yok ve bundan ötürü bilinç yoktur.

    Eyüp ölüm esnasinda, "sanki hiç olmamis gibi" oldugunu söyler (Eyub, 10:18). O, bizim dogmadan önce sahip oldugumuz ölümü; bosluk, bilinçsizlik ve varligin tümüyle yok olmasi olarak gördü.

    Insan, hayvanlar gibi ölür (Vaiz 3:19). Eger insan bir yerlerde bilinçli olarak ölümde yasamayi sürdürürse, hayvanlarda da öyle olmalidir. Yine de hem Kitab-i Mukaddes ve hem de bilim, bu konuda sessiz kalmaktadir.

    Tanri, "bizim toprak oldugumuzu animsar. Insana gelince, onun günleri ot gibidir: bir kir çiçegi gibi, öyle gelisir…sonra yok olur; ve onun yeri artik onu tanimaz" (Mezmurlar 103: 14-16).

    Ölüm’ün, dogru olanlar için bile, tamamiyla bilinçsizlik oldugu; Allah’in kullarinin ömürlerinin uzun olmasina izin vermesi için defalarca yinelenen yalvarislari tarafindan da kanitlanir. Çünkü onlar; ölüm bir bilinçsizlik durumu oldugu için, ölümden sonra dua etmeye ve Tanriyi yüceltmeye muktedir olamayacaklarini bilmektedirler. Hezekiel (Isaya 38: 17-19) ve Davut (Mezmurlar 6: 4,5; 30:9 ; 39:13 ; 115:17 ) bunun iyi örnekleridir. Ölüm; hem iyiler ve hem de kötüler için bir uyku, bir istirahat olarak defalarca ifade edilir (Eyub 3:11,13,17 ; Daniel 12:13).

    Tevrat ve Incil’e göre açikça Ölümün ve insanin özünün gerçek ögretisi, büyük bir huzur duygusu saglar. Bir kisinin yasaminin tüm acilari ve yaralanmalarindan sonra, mezar tam bir bosluk yeridir. Allah’in isteklerini bilmeyenler için bu bosluk Kiyamete kadar sürecektir. Kiyamete kadar ölüm sonrasi Dogal insan aklinin bos umutlari ve korkulari, gerçeklesmeyecek ya da tehdit olmayacaktir.

    KELAMCILARIN GAYB OLAN KABIR HAYATI KONUSUNDAKI POLEMIKLERI:


    Rabbimizin Dünya hayati ile Dirilis saati arasindaki süreyi belirten Berzah konusunda bir gayb haberi bildirmemesine Ne Geçmis vahiylerde ne de Elimizdeki Korunmus Vahiyde Kabir Azabina dair bilgiler bildirilmemesine ragmen Kelamcilar tarih boyunca bu konuda polemikler yapmaktan geri durmamislardir. Islam öncesi Arap mitolojisi ve cahiliyye etkisiyle rivayetler seklinde canlandirilan Kabirlerde yasamin oldugu görüsü (Enkarnasyon) ve bazi Son dönem yorumcularinin (Süleyman Ates ve Y. Nuri Öztürk gibi) Ölümden sonra tekrar bedenlenme (Reenkarnasyon) iddialarini ortaya koyduklarini görmekteyiz. Tarihte Ruhlarin öldükten yasadiklari inanci öylesine ileriye vardirilmistir ki Ruhlarin toplandigi yerleri konusunda ortaya atilan görüsler olmustur. Ruhlar Ibn-i Kayyim’a göre iyi olanlari Adem (as)’in saginda kötü olanlari solunda oturmaktadirlar(!) Cahiliyye döneminde bulunan ruhlarin öldükten sonra kuslara dönüstügü inanci da rivayet formuna sokularak yasatilmistir. Kelamcilar Kabir azabinin mahiyeti konusunda da ilginç yaklasimlara sahiptirler. Bir görüse göre Kabirde bütün beden degil kalbin bir parçasi diriltilecektir. Sadece Kafirler Kabir azabi görecek diyenler oldugu gibi mümin günahkarlara da azab edilecegini söyleyenler de vardir. Ismail Hakki Bursevi’nin anlattigina göre Vefat eden Kelam Imami Ömer Nesefi’yi bir adam rüyasinda görmüs, Ona kendisinin kabir sualinin nasil geçtigini sormustur. Nesefi de, kabirde kendisine gelen meleklere bir siir(!) ile cevap verdigini söylemistir. Adam da bu siiri uyandiginda ezberlemistir(!). Müslüman münker nekir kurbanlarinin azab sürelerinin sinirli, kafirlerin ise kiyamete kadar azab görecekleri de nasil oluyorsa kelamcilar tarafindan bilinebilmektedir. Bir kisim kelamci azabin hemen defin aninda oldugunu söylemekte bir kismi ise kiyamete yakin bir zamanda olacagini söylemektedir. Karin agrisindan ölenlerin ya da Cuma gecesi veya Cuma günü ölenlerin kabir azabi görmeyecekleri bile rivayetler getirilerek söylenmistir.

