Bismillahirrahmanirrahim

Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki paklık, sâfilik, nuranîlik, temizlik, mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor. Ve eğer o daimî tathir ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüz bin milletleri arzın yüzünde boğulacaklardı. Ve semâvâtın fezasında tahribe ve mevte mazhar olan kürelerin ve peyklerin, belki yıldızların enkazları, başımızı ve diğer hayvânâtın başlarını, belki küre-i arzın başını, belki dünyamızın başını kıracaklardı, dağlar büyüklüğündeki taşları başımıza yağdıracaklardı. Ve bizi bu vatan-ı dünyevîmizden kaçıracaklardı. Halbuki, eskiden beri o yukarı âlemlerdeki tahrip ve tamirden, medar-ı ibret olarak, yalnız birkaç semâvî taşlar düşmüşse de, hiç kimsenin başını kırmamış.

Hem zeminin yüzünde her sene mevt ve hayatın değişmeleri ve döğüşmeleri yüzünden, yüz binler hayvânat milletlerinin cenazeleri ve iki yüz bin nebâtâtın taifelerinin enkazları, berr ve bahrin yüzlerini fevkalâde öyle kirleteceklerdi ki, zîşuur, o yüzleri değil sevmek, âşık olmak, belki öyle çirkinlikten nefret edip mevte ve ademe kaçacaklardı.

Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sayfalarını temizlediği gibi, bu tayyare-i arzın ve bu tuyur-u semâviyenin kanatları ve bu kitab-ı kâinatın sayfaları da öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, âhiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, perestiş ederler.

Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs'ün bir cilve-i âz***** mazhardır ki, o tanzif-i kudsîden gelen emirleri, değil yalnız denizlerin âkilü'l-lâhm tanzifatçıları ve karaların kartalları, belki kurtlar ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sıhhiye memurları dahi dinliyorlar.
Belki o kudsî evâmir-i tanzifiyeyi, bedende cereyan eden kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ dahi dinleyip bedenin hüceyrâtında tanzifat yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı tasfiye eder, temizler.

Ve o emri, gözkapakları gözleri temizlemek ve sinekler kanatlarını süpürmek için dinledikleri gibi, koca hava ve bulut dahi dinler. Hava, zeminin sathına, yüzüne konan toz toprak süprüntülere üfler, tanzif eder. Bulut süngeri, zemin bahçesine su serper, toz toprağı yatıştırır. Sonra, gökyüzünü çok zaman kirletmemek için, çabuk süprüntülerini toplayıp kemâl-i intizamla çekilir, gizlenir. Göğün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş, parıl parıl parlar gösteriyor.

Ve o evâmir-i tanzifiyeyi, yıldızlar, unsurlar, madenler, nebatlar dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayretengiz tahavvülât fırtınaları içinde o zerreler nezafete dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar. Mülevves olsalar çabuk temizleniyorlar. En temiz ve en nazif ve en parlak ve en pâk vaziyetleri, en güzel, en sâfi, en lâtif suretleri almak için, bir dest-i hikmet tarafından sevk olunuyorlar.
İşte bu tek fiil, yani, birtek hakikat olan tanzif, ism-i Kuddûs gibi bir İsm-i Âzamdan, kâinatın daire-i âzamında görünen bir cilve-i âzamdır ki, doğrudan doğruya mevcudiyet-i Rabbâniyeyi ve vahdâniyet-i İlâhiyeyi, Esmâ-i Hüsnâsıyla beraber, güneş gibi, geniş ve dürbün gibi olan gözlere gösterir. (Lemalalar, 30. Lema)

Bediüzzaman Said Nursi

SÖZLÜK:

ADEM : Yokluk, hiçlik.
ÂKİLÜ'L-LAHM : Et yiyen; etobur.
ÂLEM : Dünya, kâinat,evren.
BAHRÎ : Denize âit, denizle ilgili.
BEDEN : Vücud, cisim.
BERR : Toprak, yeryüzü, yer.
CEREYÂN : Akım, hareket; bir fikir etrâfında toplanıp faaliyette bulunma.
CİLVE-İ ÂZAM : En büyük tecellî, görüntü.
CİLVE-İ ÂZAM : En büyük tecellî, görüntü.
DAİRE-İ ÂZAM : En geniş dâire.
ENKAZ : Yıkıntı, yıkılmış şeyin artıkları. Harabenin parçaları.
ESMÂ-İ HÜSNÂ : Allah'ın güzel isimleri.
EVÂMİR-İ TANZÎFİYE : Temizleme emir ve kanunları.
FEVKALÂDE : Olağanüstü.
FEZÂ : Yıldızlar arasındaki geniş boşluk, uzay, gökyüzü.
HAYRETENGÎZ : Hayret içinde bırakan. Şaşırtan
HÜCEYRÂT : Hücreler.
KÂTİP : Yazan, yazıcı.
KİTÂB-I KÂİNAT : Kâinat kitabı, yani bütün kâinatın, Allah'ın isim ve sıfatlarını bildiren mânâlı bir kitap gibi olduğunu ifâde eder.
KUDDUS : Kusur ve noksanlıklardan müberrâ olan, en mukaddes. Hiç eksiği olmayan, pâk, temiz. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarındandır.
KUDSÎ : Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.
KÜRE : Yuvarlak cisim. Yıldız.
KÜREYVAT-I HAMRÂ VE BEYZA : Al ve ak yuvarlar. Kırmızı ve beyaz hücreler.
MAZHAR : Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.
MAZHAR : Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.
MEDÂR-I İBRET : İbret sebebi.
MEVCUDİYET-İ RABBANİYE : Terbiye ve idâre eden Cenâb-ı Hakk'ın mutlak varlığının bilinmesi.
MEVT : Ölüm; hayatın sona ermesi.
MÜLEVVES : Kirli, bulaşık.
MÜTEMÂDİYEN : Aralıksız, durmadan, devamlı sûrette.
MÜZAHRAFÂT : Pislikler, süprüntüler.
NEBÂTÂT : Bitkiler.
NEZÂFET : Temizlik.
NÛRÂNÎ : Nûrlu, ışıklı, aydınlık
PÂK : Temiz.
PERESTİŞ : Aşırı bağlılık, tapar derecesinde sevme, mükemmel sevgi.
PEYK : Uydu. Bir şeye bağlı.
SAF (SÂFİ) : Katışıksız, berrâk, temiz.
SARAY-I ÂLEM : Âlem sarayı, dünya sarayı.
SATIH : Yüzey.
SEMÂVÂT : Gökler.
SEMÂVÎ : Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen, gökten gelen.
TAHAVVÜLÂT : Bir halden diğer hâle geçmeler, değişiklikler.
TAHRİB : Yıkma, harap etme, bozma.
TÂİFE : Kavim, kabîle, takım, hususî bir sınıf meydana getiren insanlar.
TANZİF : Temizleme.
TANZÎF-İ KUDSÎ : Kusursuz ve eksiksiz temizlik.
TANZİM : Düzene koyma, sıralama, düzenleme.
TASFİYE : Sâfîleştirme, temizleme.
TATHİR : Temizleme, yıkayıp pâk etme.
TAYYÂRE-İ ARZ : Uzayda uçan dünyamız.
TUYÛR-U SEMÂVİYE : Semâvî uçaklar; uçuşan gök cisimleri.
VAHDÂNİYET-İ İLÂHİYE : Allah'ın bütün isim ve sıfatlarıyla bütün varlıklarda birden tecellî etmesi.
ZÎŞUUR : Akıl, şuur sâhibi.