Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720

    Tevhid ibn teymiyye

    Allah'ın Ne Öncekilerden, Ne Sonrakilerden Din Olarak Başkasını Kabul Etmeyeceği Din İslâm Dinidir

    Allah'ın, ortak koşulmaksızın yalnızca kendisine ibadet edilmesini emrettiğine de iman etmek gerekir.

    Nitekim O, cinleri ve insanları kendisine ibadet etmeleri için yaratmış, bu sebeple peygamberler gönderip (onlar vasıtasıyla) kitaplar indirmiştir.

    (Şunu da bilelim ki:)

    O'na ibadet etmek, O'na tam manâsıyla boyun eğme ve O'nu (tam manâsıyla) sevmeyi de zımnında (içerisinde) barındırır; bu ise O'na (Hz. Peygamber'e) tam olarak itaati içine alır. (en mükemmel şekilde itaat etmeyi gerektirir.)

    Nitekim Allah Te'âlâ buyurmuştur ki:

    "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur " (Nisa 4/80);


    "Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik " (Nisa 4/68);


    "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" (Âl-i İmrân 3/31);


    "Senden Önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân'dan başka tapılacak (kulluk yapıp, ibadet edilecek) ilahlar (edinin diye) emretmiş miyiz? " (Zuhruf 43/45);


    "Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona: 'Benden başka ibadete layık ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin diye vahyetmiş olmayalım" (Enbiyâ 21/25);

    "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin, diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve isa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din / teşri (kanun) kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak/şirk koşanlara (müşriklere) ağır geldi " (Şûra 42/13);

    "Ey Resuller! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim. Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbiniz'im. Öyle ise benden sakının (denildi)" (Mü'minûn 23/51-52).

    Yüce Allah âyette resullere, dini ayakta tutmalarını ve onda ayrılığa / tefrikaya düşmemelerini emrediyor. İşte bu sebebledir ki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih rivayetle nakledilen hadîste şöyle buyuruyor:

    "Biz peygamberler topluluğunun dini birdir. Nebiler baba bir anaları ayrı kardeşlerdir. Meryem'in oğluna insanların en yakını benim; zira benimle O'nun arasında başka peygamber yoktur." (Buhâri", "Enbiyâ", 48; Ahmed b. Hanbel, II, 406, 437.)

    Bu din, Allah'ın ne öncekilerden ne de sonrakilerden, din olarak başkasını kabul etmediği İslâm Dini'dir.

    Zira tüm peygamberler İslâm Dini üzeredir.

    Allah Te'âlâ, Hz. Nuh hakkında şöyle buyurmaktadır:

    "Onlara Nuh'un haberini oku: Hani O kavmine demişti ki: 'Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin. Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana Müslümanlar'dan olmam emrolundu. " (Yûnus 10/71-72);

    Hz. İbrahim hakkında da şöyle buyurmaktadır:

    "Nefsini küçük düşürenden başkası İbrahim'in milletinden (dininden) yüzçevirmez. Andolsun ki gerçekte biz onu (İbrahim'i) dünyada (resul olarak) seçtik. O ahiret gününde de salihlerden (kazananlardan) olacaktır.

    Hani Rabbi ona (İbrahim'e): "teslim ol (kalb ve amellerinle bana boyun eğ)" deyince o: "Ben Alemlerin Rabbine teslim oldum (kalb ve hareketlerimle boyun eğdim)" demişti.

    İbrahim oğullarına da (İslam'ı defalarca) tavsiye etmişti. Yakub da (oğullarına defalarca tavsiye etmişti). (Onlara şöyle vasiyet etmişlerdi): "Ey oğullarım! Allah size (kendisine bağlanıp uymanız için) tek bir din seçti. (Bu sebeple) sizler ancak müslümanlar olarak ölünüz." (Bakara 2/130-132);


    Hz. Musa hakkında şöyle buyurmaktadır:

    "Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın" (Yûnus 10/84);

    İsa'nın havarileri hakkında şöyle buyurmaktadır:

    "Hani havarilere: 'Bana ve rasulüme iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar (da) 'İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (Müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol' demişlerdi." (Mâide 5/111);


    Daha önce geçmiş peygamberler hakkında:

    Teslim (Müslüman) olmuş peygamberler, yahudilere onunla -Tevrat'la- hükmederlerdi. (Mâide 5/44) buyurmuş ve Belkıs'ın da:

    "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml 27/44)

    dediğini belirtmiştir.