    Evet. Sorumuza geri dönelim. Kabir Hayati var midir? Varsa dayanaklari nedir? Rabbimiz Yaratilis öncesi ve yaratilis anini, bu dünyayi ve kiyamet gününü ardindan da Ahiret hayatini ayrintili sekilde anlatirken neden Kabir hayatini anlatmaz? Oysa Allah ayrintili bir biçimde Kitabini açiklayandir: (16:89; Ayrica bkz. 5:3, 6:38, 12:111, 16:89, 18:54, 30:8) Kur’an kendi kendini tefsir eden bir kitaptir (25:33 Ayrica bknz: 101:1, 104:1), 90:11-20)


    Kabir Hayati ve Azabi inanislarinin kökenlerini Üç ana baslik altinda siralayabiliriz:

    1. Halk arasinda Kabir Hayati anlayisinin mantigi:Ruh-Beden ayriligi....

    2. Cahiliyye etkisi

    3. Kitleleri korkutmak için uydurulan hadis rivayetleri


    Ruh-Beden Ayriligi Düsüncesini Kur’an Onayliyor mu?

    Ruh-Beden ayriligina inanisini Platon temellendirmistir. Bu inanisa göre Ruh bedenden farkli bir biçimde Bedenden önce yaratilmistir. Ve Beden öldükten sonra da yasamaya devam eder. Ancak Kur’an her zaman Ruh ve Bedeni ayrilmaz bir bütün olarak zikreder. Kur’an’da Halk arasindaki tanimlanan Ruh kavr***** da rastlamamaktayiz. Ruh Kur’an’da Cebrail (as), Vahiy ve Allahin verdigi canliligi tanimlayan bir kavramdir. (bknz. 17:82-89, 42:52, 97:4)




    Kur’an’da Ruh:

    Ruh kelimesi özel anlamda 3 farkli sekilde kullanilmistir ki Rabbimiz her türlü kullanimda da mütesabih olarak Ruhu kullanmistir. Dolayisiyla kavramin gerçek mahiyeti insan idrakinin disindadir.

    1-Ilahi Mesajin Kendisi, Sözlü ya da Yazili Vahiy: 42:52, 40:15, 16:2, 17:82-89, 2:87, 2:252, 5:110, 58:22)

    2-Ilahi Mesaji ileten Melek Cebrail: 26:192-3 16:105, 19:17)

    3-Allah’in Emirleri, Allahin emri ile olusan canlilik birbaska deyisle Yasamsal Vahiy, Ilahi Hayat Enerjisi (15:29, 38:72, 32:7-9)


    Kur’an’da Nefs:

    1-Kur’an’da Nefis yani bir bütün olarak insan:

    Nefs kavramiyla Rabbimiz bilinçli, arzulari kuvvetli ve zayif yönleri olan bir bütün olarak Insani tanimlar.

