Hakk'ın hatırı


Mezhep imamlarının aynı meselelerde farklı görüş ve kanaatlerde olmasına rağmen birbirlerine karşı vicahi veya gıyabi saygı ve hürmetleri aslında dillere destan bir mevzudur.
Bunun bir adım ötesinde ayrı bir destanlık konu ise, talebenin hocasından aynı mevzuda farklı görüşe sahip olmasına rağmen karşılıklı aynı saygı ve hürmetin korunmasıdır. Bir talebe düşünün ki ilmi açıdan sahip olduğu her türlü bilgiyi, o bilginin kendisine kazandırdığı makam ve maddi-manevi her türlü kıymeti hocasına borçlu. Esnaflarda gördüğümüz usta-çırak ilişkisinden çok daha farklı bir münasebet bu. Bununla beraber yeri geldiğinde o talebe, hocasına nihayetsiz saygı ile beraber düşünce özgürlüğünün açtığı kapıdan girip hocasından farklı hükümlere ismini yazdırmakta ve bunu ifadeden çekinmemekte. Belki bugün çoklarımızın idrak sınırlarını zorlayan bir konu bu. Fakat söz konusu olan Hak ve hakikat olunca, Hakk'ın hatırı âlidir deyip o cesaret gösterilmiş, hem de yüzlercesi-binlercesi tarafından.

Bir soru münasebetiyle bu girişi yaptık. Soru şu: "İmam Muhammed neden hocası İmam-ı Azam'a rağmen görüşler beyan etti?"

İmam Muhammed, lakaplı Muhammed b. el-Hasen, hocası İmam-ı Azam'ın görüşlerini usulüyle, füruuyla kâğıt-kaleme dökerek tarihe mal eden bir insandır. Onun yaptığı çalışmaları, ortaya koyduğu ve bugün dahi elimizin altında mütedavil olan o dev eserleri görünce, eğer İmam Muhammed olmasaydı Hanefi mezhebi dün, bugün ve belki de yarın bulunduğu/bulunacağı konumda olmazdı diyor insan.

Kendisine "Ebu Hanife'nin oğlu" denilecek kadar hocasına yakın olmuş bu dev insan, aynı zamanda mezhebin ikinci büyük ismi olan İmam Yusuf'tan da ilim tahsil etmiş, İmam Malik'e talebelik yapmış. Tahsil yaptığı başka devasa şahsiyetleri de düşünecek olursanız arı gibi her çiçekten bal almış. Hakkında; "Allah'ın kitabını helali-haramı, nasihi-mensuhu vs. ile ondan daha iyi bilen görmedim. O, ilmî konuları kendi seviyesinde anlattığında bir şey anlamaz, ancak bizim seviyemize inip anlatmaya başladığında anlardık." diyen İmam-ı Şafi'ye ise hocalık yapmıştır. Ehlinin malumu El-Mebsut, el-Camius's-Sağır, el-Camiu'l-Kebir, Ziyadat, Siyerü's-Sağır, Siyerü'l-Kebir, Harüniyyat, Curcaniyyat, Keysaniyyat, el-Hucce ale'l-Medine, Ziyadatü'z-Ziyadat, Kitabu'l-Kesb gibi eserlerin müellifi.

İşte bu dev insan, zaman zaman ister kendi içtihadı, isterse farklı usullerle içtihad eden başka mezhep mensuplarının görüşlerini hocasının görüşlerine muhalif olmasına rağmen tercih etmiş ve bunu ifadeden çekinmemiştir. Bir tek farkla; kullandığı saygılı üslup. Birkaç tanesini aktaracak olursak; "Bu görüş bize göre Ebu Hanife'nin görüşünden daha sevimli geliyor", "Biz bu konuda Ebu Hanife ve İbrahim en-Nehai'nin görüşü ile değil, Muaz b. Cebel'in Yemen valisi iken sebzelerden zekat almadığı rivayetiyle amel ediyoruz", "Medine ehli bu hususta daha isabetlidir."

Soru sahibinin hoca-talebe münasebeti içine sıkıştıramadığı farklı görüş beyanı laf olsun diye yapılan, ilmî temellerden yoksun muhalefet değildir. Kuru cesaret hiç değildir. Ya nedir? Hakk'ın hatırının yüce ve yüksek oluşudur. İlmin haysiyet ve namusunun korunmasıdır. Ne güzel der Hocaefendi sahabiyi anlatırken: "Onların birbirlerine karşı olan tavır ve bakışlarına bugünün telakkilerine göre bir ad koymak icap ederse onlara "çok hürriyetçi insanlar" demek mümkündür. Müsavat duygusu derinlemesine ruhlarına işlemiş. Onlar kimseyi kendilerinden büyük görmedikleri ve kendilerini kimseye hesap verme mecburiyetinde hissetmedikleri için hak adına çok canlı ve hemen hesap soracak mahiyette olabiliyor ve haksızlıklar karşısında susmayı da akıllarının köşesinden bile geçirmiyorlardır." (Zihin Harmanı,154)

Sahabe ile aynı memeden süt emmiş fukahanın yaptığı da bundan ibarettir
...


AHMET KURUCAN
ZamanOnline