    Müslüman olmanın zımnında, yalnızca Allah'a teslim olmak vardır. (İslâm dini sadece Allah'a teslim olmayı içerir.)

    Hem Allah'a hem de O'ndan bir başkasına teslim olan kimse müşriktir.

    O'na teslim olmayan kimse ise O'na ibadet hususunda tekebbür göstermiş (kibirlenip ibadetten yüz çevirmiş) tir.

    O'na ortak/şirk koşan ve ibadeti hususunda tekebbür gösteren (kibirlenip ibadetten yüz çeviren) kimse kâfirdir.

    Yalnızca O'na teslim olmak, yalnızca O'na ibadet ve itaat etmeyi de içinde barındırır.

    İşte Allah'ın başka bir dini kabul etmediği İslâm Dini budur.

    Teslim olup müslüman olma, Allah'ın emrettiği her şeyi emrettiği zaman zarfında / diliminde yapmak suretiyle (emrettiği şekilde) itaat etmekle gerçekleşir.



    Dolayısıyla Allah önceleri Mescid-i Aksâ'yı kıble edinmeyi emretmişse, (Mescid-i Aksâ yönelmek), daha sonra ise Kabe'yi kıble edinmemizi buyurmuşsa, (Kabe'ye yönelmek İslâm'dır.) Bu her (iki emir de) iki fiil de Allah'ın emrettiği zaman zarfında (dönemde) İslâm'a dahildir.

    Binaenaleyh din; her iki fiilde de Allah'a itaat ve ibadet etmektir. fiilin / davranışın şeklî bir unsuru farklı olsa da -ki bu namaz kılınan yöndür- (yâni namaz kılanın yönü değişmiştir.)

    Aynı şekilde, peygamberlerin şeriat, yol, yön ve ibadet şekilleri değişse de bu, dinin tek olmasına engel değildir (bütün peygamberlerin dini birdir). Kaldı ki, bu (değişiklik) tek bir peygamberin şeriati içinde de mümkündür. (ama peygamberin dini aynı din olarak devam etmektedir.)

    Allah Te'âlâ, peygamberlerin ilkinin sonuncusunu müjdelemesini ve ona iman etmesini, sonuncusunun da ilkini tasdik edip ona iman etmesini onların dininin bir parçası kılmıştır.

    Allah Te'âlâ, buyurmuştur ki:

    "Allah nebilerden şöyle bir misak (yeminle destekleyerek verdikleri söz) almıştı: "Size, ne kadar kitap ve hikmet versem de, ardınızdan size verdiğimi tasdik edici bir rasul geldiği zaman ona iman edin ve yardımınızla destekleyin. (Allah) dedi ki: "Bunu ikrar edip kabul ettiniz mi?" (Nebiler) dediler ki: "İkrar (kabul) ettik." (Allah) dedi ki: "(Kabul ettiğinize dair birbirinize) şahit olun. Ben de sizinle beraber şahid olanlardanım." (Al-i İmrân 3/81).

    İbn Abbâs (r.a.) da:

    "Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, ondan, o hayatta iken Hz. Muhammed'i gönderirse O'na iman edip yardımda bulunacağına dair söz almış olmasın." demiştir. (Müslim, "İmân", 80; Nesa'î, "Bey'at", 32; Tirmizi, "Zühd", 39.)

