Soru:

Yüce Allah, Hz. Peygamber'in ana ve babasını diriltmiş, davetini kabul ederek müslüman olduktan sonra tekrar mı öldürmüştür?



Cevap:


Hiçbir hadîsçi böyle bir şey söylememiş ve âlimler de bunun uydurma bir yalan olduğunda ittifak etmişlerdir.

Böyle bir rivayet Ebû Bekr el-Hatîb el-B ağdadî'nin "es-Sâbık ve'l-Lâhık" adlı kitabında geçmektedir.

Yine bunu Ebû'l-Kâsım es-Sü-heylî "Şerhu's-Sîre" de meçhul râvilerin bulunduğu bir senedle zikretmiş ve Ebû Abdillah el-Kurtubî "et-Tezkira" da belirtmiş ise de âlimlerin kaydettikleri gibi, bunun düzmece bir yalan olduğu ittifakla sabittir.

Sahih, Sünen ve Müsnedlerden muteber hiçbir hadîs kitabında böyle bir şey yoktur.

Meğazî ve tefsir sahiplerinin kitablarında da, içlerinde sahîh ve zayıf rivayetler bulunmasına rağmen böyle bir şey zikredilmemiştir.

Çünkü her müslüman, bunun yalan olduğunu rahatlıkla anlar.

Böyle bir şey meydana gelseydi nakletmek için insanlar birbiriyle yarışırdı. Zira bu, iki yönden, yâni hem ölülerin diriltilmesi ve hem de ölümden sonra imân etme yönünden fevkalâde bir olaydır. Onun için böyle bir şeyi nakletmek başka şeyleri nakletmekten evlâ olurdu. Güvenilir kimselerden rivayet edilmemesi, bunun yalan olduğunu göstermektedir.

Bunu "es-Sâbık ve'l-Lâhık" kitabında Hatîb el-Bağdadî'nin zikretmekteki amacı, rivayet edilen şeyler ister doğru ister yalan olsun, önce ve sonra gelip bir tek kişiden rivayet eden muhaddisleri göstermektir. İbn Şahin de doğru ve yanlış her şeyi rivayet ediyor.

Es-Süheylî de bunu, içinde meçhul kişilerin bulunduğu bir senedle rivayet etmiştir.

Sonra böyle bir şey Kur'ân, Sünnet ve ümmetin de icmâına aykırıdır.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder, Allah bilendir, Hakim olandır. Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman 'şimdi tevbe ettim' diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azâb hazırlamışızdır" (4 Nisa 17-18)

Yüce Allah, kâfir olarak ölenlerin tevbesinin söz konusu olmadığını açıklamıştır. Yine:

"Ama şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda verecek değildi. Bu, Allah'ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar" (40 Mü'min 85)

buyurarak azabı gördükten sonra inanmalının hiçbir yararı olmadığının ilâhî bir yasa olduğunu belirtmiştir. Böyle olunca ölümden sonra nasıl yarar sağlasın?!

Bunu açıklayan âyetler çoktur.

Sahîh-i Müslim'de rivayet edildiğine göre:

"Bir adam Resûlüllah'a: Babam nerededir? dedi.

Resûlüllah: "Ateştedir", buyurdu.

Adam dönüp giderken: İkimizin de babası ateştedir, diye ekledi" (Müslim, İmân, 347; Ebû Dâvud, Sür net, 17)

Yine Sahîh-i Müslim'de Resûlüllah'ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir:

"Annemin kabrini ziyaret etmek için Rabbimden izin istedim. Bana izin verdi. Bağışlanmasını dilemek için izin istedim. İzin vermedi. Kabirleri ziyaret ediniz, âhireti hatırlatır" (Müslim, Cenâlz, 105, 106, 108; Ebû Dâvud, Cenâiz, 77; Edeb, 128; Nesâî, Cenâiz, 101; İbn Mâce, Cenâiz, 48, İbn Hanbel, 2/441, 5/356.)

"Müsned" de ve başka kitablarda rivayet edilen hadîsde Resûlüllah:

"İkimizin de annesi ateştedir" buyurmuştur. (Hadîs kaynaklarda tesbit edilememiştir.)