    Lütfen Bakiniz Kur’an 6:151, 2:72, 4:29, 5:32, 17:33, 18:74, 20:40, 28:18,23

    2:286, 2:233, 4:83, 6:152, 7:43, 65:7

    Ruh ve Beden “Ben”i yani Nefsi olusturur. Ve Bütün nefisler ölümü tadacaktir...

    2-Cins (Insan Türü) olarak Nefs:

    4:1. “Ey Insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan..” Ayrica bakiniz. 9:128, 3:163 30:21

    3- Zihin ve Düsünce (Bilinç) Olarak Nefs: 2:235, 12:18, 8:72, 4:63, 27:74


    Sorular, Sorular, Sorular...

    Ayrica burada karsilasilan ikinci çeliski ise Kabirde Ruha mi Bedene mi azab edilecektir? Kiyamet günü sorgulanacak insan neden daha önce sorguya alinacaktir? Hangi sorular sorulacaktir? Sünnilere göre kendi mezhepleri, Siilere göre Ehl-i Beyt’e inanip inanmadigi bile sorulacaktir? Imamlar niye cenazeye egilip kopya verirler?


    1-Ölüye Kopya var mi!?

    Bilinmektedir ki ölüye verilen telkin bid’attir. Dinde yeri olmayan bir uydurmadir. Bu konuda delil olarak getirilen rivayet, Ibn-i Kayyim “Zad’ul Mead” isimli eserinde belirttigi gibi uydurmadir. Imam Nevevi de ayni görüstedir. Rasulün bu konudaki uygulamasi cenazenin defni sirasinda canlilara yapilan bir uyaridan ibarettir. Yani Ölümün dirilere nasihat olarak hatirlatilmasidir.


    2-Kabir Azabi Ilk insanlarla Kiyamete yakin ölen insanlar arsinda adaletsizlik degil mi?

    Hz. Adem (as) ile baslayan insanlik tarihi, kiyametin kopmasi ile son bulacagina göre binlerce yil önce ölen günahkar biri kiyametin kopacagi güne kadar azap görecekken, kiyametin kopmasina yakin ya da çok az bir zaman kala- örnegin bir gün önce- ölen birisi, hiçbir kabir azabi görmeyecektir. Yani birisi binlerce belki de on binlerce yil kabir azabi görecekken; kimileri de bir gün ya da daha az azap görecektir. Bu adaletsizlik olmaz mi? Allah hiç böyle haksizlik yapar mi?




    3-Kabir’de Azap olacaksa cesedi kabirde olmayanlar ne olacak?

    Kabir azabi ile ilgili hadis oldugu söylenen sözlere bakilirsa kabrin, insanin bir metre yer altinda gömüldügü yere dendigini görmekteyiz. Sayet kabir, insanlarin bir metre yer altinda gömülmesi ise, kabre konmayanlar kabir azabindan kurtulmus mu oluyorlar? Cesetleri yanginda yanarak kül olanlar, suda bogulup kaybolanlar, vahsi hayvanlara yem olanlar veya bunlara benzer nedenlerle kabre konmamis olanlar kabir azabi görmeyecekler mi? Veya baska inanç sahiplerinin (Budistler’de oldugu gibi) ölülerini yaktiklarini ve ölünün küllerini de suya serptiklerini/attiklarini biliyoruz. Sayet, kabir (mezar) azabi varsa bunlar kabre konmadiklarindan, azaptan kurtulmus mu oluyorlar? Eger kurtuluyorlarsa o zaman biz de kurtarmak için ölülerimizi yakmali degil miyiz?


    KUR’AN BÜTÜNLÜGÜNDE INSANIN KABIR SÜRECI

    Evet biraz Kur’an okuyalim;

    Rahman Rahim Allah Adina;

    16:21 Onlar cansiz, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerine dair suurlari da yoktur.