    Allah, bu peygambere, kendileri hayatta iken Hz. Muhammed'i gönderirse O'na iman edip yardımda bulunacaklarına dair ümmetinden söz almasını da emretmiştir. Allah Te'âlâ:

    "Sana da kitabı (Kur'ân'ı), daha önce gelen kitabı doğrulayıcı ve ona şahit olarak hakla indirdik. Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet! Sana hak geldikten sonra onların hevalarına/arzularına uyma! (Ey ümmetler!) Sizden her birinize bir şeriat ve bir yol kıldık." (Mâide 5/48)

    buyurarak bu peygamberlere imanı birbirine bağlı kılmıştır.

    Bunların birine iman edip diğerini inkâr ettiğini söyleyen kimse kâfir olur. Zira Allah Te'âlâ buyurmuştur ki:

    "Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip 'Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçekten kâfirler bunlardır." (Nisa 4/150-151);

    "... Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir." (Bakara 2/85).

    (Görüldüğü gibi âyette Yüce Allah, imanı bir bütün olarak ele almış ve Kur'an'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayanı kâfir saymıştır.)

    Bize hitaben:

    "Biz Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk, deyin. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir" (Bakara 2/136-137)

    buyurarak;

    "Bunların tam***** iman ettik ve onlara teslim olduk" dememizi emretmiştir

  2. #2
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İbadette İki Temel

    İbadet hususunda (kişiye) iki şey gerekir. (İbadetlerde iki temel özelliğin bulunması mutlaka gereklidir.)

    Birincisi; dinde ihlâslı olmak, (İbadeti sırf Allah için yapmak)

    İkincisi ise; Allah'ın peygamberleri ile gönderdiği emrine uygun olmaktır. (İbadeti Allah'ın emrettiği şekilde yapmak)

    Bu sebeple Ömer b. Hattâb (r.a.) duasında:

    "Allahım, tüm amellerimi sâlih kıl; senin zâtın (sırf senin rızan) için samimî davranışlar kıl ; amelimde başka hiç kimseye yönelik bir şey kılma (başkasının onda bir payı olmasın)" derdi.

    Fudayl b. Iyâz da:

    "O hanginizin daha güzel iş / amel yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı" (Mülk 67/2) âyeti hakkında:

    "Amelin en ihlâslısı ve en doğrusu" demiştir.

    Bunun üzerine dediler ki:

    "Ey Ebû Ali! En ihlâslı ve en doğru olan amel nedir?" O da:

    "Amel ihlâslı olup da doğru olmazsa kabul olunmaz; doğru olup ihlâslı olmayınca da kabul olunmaz. Yapılacak amelin kabul olunması/edilmesi için hem ihlâslı ve hem de doğru yapılmış olması gerekir."

    - Amelin ihlâsla yapılması, sırf Allah için olması (yapılması) dır.

    - Doğru olması ise, sünnete (şeriata) uygun yapılmasıdır". cevabını verdi.

    Bu nedenle Allah Te'âlâ Kur'ân'da müşrikleri, ortaklarının, Allah'tan başkasına kulluk/ibadet etmek ve kendisinin din olarak vaz' etmediği biçimde kendisine kulluk etmek şeklinde ortaya koydukları Allah'ın izin vermediği bir dine uymaları sebebiyle kınamış ve:

    "Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî' ettiler (bir yasa ve şeriat kıldılar) ? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır." (Şûra 42/21) buyurmuştur.

    Aynı şekilde, Allah'ın haram kılmadığı şeyleri haram kılmaları sebebiyle de onları kınamıştır.

    Gerçek / Hak din, Allah'ın haram kıldığından başka haram ve O'nun vaz' ettiğinden başka din olmamasıdır.

  3. #3
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İnsanlar, Allah'a Kulluk Etme ve O'ndan Yardım Dileme Noktasında Dört Kısma/Gruba Ayrılır


    1 - Birinci grub:Takva sahibi / Müttakî mü'minler, O'na yönelir ve O'nun yanındadırlar; yalnızca O'na ibadet eder ve O'ndan yardım dilerler.

