Bir Müslümanın, farzları, harâmları, ehl-i sünnet i’tikâdını öğrenmesi ve hanımına, çocuklarına öğretmesi farzdır.

Hadîs-i şerîfte;
(Bir sâat ilim öğrenmek veyâ öğretmek, sabâha kadar ibâdet etmekten dahâ sevâptır) buyuruldu.
Öğrenmesi farz veyâ vâcib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır, günahtır.

İbni Âbidînde buyuruluyor ki:
“Kur’ân-ı kerîmden namâz kılacak kadar ezberlemek farzdır. Bunu öğrendikten sonra, fıkıh bilgilerinden farz-ı ayın olanları öğrenmek, Kur’ân-ı kerîmin fazlasını ezberlemekten dahâ iyidir. Helâlden, harâmdan iki yüz bin mes’eleyi ezberlemek lâzımdır. Bunların bir kısmı farz-ı ayın, bir kısmı da farz-ı kifâyedir. Herkese, işine göre, lüzûmlu olanlar farz-ı ayın olur. Fakat hepsini öğrenmek, Kur’ân-ı kerîmi ezberlemekten dahâ iyidir.”

Peygamber efendimiz;
(İlim öğreniniz! İlim öğrenmek ibâdettir. İlim öğretene ve öğrenene cihâd sevâbı vardır. İlim öğretmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilim öğrenmek, teheccüd namâzı kılmak gibidir) buyurmuşlardır.

FIKIH KİTABI OKUMAK...
Fıkıh ve ahlâk bilgilerini lüzûmu kadar öğrenmek ve çoluk çocuğuna öğretmek, her Müslümâna Farz-ı ayındır. Öğrenmeyenler ve çoluk çocuğuna öğretmeyenler büyük günâh işlemiş olur. Öğrenmeye lüzûm görmeyen, ehemmiyyet vermeyen ise, kâfir olur, îmânı gider.

Hadîkada buyuruluyor ki:
“Ehl-i sünnet i’tikâdını ve farzları, harâmları öğrenmek farzdır. Bunları öğretmek ve kendine lâzım olandan başka fıkıh bilgilerini öğrenmek farz-ı kifâyedir.”

Farzları, harâmları, ehl-i sünnet âlimlerinden veyâ bunların yazmış oldukları kitâplardan öğrenmelidir. Kendi yapması ve başkalarına öğretmek için fıkıh kitâpları okumak, tesbîh namâzı kılmaktan dahâ sevâptır.
Hadîs-i şerîflerde;
(İlim öğrenmek, bütün nâfile ibâdetlerden dahâ sevâptır. Çünkü kendine de, öğreteceği kimselere de faydası vardır.)
(Başkalarına öğretmek için öğrenen kimseye, Sıddîklar sevâbı verilir)
buyuruldu.

Allahü teâlânın dinini doğru olarak öğrenmek ve öğrendiklerini öğretmek, hizmet etmek rûhu, bir mü’minde mutlaka olmalıdır. Eğer bir mü’minde, dinini doğru olarak öğrenmek ve bunları başkalarına öğretmek rûhu, düşüncesi yoksa, o mü’minin îmânında bir noksanlık var demektir. Çünkü îmânın tam, olgun olması veya olmaması, o kimsenin, dinini doğru olarak öğrenmesine ve bu öğrendiklerini başkalarına tebliğ etmesine, öğretmesine bağlıdır.
Hazret-i Ebu Bekr’in îmân ettikten sonra ağzından çıkan ilk söz;
“Ya Resûlallah, altı arkadaşım daha var, getireyim onlar da Müslüman olsunlar” olmuştur.

YÜZ UMRE SEVABI...

Netice olarak, bir insan neden zevk alırsa, herkesin de, o zevki almasını ister. İnsan neyi seviyorsa herkesin de, onu çok sevmesini ister. Îmân nimeti ile şereflenen bir kimsenin de, kavuştuğu bu îmân nimetini, başkalarına ulaştırması, onlara sevdirmesi, bu şekilde hizmet etmesi, esas görevi olmalıdır. Bu hizmetin ecrini, sevâbını ölçmek, mümkün değildir. Bir Müslümana ilk lâzım olan şey îmândır. Îmândan hemen sonra lâzım olan ise, kendisine gerekli olan din bilgilerini, ilimlerini öğrenmektir. Kendisine lâzım olan bilgileri, ilmi öğrenmek, kadın, erkek her Müslümana farzdır. Öğrendikten sonra öğrendiğini öğretmek de farzdır. Ayrıca öğrenilen bu bilgileri tatbik etmek, bunlarla amel etmek de farzdır. Bir Müslüman, emredilen bir ibâdeti yapmayınca günaha girer. Eğer bu ibâdeti yapacağını bilmiyorsa, ikinci bir günâha daha girer. Bir Müslümanın kendisine lâzım olan ilimleri öğrenmemesi felâkettir. Öğrendikten sonra bunları başkalarına öğretmemek de felâkettir. Öğrenilen bu bilgileri tatbik etmemek, bunlarla amel etmemek ise, en büyük felâkettir. Din büyükleri; “Dine ait bir meseleyi öğretmek veya öğretmeye sebep olmak yüz umre sevabından daha fazladır. Ehli sünnet itikadını anlatan bir kitabı alıp başkalarına vermek çok kıymetli bir iştir” buyurmuşlardır.

Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlâ ve melekler ve her canlı, insanlara iyilik öğretene duâ ederler.)

Gönül Pınarı