    Yukaridaki ayet-i kerime açikça bizlere ölülerin dirilis saatine yani kiyamete kadar suursuz bir halde bir yokluk içinde olacaklarini bildirmektedir. Suursuz bilinçsiz nefsimizin yani kisiligimizin kabirde sorgu suale çekilmesi düsünülebilir mi?


    44:56- Orada, ilk ölümden baska bir ölüm tatmazlar.

    Bu ayete göre eger insanlar kabirde diriltilirlerse iki defa ölümü tatmis olurlar ki bu, ayete terstir.

    Ayrica Insanlar kabirde hesaba çekilirlerse ahiretteki hesaba çekilme, ahirette hesaba çekilirlerse kabirdeki hesaba çekilme gereksizdir. Eger kabirde de ahirette de hesaba çekilirlerse bir fiilden dolayi iki defa hesaba çekilmis olurlar ki bu da anlamsiz olur. Ancak Kur’an der ki sorgulanma ancak ahirettedir...


    40:11- Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarimizi itiraf ettik, bir daha çikmaya yol var midir?" derler.

    Yukaridaki ayet cehennemliklerin içlerinde bulunacaklari durumu tasvir etmektedir. Bu ayette iki defa ölümden ve iki defa diriltilmekten bahsedilmektedir. Bu ayet genel kabule göre su anlama gelir: anne rahmine düsmeden önceki yokluk durumu yani ölüm hali(1. Ölüm), Dogduktan sonraki diri halimiz(1.Dirilis) Ecelimizle ölmemiz (2. Ölüm) ve Kiyamet günü yeniden Diriltilmemiz. (2.Dirilis) Eger Kabir azabi olsaydi üç defa ölüm üç defa dirilis yasamamiz gerekirdi...


    17:52. Sizi çagirdigi gün, O'na hamd ederek davetine

    uyarsiniz ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldiginizi

    sanirsiniz.


    Yüce Rabbimiz bu olayi da uykuya benzetir. Nasil saatlerce uydugumuz halde zaman kavramini yitirip bir göz kirpmasi kadar uyudugumuzu saniriz. Benzer sekilde öldükten sonra diriltilinceye kadar bir yokluk yasariz.


    6:60 O'dur, geceleyin sizi öldüren, gündüzün ne islediginizi bilen, belli yasam süresi dolsun diye gündüzleyin sizi dirilten... Sonra dönüsünüz O'nadir ve yaptiklarinizi size haber verecektir.


    Yukaridaki ayette dikkati çeken diger bir nokta da Rabbimizin ancak Ahirette diriltildigimizde bizlere iyi ve kötü amellerimizi bildirecegidir. Bu bilgi asagidaki ayetlerle bütünlüklü olarak okundugunda daha bariz biçimde anlasilmaktadir. Ama Kabir hayati inanisinda bunun tam tersi bir durum söz konusudur. Kur’an okumaya devam edelim;


    36:51. Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine kosarak

    çikarlar.

    36:52 "Vay halimize" derler, "Yattigimiz yerden bizi kim kaldirdi? Bu, Rahman'in söz verdigi seydi. Demek elçiler dogru söylemisti."




    Yukaridaki ayetlerde de büyük bir saskinlik ve pismanlik görülüyor. Ancak insanlar kabir azabi gibi bir ön hazirlik azabi çekseler hiç te sasirmazlardi inkar ettikleri seylerin gerçek olduguna!! Kur’an’a geri dönelim:


    79:42 Senden kiyametin ne zaman gelip çatacagini sorarlar.

    79:43 Onu bildirmek, (ey Muhammed) senin görevin degildir.

    79:44 Onun bilgisi Rabbine aittir.

    79:45 Sen sadece kiyametten korkani uyaransin.

    79:46 Kiyameti gördükleri gün dünyada ancak bir aksam yahut bir kusluk vakti kadar kalmis olduklarini sanirlar.