    2 - İkinci grub: Allah'tan yardım dilemeden ve sabır göstermeden O'na ibadet eder. Bunlardan olan kimsenin, (Allah'a ibadet) itaat, takva ve Sünnet'in gerekleri (sünnete tâbi olma) hususunda dikkatli olduğunu görürsün. Fakat bunlarda Allah'a tevekkül, Allah'tan yardım dileme ve sabır değil, bilâkis zayıflık ve sabırsızlık (acz ve sızlanış) söz konusudur.

    3 - Üçüncü grub: Emre tam mutabakat ve Sünnet'i takip etme (sünnete tâbi olma) olmasa da, Allah'tan yardım dileme, tevekkül ve sabır vardır. Bunlardan birine imkân bahşedilip içte veya zahirde bir hal sahibi olabilir. Birinci gruba verilmeyen bir mükâşefe ve etki verilir. Ancak bunun sonu yoktur; zira o takva sahibi / müttakîlerden değildir. Akıbet ancak takva iledir. (takvanındır.)

    Bunların birincisinin (İkinci grubun) dini zayıftır, fakat kişi zayıflık ve sabırsızlıkla (sızlanış ve acz sebebiyle) dinini ifsad etmezse dini sürekli ve kalıcıdır.

    Bunlardan (Üçüncü grubtan) olan kimsede bir hal ve kuvvet söz konusudur, ancak bu durum sadece emre uygun olduğu ve Sünnet'i takip ettiği müddetçe sürer.

    4 - Dördüncü grub: Bu gruplar içinde en kötüsü olan; Allah'a kulluk / ibadet etmeyen ve O'ndan yardım dilemeyenlerdir. Bunlar, fiillerinin Allah'a ait veya O'nunla olduğunu kabul etmez. Dolayısıyla, kaderi inkâr eden Kaderiyye'den Mu'tezile ve diğerleri, emir ve nehyi, va'd ve va'îdi önemseme noktasında şeriat, emir ve nehiyden yüz çeviren bu Kaderi Cebriyye'den iyidir.

    Sûfîler ise kader ve rubûbiyyet tevhidini müşahede açısından Mu'tezile'den iyidir.

    Ancak bunların arasında, bazı emir ve nehiylerden va'd ve va'îdden yüz çevirmek gibi bir bid'ati ortaya koyan, hattâ hedeflenen amacı rubûbiyyet tevhidini müşahede etmek ve bunda fena bulmak olarak gören kimseler mevcuttur. Bunlar da Müslüman (İslâm) cemaatinden ve bunların takip ettiği yoldan i'tizâl etmiş (ayrılmış) olurlar. Dolayısıyla bu açıdan mu'tezilîdirler. Bu şekilde onların içine düştüğü bid'at, diğer Mu'tezile'ninkinden daha kötü olur. Bu her iki grup da Basra'da ortaya çıkmıştır.





    * * *





    Allah'ın dini, O'nun peygamberleriyle gönderip, Kitaplar'da indirdiği (din) dir; doğru yol / sırât-ı müstakîmdir. Bu da, nesillerin en hayırlısı, ümmetlerin en faziletlisi ve Allah katında peygamberlerden sonra yaratılmışların en şereflisi olan, Resûlullah'ın ashabının yoludur.

    Allah Te'âlâ:

    "(İslâm Dini'ne girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır." (Tevbe 9/100)

    Buyurmuş ve öne geçen ilk muhacirler ve ensardan mutlak olarak, onlara tâbi olanlardan ise onları güzellikle takip etmeleri sebebiyle razı olmuştur.

    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sahîh hadîslerde:

    "Nesillerin en hayırlısı, benim içlerinde gönderildiğim nesil, sonra bunların ardından gelenler, sonra da onların ardından gelenlerdir" buyurmuştur. (Müslim, "Fedâ'ilü's-sahâbe", 21, 211, 212, 214, 215; Ebû Dâvûd, "Sünnet", 9; Ahmed b. Hanbel, II, 328; V, 327; VI, 156.)