Bunun Mekke'nin fethedildiği yıl söylenmiş olduğu, oysa diriltmenin daha sonra, Veda Haccı'nda meydana geldiği, dolayısıyla da zikredenlerin bunun için zikretmiş oldukları, "et-Tezkire" sahibinin de bu nedenle mazur olduğu söylenecek olursa, bu durumun birçok yönden bâtıl olduğunu açıklayabiliriz.

1 - Olmuş ve olacaklara dâir haberlerde nesh olmaz.

Ebû Leheb hakkında, "Alevli ateşe yaşlanacaktır" (111 Leheb 3) ve Velîd İbn Mugîre hakkında:

"Onu sarp bir yokuşa sardıracağım" (74 Müddessir 17) buyurulması gibi.

"İkimizin de babası ateştedir",

"İkimizin de annesi ateştedir" haberlerinde de durum aynıdır.

Bunlar, büyük günah işlemiş olanların girdikten sonra çıkacakları bir ateşten haber vermek değildir. Çünkü böyle olsaydı onların bağışlanmasını dilemek caiz olurdu. Allah katında imânları mevcut olsaydı, yâni Allah'a inanmış olsalardı. Allah, peygamberi istiğfardan alıkoymazdı.

Şüphe yok ki ameller ölüm anındaki duruma göredir. Mü'min olarak ölenleri Allah bağışlar ve onlar için istiğfar etmek yasak değildir.

2 - Resûlüllah, Mekke'nin fethedildiği yılda annesinin kabrini ziyaret etmiştir. Çünkü kabir yol üzerindeki Hacun mevkiindeydi.

Babasını ise orada değil, Şam'da gömülü olduğu için ziyaret edememiştir. Onun için nasıl "diriltilmiştir" denebilir.

3 - Yarar sağlayan bir imânları olsaydı, amcaları Hamza ve Abbâs'tan daha çok meşhur olmaya lâyık olurlardı. Bu ise, câhillerin Râfızîler ve başkalarından Ebû Tâlib'in mü'min olduğunu söylediği ve "es-Sira" daki "ölürken sessizce söyledi" mânâsını içeren zayıf bir hadîsle ihticac ettikleri şeyden çok daha uzak bir şeydir.

Hz. Abbâs, Ebû Tâlib'in imân ettiğini söyleseydi; "Dalaletteki amcan sana yarar sağlıyordu, ona bir yararın oldu mu?" demezdi.

Resûlüllah bu soruya karşılık şöyle buyurmuştur:

"Hakkında şefaatim kabul edildi de ince bir ateş tabakası içinde oldu. Ayağında ateşten iki ayakkabı var, onlar yüzünden beyni kaynıyor. Ben olmasaydım, ateşin en alt tabakasında olurdu" (Buhârî, Rikâk, 51; Müslim, İmân, 362-364; Tirmizî, Cehennem, 12; Dârimî, Rikâk, 121; Ahmed İbn Hanbel, 1/295, 2/432, 439, 3/13, 4/274)

Böyle bir şey bâtıldır ve hem sahih, hem zayıf bütün hadîslere de aykırıdır. Öleceği zaman söylediği son şey, Abdülmuttalib'in dini üzerine olduğudur. Hz. Abbâs da onun ölümünde hazır bulunmamıştır.

Hz. Peygamber, Ebû Tâlib ile anne ve babasını, meselâ Hamza, Abbâs, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin gibi mü'minler zümresinden saydıkları arasında zikretmemesi, bunun apaçık bir yalan olduğunu göstermektedir Böyle bir şey sahih olsaydı, Ebû Tâlib, Hamza ve Abbâs'tan meşhur olmağa daha lâyık olurdu.

4 - Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." Yalnız, İbrahim'in "And olsun ki senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu örneğin dışındadır" (60 Mümtehine 4)

Yine:

"İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştı..." (9 Tevbe 114) buyurmaktadır.

Allahü Teâlâ, Hz. İbrahim ve onunla beraber bulunan mü'minlerin örnek alınmasını emretmiştir, ancak Hz. İbrâhim'in babası için mağfiret dilemesini istisna etmiştir.

Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştığını bildirmiştir. Allahü a'lem.

İbn Teymiyye Külliyatı 4. Cilt