    Akla su soru geliyor. Akil almaz iskenceler geçiren biri için bir dakika bile yillar kadar geçmek bilmez bir süreyi ifade ettigi halde Rabbimiz bu dünyada insanlarin geçirdigi süreyi (Canli ve Cansiz olarak geçirdigimiz Dünya süresini) çok kisa bir süre olarak tasvir eder.


    Bir de su ayete bakalim:

    2:259 Yahut alti üstüne gelmis bir kasabaya ugrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayi ölümünden sonra acaba nasil diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yil ölü birakti, sonra diriltti, "Ne kadar kaldin?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldim" dedi, "Hayir yüz yil kaldin, yiyecegine içecegine bak, bozulmamis; esegine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kilacagiz kemiklerine bak, onlari nasil birlestirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçik belli olunca, "Artik Allah'in her seye Kadir olduguna inanmis bulunuyorum" dedi.


    Ayette görüldügü gibi ölümü ve dirilisi merak eden sahis Allah tarafindan öldürülüyor ve tekrar diriltiliyor. Ne kadar kaldin sorusuna verdigi cevap ise gayet açik: Ne kadar kaldin?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldim" dedi.


    Vahye kulak vermeye devam edelim:

    82:4. Kabirlerin içi disa çiktigi zaman,

    82:5. Insanoglu, ne yaptigini ve ne yapmadigini görür.


    Ama kabir azabi inancina göre kisi zaten daha kabirde ne yaptigini ne yapmadigini görmüs bundan dolayi azaba ya da mükafata tabi tutulmamis miydi?!


    100:9-10. Insan, kabirlerde bulunanlarin çikarilacagi ve

    kalplerde olanlarin ortaya konulacagi bir zamanin

    gelecegini bilmez mi?


    Ama kabir hayati inancina göre kalplerde olanlar bir sorgulama ile ortaya çikarilmiyor mu?

    3:185. Her insan ölümü tadacaktir. Kiyamet günü,

    ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Atesten

    uzaklastirilip cennete sokulan kimse artik kurtulmustur.

    Dünya hayati, zaten, sadece aldatici bir geçinmeden

    ibarettir.

    Kur’an ecirlerimizin kiyamet günü ödenecegini söylerken Kabir hayati inanisina göre ecirlerimizden dolayi kabrimizin cennet bahçelerinden bir bahçe olmasi ecirlerimizin kiyamet gününden önce ödenecegi anl***** gelmez mi? Bu Kur’an’in söylediginin zitti bir sonuç degil mi?

    Kur’an’in bu ölüm kiyamet ve ahiretle ilgili tüm ayetlerinde hesabin ahirette verilecegi vurgulanirken yargisiz bir infazi andirircasina “ölmüs” bedene nasil sorguda bulunulur? Allah (cc)’in asagidaki ayetlerinde belirttigi gibi yok iken bizi bu dünyada ruh ve bedenimizle bir bütün olarak var edip bizi canli kilan Rabbimiz ayni sekilde bizi yaratmadan önceki halimize döndürüp öldürmektedir. Yani yokken var ettigi gibi Varken yok etmektedir. Ve yokluktan tekrar kiyamet günü var edecektir.


    30:25. Gögün ve yerin O'nun buyrugu ile ayakta durmasi

    O'nun varliginin belgelerindendir. Sonra sizi

    kabirlerinizden bir çagirmaya görsün, hemen

    çikiverirsiniz.

    30:26. Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na

    boyun egmistir.

    30:27. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten

    O'dur. Bu, O'nun icin daha kolaydir. Göklerde ve yerde

    olan en üstün sifatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakimdir.


    22:6-7. Bunlar, yalniz Allah'in gerçek oldugunu, ölüleri

    dirilttigini, gücünün her seye yettigini, süphe götürmeyen

    kiyamet saatinin gelecegini, Allah'in kabirlerde olani

    diriltecegini gösterir.


    Yukaridaki apaçik ayetler kabirde bir hayat olmadigini kabirlerde olanin kiyamet günü diriltilecegini söylüyorlar...