    Abdullah b. Mes'ûd da:

    "Sizden her kim bir yol tutmak (örnek edinmek) isterse, vefat etmiş olanların yolunu tutsun. Zira hayatta olanın fitnesinden emin olunmaz. (fitneye sapmayacağı konusunda güvence yoktur.) Bunlar (vefat etmiş olanlar), bu ümmetin en temiz kalplileri, en derin ilme sahip olanları, en samimîleri olan, Resûlullah'ın ashabıdır. Onlar, Allah'ın, Resûlune yoldaş olmak ve dinini tesis etmek için seçtiği topluluktur. Onların hakkını teslim edin (gözetin) ve onların gösterdiği yola dört elle sarılın. (onların yolundan gidin.) Zira onlar en doğru yol üzereydiler" derdi. (Ahmed b. Hanbel, III, 134.)

    Huzeyfe b. Yemân (r.a.) da:

    "Ey (Kur'ân) okuyanlar topluluğu! Dosdoğru olunuz ve sizden öncekilerin yolunu tutunuz (yolunu takip ediniz). Allah'a andolsun ki, şayet onlara tâbi olursanız, önde gidenlerden olursunuz (büyük bir başarı elde edersiniz.); Ama eğer sağa sola saparsanız, büyük bir sapkınlığa düşersiniz" demiştir.

    (Huzeyfe b. Yemân; Ebû Abdillâh Huzeyfe b. Huseyl b. Câbir el-Absî (v. 36/656). Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sırdaşı olan sahâbîdir.)

    Yine Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) şöyle demiştir:

    Resûlullah bize bir çizgi çizdi, sonra onun sağına ve soluna çizgiler çekti/çizdi ve buyurdu ki:

    "Bu (ilk çizdiğim çizgi) Allah'ın yoludur, Bunlar da ayrı yollar olup her birinin üzerinde bir şeytan durmakta ve ona davet etmektedir." Sonra:

    "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır." (En'âm 6/153) âyetini okudu. (Dârimî, "Mukaddime", 23; Ahmed b. Hanbel, I, 435, 465.)

    Allah Te'âlâ bize namazlarımızda:

    "Bize doğru yolu göster. Kendilerine nimet verdiğin (lütuf ve ikramda bulunduğun) kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!" (Fatiha 1/5-7) dememizi emretmiştir.

    Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

    "Yahudiler gazaba uğramışlar, Hristiyanlar ise sapmışlardır" buyurmuştur. (Tirmizî, "Tefsîru sûre 1", 2,40; Ahmed b. Hanbel, IV, 378.)

    Zira:

    - Yahudiler hakikati bilmelerine rağmen buna uymamışlar, (hakka tâbi olmamışlar.)

    - Hristiyanlar ise bilgisizce (bir bilgiye dayanmaksızın) Allah'a kulluk / ibadet etmişlerdir.

    İşte bu sebeple:

    "Günahkâr/Fâcir âlim ile ibadet eden/âbid câhilden Allah'a sığının; zira bunların aldatması her aldanan için bir fitnedir" denilir.

    Allah Te'âlâ:

    "Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim vardır." (Tâhâ 20/123) buyurmuştur.

    İbn Abbâs (r.a.):

    "Allah Te'âlâ Kur'ân'ı okuyan ve içindekilerle amel eden kimsenin dünyada sapmayacağını ve ahirette bedbaht olmayacağını garanti etmiştir" diyerek bu âyeti (Tâhâ 20/123) okumuştur.

    Yine Allah Te'âlâ:

    "Elif. Lâm. Mîm. O kitap (Kur'ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar, İşte onlar, Rableri'nden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır " (Bakara 2/1-5)

    Ayetlerinde de bu kimselerin hidayet üzere olanlar ve kurtuluşa erenler olduğunu haber vermiştir. Bu da gazaba uğramışlar ve sapmışların zıddıdır.



    Allah'tan bizi ve kardeşlerimizi, doğru yoluna, kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve sâlih kimselerin yoluna erdirmesini niyaz ederiz. Bunlar en güzel dostlardır.

    Allah bize yeter; o ne güzel vekildir.

    Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Allah, Efendimiz Hz. Muhammed'e, O'nun ailesi ve ashabına salât ü selâm eylesin.

  4. #4
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Her Din Mensubuna "Müslüman" Denir mi?

    Kime, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in mesajı (risaleti) ulaştığı halde onun getirdiklerine inanmazsa ne Müslüman ne de mümin olur. Aksine Müslüman veya mümin olduğunu zannetse bile kâfirdir.

    Nitekim rivayet edilir ki, Allah Te'âlâ:

    "Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Al-i İmrân 3/85) âyetini indirdiğinde Yahudi ve Hristiyanlar:

    "Öyleyse biz Müslümanız" demişler, bunun üzerine Allah:

    "Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır." (Âl-i imrân 3/97) âyetini inzal etmiştir. Bunun üzerine onlar (Yahudilerle Hıristiyanlar):

    "Biz haccetmeyiz" deyince Allah Te'âlâ (bu tutumlarına karşı):

    "Kim küfre girerse (bilsin ki) doğrusu Allah alemlerden müstağnidir." (Âl-i imrân 3/97) buyurmuştur.

    Böylece Allah'a teslimiyet, O'nun kulları üzerindeki hakkı olan Kabe'ye haccı (gibi emirlerini) kabul etmeden gerçekleşmiş olmaz.

    Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

    "İslâm beş husus üzerine bina edilmiştir:

    - "Lâ ilâhe İllallah Muhammedu'r Rasûlullah'a" -Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna- şehadet etmek,

    - Namaz kılmak,

    - Zekât vermek,

    - Ramazan orucunu tutmak ve

    - Kabe'yi / Beyt'i haccetmek" buyurmuştur. (Buhârî, "İmân", 1, 2; "Tefsîru sûre 2", 30; Müslim, "İmân", 19, 22; Tirmizf, "İmân", 3; Nesâ'î, "İmân", 13.)

    Buna binaen, Hz. Peygamber Arafat'ta vakfeye durduğu sırada Allah Te'âlâ:

    "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’dan razı oldum." (Mâide 5/3) âyetini inzal etmiştir.

    İnsanlar, Hz. Musa ve Hz. İsa'nın ümmetlerine mensup geçmiş kimselerin durumu hakkında ihtilâf etmişlerdir:

    Onlar Müslüman mıdır, yoksa değil midir?

    Bu lâfzı bir ihtilâftır.

    Zira, Allah Te'âlâ'nın kendisiyle Hz. Muhammed'i (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderdiği ve Kur'ân şeriatini tezammun eden (içeren) "özel" İslâm'a sadece Hz. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti mensuptur. Günümüzde İslâm (kayda tâbi tutulmadan) mutlak olarak kullanıldığında bunu içine alır. ("İslâm" denildiğinde bu İslâm anlaşılır.)

    Allah'ın peygamber gönderdiği her şeriatı kaps***** alan "genel" İslâm'a gelince, bu, peygamberlerden herhangi birine tâbi olan her ümmetin teslimiyetine şamildir. (her ümmetin İslâm'ını ihtiva eder.)

Benzer Konular

  1. İbn Teymiyye
    Mustad'af Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 21
    Son mesaj: 26-02-2016, 02:30 AM
  2. İbni Teymiyye ve mücessime
    bziya Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 10-09-2015, 05:45 PM
  3. Zehebi/Teymiyye
    mopsy Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-09-2009, 06:20 PM
  4. Mezhepsiz İb-i Teymiyye-Ebül'ulâ el Mevdûdî-1
    irafshi Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-07-2009, 12:10 AM
  5. KELİME-İ TEVHÎD
    dogangunes Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-05-2007, 04:52 AM
Yukarı Çık