    Bir de Kabir azabina delil olarak bulunabilen ve Kur’an Bütünlügünden Cimbizlanarak kelami polemklerde argüman olarak sunulmaya çalisilan Kur’an’daki tek ayete bakalim:

    Mümin 40:45-46;

    “Allah onu (kavminin) seytani tuzaklarindan korudu. Firavunun ailesi ise siddetli bir azabin pençesine düstü (öteki dünyadaki) ates (in ki o atese) sabah aksam rastgele sokulacaklar: Nitekim Son Saatin gelip çattigi Gün (Allah) “Firavun ailesini en siddetli azabin içine atin! (buyuracaktir). (Muhammed Esed Meali)


    40:45. Allah o (muttaki) adami, kurmak istedikleri tuzaktan korudu.

    Kötü azap Firavun'un adamlarini sardi.

    40:46. Onlar, sabah aksam atese sunulurlar. Kiyamet

    çattigi gün, "Firavun'un adamlarini azabin en agirina

    sokun"denir. (Diyanet Meali)


    Yukaridaki ayetteki azabin kiyamette olacagi anlami çikmaktadir. Ancak azap kiyamette verilmese de kabir azabina delil olamaz. Çünkü Kur’an ayetleri bir birini açiklar. Sabah-aksam tabiri Arapça’da süreklilik anlaminda kullanilir. 6:52. Sabah aksam, Rablerinin rizasini isteyerek O'na yalvaranlari kovma.” Ya da 18:28. “Sabah aksam Rablerinin rizasini dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret.” Ayetlerinde kullanildiklari gibi.

    Ayrica Kafirler bu dünyada da azaba çarptirilirlar:

    3:56-Ayriliga düstügünüz hususlarda aranizda

    hükmedecegim. _inkar edenleri de dünya ve ahirette

    siddetli azaba ugratacagim. Onlarin hiç yardimcilari

    olmayacaktir."


    9:55. Artik onlarin mallari ve çocuklari seni

    imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatinda

    azap etmek ve canlarinin inkarci olarak çikmasini ister.


    9:74.Allah ve peygamberi bol nimetinden onlari zenginlestirdi

    ve öç almaya kalktilar. Eger tevbe ederlerse iyiliklerine

    olur; sayet yüz çevirirlerse, Allah onlari dünya ve

    ahirette can yakici azaba ugratir.


    9:85. Mallari ve çocuklari seni hayrete düsürmesin; Allah

    bunlarla onlara dünyada azap etmek ve canlarinin inkarci

    olarak çikmasini ister.


    13:34. Onlara, dünya hayatinda azap vardir, ahiret azabi

    ise daha çetindir. Allah'a karsi onlari bir koruyan da

    yoktur.

    Dolayisiyla Kabir azabina delil olabilecek Kur’an’daki tek ayet te Kur’an bütünlügünde diger ayetlerin açiklayiciligi ile anlasilmalidir.

    Kur’an disi bir inanç olan Kabir hayatinda azap ya da mükafat inancina Kur’an öncesi Vahiy metinlerinde de rastlanmamaktadir. Muhtemelen Bu inanis, Islam inancinin Hz. Muhammed sonrasi genis cografyalara yayilma süreciyle beraber Tanisilan Iran inanislarindan etkilenme sonucu Müslümanlarin gündemine girmistir. Ayrica insanlari günahlardan sakindirmak için etkili bir korku araci olarak kullanilmistir. Çünkü avami yiginlari görmedigi ve gerçeklesmesi sonra olacak olan Kiyamet ve Ahiretle korkutmak ve uyarmaktansa her an hayatin içinde olan somut mezarlarda azap görülecegi inanci daha etkili olmaktadir. Ancak Gaybla ilgili zan barindiran bu tür inanislar dinin masallasmasina, bir korku sistemi olmasina yol açmaktadir. Dokuz tahta altinda yilanlarla bogusmak ve meleklerin demir topuzlari altinda parçalanmak tehdidi insanlara din diye sunulmaktadir. Yapilmasi gereken tek sey Inançlarin Rabbimizin Korudugu Kur’an’la belirlenmesidir.






    DIPNOTLAR

    1- 10:36 Onlarin çogu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karsisinda bir sey ifade etmez. Allah, yaptiklarini süphesiz bilir.

    2- 7:187 Sana, kiyamet saatinin ne zaman gelip çatacagini soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan baska belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, agirligini kaldiramayacagi o saat, sizlere ansizin gelecektir." Sen sanki ögrenmissin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanlarin çogu bu gerçegi bilmezler. "

    4- “Islami Kimlik: Ilkeler ve Hareket” Toplu Çalisma , Ekin Yayinlari 1996 Ist. Sf. 54-57

    5-“Kitab-i Mukaddes” Türkçe Çevirisi, Kitab-i Mukaddes Sirketi 2000 Ist.

    6- “ Yüce Kur’an’in Çagdas Tefsiri” Süleyman Ates, Yeni Ufuklar Nesriyat 6/118

    “Kur’an’daki Islam” Y. Nuri Öztürk, Yeni Boyut Yay. Sf.313

    7- “Ruh Beden Iliskisi Açisindan Insanin Bütünlügü Sorunu” Dr. Erkan Yar Ankara Okulu Yay. Sf 108

    8- A.g.e, Alusi, Bulugul Ereb, 2/199, “Islam Öncesi Araplar ve Dinleri” Semsettin Günaltay Ankara Okulu Yay. Sf.66

    9- A.g.e sf.127 “ el-Iktisad fi’l- Itikad” Imam Gazzali1110

    10- A.g.e sf. 127“Serh’ul Akaid’in Nesefiyye”, Taftazani sf. 66

    11- “Tefsiru Ruhu’l Beyan”, Ismail Hakki Bursevi, 4/392

    12- “Ruh Beden Iliskisi Açisindan Insanin Bütünlügü Sorunu” Dr. Erkan Yar Ankara Okulu Yay sf.128 “Tenkihu’l Kelam fi Akaid-i Ehl-i Islam” Imam Harputi sf.319

    13-A.g.e sf. 127

    14-A.g.e sf.127 “ Kitab’ur Ruh” Ibn-i Kayyim, sf. 50

    15- “Cem’ul Fevaid, Büyük Hadis Külliyati” Imam Rudani, 2K Yay. Cilt-1 sf. 397 (Karin Agrisi Hadisi: Hadis No:2651 Nesai ve Tirmizi. Cuma Günü Hadisi: Hadis No: 2652 Tirmizi)

    “Bihar’ul Envar: c.6 sf.223’ten naklen “Ehl-i Beyt Mektebinde Temel Inançlar” Abdullah Turan Al-i Taha Yay. Sf. 489-490

    16- “Kur’an Niçin Indirildi ?” Muhammed Ahmed Abdusselam, Fecr Yay. 1996 Ank. Sf. 71

    17- “Hangi Islam?” Erhan Aktas, Anlam Yay.1996 Ank. Sf.170

    18-A.g.e. sf.170

5. Sayfa, Toplam 7 BirinciBirinci ... 34567 SonSon

Benzer Konular

  1. Yorum: 0
    Son mesaj: 09-10-2011, 06:59 PM
  2. Kabir azabı Film
    YukseLL Tarafından Dini Videolar Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 24-09-2011, 12:10 PM
  3. Kur’an Ayetlerine Göre (Mü’min) İnanan Olmak
    RABİA Tarafından Kuran-ı Kerim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-11-2009, 01:48 PM
  4. Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması
    -BaDe- Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-11-2009, 03:07 PM
  5. kabir azabı (resim + yazı)
    karaca10 Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 34
    Son mesaj: 23-03-2008, 01:40 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık